İnançsız felsefe Hocası ve Öğrenci.

Konu 'Dini Hikayeler' bölümünde Dreamer* tarafından paylaşıldı.

  1. Dreamer*

    Dreamer* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    13 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    2.550
    Beğenileri:
    1.971
    Ödül Puanları:
    0

    Bir talebe ODTÜ felsefe bölümünde okurken bir dönem Bilim Felsefesi dersini almaya başlıyor. Dersin hocası da konusunda Türkiye çapında bir kişi. Ancak ateist biri. Ve daha ilk dersinde;
    inançsız Felsefe Hocası ve Öğrenci
    “- Arkadaşlar” diyor “Allah’ın varlığı bir varsayımdan ibarettir aslında böyle bir şey yoktur ama Müslümanlar işlerine geldiği için bir Allah’a inanmış sonra da bütün düşüncelerini bu varsayım üzerine bina etmişler. Aslında bu temelde sadece bir kabulden ibarettir.” diyor (Hâşâ).
    Bunun üzerine talebe hemen itiraz ediyor ve
    “- Sayın hocam..” diyor “-Sizin dediğiniz gibi değil. Biz Müslümanlar akıl ve mantıkla iman ediyoruz. Ve Allah’ın varlığını birliğini aklen mantıken de ispata hazırız.”
    Dersin hocasi;
    “- Hele bir ispat et bakalım nasıl ispat edeceksin?” diyor.
    Bunun üzerine talebe anlatmaya başlıyor:
    -“Bir harf katipsiz olmaz bir iğne ustasız olmaz bir köy muhtarsız olmaz değil mi efendim?”
    “-Eveeet?”
    “-Öyle ise bir harf bile kâtipsiz olmuyor da nasıl şu muhteşem kâinat kitabının kâtibi yazarı olmaz? Bir iğne bile ustasız olmuyor da nasıl şu mükemmel kâinat fabrikasının mükemmel bir ustası olmaz? Bir köy muhtarsız olmuyor da nasıl olur şu koca kâinat şehrinin bir yüce idarecisi olmaz?

    O yaratıcıyı tanımanın yolu da çok basit: Meselâ bir mektup dikkatli bir okuyucu için onu yazanı tarif eder. Mektubun yazarını görmesek de kişiliğini isteklerini ruh halini ilgi alanlarını mesleğini mevkiini ve bunun gibi daha neleri mektubundan anlayabiliriz. Tabii okumayı biliyorsak değil mi hocam? Aynen öyle de; bu kâinat Allah’ın bize kendisini tanıttırmak için yazdığı mektuplarla doludur. Herbir ağaç bulut çiçek hayvan; yani gördüğümüz herşey bize yaratıcısını tarif ediyor. Okumasını bilirsek tabii. . .”
    Dersin hocası beklemediği bu izah karşısında şaşırıyor. Sonra da:
    “- Ama bu yaptığınız bilimsel bir izah değil” diyor.
    Talebe ise karşı soru ile konuyu açmaya devam ediyor:
    “- Hocam siz atomun varlığına inanıyor musunuz?”
    “- Evet.”
    “- Peki deliliniz nedir? Atomu gördünüz mü veya gören var mı?”
    “- Tabii ki atomu gören yok zaten biz atomun varlığını direkt değil endirekt yoldan biliyoruz. Meselâ Rutherford altın plakaya çarpıp geçen alfa taneciklerinin fotoğraf plağındaki izlerine bakarak atomun çekirdekli bir yapıda olduğunu anlamıştır. Yani bu örnekte olduğu gibi atomu oluşturan parçacıkların tesirlerinden hareketle atomun varlığını ve yapısını anlıyoruz. Bu tarz ispata da çıkarım (inference) yolu diyoruz.”

    Bilim felsefesi dersi hocasının bu açıklaması üzerine talebe gülerek: “- Bu açıklamalarınız için teşekkür ederim hocam. Demek ki az önce Allah’ın varlığını ispat için anlattığım delil de atomu ispatı için kullanılan delil gibi çıkarım yolu ile ispat oluyormuş ve bilimsel bir ispatmış” diyor.
    Dersin hocası şaşırıyor;
    “- Yani bunlar aynı şey mi?”
    “- Tabii ki aynı şey hocam. Neresi farklı ise siz söyleyin. Siz ‘Altın plakadan geçen alfa taneciklerinin fotoğraf plağındaki etki ve izlerinden atomun çekirdekli bir yapıda olduğu ispat edilebilir.’ dediniz; ben de kâinattaki varlıklardan onlarda görülen özellik ve faaliyetlerden Allah’ı tanıyabilir ve ispat edebiliriz dedim.“
    “- Yani aynı şey mi bunlar?” diye tekrar- tekrar soruyor dersin hocası şaşkınlığından..

    Bundan sonraki derslerde de bilim felsefesi hocası ile talebe arasında dini konularda bazı tartışmalar olmaya devam ediyor. Felsefe hocası dini bir inancı tenkit edince talebeden mantıklı cevaplar alıp susmak mecburiyetinde kalıyor. Evet susuyor.
    Fakat ikinci yarı yıl başladığında herhalde bilim felsefesi hocası o zamana kadar iyice düşünüp taşınıp kafa yormuş ve bu işi kendince halledecek bir yol bulacağına inanmış olsa gerek ki bir derste yine konuyu dine getirip kendinden emin bir şekilde talebeye diyor:
    “- Bugün bu meseleyi bitireceğiz ve artık gündeme getirmeyeceğiz anlaşıldı mı?”
    “- Evet hocam bitirelim.”
    “- Yalnız bu meseleyi bilimsel olarak görüşebilmemiz için bazı kriterlere uymamız lazım. Şöyle ki: Bilimsel bir teori geçerli olduğu sınırı şartları çerçeveyi çizmek zorundadır. Eğer bir teori için; ‘- Her şart altında doğrudur gelişmeler ne yönde olursa olsun araştırmalar nasıl çıkarsa çıksın bu teori doğrudur.’ denilirse o teori bilimsel olmaz. Olsa olsa inanç veya ideoloji düzeyinde kalır.
    Yani bir teori ortaya atıldığında: “- Eğer şu olay şöyle gelişirse şu incelemenin sonucu şöyle çıkarsa şu şöyle ise bu teori doğrudur; aksi takdirde bu teori yanlıştır” denilebilmesi lazımdır o teoriye bilimsel diyebilmek için.
    Oysa siz Müslümanlar Allahın varlığını ispatlarken bir şart getirmiyor alternatif bir kapı bırakmıyorsunuz. ‘- Her halükarda her durumda Allah vardır.’ diyorsunuz. Bu da bilimsel bir ispat olmuyor tabii. Eğer Allah’ın varlığını gerçekten bilimsel bir şekilde ispat etmek istiyorsanız diyebilmelisiniz ki; ‘- Şu şu şartlarda Allah vardır; bu bu şartlarda da yoktur.’ Eğer böyle şarta bağlı bir ispat getirebilirseniz o zaman o şartları tartışırız ve yaptığınız ispat da bilimsel olabilir.”

    Bilim felsefesi hocası talebeyi şimdi mağlup ettiği düşüncesiyle sözünü bitirip muzaffer bir eda ile cevap bekliyor. Anlaşılıyor ki bilim felsefesi üzerine bütün bilgilerini kafasından geçirip irdeleyip uzun düşünceler sonrası böyle kritik bir soru hazırlamış. Evet kritik bir soru zira hiçbir Müslüman’ın; “- Şu şu şartlarda Allah vardır; bu bu şartlarda da Allah yoktur.” diyemeyeceğini düşünüyor. Hakikaten de zor bir soru ama çok yaman talebe kısa bir düşünme sonrası Risâle-i Nûr’da Sözler Mektubat ve Lem’alar gibi eserlerde sıkça geçen bir ispat şeklini hatırlıyor ve cevap vermeye başlıyor:
    “- Peki hocam istediğiniz şartı yerine getireyim. Biz diyoruz ki; kâinatta atomlardan yıldızlara kadar uzanan hükmeden mükemmel bir düzen ve mükemmel bir nizam var. Bu düzen ve nizamın gerçekleşmesi için:

    1- Ya diyeceksiniz ki; herbir varlık atomlardan ta yıldızlara kadar mikro âlemden makro âleme kadar bu mükemmel düzeni ve nizamı biliyorlar ve bilerek görerek şuurla ve meşveret edip birbirine danışarak hareket ediyorlar ki ancak böyle bir durumda; ‘- Allah yoktur’ diyebilirsiniz.
    2- Ya da diyeceksiniz ki; bu atomlar gezegenler unsurlar vs. hepsi akılsız şuursuzdur. Öyle ise tüm bu kâinatı zerrelerden yıldızlara kadar idare eden bilim hikmet ve kudret sahibi bir yaratıcı vardır.
    Birinci şıkkı kabul edeceğinizi hiç zannetmiyorum; Zira taşa toprağa bitkiye hayvana atoma yıldıza akıl fikir şuur vermenin “Animizm”diye adlandırıldığını ve bunun ilk çağlarda ortaya atılmış bâtıl bir inanış olduğunu siz söylemiştiniz. Demek ki ikinci şıkkı kabul edeceksiniz. Buna mecbursunuz!”
    Felsefe hocası bu cevaba çok şaşırıyor. . .
    “- Anlamadım? “
    “- Bir örnekle açıklayayım hocam. Meselâ: Güneşli bir öğlen vakti denizin yüzünde su birikintilerinde aynalarda camlarda parlak şeylerde oluşan akisleri pırıltıları ışık yansımalarını:
    1- Ya diyeceksiniz ki; bunların hepsi kendisinden ışık saçıyor.
    2- Ya da diyeceksiniz ki; bunların kendilerinde ışık yoktur bu pırıltılar yansımalar gökteki güneşin ışığının akisleridir.

    Aynen onun gibi yeryüzünde tüm kâinatta gördüğümüz ve ilim hikmet kudret irade gibi sıfatları gerektiren eserler ve olaylar; ya bütün kâinatın herbir zerresinde akıl mantık güç irade vs bulunması ile mümkün olabilir; ya da sonsuz ilim hikmet kudret irade sahibi bir yaratıcının faaliyetlerinin yansımaları akisleri neticeleridir.
    ODTÜ bilim felsefesi dersi hocası talebenin bu sözleri üzerine evvela derin bir düşünceye dalıyor sonra tek kelime dahi söyleyemeden ve bir cevap veremeden sınıftan çıkıp gidiyor.
  2. vulnerable

    vulnerable Üye

    Katılım:
    27 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    644
    Beğenileri:
    299
    Ödül Puanları:
    0
    Haha cevaba bayıldım. Süper .. Sagol..
  3. Dreamer*

    Dreamer* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    13 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    2.550
    Beğenileri:
    1.971
    Ödül Puanları:
    0
    Rica ederim.
  4. `Crescent~

    `Crescent~ Üye

    Katılım:
    8 Mart 2010
    Mesajlar:
    597
    Beğenileri:
    662
    Ödül Puanları:
    94
    Yer:
    Ankara
    aaa cevaba bak ya :)
    odtü öğrencisi olduğu nasıl belli nasıl belli? :D
    Allah razı olsun :)
    Çok faydalı bir paylaşım olmuş :)
  5. Lethe

    Lethe Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Nisan 2010
    Mesajlar:
    8.551
    Beğenileri:
    8.201
    Ödül Puanları:
    113
    Olağanüstü bişey ya bu .
    Ben de böyle olmak istiyorum :eek:

    Çok sağol meleğim :rolleyes:
  6. Dreamer*

    Dreamer* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    13 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    2.550
    Beğenileri:
    1.971
    Ödül Puanları:
    0
    Rica ederim .. :)

    İnşAllah meleğim .o
  7. __YusRa__

    __YusRa__ Üye

    Katılım:
    5 Kasım 2010
    Mesajlar:
    93
    Beğenileri:
    59
    Ödül Puanları:
    0
    Gercektn adam kapak olmus diye bilriz:)

    bende gecen sene İnkılap öğretmenimle bu tür bir tartışmaya girmiştim öğğretmenin örtünmenin Allahın bir emri olmadığını söylüyordu ona yanıldığını söyleynce bana kızdı kanıtın nedir dedi bnde birdaha derse bir kuran meali götürmüşdüm hocamıza gösternce her meal doğru değildir dedi. bende Müftülük tarafından onaylatılmıs bir kitap dedim. bnmle tartısmaya girdiler bi arkadasım hoca ve ben iki taraftan üstüme geliyorlardı ve sonunda hocam inanan yapar inanmayan yapmaz ki size kanıtta gösterdim diyince hoca afalladı ve sustu ..:)

Sayfayı Paylaş