İletişim Sorunları ve Çözüm Yolları

Konu 'Türkçe 7. Sınıf' bölümünde küfella tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. küfella

    küfella Üye

    Katılım:
    1 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    54
    Beğenileri:
    74
    Ödül Puanları:
    0

    arkadaşlar iletişim sorunları ve çözüm yolları ile ilgili piyes hazırlamam gerekiyor.aklıma hiç birşey gelmiyo.zamanım az.yardım edin!!!
  2. DeRin-qirL

    DeRin-qirL Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    22 Mart 2009
    Mesajlar:
    163
    Beğenileri:
    67
    Ödül Puanları:
    0
    sana tavsıye vereyım cok komık haraketler burları'ı izle.. tek yapabılceğin bu ama etrafındakıleride yazabilirsin yakınlarımda olsaydın buyuk bı pıyes yazıp verirdim ama:)
    küfella bunu beğendi.
  3. sumeyra

    sumeyra Üye

    Katılım:
    3 Mart 2009
    Mesajlar:
    1.561
    Beğenileri:
    790
    Ödül Puanları:
    0

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    sana tavsıye vereyım cok komık haraketler burları'ı izle.. tek yapabılceğin bu ama etrafındakıleride yazabilirsin yakınlarımda olsaydın buyuk bı pıyes yazıp verirdim ama:)
    Genişletmek için tıkla...
    burayada yazabilirsin, illa ki yakınında olması gerekmez..;)
  • мoʀαoʀ

    мoʀαoʀ Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2008
    Mesajlar:
    990
    Beğenileri:
    634
    Ödül Puanları:
    94
    BİREYLERİN İLETİŞİM SORUNLARI VE İLETİŞİM BECERİLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ
    YRD. DOÇ. DR. ERDOĞAN BOZKURT*
    “Tüm yaşam bir iletişim - etkileşim olayıdır.”
    Özcan KÖKNEL
    İletişim bireyin birtakım semboller kullanarak karşısındakini etkileme süreci olarak tanımlanabilir (1). Ailede okulda ve iş yaşamındaki iletişim sorunlarına ülkemizde son yıllarda yapılan araştırmalarda sıkça karşılaşılmaktadır. Baymur ve Yeşilyaprak’ın yaptıkları araştırmalarda lise ve üniversite öğrencilerinin iletişim yeterlikleriyle ilgili sorunların fazla olduğu görülmektedir. Bu sorunlardan bazıları; topluluk içinde konuşamamak karşı cinsle arkadaşlık etmekten çekinmek ana-baba ile sorunlarını tartışamamak... gibi. Voltanda yaptığı gözlemler sonucunda lise öğrencilerinde aynı sorunların bulunduğunu belirtmektedir (2 3).
    Mooney’in üniversite öğrencileri üzerindeki çalışmasında öğrencilerin çok problemli olduğu alanlardan az problemli olduğu alana doğru şöyle bir sıralama yapılmıştır (4): Birinci sırada üniversite ile ilgili problemler ikinci sırada başkaları ile iletişim kurmaya ait sorunlar üçüncü sırada gelecekle ilgili sorunlar yer almıştır.
    Çulha ve Dereli’ninyaptığı araştırmada iletişim sorunlarının ülkemizde artma eğilimi gösterdiği vurgulanmaktadır. İletişim sorunları olarak; duygu ve düşüncelerini açıkça söyleyememek rahat konuşamamak yaş ve sosyal statü olarak daha büyüklerle rahat konuşamamak bir arkadaş grubuna girememek karşıt cinsle arkadaş olamamak belirtilmektedir(5).
    İletişim Becerisi Yetersizliğinin Bazı Nedenleri
    Çeşitli toplumlarda olduğu gibi Türk toplumunda da iletişim becerileri yetersiz bireyler bulunmaktadır. İnsanların bir grubu aşırı derecede çekingen bir kısmı ise fazlaca saldırgandır. Çekingenlik ve saldırganlık özelliklerinin tam ortasında ise sağlıklı iletişimi anlatan atılganlık iletişim özelliği bulunmaktadır.Atılganlık kişilik özelliği ise “başkalarını küçük görmeden onların haklarını yadsımadan kişinin kendi haklarını koruyabilme yolu olarak geliştirilen bir çeşit bireyler arası ilişkiler biçimi” olarak tanımlanır (6). Ülkemizde iletişim yetersizliğinin ya da atılganlık düzeyinin düşüklüğü ile ilgili çeşitli araştırmalar yapılmıştır.
    Oskay (1981) ve Köknel’in (1986) çalışmalarında; çocuk eğitiminde ailenin ve çevrenin çocuğun yaşına ve gelişim çağına uygun olmayan beklentilerinin olması ailenin bu beklentilerinin gerçekleşmesi için aşırı baskı ve dayağa varan ceza ve şiddet yöntemlerine sıklıkla başvurması yetişkinler arasındaki iletişim bozukluğunun temel nedenlerinden birisi olarak açıklanmaktadır(7 8).
    Toplumumuzdaki iletişim sorunlarından bir bölümü de kuşak çatışması ve kuşaklar arası anlayış farkının büyük boyutlara ulaşmasından kaynaklanmaktadır. Ülkemizdeki genç kuşak düşüncelerine saygı duyulmasını düşüncelerini anlatma tartışma fırsatının kendilerine tanınmasını toplumun kültür faaliyetlerine katılabilmeyi sorunlarıyla ilgilenmeyi toplumdan soyutlanmamayı kendi toplumuna yabancılaşmamayı ve sorunlarına sahip çıkmayı istemektedirler (9).
    Köknel(1986) kuşak çatışmasının temel nedenini genç ve yetişkin kuşak arasındaki karşılıklı olarak gönderilen iletilerin çözülüp anlaşılamamasından yani iletişim kopukluğundan kaynaklandığını vurgulamaktadır. Köknel ailenin ve çevrenin gençle kurup sürdürdüğü iletişimde ve verilen iletilerde çelişmelerin olduğunu ortaya koyarak bunu şöyle açıklamaktadır. Aile bu yandan gence “büyüdüğünü” “kendi başına karar vermesinin sorumluluk yüklenmesinin gerekli olduğunu” anlatır öte yandan“aklın ermez” “sen daha çocuksun” denilerek tüm davranışları kısıtlanır. Bu çelişkiler gence de yansımakta ve onda da çelişkiler oluşturmaktadır.Genç istediği zaman kendini “koca adam” olarak görmekte bütün sorunlarını çözecek güçte olduğunu sanmaktadır.İstemediği durumlarda “ben daha çocuğum” aklım ermez düşüncesinden hareketle sorumluluktan kaçmaktadır (10).
    Kasatura’ya (1991) göre; iki insanın birbirini anlamasını engelleyen en önemli etkenlerden biri de savunucu iletişimdir.Bu süreç bireyin benlik bilincini koruma ihtiyacından çıkmıştır.Bireyin kendini savunma özelliği arttıkça iletişimdeki verimin düştüğünü savunma azaldıkça iletinin anl***** ve yapısına daha çok dikkat edildiği gözlenmiştir.
    Birbirinden çekinen ve aralarında olumsuz bir değerlendirme bulunan bireylerin etkili iletişim kurabilmeleri için öncelikle güven ortamının oluşturulmasının gerekli olduğu ifade edilmiştir. Çevresindeki insanlarla başarılı iletişim kuran yetişkinlerin kişilik özelliği incelendiğinde kendilerine güven duyan duygusal ve düşünsel yönden olgunlaşmış kişiler olduğu gözlenmiştir. Bu kişilerin bebekliklerinden itibaren güven ve sevgi dolu bir ortamda yaşadıkları görülmüştür. Ayrıca başarılı bir iletişimde duygudaşlık saydamlık ve etkin dinleme özelliklerinin bulunması gerektiği söylenmektedir. Duygudaşlık (empati) karşısındaki insanın duygularını anlama yeteneği; Saydamlık bir insanın rol yapmaması içi ile dışının bir olması; etkin dinleme ise karşısındaki bireyin söylediklerini de çözerek onun dünyasına girilebildiğini ve anlaşıldığının karşıya iletilmesini anlatır(11).
    Tuncer (1979) ana-baba tutumlarıyla aile yapılarının çocuğun kişilik özellikleri geliştirmelerine etkisini incelediği çalışmasında farklı kültürel ögelerin egemen olduğu farklı toplumlarda aile yapıları ve benimsenmiş eğitim yöntemlerindeki farklılıkların toplumdan topluma değişen özgün kişilik çizgilerinin ortaya çıktığını açıklamaktadır.
    Ülkemizin de içinde bulunduğu Doğulu ülkelerde girişken olmayan geleneklere bağlı kararsız ve aile bağları güçlü sınırlı davranışları etkin olan bireyler yetişirken; Amerika ve Batılı ülkelerde özgürlüğüne düşkün para ve başarıya önem veren gelenek ve soyluluğa bağlı olmayan davranışlarını belli kurallara göre düzenlemeyen aile bağları zayıf bireylerin toplumda genellikle çoğunlukta olduğu belirtilmektedir (12).
    Geleneksel Türk eğitiminde; ailede çocuğun korunduğunu gözetildiğini girişkenlik ve merakın desteklenmediğini çocuğun içinden geçenleri açıkça söylemesinin engellendiği vurgulanarak; okul ortamında çocuğun sıkı bir denetime sokulduğu öğretmenin otoritesini benimseyen kurallara uyan çocukların ödüllendirildiği çok sayıdaki araştırmaların ortak bulgularıdır(13). Tuncer ülkemizdeki çocuk yetiştirme yöntemindeki önemli sorunun bireyler arası ilişkileri bozmadan aile bağlarını gevşetmeden; bağımsız kararlı ve girişken bireyler yetiştirmek olduğunu belirtmektedir.
    İletişim Becerilerinin Geliştirilmesi
    Daha sonra yapılacak olan davranışın önceden denenmesi ya da prova edilmesi yöntemini geliştiren Friedman Wolpe Lazarus Liberman Baker Fiedler ve Beach (1966 1978) gibi araştırmacılar atılganlık eğitimi yöntemini geliştirmişlerdir. Bu yöntem danışanın o davranışı kaygılanmadan yapabilmesini uygulama sırasında kendine güveninin artacağını danışanın durumunun kötüye gitmeyeceğini öğrenmesini sağlar.Bu tür atılganlıkeğitimiyle çok çekingen ve saldırgan davranışları yüzünden bireyler arası iletişim sorunları bulunan kişilere yardım edilebileceği söylenmiştir (14).
    Morgan ve Leung (1979) kendilerini yetersiz olarak kabul eden fiziksel özürlü üniversite öğrencileri üzerinde atılganlık eğitiminin etkilerini incelemişlerdir.18-40 yaşları arasında 9 bayan 5 erkek olmak üzere 14 denek üzerinde çalışılmıştır. Deneysel araştırmada ön-test son-test kontrol grup mo****nden yararlanılmıştır.
    Atılganlık eğitimi gören ve görmeyen denekler karşılaştırıldığında sosyal etkileşim becerileri benlik ve benlik saygısı düzeyi ile kendilerini yetersiz olarak kabul eden atılganlık eğitimi verilen bireylerin sayıca arttığı denencelerin analizinden anlaşılmıştır. Çalışmada fiziksel özürlü üniversite öğrencilerinin yeteneksizliğinin kabulünün gelişiminde atılganlık eğitiminin etkili olabileceğini ortaya koymuştur (15).
    Voltan (1980) üniversite öğrencilerinin atılganlık kişilik özelliği düzeyinin yükseltilip yükseltilemeyeceğini incelemek amacıyla deneysel bir çalışma yapmıştır. Atılganlık kişilik özelliğini bireyin kaygı dışındaki olumlu ve olumsuz duygularını birey ya da bireylere en etkili şekilde iletebilme karşısındaki kişinin hakkına saygı göstererek kendi hakkını koruyabilme nitelikleri olarak tanımlanmıştır(16). Bu nedenle atılgan bireyin kurduğu iletişimin sonucunda daha sağlıklı bir uyum içerisinde olacağı söylenebilir.
    Voltan sosyo-ekonomik düzeyi düşük ailelerden ve kırsal kesimden gelen 17-19 yaşları arasındaki gönüllü 60 öğrenci üzerinde atılganlık eğitimi programı uygulamıştır. Atılganlık eğitimi sonunda deney grubundaki öğrencilerin Rathus Atılganlık Envanterinden aldıkları puanların ortalaması kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır(17).
    Akkök (1996) ilköğretim öğrencilerinin ev ortamından çıkıp okul ort***** girdiklerinde onlardan yeni davranış biçimleri geliştirmeleri beklenildiğini belirterek bunun sonunda çocukların; kendilerine güvenleri olan kendilerini düzgün ve güzel ifade edebilen ve kişiler arası ilişkilerde başarılı bireyler olarak gelişmelerinin sağlanabileceğini açıklamıştır. İlköğretim öğrencilerine kazandırılacak beceriler aşağıdaki gibi gruplanmıştır. İlk kazandırılacak beceriler; dinleme konuşmayı başlatma konuşmayı sürdürme soru sorma teşekkür etme kendini tanıtma başkalarını tanıtma iltifat etme yardım isteme bir gruba katılma yönerge verme yönergelere uyma özür dileme ve ikna etmedir. Grupla bir iş yürütme becerileri arasında başkalarının görüşlerini anlamaya çalışma; duygulara yönelik beceriler grubunda ise kendi duygularını anlama duygularını ifade etme başkalarının duygularını anlama karşı tarafın kızgınlığı ile başa çıkma sevgiyi-iyi duyguları-ifade etme korku ile başa çıkma ve kendini ödüllendirme iletişim yeterlikleri arasında sayılabilir. Saldırgan davranışlar ile başa çıkmaya yönelik beceriler; arasında ise izin isteme paylaşma başkalarına yardım etme uzlaşma kızgınlığı kontrol etme hakkını koruma ve savunma alay etmeyle başa çıkma kavgadan uzak durma yer almıştır.Stres durumlarıyla başa çıkmayla ilgili beceriler arasında ise; başarısız olunan bir durumla başa çıkma grup baskısıyla başa çıkma utanılan bir durumla başa çıkma yanlız bırakılma ile başa çıkma sayılabilir (18).
    Görüldüğü gibi ilköğretim öğrencilerine kazandırılacak becerilerin büyük bölümünü iletişim becerileri oluşturmaktadır. Ayrıca bu çalışmada her becerinin nasıl kazandırılacağı ile ilgili çok sayıda etkinlik bulunmaktadır.
    Baltaş ve Baltaş(1997) daha iyi insan ilişkileri ve daha iyi iletişim kurabilmek için bedenin iyi kullanılmasının yanında bireyin“duygusal olgunluğa” ulaşmasının gereğini açıklamaktadırlar. Duygusal olgunluk bireyin kendi duygularını anlaması ve yaşam düzeyini yükseltebilecek yönde düzenlemesi başkalarının duyguları için empati göstermesi biçiminde tanımlanmıştır. Coleman; duygusal olgunluk kavramı yerine kendinin farkında olma (self awareness) ve ertelenmiş haz (delayed gratification) kavramlarını kullanmıştır. Bu iki kavramın oluşturduğu beceriye bireyin sahip oluş derecesine göre hayattaki başarısının artacağı belirtilerek; bu özelliğe “duygusal akıl” adı verilmiştir. Daha sonra bu kavram “duygusal zekâ” olarak ifade edilmiştir. Bu kavram bireyin kendi duygularının farkında olması biçiminde tanımlanmıştır(19).
    Sorias (1986) toplumsal ruh sağlığının hedefi olarak bireyin temel ihtiyaçlarını karşılayan ve yaşamını sürdürmesini sağlayan sosyal ilişkilerin güçlendirilmesini belirtmektedir. Ruh sağlığı üzerinde son yıllarda yapılan çalışmaların girişkenlik(atılganlık) düzeyinin yüksekliğinin ruh sağlığını korumaya yarayan destek sistemi olarak görev yaptığı stres durumlarında fiziksel ve ruhsal çözüntüyü azaltabileceği ifade edilmiştir.
    Sorias; Brady EislerMiller ve Person’dan da yararlanarak bireyler arası doyum verici iletişim biçimi olan anlatımcılık (expresiveness) ile atılganlığı içine alan sosyal becerinin yararlarını bireyin olumsuz ya da olumlu duygularını ilişki içinde olduğu birey ya da bireylere anlatabilmesini kendi haklarını savunabilmesini kendisine ters gelen istekleri geri çevirebilmesini gerektiğinde başkalarından yardım isteyebilmesinin kolaylaştırılması şeklinde özetlemiştir.
    Davranış modifikasyonu ilkelerine dayanan sosyal beceri ya da girişkenlik eğitiminin psikiyatrik bozukluğu olmayan bireylerin diğer insanlarla ilişkilerinin daha doyum verici olmasını sağlamak karşılarına çıkan fırsatları en iyi şekilde değerlendirmek depresyon mental gerilik şizofreni ve kişilik bozuklukları tedavisinde yararlı olabilecek bir yöntem olarak gösterilmiştir (20).
    Tartışma ve Yorum
    Geleneksel tarım kültüründen modern sanayi toplumunun kültürüne geçişin sancılarının yaşandığı ülkemizde yeterli iletişim becerilerine sahip bireylerin yetiştirilmesi toplum ve birey açısından istenen ve beklenen bir olgudur.
    Toplumumuzun sahip olduğu geleneksel kültürel ögeler otoriter ana-baba tutumu baskıcı çocuk yetiştirme yöntemleri hızlı sosyal ve kültürel değişme gibi nedenlerin bireyler arası iletişimde çeşitli sorunlar çıkardığı söylenebilir. Bu sorunlar ise bireyin uyumunu olumsuz yönde etkilemektedir. Geleneksel Türk eğitiminde; ailede çocuğun korunduğunu gözetildiğini girişkenlik ve merakın desteklenmediğini çocuğun içinden geçenleri açıkça söylemesinin engellendiği vurgulanarak; okul ortamında çocuğun sıkı bir denetime sokulduğu öğretmenin otoritesini benimseyen kurallara uyan çocukların ödüllendirildiği çeşitli araştırmaların ortak bulgularıdır. Ayrıca iletişim sorunları olan bireylere yardım edebilmek için psikologlar değişik terapi teknikleri geliştirmişlerdir.
  • мoʀαoʀ

    мoʀαoʀ Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2008
    Mesajlar:
    990
    Beğenileri:
    634
    Ödül Puanları:
    94
    Öncelikle iletişim kurma becerilerimizi geliştirmek için etkin iletişimin önündeki
    engelleri bilmeliyiz. Hem özel (sevgilimiz yada eşimiz) hem de sosyal yaşamımızda (iş
    çevremizde yada öğretmenlerimizle) başkalarıyla çatışmaya girdiğimiz yada anlaşmazlığa
    düştüğümüz zaman hiç de az değildir.
    Güç ispatlama mücadelesi; yani ben lider olmak istiyorumdur. Yavuz yada Eren’i
    çok iyi anladığım düşüncelerini bildiğim duygularını kavradığım halde Eren’i yenmek alt
    etmek ve üste çıkmak için her fırsatta kapışıyorumdur.
    Kişisel çatışma; yaşanıyor olabilir. Örneğin benim nefret ettiğim yada eskiden bana
    bir dost kazığı atan yada terfime engel olmuş biri olan Mutlu’ya benzediği için Yavuz’a sinir
    olurum söylediklerinin tersini yaparım onu dikkate almam ve rezil etmeye çalışırım.

    Amaç çakışması; varsa. Yani ben ekip lideri olarak toplantıya geç gelenleri
    dışlamamayı herkese eşit davranılması gerektiğini düşünüyorsam Şensu ise bir ekip lideri
    olarak toplantılara geç kalanları gruptan dışlamayı ve ceza vermeyi düşünüyor olsun. Her
    ikimizde birbirimizi anladığımıza duygu ve düşüncelerimizi bildiğimiz halde sürekli kavga
    eder ve bir türlü uzlaşama sağlayamayız.
    Bu saydıklarımız iletişim açısından pek önemli değildir. Etkin iletişim kuramamanın
    sorunları çok daha farklıdır. Kökleri çok daha derinlerde olabilir. (dia 1)

    * Korkular
    * Ön Kabuller
    * Duyarsızlık
    * isim Takma Merakı
    * Kendine Güvensizlik
    * Sürekli Kendini Öne Çıkarma

    Gibi nedenlerle anlaşamıyorsak o zaman iletişim sorunları vardır.

    iletişim Korkuları
    Bazı korkular iş güdüseldir ve hayatta kalmakla ilgilidir. Deprem olduğunda kendimi
    pencereden atlamak yada sokağa fırlamak yangın çıktığında pencereye doğru koşmak
    gerekiyorsa kendimizi aşağıya atmak gibi. Ne var ki iletişimdeki korkular farklıdır. Bunlar ne
    olabilir?

    * Yeni Durum ve insanlardan (ortamdaki görüşleri hemen kabul ederiz)
    * Yanlış ğeyleri Söylemekten (konuşamayız)
    * Alaya Alınmaktan (söyleyeceğimiz şeyleri küçümseriz)
    * Baikasının Gözüne ***** Görünmek (düşündüğümüzü söyleyemeyiz)
    * Duygularımızı ifade Etmek yada Duygularımızı Kontrol Edememekten Korkmak
    (duygularımızı bastırırız)
    iletişim korkuları arasında sayılabilir.

    iletişim Kazası Ön Kabuller
    Ön kabul; bir fikir duygu yada olguyu gerçek olup olmadığını bilmeden geçerli
    saymaktır. Geniş anlamda bir şeyin nasıl olduğunu ve nasıl olması gerektiğini hakkındaki
    inançlarımız değerlerimiz ve tutumlarımız bizim ön kabullerimizi oluşturur.

    Örneğin; Üretim Müdürü Yardımcısı Oben sizde Genel Müdürsünüz. şirket pazarlama
    bölümünde sorunlar yaşamaktadır. Ve siz Oben’nin bu sorunları halledeceğini düşündüğünüz
    için buraya aktarmak istediniz ve daha yüksek maaş vererek en sorunlu yere müdür yaptınız.
    Fakat tıkır tıkır işlerin yürüdüğü yerden sorunlu bir yere gitmek Oben için sürülmek
    sayılmaktadır. Yapılan terfi ve ücret artışına rağmen istifayı basar. Ama siz bir Genel Müdür
    olarak Oben’e Pazarlama bölümünde sorunlar olduğunu bu bölümün iyileştirilmesi için Oben
    gibi temiz düzenli ve planlı çalışmanın yanı sıra ikna kabiliyeti ve müzakerelere hakim
    olabilme gibi özelliklerinden dolayı bu problemlerin üstesinden gelebileceğinden bahseden
    cümleler kurarsanız etkin bir iletişim kurmaya başlamışsınızdır.
    Genel Müdür olarak böyle bir konuşma yapmadan Oben iletişimi kopartmış biri olarak
    hatalıdır. Bu bölümün kötü bir şöhrete sahip olduğunu bu nedenle bu bölüme alınmasını
    içerdiğini söyleyebilirdi. Gene de Genel Müdürün açıklaması gereklidir.

    Duyarsızlık
    Kimi zaman başkalarının duygularını dikkate almak bize fazla gelir. Akşam yorgun
    argın eve geldiniz. Hemen kızınız “Anne be çirkin miyim?” yada sevgiliniz sizden ilgi
    beklediği halde ilgisiz bırakırsanız. Tabi bu davranışlarınızın birkaç tekrarı halinde kızınız
    yada sevgiliniz sizinle paylaşmayı ve dertleşmeyi kesecektir.
    Yani isa’nin kızmasına Çiğdem’in sorularını yanıtsız bırakırsam iletişim kurulabilir miyim?

    isim Takmak
    Örneğin şişko Ahmet Motor yada Tavşan Leyla gibi nitelendirmelerle isim takılan
    kişi görünüşte belli etmese de bundan pek hoşlanmaz için için üzülür. Örneğin okulda
    sorunlar yaşayan çocuğuyla ilgisiz davranışlar sürekli “geri zekalı kuş beyinli 90 aldın da 100
    niye alamadın? 75 alan 80 de alırdı.” Gibi olumsuz eleştiriler ve isim takmalar kişiyi çok kötü
    etkiler kişi zamanla kendini yetersiz hissetmeye başlar ve sizinle olan iletişimi zayıflamaya
    başlar.

    Kararsızlık
    Konuşurken “şey eee Yaniii Hımmm Ne Diyordum” gibi ifadelerin sık sık
    kullanılması ve alışkanlık hale gelmesi kişinin karar vermekten yada söylediklerinin

    dinlenmeyeceğinden korkuyor demektir yada düşünce tembelidir. Bu nedenle iletişim
    kurarken mesajı hazırlamak ve hazırlanmış bu mesaj bizi “eee şey” demekten kurtarır.

    Alınganlık
    Alıngan kişi karşısındaki insanların her söylediğinden mutlaka kendine yönelik bir
    olumsuzluk çıkartır. Kendisiyle öteki insanlar arasında duvarlar ördüğü için iletişim bozulur.

    Ben-Merkezcilik
    iletişim iki tarafın yer aldığı bir süreçtir. Tarafların düşünce ve duygularını ifade
    edebilmeleri ve birbirlerinin düşünce ve duygularının doğru anlayabilmesi için iki tarafında
    yukarıda saydığımız engellerin yanında “sürekli kendinden bahsetmesi” den dolayı iletişim
    gerçekleşmez.
    Kendimizi Doğru ifade Edebilmek
    insanlar konuşurken pek çok şey söyler. Ama verdiğimiz mesajlar esas olarak Gözlem
    Düşünce Duygu ve ihtiyaç olmak üzere 4 öğeden oluşmaktadır. (dia 2)

    Gözlemler
    Bu bir bilimcinin dedektifin veya televizyon muhabirinin dilidir. Beş duyumuzla
    gözlemlediklerimizi aktarmaktadır.
    “Bu sabah Necla okula geç geldi” gibi.
    Düşünceler
    Duyduğumuz dokunduğumuz ve gözlemlediklerimiz hakkında varılan sonuçlardır. Bu
    sonuçlar aracılığıyla aslında ne olup bittiği ve neden böyle olduğunu kavrarız. Bir şeyin iyi
    veya kötü doğru yada yanlış olmasıyla ilgili diğer yargılarımızı da düşüncelerimizin bir
    parçasıdır.
    “Bu çocukla arkadaşlık etmen iyi değil” (değer yargısı)
    “Bu adamla iş yapılmaz” (değer yargısı)
    selny bunu beğendi.
  • мoʀαoʀ

    мoʀαoʀ Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2008
    Mesajlar:
    990
    Beğenileri:
    634
    Ödül Puanları:
    94
    İLETİŞİM (SİZLİK) SORUNU

    Hassas noktalarımızın zedelendiği duygusuyla bütün savunma sistemlerimiz harekete geçer ve kendi içimizde olağanüstü durum ilan ederiz. Bu durum ise bizi gerçeklikten uzaklaştırır adım adım. Savunucu yaklaşım tarzı iletişimin seyrini olumsuz etkileyen önemli hatalardan birisidir. Savunuculuk aynı zamanda bireyin benliğini koruma ihtiyacı içinde olduğunu gösterir. Savunma durumunda olan kişi zihin gücünü içerikten daha ziyade kendisini savunmaya harcar.Kişi konudan çok karşıdaki insana nasıl göründüğü nasıl algılandığı ile ilgilenir. Karşıdaki insanı nasıl alt edeceğine tartışmayı nasıl kazanacağına nasıl baskın çıkacağına ve karşı tarafa nasıl karşı koyacağına odaklanır.

    Aile çocuk ilişkilerinde emir vermenin yaygın olduğunu ve saatte yüzlerce talimat yağdırılarak çocuk yetiştirildiğini hatırlarsak emir vermenin yaşamımızdaki etkilerini daha iyi farkederiz. Emir ve talimatların bu kadar sık kullanılması özbenliğin gelişmesini engellediği gibi insanların asi olmasına ve otorite ile sorun yaşamasınada yolaçmaktadır. Geriye kalan seçenekler; ya otoriteye boyun eğeceksin ya otoriteye karşı çıkacaksın ya da otorite olacaksın.

    Dolayısı ile iletişimde emir vermek talimatlar yağdırmak olumsuz ve bozuk bir iletişimi getirecektir. Bir çok şeyi tehdit olarak algılama ve savunmaya geçme reflekslerine sahip oluşumuzun kökeninde bu yetiştirme tarzı yatmaktadır.

    Teselli etmek ne kadar karşıdaki kişiye yardım amacı ve içeriği taşısada genellikle iletişimde olumsuz etkilere sahiptir. Bizim kültürümüzde ise teselli etmek çok yaygın ve şefkat gösterisi olarak sürer gider. Amaç karşıdaki kişiyi yaşadığı duygudan uzaklaştırmak moral vermek ve destek olmaktır ama iletilen mesajlar farklıdır. Takma kafana boşver düşünme dünyanın sonu değil herşey olacağına varır kader böyle imiş........ Bunlar söylenirken teselli edilen kişide anlaşılamamışlık duygusu depreştiği gibi kızgınlık duygusu buna eşlik eder ve iletişim olumsuz bir noktaya doğru kilitlenir. Çünkü iletilen mesaj kişinin yaşadığı sorunun önemsiz olduğu (Ben bilirim senin sorunun önemli değil sen yanlış düşünüyorsun yanlış anlıyorsun yaşadığın duygular yersiz hemen vazgeç bu durmdan vb.) mesajı alt yazı olarak iletilir. Buda karşıdaki kişiye önemsenmediği duygusu yaşatacaktır. Karşıdaki kişiyi alamaya çalışmak duygularını ifade etmesine fırsat tanımak en yararlı olabilecek yöntemdir.

    Övme aynı düşünceye katılmak hatta abartılı bir şekilde karşıdaki kişiyi yere göğe sığdıramamak alay etme niteliği taşırki buda karşıdaki kişiyi utandırmak gibi eleştirmek gibi iletişimi savaş arenasına dönüştüren bir tarzdır. Bu durum çıkar amaçlı kullanıldığı zaman içişin adı değişiyor. Sizler bilirsiniz ne dendiğini....

    Toplumda çok yaygın ve bazı insanlar bu yolla bir yerlere gelmeye ve orada tutunmaya çalışırlar. Bazı insanların egolarını şişirme ihtiyacı ise buna uygun bir zemin hazırlar. Neyse konumuza dönelim...

    Karşısındaki insanların zihnini okuma ise bizim topluma özgü bir meziyettir. Çünkü herkes insan sarrafı olduğunu sanır ve karşıdaki insanlar ne düşünürse düşünsün anında doğa üstü güçleri harekete geçermiş gibi algılama gücüne sahip olduğuna inanır. Bunu düşünen insanların kendince doğrudur belki ama olan asıl mesele burada şudurki; kişi kendi kalıplarını ve şablonlarını varsayımlarını karşıdaki insana yapıştırmakta ve onu ve ona atfettiği yönleriyle onu algılamaktadır. Ne yazıkki bunun yüzdeyüz doğru olduğuna da kendini inandırmaktadır. Konuşmak için karşıdaki insanın konuşmasını bitirmesini beklemeye sabrımız yoktur ve konuşmanın yarısında geriye kalan anlamlarıda biz ekleyerek sürdürür gideriz diyaloğu.

    Konuştuğumuz insanları yeni tanıştığımız insanları kafamızda daha önce seri üretimini yaptığımız kalıplardan birisine oturtma ihtiyacı içindeyizdir. Biraz ipucu yeter bizim için. O insanı tanımaya anlamaya vaktimiz yok ; çünkü kafamızda önce bir yere oturtacağız sonra gerekirse yerini değiştiririz. Toplum olarak en çok yaptığımız yanlışlardan birisidir ve anlamak yerine kendimizin anlam katması daha kolayımıza geliyor. Kişinin ne iş yaptığı hangi gazeteyi okuduğu ne giydiği hele hele nereli olduğu gibi bilgiler kafamızda hazır düşünce kalıplarını harekete geçirir. Böylece objektif olma gücümüzü kaybederek daha sonra yaşayacağımız hayal kırıklıklarının da alt yapısını hazırlarız. Ne kadar fazla düşünce kalıplarına sahipsek esnekliğimizi ne kadar yitirmişsek insanları doğru anlama ve algılama gücümüzü o ölçüde kaybedeceğiz ve insanlarla ileşim sorunları yaşamaya adayız demektir.

    Çoğunlukla insanların önceki yaşantıları bilinçdışı bir süreç olarak şimdiki ilişkilere transfer etme durumu sözkonusu olmaktadır. İnsan sarrafı olma deyimi ise buradan kuvvet bulmaktadır ki bu iletişimi olumsuz etkileyen ve insanları doğru anlamaktan uzak bir anlayıştır. Burada algılanan şey gerçekte olan değil kişinin önceki yaşantıları ile beslediği benzettiği (bilinçdışı kurulan bir benzerlik) ve resmettiği bir tablodur. Karşıdaki insanada bir rol atfedilmektedir ve bu role uygun olması beklenmektedir. Zamanla bu rolle uyuşmadığını farkedincede hayal kırıklığı ve çatışma başlamaktadır.

    Yaşantıların birbiri ile karşılaştırılması deneyimlerin birbiri ile karşılaştırılması çocukların birbiri ile karşılaştırılması toplum hayatımızdaki başka travmalara kaynaklık etmektedir. Yapılan her işe bir referans arama ihyitacındayızdır. Bireysel farklılıkların algılama farklılıklarının yetenek alanlarının bir önemi yokmuş gibi hareket edilir ve olumlu olumsuz herşeyde diğer kişiler bir referans nesnesi haline getirilir. Böylece iletişimede sıkça giren kıyaslama durumu insanlarda yine iletişim sorunlarına yolaçmaktadır.

    Doğru bir iletişim önce etkin olarak dinlemekten başlar. Etkin dinlemek karşı tarafın kendisini daha rahat ifade etmesine ortam hazırlar ve hata payını azaltır.

    Dinlemek ise çok ciddi bir iştir ve kişinin kendisini geliştirebileceği geliştirmesi gereken bir alandır. Televizyon kanallarında sürdürülen tartışma programlarında bunun eksikliğini örneklemek mümkündür. Orada kimse kimseyi dinlemez ve herkes konuşma telaşı içindedir ve sağırlar diyaloğu şeklinde bu durum sürüp gider.

    Beden dilini doğru kullanmayı öğrenmek anlatım gücümüzü arttıran önemli bir unsurdur. Bazen sözlerin söylediğini kişinin duruşu ve beden dili yalanlar. Vücut daha gerçekçi hareket eder. Çoğu zaman farkında olmadığımız şeyin vücudumuz farkındadır. Gizlemeye çalıştığımız bir çok duyguyu beden dili ele verir.

    İletişimin gücü ne söylediğimizde değil nasıl söylediğimizde saklıdır.

    İletişim karşılıklı olarak düşüncelerin duyguların ve heyecanların anlatılması ve anlaşılmasıdır. İstek ve niyetlerin karşı tarafa doğru olarak iletilmesidir. Burada sözlü ve sözsüz mesajlar aynı oranda etkilidir. Karşılıklı konuşma beden duruşu yüz ifadesi ses tonu mimikler birer iletişim enstrumanıdır.

    İNSANLARLA SIK OLARAK YAŞADIĞIMIZ GÜÇLÜK VE ÇATIŞMALARIN KÖKENİ KENDİ İÇİMİZDE SAKLIDIR.
    selny bunu beğendi.
  • мoʀαoʀ

    мoʀαoʀ Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2008
    Mesajlar:
    990
    Beğenileri:
    634
    Ödül Puanları:
    94
    işine yaramıştır inşallah
    selny bunu beğendi.
  • küfella

    küfella Üye

    Katılım:
    1 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    54
    Beğenileri:
    74
    Ödül Puanları:
    0
    teşekkürler biraz olsun işime yaradı
  • ...Yasemin...

    ...Yasemin... Üye

    Katılım:
    24 Ocak 2010
    Mesajlar:
    14
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0
    İletİŞİm yollari ve ÇÖzÜm yollari

    İletİŞİm yollari ve ÇÖzÜm yollari İle İlgİlİ bİr pİyes yazicam ama aklima bİrŞey gelmedİ lÜtfenn yardimm edİnn!!
    selny bunu beğendi.
  • babygirl->seda

    babygirl->seda Üye

    Katılım:
    1 Mart 2009
    Mesajlar:
    657
    Beğenileri:
    235
    Ödül Puanları:
    44
    Piyes oyunu örneği


    ALBERT EINSTEIN (GÜLTEN KARLI)

    Kişiler :
    Albert Eistein
    Milevya ( Birinci karısı )
    Hans ( oğlu )
    Elsa ( İkinci karısı )
    Leo Szilard ( Meslektaşı )
    Hitler
    Roosevelt

    ( Sahne 1 : Einstein'ın evi. Oldukça yoksul görünümlü bir oda. Yerde eski bir halı. Sobanın üzerinde kuruması için asılmış çocuk bezleri. Lavaboda birkaç tabak çanak.

    Odanın kıyısında bir beşik ( içinde bebek ). Odanın ortasında Einstein'ın yerlere serdiği kitapları hesaplarını yaptığı kağıtlar. Kağıtların arasıda çocuk oyuncakları.


    Bir köşede kanepe ve sandalye görülmektedir.)

    1.B**ÜM

    EINSTEIN – ( Kısa pantolonlu saçları darmadağınık bir halde elinde kömür kovasıyla girer. Kovayı sobanın yanına bırakır. ) Merhaba Milevya ! Nasılsın ?

    MILEVYA – ( Yoksul giyimlidir. Omuzlarında şalı vardır. ) Nasıl olabilirim. Gördüğün gibi bezleri kurutuyorum. ( Topladığı bezleri katlar sepete koyar. )

    EINSTEIN – ( Sandalyeye kurulur. Bacak bacak üzerin atar. ) Özel Görecelik Teorim ile ilgili yazımı bilim dergisinde yayımlamışlar. Bundan böyle çocuk bezi kurutmaya son. Odun kömür taşımaya son. Zengin olacağız Milevya. Kocan ünlü bir fizikçi artık. ( Dalgınlaşır. Yerdeki kağıtlarına eğilir. )

    MILEVYA – ( İzleyicilere )Dereyi görmeden paçaları sıvıyor.( Einstein'a) Kahve ister misin?

    EINSTEIN – ( Dalgın çalışmaktadır. Kağıtların birkaçını toplar. Kendi kendine ) Artık sizi dosyalayabilirim.

    MILEVYA – ( Sobanın üzerindeki çaydanlıktan bir fincan kahve doldurur. Einstein'ın önüne oturur. ) Einstein ! Sıcak bir kahve ?

    EINSTEIN – ( Gülümseyerek kahveyi alır. ) Teşekkürler Milevya. ( Kağıtlarına eğilir. )

    MILEVYA – ( Lavaboda bulaşıkları yıkamaya koyulur. Bu arada beşikteki bebek ağlamaya başlar. Milevya'nın arkası dönüktür. ) Einstein bebeği sallar mısın ?

    ( Einstein dalgındır. Milevya'yı duymaz. Milevya dönerek ) Einstein lütfen bebeği susturur musun ?

    ( Einstein kendisini çalışmaya vermiştir. Milevya ellerini kurularken )

    Aman tanrım! Yine dalgınlığı üzerinde. ( Milevya beşiği çekerek Einstein'ın ayak ucuna yaklaştırır.Einstein'ın ayağını beşiğin korkuluğuna takar. Beşiği sallaması için Einstein'ın ayağını hafif çeker bırakır. Beşik sallanırbebek susar. )

    HANS – ( Kanepede oturmaktadır. Beşikteki bebeğin sesiyle uyanmış gözlerini ovuşturmaktadır. ) Anne ! Anneciğim !

    MILEVYA – Tamam. ( Hans'ı Einstein'ın yanına oturtur. Eline çıngırak verir. ) Oyna sen burada ben şimdi hazırlarım çorbanı.

    ( Einstein bir yandan hesaplarıyla uğraşırken öte yandan ayağıyla beşiği sallamayı sürdürmektedir. Milevya lavaboya giderken Einstein'ın ayağını beşikten çıkarır. )

    HANS – ( Elindeki çıngırağı Einstein'ın kulağının dibinde sallamaktadır. Soğumuş kahveden içer yüzünü buruşturur. İçmesi için Einstein'a da uzatır. Einstein uzatılan kahveyi bilinçsizce içer. Hans kahve fincanı elinde ağlayarak annesinin yanına gider. Eteğini çekiştirir. ) Anne anneciğim ! Baba içti !

    MILEVYA – Ağlama bebeğim o zaten babanın kahvesiydi. ( Yanağını okşar.) Aferin oğluma. Babasına kahvesini içirmiş. ( Fincanı elinden alır.) Bunu yerine koyalım.

    ( Tencereyi gösterir.) Bak anneciğin mis gibi çorba yaptı sana.

    ( Hans koşarak Einstein'ın yanına gider. Kağıtların altında kalan arabasını almak ister alamaz. Çıngırağıyla Einstein'ın kafasına vurur.)

    MILEVYA – ( Elinde çorba kasesiyle gelir.) Yapma Hans! Çok ayıp ama. Bak baba çalışıyor. ( Hans vurmayı keser. Milevya yere oturur.) Gel bakalım. Ham yapsın güzel oğluuum.

    ( Beşikteki bebek ağlamaya başlar. Einstein çalışmayı bırakır. Dalgın kalkar. Kemanını alıp çalmaya başlar.)


    MILEVYA – ( Çorba kasesini Hans'ın önüne bırakır.) Kendin yiyebilirsin Hans.

    ( Beşiği sallamaya başlar.) Einstein !

    EINSTEIN – ( Çalmayı bırakır.) Evet Milevya!

    MILEVYA – ( Üzgün ) Sana söylemiştim... Almanya'yı sevmiyorum... Zürih'e dönmek istiyorum.

    EINSTEIN – Nasıl istersen Milevya. ( Yeniden kemanını çalmaya başlar.)

    2.B**ÜM

    ( Einstein'ın evi. Oda bomboştur. Yalnız yerde Einstein'ın bilimsel çalışmalarının kopyaları ve bir sürü kullanılmış kağıt vardır. Odanın köşesinde eski bir örtü görülmektedir.)

    EINSTEIN – ( Elektrik şokuna maruz kalmış görünümü vardır. Ayakları çıplaktır. Yerde oturmakta kağıtlara hesaplar yapmaktadır. Kapı vurulur.) Giriniz!

    ELSA – ( Girer. İri yarıdır. Kolunda çanta başında şapka vardır. Şaşkın ) Kuzen! Burada ( Çevresine bakınır.) nasıl yaşıyorsun? Eşyaların nerede?

    EINSTEIN – Onları Milevya'ya gönderdim.

    ELSA – Milevya gittiğinden beri kendini iyice bıraktın. ( Lavaboya gider. Ocağın üzerindeki tencereyi açar. Yüzünü buruşturur. İğrenerek kendi kendine ) Çorbasının içinde yumurta haşlıyor! Tavuk pisliği de hala üzerinde. Kuzen! Kendini çalışmaya öyle kaptırıyorsun ki yakında sağlığın bozulacak.

    ( Köşedeki örtüyü ayağıyla iter.) Bu nedir kuzen?

    EINSTEIN – ( Başını kaldırıp bakar.) Uyurken üzerime alıyorum.

    ELSA – Yazık çok yazık. Sağlığını hiç düşünmüyor musun? ( Einstein'ın önüne çömelir.) Bu çalıştığın nedir?

    EINSTEIN – Genel Görecelik Teorisi.

    ELSA – ( Einstein'ın yanına oturur.) Bir dakika kuzen. ( Einstein'ın kağıtlarını elinden alır. İyice gözüne yaklaştırıp bakar.) Nedir bu görecelik dediğin teori?

    EINSTEIN – Büyük mesafelerde zaman ve mekan görecelik kazanır. Sadece ışık hızı sabit kalır.

    ELSA – ( Bir an düşünür.) Hiçbir şey anlamadım.

    EINSTEIN – Geçen gün işe gitmek için tramvaya binmiştim. Saat kulesinin bulunduğu caddeye bakıyordum. Diyelim ki tramvay ışık hızıyla gidiyor. Ben de kulenin bulunduğu saate bakıyorum. Görecelik teorime göre kulenin tepesindeki saat durmuş gibi görünüyor. Buna karşılık kolumdaki sat daha yavaş hareket eder çünkü hız ışık hızına yaklaştıkça zaman yavaşlar. Işık hızına ulaşıldığında ise zaman sıfır noktasındadır. Hızları ışık hızına yaklaştığında zaman her gözlemci için aynı değildir.

    ELSA – Ya “gerçek” zaman ne olacak? Saat kulesi ve kolumuzdaki saat gerçek olan tek saati göstermek zorunda değil mi?

    EINSTEIN – “Gerçek zaman” diye bir şey yok. Zaman sadece ölçüldüğü anı gösterir. Zamanı ölçebilmenin başka yolu yoktur.

    ELSA – ( Çantasından bilim dergisi çıkarır. Sevinerek ) Bu anlattıkların yani Görecelik Teorin kanıtlanmış. ( Dergiyi açar.) Burada öyle yazıyor. Ama bu teorin akla şunu getiriyormuş : İkizlerden biri uzayda ışık hızına yakın bir hızla uzun bir yolculuğa çıkarken öteki evde kalır.

    EINSTEIN – ( Sözünü keser.) Astronot olan ikiz geri döndüğünde diğerinden daha gençtir.

    ELSA – Neden?

    EINSTEIN – Bulunduğu yerde kalan ikiz “normal” zamanı yaşarken uzaydaki ikizin zamanı yolculuğu boyunca yavaş ilerlemiştir. ( Elsa'nın elindeki dergiyi alır. Gururla bakar kapatır. Önündeki kağıtlara eğilir çalışmaya koyulur.)

    ELSA – ( Ayağa kalkar.) Kuzen! Benim eve gelsene. ( Çantasından minik bir makas çıkarır. )

    EINSTEIN – Niçin Elsa?

    ELSA – Baksana yaşadığın yere kuzen. Sağlığın bozulacak. ( Einstein'ın arkasında diz üstü çöker. Saçlarını kesmeye başlar. Bu arada Einstein'ın yazdığı kağıdı dolmuştur. Bakınırken Elsa'nın çantası gözüne ilişir. Formülü çantanın üzerine yazar. Bu arada Elsa boynunu kırarak Einstein'ın saçlarına bakar.) Eveet çok güzel oldu. ( Çantasını aranır. Einstein üzerine yazı yazmaktadır çeker alır.) Kalk kuzen! ( Elinden tutar.) Hadi bize gidiyoruz! Ben sana bakarım.

    EINSTEIN – Bir saniye Elsa. ( Elindeki kağıda bakar.) Şey çanta nerede? Az önce bir formül yazmıştım üzerine. ( Çantayı almaya çalışır.)

    ELSA – ( Çantasını çeker.) Olmaz kuzen! Çantamı karalamana izin veremem.

    EINSTEIN – Lütfen Elsa. Ufak bir şey ekleyeceğim.

    ELSA – ( Çantasına iyice sarılır.) Hayır!

    EINSTEIN – ( Bir hamleyle Elsa'nın eteğini tutar.) Ne olur dur kıpırdama!

    ELSA – ( Geri sıçrar.) Ne yapıyorsun?

    EINSTEIN – ( Formülü Elsa'nın eteğine yazar.) Oldu işte.

    ELSA – ( Bağırarak ) Yeni aldığım elbiseme!

    EINSTEIN – ( Duymazdan gelir.Elsa'nın koluna girer.) Hadi gi****m. Ha sakın unutma. Evde çantanı ve elbiseni bana vereceksin.

    ELSA – (Gülerek) Tamam tamam. (Çıkarlar.)

    ( Sahne 2: Elsa'nın evi. Odada masa koltuklar kitaplık vardır. Einstein masada oturmuş gazete okumaktadır. Masanın üzerinde Einstein'ın çalışma kağıtları ve kitapları vardır. Ayrıca Eintein derli toplu görünmektedir. Elsa koltukta oturmuş dikiş dikmektedir. Kapı çalınır Elsa açar.Gelen Leo'dur.)

    LEO – Merhaba Elsa.

    ELSA – Buyurun hoş geldiniz. (Yerine oturur.)

    EINSTEIN – (Ayağa kalkar elini uzatır.) Hoş geldin dostum nasılsın?

    LEO – (Einstein'ın elini sıkar koltuğa oturur.) Teşekkür ederim sen nasılsın?.. Üzgün görünüyorsun?

    EINSTEIN – (Elindeki gazeteyi gösterir.Üzgün) Yedi çocuklu bir aile buzdolabından sızan zehirli gazların etkisiyle uyurken ölmüşler. (Gazeteyi Leo'ya uzatır.Leo üzgün bakar.) Bunu önlemenin bir yolu olmalı.

    ELSA – (Ayağa kalkar.) Kahve ister misiniz?

    EINSTEIN – Teşekkürler Elsa. İyi olur. (Elsa çıkar.)

    LEO – Elsa'yla evlendiniz değil mi?

    EINSTEIN – Evet evlendik. Leo istersen şu laboratuara gidip buzdolabı üzerinde biraz çalışalım. (Işıklar kararır.)

    (Einstein ve Leo'nun önünde bir buzdolabı vardır.Çalışmaktan kan ter içinde kalmışlardır.)

    EINSTEIN – (Buzdolabının arkasından) Tamam Leo büyük vidayı ver. (Vidayı takar.) Şimdi küçük vidayı ver. (Alırtakar.) Şu kabloyu bağlar mısın lütfen. (Leo'da buzdolabının arkasına girer. İşte oldu. Bundan sonra pompadan zehirli gaz sızsın da görelim. Çalıştır bakalım Leo. (Buzdolabının arkasından çıkar.)

    LEO – (Fişi takarelini düğmeye ***ürür.) Umarım korktuğumuz başımıza gelmez. Çalıştırıyorum.

    EINSTEIN – Çalıştır. Leo düğmeye basar. Buzdolabından çakal ulumasına benzer ses çıkar. Einstein ve Leo şaşkın kulaklarını tıkarlar.)

    EINSTEIN – Leo tanrı aşkına Leo kapat şunu!

    (Işıklar karar)

    (Einstein masa başında çalışmaktadır. Leo heyecanla girer.)

    LEO – Einstein! Sevgili meslektaşım kutlarım! (Elini sıkar.) Nobel Fizik Ödülü almışsın!

    EINSTEIN – (Elini sıkarken gülümseyerek) Evet öyle. Teşekkür ederim.

    ELSA – (Girmiştir.) Hoş geldin Leo. Bunu kutlamak gerekir. Ama ben Einstein'ın niçin ödül aldığını hala anlamış değilim.

    LEO – (Oturur.Einstein'e) Elsa'ya açıklamadın mı?

    EINSTEIN – (Elsa'ya) Benden önceki fizikçiler ışığın parçacık mı dalga mı olduğuna karar verememişlerdi. Ama ben diyorum ki ışık parçacıklardan yani fotonlardan oluşuyor. Ve ışık girişimlerde yaptığına göre dalgadır.

    ELSA – Işık hem parçacık hem dalga... Benim anlayacağım şekilde örnek versen Einstein. Şöyle gözümde canlansın.

    EINSTEIN – Koyun sürüsünü düşün Elsa. Tek tek parçacıklar halindedirler ama birbirlerine bağlı olarak yaşarlar. Yani gidecekleri yere hep birlikte giderler. Yolda hiçbirisi kaybolmaz. Söz gelimi Dünya'dan Ay'a bir lazer demeti gönderildiğinde böyle olur. Doğası gereği. Yönelimcilerdir. Ayrıca ışık boşlukta yayılır. Ve hızı evrenseldir. Hiçbir cisim yada fiziksel olay ışık hızından daha büyük bir hızla yayılamaz.

    ELSA – (Anlamış gibi) Aslan kocacığım! Işığı koyun sürüsüne benzetiyor. Ve Nobel Fizik Ödülü'nü alıyor. (Alkışlar.)

    LEO – Sen gene anlamamışsın Elsa. Einstein ışığın yapısını teknolojide kullanıma yardımcı olabilecek biçimde açıklıyor. Örneğin televizyonun geliştirilmesi kapıların otomatik olarak açılmasını sağlayan elektrik göz ışık teknolojisinin ürünleridir.

    ELSA – Ha öyle mi. Tamam öyleyse.

    LEO – Elbette çok iyi. Einstein! Bu ışık teorinden yola çıkarak atomu da açıklıyorsun. Işıktaki enerji sayesinde atomun parçalanabileceğini...

    EINSTEIN – (Gülerek sözü alır.) Evet atomu da kurtlara benzetiyorum. Elsa'nın anlaması için. Yalnız ve zalim olan kurtlar. Aynı durumda birden fazlası bulunmayan; elektronlar protonlar nötronlar ve temel tanecikler. Aralarında koyun alışverişiyle kurt topluluğu. Nükleonlar ve elektronlar. İşte bu e=mc² formülümle kütle enerji ve ışık hızı arasındaki bağlantıyı ortaya koyuyorum. Madde katılaşmış bir enerjdir.Eğer madde herhangi bir şekilde enerjiye dönüştürülürse küçücük bir kütlenin oldukça etkili miktarda enerji ortaya çıkaracağını ifade ediyorum.

    LEO – (Elsa'ya) Einstein ünlü bir fizikçi artık. (Einstein'a) Ödül olarak verilen parayı nasıl değerlendirmeyi düşünüyorsun?

    EINSTEIN – Milevya'ya ilk karıma göndereceğim. Söz vermiştim ona bir gün para kazanır...

    ELSA – (Einstein'ın sözünü keserek kalkar.) Birer kahve içsek hiç de fena olmaz. (Çıkar.)

    EINSTEIN – (Leo'ya) Buzdolabından haber var mı?

    LEO – AEG Araştırma Enstitüsü beğenmiş ama patent vermiyor. Biliyorsun İkinci Dünya Savaşı... Dünya ekonomik ve siyasi bir kriz yaşıyor.

    EINSTEIN – Evet.

    LEO – (Alçak sesle.) Biliyor musun? Adolf Hitler öldürülmen için yirmi bin mark ödül koymuş!

    EINSTEIN – (Kendi kendine) Bu kadar değerli olduğumu bilmiyordum. (Leo'ya) Neden peki?

    LEO – (Alçak sesle) Neden olacak. Birincisi silahlanmaya karşı her gün bir yerlerde konferans veriyorsun. İkincisi Siyonizme büyük destek veriyorsun. Yahudileri destekliyorsun.

    (Işıklar kararır. Sahnenin sağ ve sol tarafındaki bir kürsüde Hitler güya halkına bir konuşma yapmaktadır.)

    HİTLER – (İzleyicilere bir süre bakar. Sol eli kemerinde sağ elini ileriye doğru uzatır.) Üstün Alman ırkı! Amacımız Alman olmayan bütün ırkları ortadan kaldırmak! Özellikle de yahudileri. Einstein'da bir Yahudi'dir. Gereğinin yapılması... (İzleyicileri süzer.) Üstün Alman ırkı dünyada bin yıl hüküm sürecektir. İlk hedefimiz bin yıl! (Alkışlarla kürsüden iner. Çıkar.)

    (Sahne aydınlanır. Einstein ve Elsa kahve içmektedirler.)

    EINSTEIN – (Masada kahveden bir yudum alır..) Eline sağlık Elsa.

    ELSA – Afiyet olsun. (Kapı vurulur. Leo girer. Oldukça heyecenlı)

    LEO – Einstein!

    EINSTEIN – (Leo'ya doğru bir iki adım atar.) N'oldu Leo? Otur şöyle. Lütfen sakin ol. Elsa sevgili meslektaşıma bir kahve getirir misin? (Elsa çıkar.)

    LEO – (Kendini koltuğa bırakmıştır.) Einstein! Almanya senin bulduğun e=mc² formülüne korkunç bir uygulama alanı bulmuş! Alman bilim adamları atomu parçalamışlar! Yakında akıl almaz güçlü bir bomba yapabilecekler!

    EINSTEIN – (Eli ayağı titreyerek masaya yönelir.) Hayır olmaz! Olmamalı! Bu korkunç bir şey!!! (Kalem ve kağıt alır.) ABD Başkanı Roosevelt'e bu durumu bildireceğim. (Sahne kararır.)

    (Hitler'in konuşma yaptığı kürsüde ABD Başkanı Roosevelt görülmektedir.İzleyicileri süzer.)

    ROOSEVELT – Çok değerli bilim adamları! Ünlü Alman fizikçi Einstein'dan bir mektup aldım. Hitler atom bombası yapıyormuş. Bu duruma engel olmamı istiyor. Mümkün değil... Rakiplerimiz bomba yaparken bizler boş duramayız. Biz neden atom bombası yapmayalım. Bunu sizden istiyorum. Einstein gibi karşı çıkarsanız eğer... Bilin ki vatan hainisiniz!

    (Sahne aydınlanır. Einstein ayağa kalkar. Sahne önüne gelir. İzleyicilere)

    EINSTEIN – Ben e=mc² formülünü insanlığın yararına kullanılsın diye bulmuştum. Böyle olmasını hiç istemedim. Atom bombasının yapılmasının yapılmasına yaşadığım sürece karşı çıktım. Evrenin yasalarını değiştirdim insanları değiştiremedim
    selny bunu beğendi.
  • Konu Durumu:
    Mesaj gönderimine kapalı.

    Sayfayı Paylaş