İki Genç Kızın Romanı (Perihan Mağden)

Konu 'Kitap Özetleri' bölümünde (¯`•вєуαz мєℓєк•´¯) tarafından paylaşıldı.

  1. (¯`•вєуαz мєℓєк•´¯)

    (¯`•вєуαz мєℓєк•´¯) Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    5 Mart 2008
    Mesajlar:
    1.270
    Beğenileri:
    310
    Ödül Puanları:
    36

    İki Genç Kızın Romanı

    Behiye’ nin içine üzüntü, istenmeyen bir kuş gibi yuva yapmış.Dokunsan ağlayacak gibi.Ama neden böyle olduğunu tam da bilmiyor.Sıkıntı halinden bir nebze daha iyi.Yok , çok daha iyi , daha halledilebilir, katlanılabilir bir hal. SIKINTI HALİ : hani o şişirilmiş, şişirilmiş birazdan patlamak üzere kan rengi bir balon hali.İçinin içinde başka bir iç daha varmış, o iç içine sığmamaktaymış, onu nefessiz kılmaktaymış, onu boğmaktaymış hali.

    O hal, hallerin en kötüsü.En karşı konulmazı. O zaman Behiye içine bir türlü sığmayan, soluksuz bırakan o sıkıntı balonu için, yeni bir bedene geçme arzusu duyuyor. Behiye’ nin içinin bir de üçüncü hali var : KIZGINLIK HALİ. Behiye bu halindeyken kafasının zonklamaya başladığını hissediyor. Olduğu yerde döndüğünü, gözünü kararttığını. O göz kararması anlarında Behiye her şeyi ama her şeyi yapabileceğini, yakabileceğini, yıkabileceğini biliyor.

    Evet ! Bu bedende daha fazla gidemeyecek.Bir şeyler yapıp durdurmalı.İstemiyor. İstemiyor!

    Behiye sağ elini ağzına götürüp manyakça ısırmaya başlıyor.Manyakça.Dişlerini eline öyle bir geçiriyor ki. En nihayet elini ağzından çektiğinde, elinin ne biçim kanamakta olduğunu görüyor.Birden Behiye’ nin içine yumuşacık bir his doğuyor.

    KURTULACAKSIN HİSSİ : Hissin adı, bu.Bir şeyler olacak.Üç vakte, beş vakte, yedi vakte kadar bir şeyler.Çok üzüldün. Çok bekledin. Dur şimdi bu bedende. Gitme bir yere. Sana çok güzel bir şey gelecek. Çok güzel, iyi, tatlı bir şey.

    Başı dönüyor. Evden hemen, hemen çıkmalı.Otobüs geldi.Atladı otobüse.TAKSİM.Evet orası iyidir.Orayı biliyor zaten.

    Evden çıkarkenki Kurtulacaksın Hissi’ni hatırlamaya çalışıyor. İyi gelsin içine. Bugün, artık bugün iyi olmak istiyor.

    Aklına Çiğdem geliyor.Beşiktaş’ taki dershanenin önünde buluşacaklardı. Bu yıl işte, aynı okulu bitirdiler. Aynı liseyi.Süper Kız Lisesi.

    Gidip bir Sarıyer minibüsüne atlıyor Behiye. Dershanenin tam önünde iniyor. Dershaneye çıkan merdivenin oralarda yok Çiğdem. Dershanenin kapısında da yok. Hemen girişte soldaki kayıt bürosuna girip bakınıyor biraz.

    Derken bir kız görünüyor. Ona doğru gülümseyerek geliyor. Allahım bu ne güzel bir yaratık! Behiye’ ye doğru geliyor! El sallıyor Behiye’ye.

    Behiye’ nin yüzünü allar basıyor. Sıcaklıyor.Bu bebek hırkalı kız onu nerden tanıyor ki? Bacakları orta yerinden kesildi. Tir tir titriyorlar. Birbirine vuruyor bacakları. Çok heyecanlandı. Neden ki?

    ‘’Şşşşt. Burda mısın en nihayet?’’

    Arkasına dönüyor sıçrayarak.Çiğdem!

    ‘’Bizimki burda nihayet. Ağaç olduk yani sayende Behiye.Bir kere de vaktinde gel yani. Bak bu Handan.’’

    ‘’Merhaba Behiye’’ diyor bebek hırkalı kız.

    Kurtulacaksın Hissi ayak tırnaklarından pompalanmış gibi alnının tepesine kadar çıkıyor. İnanılmaz bir sevincin ruhunu istila edişini kaydediyor Behiye. Teslim alışını.Onun adı : Handan. Onun adı : KURTULACAKSIN HİSSİ. Beni kurtarmaya geldi.

    Daha göreli beş dakika olmadı kızı. Delirdin galiba sen. Kucakladığı gibi, kaçırmak geliyor içinden. Saçmalama Behiye. Kendine gel.Ama gülümsemesine engel olamıyor işte. Burnu kırış kırış; nasıl da sevinçli, mutlu. Durduğu yerde zıplamak geliyor içinden. Bağırmak geliyor bas bas.

    Bir mutluluk çemberinde Behiye. Artık kimse girip kıramaz bu çemberi. Yarın görecek Handan’ ı. YARIN ve her gün. Artık her Allah’ ın günü, her Allah’ ın günü Handan’ ı görecek.Artık Handan’ sız bir gün dahi geçmeyecek. Bunu biliyor adı gibi. Adı gibi biliyor Behiye.

    * * *

    Behiye uyandı. Mutfağın yanı başında odası. Ev gürültüleri vurmaya başladı. Ailesi defolup gidene kadar, yatağından çıkmayacak işte.

    Bu sabah ONLARA rastlamayacak. Bugünü bozmalarına, çizmelerine, kirletmelerine izin vermeyecek.Gününün içine onları sokmayacak.Artık kurtulacak onlardan. Kurtulacaksın Hissi’ yle olacak, artık. Bu kadar.

    Behiye işlerini bitirip çıkıyor evden. Dün geçti ya. Onca saati atlattı ya; uyuyarak. Çok sevinçli. Geçirdiği, geride bıraktığı saatler için çok mutlu Behiye. Az kaldı Handan’ a. Azıcık kaldı.

    Otobüs onu Beşiktaş’a, yokuşun başındaki durağa kadar götürdü. Dershanenin önünde işte iki adımda. Çiğdem de orada. Handan da.

    Ağlamak istiyor Behiye. Onlar girişte kayıtlarını yaptırırken, ağlamak istiyor. Öyle mutlu ki. İçi içine olmuyor mutluluktan. Taşıyor içi : Kıkırdıyor habire. Handan’ a inanamıyor. Handan’ ı bulduğuna. Kurtulacaksın Hissi’ nin gerçek olduğuna. İnanamıyor Behiye.

    Çiğdem yok şimdi yanlarında. Bir şekilde kurtuldular Çiğdem’ den. Boğaz boyunca yürüyorlar. Handan ile Behiye.

    Yokuş aşağı inerlerken kolunu Handan’ ın omuzuna atıyor Behiye. Burnunu Handan’ ın ensesine yaklaştırıp kokluyor çaktırmadan. Handan kokusu. Dünyanın en güzel kokusu. Kemiklerine kadar hissediyor ki, geri dönüşsüz bir yola girdiler. Handan ile Behiye oldular.Mahşere kadar. Mahşer.

    * * *

    Başı dönüyor Behiye’ nin .Açlıktan. Hayır! Mutluluktan. Hiç karnı acıkmıyor ki. Acıkmıyor işte.Giderek eve yaklaşıyor. Giderek EVE.

    Acayip ve büsbütün nedensiz bir telaş alıp götürüyor Behiye’ yi.Sanki bir yere yetişmesi gerekiyor.Sanki çok çok acil bir işe acayip geç kaldı.

    Patates torbası gibi bir sırt çantası var.Büyük ve biçimsiz bir şey. Ne kadar donu, çorabı varsa dolduruyor içine. Üç – dört tane tişört alıyor rastgele.

    Tüm bunları düşünmeden, çabuk çabuk ve sıkıntıyla yapıyor. Annesi dönmez beşten-altıdan önce. Ama artık korkmaya başlıyor yakalanmaktan.

    Abisi Tufan’ ın odasını darmaduman ediyor. Öyle polis basıp da orayı, o haince aramalarından birini yapmış gibi.Bulduğu iki bin sekiz yüz markı boş arka cebine tıkıştırıyor.Patates çuvalını sırtına attığı gibi çıkıyor evinden.

    Apartmanın girişindeki zili çalmasıyla birlikte, sahanlığa çıkıp ellerini çırparak karşılıyor Behiye’ yi Handan. Artık birbirlerine daha yakınlar.Hiçbir zaman ayrılmayacaklar her zaman Behiye ile Handan olarak kalacaklar.

    Leman buz gibi davranıyor Behiye’ ye.Behiye’ de hissediyor.Hissedilmeyecek gibi değil zaten. Leman Behiye’ yi istemiyor evinde, kızının sevgisini onunla paylaşmak istemiyor aslında.

    * * *

    Evden çıkıyorlar. Dışarıda nasıl güzel bir eylül güneşi var. Yaz sonu : ama güneşin sonu değil. Öyle konuşmaya, yürümeye doyamayan bir haldeler.Yorulma hissi yok içlerinde.

    Handan babasını anlatıyor. Avustralya’ daymış babası. Buradan ve tüm kötülüklerden kurtulmak için oraya gitmeye karar veriyorlar. Avustralya’ yı, yeni kıtayı, yeni bir hayat ihtimalini konuşarak. Konuşarak habire, yürüyorlar.

    Az sonra Çiğdem arıyor telefonla. Tufan’ ın her yerde Behiye’ yi aradığını, Handan’ la aynı dershaneye gittiğini öğrendiğini haber veriyor. Behiye korkuyor başına geleceklerden. Korkuyor başlarına geleceklerden. Handan’ a dershaneden hemen ayrılması gerektiğini söylüyor. Tek kaçış yerlerinin Avustralya olduğunu biliyor artık Behiye.

    * * *

    Sabah erkenden çıkıyorlar evden. Müdür geldiğinde kapısında yakalamak istiyorlar. Behiye’ nin içine yırtıcı kuşlar pike yapıyor. İçi didiliyor Behiye’ nin. İçi parçalanıyor meraktan, telaştan. Tufan’ a enselenmek istemiyor. Tufan onu ve Handan’ ı ele geçirsin istemiyor. Behiye daha fazla dayanamıyor bu haline dershaneden çıkıp karşıdaki caddede beklemeye başlıyor Handanı’ nı.

    Dershanenin merdiveninden inen Handan’ ı görüyor birden. Karşı kaldırımda dershaneye doğru yürüyen Tufan’ ı görüyor sonra. Handan ışıklara doğru yürürken, Tufan merdiveni tırmanmaya başlıyor.

    Tanımıyor ki Handan’ ı. Bilmiyor ki.

    Handan Behiye’ yi görüyor. Elindeki kağıtları sallıyor sevinçle. Zıplıyor yeşili beklerken. Behiye caddenin ortasında öylece bakıyor : Şimdi dershanenin kapısından giren Tufan’ a. Şimdi Behiye’ ye doğru koşan Handan’ a. El ele tutuşup koşuyorlar öbür tarafa...

    * * *

    Eve gelir gelmez soğuk rüzgarlar esmeye başlıyor Behiye ve Leman arasında. Bakışlarıyla Behiye’ yi biçiyor Leman. Küçük küçük parçalara ayırıyor. Bu gerilim hattında, telefon çalıyor. ‘’Ben bakıyorum Behiye!’’ diye tısslayarak koşuyor Leman telefona.

    Behiye acayip soğuk ve resmi bir konuşmayı dinliyor kulak kesilip. Kim olabilir ki? KİMLE konuşur ki Leman böyle? KİM Kİ? NE OLDU Kİ? Ne, ne, ne?

    Leman geliyor telefonu kapar kapamaz.

    ‘’Kurs müdürüydü arayan,’’ diyor kötü bir sesle. ‘’Handan belki yine yazılırım, ama şimdi arkadaşımın peşinde abisi var, paramı geri verin diye tutturmuş. Aramış onu anlatıyor bana. Yine yazılacak mıymış Handan ; doluymuş tamamen kurs, ama onun hâlâ yeri varmış – şuymuş buymuş. Evet Behiye Hanım. Nasıl açıklayacaksınız bakalım bu rezaleti? Bugüne kadar bir kere ama bir kere bile yalan söylemedi kızım bana. Yalan söylemek nedir onu bile bilmez Handan.’’

    Handan’ ı kötü yönde etkilediğini söyleyerek kovuyor Behiye’ yi Leman. Bir kazan kaynar su dökülüyor Behiye’ nin başından. Kovuyor Behiye’ yi! Gitmesini istiyor evinden. Nereye gidecek ki Behiye? Neresi var ki gidebileceği? Evi yok ki onun. Onun evi Handan Toprakları. Atılıyor. Atılıyor mu yani? NEREYE gidecek Behiye? NEREYE?

    Gözlerini faltaşı gibi açmış Leman’ a bakıyor Behiye. Öyle inanamadan gördüklerine, duyduklarına.

    Handan’ ın odasına koşup ceketin cebinde ne kadar para varsa kapıyor Behiye. Hızını alamıyor, dolabın aynasına yumruğunu geçiriyor. Paramparça oldu ayna. Elinden kanlar boşanıyor.

    Behiye kana bulanmış para tomarıyla salona dönüp paraları Leman’ ın üstüne fırlatıyor. ‘’Al şu paraları. Sen bunların dilinden anlarsın bi tek. Bi tek paradan anlarsın, paraya taparsın, para için yaşarsın değil mi? Söyle ha, söyle para vampiri! Al şu paraları da rahat bırak bizi!’’

    Leman’ ın karşısındaki koltukta katıla katıla ağlıyor Handan.

    Leman oturduğu yerden kalkıp çantasını alıyor. Vurup çıkıyor kapıyı.

    Handan’ ın cep telefonu çalmaya başlıyor. Kalkmıyor yerinden Handan. Yirmi kez – otuz kez çalıyor telefon. Çok sinir bozucu. Ama duymazlıktan geliyor Handan.

    Tekrar aranıyor. Tekrar. Tekrar.

    Açıyor sonunda : ‘’Peki anne. Olur, anne. Tamam. Yok bi şey. Peki. Olur anne. Tamam. TAMAM anne.’’

    Koşarak çıktı evden Handan. Kaçarak. Kaçıyor Behiye’ den şimdi. O da kaçıyor. Kaçıyor Behiye’ den. Gidiyor. GİDİYOR Handan! HANDAN! HANDAN!

    * * *

    Kapı çalıyor. Apartman kapısı. Nefes nefese otomatiğe basıyor Behiye. Fırlıyor sahanlığa.İki kişinin merdiven çıkma sesleri geliyor. Annesiyle Tufan.

    Buldular Behiye’ yi. Behiye’ yi buldular. İçeri kaçıp kapıyı yüzlerine şaklatıyor Behiye.

    O kocaman sesiyle ne biçim bağırıyor Tufan. Behiye düşmek ve ölmek istiyor. Düşmek ve ölmek, oracıkta.

    Tufan abanmaya başladı kapıya. Zorluyor kapıyı büyük bedeniyle. Kapı Behiye’ ye doğru itiliyor habire.

    Kırdı kapıyı tam karşısında duruyor Tufan. Annesi duruyor onun karşısında. Ağlıyor annesi.

    Behiye’yi yakaladığı gibi saçlarından, kafasını duvara vurmaya başlıyor Tufan. ‘’Nerde ulan paralarım?’’ diyor. Oracığa, yere çöküyor Behiye. Gözleri kapanıyor.

    ‘’Sehpanın üstünde,’’ diyor Behiye binbir güçlükle. Artık güçlükle nefes alıp veriyor. Ya da öyle hissediyor kendini. Ölüyor herhalde.

    Kaldırıyorlar yerden Behiye’ yi. Annesi koluna giriyor, aşağıya apartmanın önüne iniyorlar. Tam kapının orda bir taksinin içinde Leman bekliyor. İniyor taksiden onları görünce. Leman’ ın indiği taksiye bindiriyorlar Behiye’ yi.

    * * *

    Her şey on dokuz gün sürdü.

    HER ŞEY : On dokuz gün.

    Kurtulacaksın Hissi’ nin gelmesinden, baskınla Handanlar’ dan koparılışına kadar, HER ŞEY’ in yalnızca on dokuz günde olmuş olması.

    Bu kadar çabuk, bu kadar kısa.

    Şimdi aile evinde hapsedilmiş gün sayıyor Behiye.

    Öyle beton bir duvar ördü içine. Kalbine kum yığdı kamyon kamyon. Gömdü acısını Behiye. Gün sayıyor. Bekliyor. Bekliyor.



    * * *

    Bir ay geçmedi. Üç hafta geçti ama. Yetmez mi? Yirmi bir gün. Bugün Handanlar’ dan koparılışının üstünden yirmi bir gün geçti.

    Annesi mutfakta bir şeyler yapıyor. Önünden geçip açıyor evlerinin kapısını, çıkıyor dışarı. Dışarda şimdi. Yirmi bir gün sonra ilk kez dışarda.Yürümeye başlıyor Behiye. Ağlıyor ve yürüyor habire.

    Yorgunluktan ve heyecandan dizleri vuruyor birbirine.

    Bir süre sonra Handanlar’ ın kapısında buluyor kendisini. Dairenin kapısında Leman beliriyor. Leman’ a bakıyor Behiye. Gözlerinden yaşlar boşanıyor.

    Leman’ ın sesi, yüzü, üstü başı berbat halde. Çok korkunç, çok vahim bir şeyler olduğunu anında anlıyor Behiye.

    Az sonra Handan’ ın Avustralya’ ya kaçtığını öğreniyor.

    Sokakta Behiye şimdi. Yürüyor. Yürüyor Behiye durmadan. Gözlerinden yaşlar boşanarak yürüyor. Acayip içi yanıyor Behiye’ nin. Tutuşuyor içi.

    Sokaklar dolu. Cadde tıklım tıklım. İnsanlar birbirine çarpa çarpa, güç bela yürüyorlar. Sen yoksun bu şehirde. Gittin buradan. Beni bu belalı, bu kötü şehirde bi başıma bıraktın. Bıraktın beni Handan.

    Meydanda, yere çöküyor Behiye. O kadar yorgun ki, kıvrılıp oracıkta uyumak istiyor.

    O kadar yorgun ki bitti Behiye.Handan ile Behiye. Bitti onlar. Bittiler. Bitti.
    __________________

Sayfayı Paylaş