İdeal İnsan ve Evrensel Ahlak

Konu 'Alıntı Yazılar' bölümünde Berkay VARANGEL tarafından paylaşıldı.

  1. Berkay VARANGEL

    Berkay VARANGEL Üye

    Katılım:
    24 Kasım 2010
    Mesajlar:
    425
    Beğenileri:
    78
    Ödül Puanları:
    29

    Felsefe ve Tasavvuf`un savaşı, ta Platon`un zamanına
    dayanmakta olan çok derin bir savaştır. Belkide bilmediğimiz bir şekilde daha da
    geçmişlere dayanır. Bildiğimiz anlamıyla Sofu`lara (saf tasavvufçular) ilk büyük
    eleştiriler Sokrates ve Platon`dan gelir. Bütün gerçekliğin, yalnızca kalple
    anlaşılabileceği inancına sahip olan bu insanlar, filozofların "Akıl" kavr*****
    devamlı olarak saldırmış, onu zaman zaman yanıltıcı zaman zaman ise "Günahların
    kaynağı" yapmıştır.


    Bunun çok şiddetli örneklerini, İslam tarihinde
    de görebiliriz. Mevlana Celaleddin Rumi`nin babası olan Bahaeddin Veled
    (Sultan-ül Uleman; Bilginlerin Sultanı ünvanıyla bilinir. ) İslam
    felsefecilerini bid`at (İslamda olmayan şeylerle uğraşmak) ile suçlamıştır ve bu
    sebeple dönem hükümdarına şikayet edilmiştir. Günümüzde pek çok tasavvuf
    ehlinin, aklı reddetmesi alışıldık bir durumdur. Başka garip bir durum ise,
    Şems`in Mevlana`yı öğrencilere ders vermekten alıkoyması ve bunun "Arınılması
    gereken bir nefs tutkusu olduğunu" söylemesidir. En azından, Mevlevi kaynaklar
    böyle söylemektedir.


    Pek çok tasavvuf kaynağına baktığımızda, din
    için, insan için ideal olan, Tanrı`nın istediği şeyin, tüm nefs tutkularından
    arınıp dünyevi herşeyden el etek çekmek olduğunu görürüz. Akılda bunlardan biri
    olmalıdır. Peki gerçekten de, ideal olan bu mudur ? Dünyevi herşeyden eli eteği
    çekmek, dergahlara kapanıp yalnızca gönül ile zühd hayatı yaşamak mıdır
    ?


    Bu konuda düşünürken, Tanrı`nın Yüce Şanlı Kur`an `da sık sık
    belirttiği, sürekli kullandığı bir ifade aklımdan çıkmadı. "Aşırı gitmeyin. " O,
    her konuda bunu söylüyordu. Size verdiğim temiz ve helal olanları size kim yasak
    etti ? Aşırılık etmeyin diyordu. Yasaklarda aşırı gitmeye de kızıyordu. Çizgiyi
    aşmayın. Sonra, Tanrı`nın sık sık söylediği bir başka söz daha hatırlanmalıdır.
    O, kitabında, dünya malı isteyen ve bana "Burada(dünya da) ver" diyenlere
    kızmakta, isteyenleri "Hem dünya hem Ahiret hayatı için" istemeye
    kılavuzlamaktadır.

    -İnsanlardan, "Ey Rabbimiz! Bize (vereceğini) bu
    dünyada ver" diyenler vardır. Bunların ahirette bir nasibi yoktur.


    Onlardan, "Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver
    ve bizi ateş azabından koru" diyenler de vardır.

    İşte onlara
    kazandıklarından bir nasip vardır. Allah, hesabı pek çabuk görendir.
    -
    (Bakara 200-202)

    Demekki bir insan, hem dünya için hem ahiret için
    istemeli, bunların ikisi içinde çalışmalıdır.


    Şimdide, kendi aklımız
    ile düşünelim. Kant`ın Ahlak felsefesinde, evrensel ahlak anlayışıyla ilgili çok
    güzel bir deney vardır. Kant`a göre, evrensel ahlak vardır. Birşeyin evrensel
    ahlaka uyduğunu anlamanın yolunu bir örnekle anlatalım.

    Bir maksim
    belirleyelim. "Kişisel çıkar için yalan söylemek. " Bu bir maksimdir. Şimdi eğer
    bu eylem, ahlaki ise, dünyadaki bütün insanlar bunu yaptıkları takdirde sorun
    yaratmamalıdır. Varolan tüm insanların kişisel çıkar için yalan söylediğini
    düşünelim. Bu inanılmaz bir kargaşa ve kötülük doğurur. Öyleyse bu evrensel
    ahlaka uygun değildir.

    Aynı metodu bizde uygulayabiliriz. Eğer bir insan
    modeli, ideal insan modeliyse, dünyadaki tüm insanların böyle olması, bırakın
    sorun yaratmayı, var olan sorunlarıda çözmelidir. Varolan tüm insanların zühd
    hayatı yaşadığını, aklı ve dünyayı reddettiğini, kendini manastırlara dergahlara
    kapattığını düşünelim. Bu durumda, şu anda sahip olduğumuz hiçbir bilimsel
    bilgiye sahip olamazdık. Hiçbir teknolojiye sahip olamazdık. Tıp ilerleyemezdi
    ve belkide insanlar gripten ölmeye devam ederdi. Oysa biz insanlar, dünyada aynı
    zamanda bizden sonra gelecek nesillerin hayatını kolaylaştırmakla da emrolunduk.
    Tanrı`nın mükemmel bir düzenle yarattığı bu evreni anlamaya çalışmak, onun
    kurduğu düzenin yeni yönlerini keşfetmekle de emrolunduk.

    Öyleyse
    herşeyde dengeli olmalıyız. Ölçülülük, İslam`ın temelidir.

Sayfayı Paylaş