Islamiyet’in Kabulünden önceki Türk Edebiyati

Konu 'Türk Edebiyatı Ders Notları' bölümünde Murat AKSOY tarafından paylaşıldı.

  1. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38

    İSLAMİYET’İN KABULÜNDEN ÖNCEKİ TÜRK EDEBİYATI

    Başlangıcı bilinmeyen bir dönemden 11 yüzyıla kadar süren bir edebiyat dönemidir.Bu dönemde Orta Asya'da yaşayan Türk boyları çok çeşitli devletler kurmuşlardır. Hun, Göktürk,Kutluk, Uygur ve Saka Türklerinin kurdukları devletler döneminde Türkler, değişik inanç sistemlerinin etkisinde kalmışlar, ortaya koydukları edebiyat ürünlerine bu inançlarını yansıtmışlardır.
    İslamiyet'in kabulünden önce Türkler,Orta Asya'da göçebe bir yaşam biçimi sürdürüyorlardı. Önceleri Şaman dinine bağlı olan Türkler, daha sonra Buda ve Mani dinlerinin etkisinde kalmışlardır. Türklerin göçebe yaşamaları, sık sık din değiştirmeleri bu döneme ait edebiyat ürünlerinin bize kadar ulaşmasını engellemiştir.
    İslamiyet'i kabul etmeden önce Göktürk Uygur alfabelerini kullanan Türkler, yazılı edebiyat ürünlerini Göktürkçe ve Uygurca ile vermişlerdir. Biz, bu döneme ait bilgileri Çin kaynaklarından, Göktürk Yazıtları'ndan, Uygurca metinlerden ve Divanü Lügat'it- Türk'ten sağlıyoruz.
    İslâmiyet'in kabulünden önceki Türk edebiyatı iki dönemde incelenebilir:

    1.Sözlü Dönem Türk Edebiyatı

    Sözlü Türk edebiyatı, Türklerin yazıyı her kullanmadıkları dönemde oluşmuş bir edebiyattır. Yazı olmadığı için bu dönemde sadece şiir ile ilgili ürünler vardır. Olağanüstü olayları anlatan destanlar bu dönemin en önemli ürünleridir.

    Sözlü Türk Edebiyatının Özellikleri :
    1.Sözlü edebiyat ürünleri din törenlerinden doğmuş, din dışı törenlerde gelişmiştir,.
    2.Şiir söyleyen kişilere "ozan", "kam", "baksı","şaman" gibi adlar verilmiştir. Şairler aynı zamanda Şaman dininin rahipleridir.
    3.Dinsel törenlerde söylenen şiirlere "yır" denir. Şiirler hece ölçüsüyle söylenmiştir uyaklıdır. Şiirlerin ölçülü, uyaklı oluşu bunları akılda tutmayı kolaylaş-tırmıştır.


    4.Şiirlerde yalın bir dil kullanılmıştır; dil,yabancı etkilerden uzaktır.

    5.Şiirlerde nazım biçimi dörtlüktür. Uyak düzeni (abab / cccb / dddb...) biçimindedir: En çok yarım uyak kullanılmıştır.
    6.Şiir, genelde dinle iç içedir. Zamanla dinden ayrılmış, bir çeşit saz olan "kopuz" eşliğinde söylenmiştir.
    7.Şiirler "sığır","şölen" ve "yuğ" denilen törenlerde söylenmiştir. ("Sığır" sürek avınım bereketli olması için ava çıkmadan önce yapılan bir törendir. "Şölen", öküz avından sonra düzenlenen bir ziyafet törenidir."Yuğ" işe çok sevilen bir kişi için düzenlenen cenaze törenidir.)
    8.Sözlü dönemin başlıca edebiyat ürünleri koşuklar, sagular, destanlar ve savlardır.

    a) Koşuk : Genellikle yiğitlik, aşk ve doğa sevgisini işleyen, hecenin değişik kalıplarıyla ve dörtlükler halinde söylenen şiirlere koşuk denir. Koşuklar dinsel kökenli şiirlerdir. Eski Türklerde "sığır" diye adlandırılan kutsal sürgün avlarında; şölen adı verilen toplu ziyafetlerde ve galibiyetle biten savaş sonlarında koşuklar söylenirdi.
    Koşuklarda uyak düzeni (aaab/cccb/dddb.) biçimindedir. Ilk koşuk örneklerine Kaşgarlı Mahmut'un Divanü Lügat-it Türk'ünde rastlıyoruz.
    b) Sagu :
    Eski Türklerin ölenler için düzenledikleri "yuğ" törenlerinde okunan yas şiirlerine "sagu" denilmiştir. Sagular, ağıt ve mersiye türlerinin ilk örnekleri sayılabilir. Sagularda sadece ölen için duyulan ıstıraplar değil, ölenin kahramanlıkları, cömertliği ve iyilikleri de dile getirilirdi. Bu yönü ile sagular sanki bir destanın devamı gibidirler.
    c) Destan :
    Tarihlerin açık seçik bilinmediği dönemlerde ulusların başlarından geçen ve daha sonraki dönemler üzerinde de etkili olan savaş, zafer, yenilgi, göç, kıtlık ve daha başka olayları ulusal kahramanlık maceraları biçiminde anlatan man- zum yapıtlara destan denir.
    İslâmlıktan önceki Türk destanları hakkında sağlam verilere dayanan bilgilerden yoksunuz. Bunun nedeni destan metinlerinin elde olmayışıdır. Öte yandan bunlar ulusal bir şair tarafından topluca yazılmadığı gibi, tam olarak sapta- nıp yayımlanamamıştır.


    İslamiyet Öncesi Türk Destanları


    Alp Er Tunga Destanı:
    Bu destanda, tarih sahnesindeki ilk Türkler olarak bilinen Sakaların yiğit komutanı Alp Er Tunga (?- MÖ. 624)'nın İranlılarla yaptığı savaşlar anlatılır. Destanda Alp Er Tunga'nın kahramanlıkları, başarıları ve ölümünden duyulan acı dile getirilmiştir.
    Alp Er Tunga destanındaki konular İranlıların ulusal destanı olan Şehnâme'de de ele alınmıştır. Farklı bir bakış açısıyla Firdevsi tarafından yazıya geçirilen Şehnâmede Alp Er Tunga'nın adı "Afrasiyab" olarak geçmektedir.

    Şu Destanı :
    Bu destanda, Saka Türklerinin hükümdarı olan Şu'nun Makedonya hükümdarı Iskender'in ordularıyla yaptığı mücadelelere (MÖ. 330) bu mücadelelerde gösterdiği kahramanlıklara yer verilmiştir.
    Şu destanının aslı elimizde yoktur. Bu destanla ilgili bilgileri Divanü Lügat'it Türk'ten edinmekteyiz.

    Oğuz Kağan Destanı :
    Bu destanda Hun hükümdarı Oğuz (Mete, MÖ, 209 - 1741'un Orta Asya'da Türk birliğini kurması anlatılır.
    Oğuz Kağan destanının Uygur yazıyla yazılmış bir kopyası Paris'tedir.

    Bozkurt Destanı :
    Göktürklerin dişi bir kurttan nasıl türediklerini ve çoğaldıkları anlatılır. Bu destanla ilgili bilgiler Çin kaynaklarından alınmıştır.

    Ergenekon Destanı :
    Bu destanda Göktürklerin Ergenekon denilen bir yere sığınmaları, orada dört yüz yıl oturup çoğalmaları, sonra da demir bir dağı delerek oradan çıkmaları ve büyük bir devlet kurmaları (MS. 552) anlatılır. Bu destan 13. yüzyılda Moğol tarihçisi Reşidüddin tarafından yazıya alınmıştır




    Türeyiş Destanı :
    Türeyiş destanında Uygurların bir kurttan nasıl türeyerek çoğaldıkları anlatılır.

    Göç Destanı :
    Bu destanda, Uygurların Kırgız baskılarına dayanamayarak Doğu Türkistan'a göç edişleri (MS. 840) anlatılmıştır.

    Uyarı :
    Türk edebiyatında destan türü çok gelişmiştir. Ne var ki Türk destanları, son aşamaya kavuşamamış; yani bir ozan tarafından yazıya geçirilememiştir. Biz, Türk destanlarının sadece konularını biliyoruz ve bunları da Çin, Iran ve Arap kaynaklarından öğreniyoruz.

    2.Yazılı Türk Edebiyatı

    Yazılı Türk edebiyatı 8.yüzyılda başlar. 10. yüzyıla kadar sürer. Türklerin en eski yazılı eserleri 6. yüzyıldaki Yenisey yazıtlarıdır; ancak bunlar okunamadığı için belge niteliği taşımazlar. Bu bakımdan Türk tarihinin ve edebiyatının ilk yazılı ürünleri Göktürk yazısıyla ortaya konulan Orhun yazıtlarıdır. Göktürk yazısı 4'ü sesli 38 harften meydana gelmiştir. Harflerin birleşmediği ve sözcüklerin üst üste iki nokta ile ayrıldığı bu yazı sağdan sola doğru yazılmaktadır. Orhun yazıtlarındaki dilin işlenmişliğine bakılırsa, Göktürkçe’nin eski çağlarda da kullanılmış olabileceği söylenebilir. Nitekim Yenisey yazıtlarının da aynı alfabe ile yazıldığı bilinmektedir.

    Yazılı Türk Edebiyatının Özellikleri :
    1.Dönem ürünleri Göktürkçe ve Uygurca ile verilmiştir.
    2.Hem halk diline dayalı bir anlatım (Tonyukuk anıtı, hem de sanatlı bir söylev diliyle yapılan anlatım (Kültiğin ve Bilge Kağan anıtları) kullanılmıştır.
    3.Hem dini hem de din dışı ürünler verilmiştir.
    4.Bazı atasözleri (savlar) ve destanlarımız bu dönemde yazıya geçirilmiştir:
    5.Şiirlerde nazım birimi dörtlük; ölçü, ulus ölçümüz olan hecedir.
    6.Göktürkçe ile ortaya konulan ürünlerde yabancı etkilerden uzaktır. Uygurca eserlerde ise yabancı etkiler görülür.

    Orhun ~Göktürk) Yazıtlarının Özellikleri

    Milattan sonra 8. yüzyılda ortaya konulan bu yazıtlar, Türk edebiyatının ilk yazılı örnekleridir. Yazıtlarda dağılan Göktürkleri Bilge Kağan ve kardeşi Kültiğin tarafından, bir araya getirilişi ve Göktürk devletinin yeniden kuruluşu anlatılmaktadır.
    Orhun yazıtları, dikili üç büyük taştan ibarettir.

    a)Vezir Tonyukuk Anıtı (720)
    Vezir Tonyukuk, Çinlilerle yapılan savaşları anı şeklinde yazdırmıştır.

    b)Kültiğin Anıtı
    Bu anıtı Bilge Kağan Kültiğin adına diktirmiştir

    c)Bilge Kağan Anıtı (735)
    Bu anıt, Bilge Kağan'ın ölümünden sonra oğlu tarafından diktirilmiştir.
    Orhun anıtlarının yazarı Yuluğ Tiğin'dir.
    Dil, yabancı etkilerden uzak ve yalın bir Türkçe’dir. Yazıtlarda yer yer gerçekçi tarih dili, yer yer eleştiri cümleleri, yer yer de güçlü bir söylev dili kullanılmıştır.

    Yazıtlarda aliterasyonlu (ses tekrarına yalı) bir söyleyiş vardır.
    Orhun yazıtlarında Türk ulusunun benliğini unutmaması ve birlik olması gerektiği düşmanların tatlı sözlerine, güzel hediyelerine aldanmayıp uyanık olması gerektiği vurgulanmıştır.

Sayfayı Paylaş