istanbulla ilgili sevdiğiniz şiirleri buraya yazar mısınız?

Konu 'Alıntı Şiirler' bölümünde nike tarafından paylaşıldı.

  1. nike

    nike Üye

    Katılım:
    12 Aralık 2007
    Mesajlar:
    12
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1

    istanbulla ilgili sevdiğiniz şiirleri buraya yazarmısınız?
  2. <BETÜL>

    <BETÜL> Üye

    Katılım:
    9 Şubat 2009
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Istanbulu dinliyorum var
  3. => iηciтαηєѕi <=

    => iηciтαηєѕi <= Üye

    Katılım:
    29 Ekim 2008
    Mesajlar:
    146
    Beğenileri:
    293
    Ödül Puanları:
    64
    İSTANBUL

    Sevgisi içinde yaşayıp duran,
    Nazlı güzellerin şirin İstanbul.
    Hayali kafamda hükümler süren,
    Görmez gözlerime görün İstanbul.

    Ortasında deniz, kenarlar kara
    Bu dünyada cennet olmuş kullara,
    Mehtapta sandallar ne hoş manzara,
    Sahildir, yayladır yerin İstanbul.

    Gemilerin gelir peşi peşine,
    Şöhretin yayılmış hudut dışına,
    Ayrı bir güzellik başlı başına,
    Sevgi, muhabbetin derin İstanbul.

    Fatih Mehmet Sultan temeli kurdu,
    Ondan sonra oldu Türklerin yurdu,
    Edirne'den gelen o büyük ordu,
    Ayyıldız bayrak nurun İstanbul.

    Denizler kilidi boğazların var,
    Dünyaya haykıran avazların var,
    Yılmaz Türk Ordusu şahbazların var,
    Ferah tut gönlünü serin İstanbul.

    Dünya güzelliği sendedir mevcut,
    Hususi özenmiş yaratmış Mabut,
    Herkesin gönlünde vardır bir maksut,
    Halis Türk maksadın varın İstanbul.

    Edipler şairler yetişmiş sende,
    Ehl-i aşklar yanmış tutuşmuş sende,
    Bir aciz kimseyim Veysel'im ben de,
    Seversen olayım yarin İstanbul...

    Aşık Veysel Şatıroğlu
  4. arzu_asi

    arzu_asi Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    29 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.141
    Beğenileri:
    254
    Ödül Puanları:
    36
    Bir Gün İstanbul`da

    Günlerden bir gün İstanbul`da
    Sabah oldu eşya ışıdı
    Bahçedeki horoz öttü
    Horozun öttüğünü duyunca
    Türkü tutturdu
    Bir çiçek keyfine göre...
    İşler bu yola döküldü mü,
    İnsanoğlu durmaz
    Yatağımdan kalktım
    Kahvaltı ettim
    Geceden kalma ne varsa
    Ceketimi giydiğim gibi
    Sokağa çıktım
    Bir rüzgar esti hafiften
    Sonra durdu
    Yağmur çiseliyecek gibi oldu
    Bir tramvaya atladım
    Doğru parka gittim
    Sıranın birinin üstüne
    Uzandım
    Gökyüzünü seyrettim
    Gökyüzü de bir türkü söyledi
    Gökyüzünün türküsü de
    Horozunkine, çiçeğinkine uygundu
    Öylesine maviydi gökyüzü
    Öylesine derin
    Öylesine sonsuz
    Ama bıkılıyordu gökyüzünden
    Kalktım kahveye uğradım
    Bir çift söz ederim dedim
    Ahbap aradım
    Bulamadım
    Bulamayınca
    Elim şakağımda
    Düşünmeye vardım
    Derken öğle oldu
    İş yerleri boşaldı
    Cümle halkın karnı acıktı
    Ben de acıktım
    Bir köfteci dükkanına girdim
    Köfteler kızardıkça
    Ortalığı bir duman sardı
    Bir soğan kokusu
    Öğleden sonra da geçti aynı minval üzre
    Yalnız bir aralık
    Bir sevda yaşadım düşümde
    Büyük bir caddeden geçerken
    Bir kadın görünce balkonda
    Saçları alabildiğine sarıydı
    Bugüne dek
    Görmediğim acaip kuşlar havalanıyordu
    Sabahlığında
    Sevdalandım düşümde
    O benden habersiz
    Akşam gelecek aşığına
    Hazırlandı durdu aynasında
    Gönlü sevdayla dolanların
    Son uğradıkları meyhane
    Bir yudum aldım da
    Kendimi buldum kocaman bir denizde
    Nelerin unutulup gittiği nelerin
    İzi bile görünmeyen gemilerin
    Akşamları sokakları dolduran serinlik
    Bir kahvecinin
    Kahvesinin bahçesini suladığı
    Anı hatırlattı bana
    Bütün gün taban teptim
    İçimde bitkinlik
    Akşamı ettim

    Sabahattin Kudret Aksal



  5. arzu_asi

    arzu_asi Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    29 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.141
    Beğenileri:
    254
    Ödül Puanları:
    36
    İstanbul Türküsü

    İstanbul’da, Boğaziçi’nde,
    Bir garip Orhan Veli’yim;
    Veli’nin oğluyum,
    Tarifsiz kederler içinde.
    Urumelihisarı’na oturmuşum
    Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:
    “İstanbul’un mermer taşları;
    Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;
    Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları;
    Edalı’m,
    Senin yüzünden bu halım.”
    “İstanbul’un orta yeri sinema;
    Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
    El konuşur, sevişirmiş, bana ne?
    Sevdalı’m,
    Boynuna vebalim!”
    İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim.
    Bir fakir Orhan Veli;
    Veli’nin oğlu,
    Tarifsiz kederler içindeyim.

    Orhan Veli Kanık

  6. arzu_asi

    arzu_asi Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    29 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.141
    Beğenileri:
    254
    Ödül Puanları:
    36
    İstanbul

    Nice büyük komutan tutuştu senin için.
    Almak üzere Mevla`ya yalvardı için için.
    Nasip oldu sonunda, O, muhteşem Fatih`e
    O buyuk zafer ile damga vurdu tarihe.
    Yedi tepe üstune kurulan koca şehir.
    Sana kavusmak için olmuştuk koca nehir.
    Allah, Allah diyerek, atıldik yedi koldan
    Gemileri yüzdürdük, dağ tepe susuz yoldan
    Kaptı şanlı sancağı çıktı Hasan surlara.
    Siper etti göğsünü o zalim okçulara.
    Bir Hasan binler oldu, atıldılar ileri
    Şehit olmak dileği, Fatih`in şanlı eri.
    Koskoca İstanbul`u hediye ettin bize
    O muhteşem günde atı sürdün denize.
    Her biri bir Fatih`ti kahraman askerlerin.
    Büyüdükçe büyüdü, isimsiz neferlerin.
    Çağ atlattin dünyaya İstanbul`u almakla
    Bir er gibi savaştın, kalbindeki bayrakla.
    Bu yüce savaş için feyz aldın Peygamber`den
    Kalkta bak koca Fatih, yattığın o yerinden.
    Boğaz`a gerdan taktı, torunlarin sonunda.
    Adını senden aldı, inci gibi boynunda.
    Göklere yükseliyor Sinan`ın eserleri.
    Bir rüya gibi hala İstanbul`un her yeri.

    Nizami Sunguroğlu



  7. arzu_asi

    arzu_asi Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    29 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.141
    Beğenileri:
    254
    Ödül Puanları:
    36
    İSTANBUL’U DİNLİYORUM

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Önce hafiften bir rüzgar esiyor
    Yavaş yavaş sallanıyor
    Yapraklar, ağaçlarda;
    Uzaklarda, çok uzaklarda,
    Sucuların hiç durmayan çıngırakları
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Kuşlar geçiyor, derken
    Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
    Ağlar çekiliyor dalyanlarda
    Bir kadının suya değiyor ayakları
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Serin serin Kapalıçarsı
    Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
    Güvercin dolu avlular
    Çekiç sesleri geliyor doklardan
    Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
    Los kayıkhaneleriyle bir yalı
    Dinmiş lodosların uğultusu içinde
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Bir yosma geçiyor kaldırımdan
    Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
    Bir şey düşüyor elinden yere
    Bir gül olmalı
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

    Bir kuş çırpınıyor eteklerinde
    Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum
    Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum
    Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
    Kalbinin vurusundan anlıyorum
    İstanbul'u dinliyorum.
  8. (¯`•вєуαz мєℓєк•´¯)

    (¯`•вєуαz мєℓєк•´¯) Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    5 Mart 2008
    Mesajlar:
    1.270
    Beğenileri:
    310
    Ödül Puanları:
    36
    Canım İstanbul


    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
    Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
    İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
    O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
    Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
    Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
    Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
    Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
    İstanbul benim canım;
    Vatanım da vatanım...
    İstanbul,
    İstanbul...
    Tarihin gözleri var, surlarda ****k ****k;
    Servi, endamlı servi, ahirete per****k...
    Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at;
    Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
    Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
    Her nakışta o mana: **eceğiz ne çare?..
    Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
    Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
    O manayı bul da bul!
    İlle İstanbul`da bul!
    İstanbul,
    İstanbul...
    Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
    Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
    Oynak sular yalının alt katına misafir;
    Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
    Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
    Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
    Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
    Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...
    Kadını keskin bıçak,
    Taze kan gibi sıcak.
    İstanbul,
    İstanbul...
    Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
    Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
    Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
    Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
    Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
    Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
    Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
    Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
    Gecesi sünbül kokan
    Türkçesi bülbül kokan,
    İstanbul,
    İstanbul…

    Necip Fazıl Kısakürek

  9. (¯`•вєуαz мєℓєк•´¯)

    (¯`•вєуαz мєℓєк•´¯) Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    5 Mart 2008
    Mesajlar:
    1.270
    Beğenileri:
    310
    Ödül Puanları:
    36
    İstanbul Ağrısı


    kanatları parça parça bu ağustos geceleri
    yıldızlar kayarken
    şangur şungur ayaklarımın dibine dökülen
    sen eğer yine İstanbulsan
    yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
    pançak pançak şiirler tüküreceğim
    demek yine ben
    limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
    kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
    Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları
    mavi asfaltlara çökmüş
    diz bağlıyor
    eğer sen yine İstanbulsan
    kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
    Sirkeci Garında tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
    intihar dumanları içindeki Haydarpaşadan
    Anadolu üstlerine bakıp bakıp
    ağlıyan
    sen eğer yine İstanbulsan
    aldanmıyorsam
    yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
    kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
    yine senin emrindeyim
    utanmasam
    gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
    kendimi yani şu bildiğin Attila İlhanı
    zehirleyebilirim
    sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
    Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
    imtihan çığlıkları yükseliyor üniversiteden
    Tophane İskelesinde diesel kamyonları sarhoş
    direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler
    uykusuz dalgalanıyor
    ulan İstanbul sen misin
    senin ellerin mi bu eller
    ulan bu gemiler senin gemilerin mi
    minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
    liman liman götüren
    ulan bu mazut tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
    akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
    neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
    antenlerinden
    neden
    peki İstanbul ya ben
    ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
    gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu Abbas
    ya benim kahrım
    ya senin ağrın
    ağır kabaranlarınla uykularımı ezerek ****ksiz yaşattığın çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
    burgu burgu içime boşalttığın
    o senin ağrın
    o senin
    eğer sen yine İstanbulsan
    yanılmıyorsam
    koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
    Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine
    satır satır okumak istediğim
    sen
    eğer yine İstanbulsan
    eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
    ulan yine sen kazandın İstanbul
    sen kazandın ben yenildim
    kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
    yine emrindeyim
    ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
    parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
    hiçbir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
    yanılmıyorsam
    sen eğer yine İstanbulsan
    senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
    gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
    bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
    ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
    kaç kere yazdım kimbilir
    kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
    1949 Eylülünde birader mırç ve ben
    sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık
    sana taptık ulan
    unuttun mu
    sana taptık

    Attila İlhan

  10. (¯`•вєуαz мєℓєк•´¯)

    (¯`•вєуαz мєℓєк•´¯) Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    5 Mart 2008
    Mesajlar:
    1.270
    Beğenileri:
    310
    Ödül Puanları:
    36
    Süleymaniye`de Bayram Sabahı


    Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
    Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye`de
    Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
    Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
    Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
    Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
    Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir,
    Duyulan gökte kanat, yerde ayak sesleridir.
    Bir geliş var!.. Ne mübârek, ne garîb âlem bu!..
    Hava boydan boya binlerce hayâletle dolu...
    Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
    O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
    Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık
    Yürüyor, durmadan, insan ve hayâlet karışık;
    Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
    Giriyor, birbiri ardınca, ilâhî yapıya.
    Tanrının mâbedi her bir tarafından doluyor,
    Bu saatlerde Süleymâniye târih oluyor.
    * Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
    Adamış sevdiği Allah`ına bir böyle yapı.
    En güzel mâbedi olsun diye en son dînin
    Budur öz şekli hayâl ettiği mîmârînin.
    Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
    Seçmiş İstanbul`un ufkunda bu kudsî tepeyi;
    Taşımış harcını gâzîleri, serdârıyle,
    Taşı yenmiş nice bin işçisi, mîmâriyle.
    Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
    Uhrevî bir kapı açmış buradan gökyüzüne,
    Taa ki geçsin ezelî rahmete ruh orduları..
    Bir neferdir, bu zafer mâbedinin mîmârı.
    * Ulu mâbed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
    Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum;
    Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi;
    Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi,
    Senelerden beri rüyâda görüp özlediğim
    Cedlerin mağfiret iklîmine girmiş gibiyim.
    Dili bir, gönlü bir, îmânî bir insan yığını
    Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
    Büyük Allah`ı anarken bir ağızdan herkes
    Nice bin dalgalı Tekbîr oluyor tek bir ses;
    Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
    Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!
    Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
    Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbîr`i
    Ne kadar saf idi sîmâsı bu mü`min neferin!
    Kimdi? Bânisi mi, mîmârı mı ulvî eserin?
    Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
    Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
    Yüzü dünyâda yiğit yüzlerinin en güzeli,
    Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;
    Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
    Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
    Vatanın hem yaşayan vârisi hem sâhibi o,
    Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,
    Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,
    Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.
    * Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,
    Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
    Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
    Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
    Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?
    Üsküdar`dan mı? Hisar`dan mı? Kavaklar`dan mı?
    Bursa`dan, Konya`dan, İzmir`den, uzaktan uzağa,
    Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
    Şimdi her merhaleden, taa Bâyezîd`den, Van`dan,
    Aynı top sesleri birbir geliyor her yandan.
    Ne kadar duygulu, engin ve mübârek bu seher!
    Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
    Dinliyor hepsi büyük hâtırâlar rüzgârını,
    Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.
    * Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
    Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
    Kosova`dan, Niğbolu`dan, Varna`dan, İstanbul`dan..
    Anıyor her biri bir vak`ayı heybetle bu an;
    Belgrad`dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar`dan mı?
    Son hudutlarda yücelmiş sıra dağlardan mı?
    * Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
    Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
    Adalar`dan mı? Tunus`dan m, Cezayir`den mi?
    Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi
    Yeni doğmus aya baktıkları yerden geliyor;
    O mübârek gemiler hangi seherden geliyor?
    * Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine.
    Çok şükür Allaha, gördüm, bu saatlerde yine
    Yaşayanlarla beraber bulunan ervâhı.
    * Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.

    Yahya Kemal Beyatlı

Sayfayı Paylaş