Jose Marti

Konu 'Şairler' bölümünde S. Moderatör Uğur tarafından paylaşıldı.

  1. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36

    28 Ocak 1853'te Havana'da doğan Jose Marti'nin babası İspanyol, annesi ise Kanarya Adaları'ndandı;16 yaşında "Özgür Vatan" adlı bir gazete çıkardı. İspanya'ya karşı bağımsızlık savaşımı verenlerden olduğu için 17 yaşında tutuklandı ve 6 aylık kürek cezasından sonra İspanya'da Madrid'e sürüldü. Madrid'te Zaragosa üniversitelerinde hukuk, felsefe ve filoloji eğitimi gördü. 1874'te Latin Amerika ülkelerini dolaştı.Yaşamının büyük bölümünü sürgünde geçirdi.1878'de Kübalı toprak sahiplerinin İspanyollarla anlaşması nedeniyle sona eren savaş ve çıkan af ile ülkesine geri döndü. 1878'de evlendi, bir oğlu ve bir kızı oldu. 1880'de Kuzey Amerika'ya geçti, göçmen olarak yaşadı.Yıllarca şiirler, kitaplar ve gazete makaleleri yazdı. Aynı zamanda siyasi eylemlerini de sürdürdü. Gizli siyasal faaliyetinden dolayı iki kez yine tutuklandı. Daha sonra New York'a yerleşti. Buradan Buenos Aires' de çıkan La Nicion adlı gazetede ona ayrılan köşedeki yazılarından dolayı ünü bütün Latin Amerika'ya yayıldı. 1892'de Partido Revolucionario Cubano (Küba Devrimci Partisi) kuruldu ve Marti, PRC' nin temsilciliğine seçildi; aynı zamanda Patria (Vatan) adlı gazeteyi çıkarmaya başladı. 1895'de Küba halkını bağımsızlık savaşına çağıran ve Partinin manifestosu niteliğinde olan Monte Kristo Bildirisi'ni kaleme aldı.

    Marti'nin, edebiyat ve siyaset arasındaki ilişkiye getirdiği düşünce; yazmak, konuşmak, "yaratma"nın bir biçimidir; ama değişik bir biçimidir; değişik bir "yaratma"dır, eyleme katılmanın paralel bir biçimidir. Ama bu düşünce toplumsal-gerçekçiliği yadsıyan bir akım olmuştur. 1895'de Kübalı yurtseverler bir kez daha İspanya'ya karşı savaş hazırlıklarına başlamıştı. Marti Küba'ya döndü ve 1 ay sonra 19 Mayıs 1895'te arkadaşlarıyla birlikte küçük çaplı bir çatışmaya girdi ve çatışmada İspanyol askerleri tarafından öldürüldü. Jose Marti yaşamını, Küba'da İspanyol sömürge/koloni yönetiminin sona erdirilmesi ve Küba'nın ABD dahil başka ülkelerin egemenliği altına girmemesi için savaşıma adamıştır. Öğretisinin özü, kişi özgürlüklerine saygılı olmayan ve yalnızca zenginliklerini büyütmeyi gözeten yönetimleri uyarmaya ve karşı çıkmaya dayanmaktadır. Yapıtlarında bütün despot yönetim düzenlerini ve insan haklarına karşı uygulamaları kınamıştır. Onun yazıları demokratik gelişmeye yol göstericidir.

    Kısa süren ömrü boyunca, birkaç siyasal kitapçıkla incecik şiir kitapları Abdala (manzum dram) 1869'da, İsmaelillo (Mahvolan Dostluk, otobiyografik roman) 1882'de, Versos sencillos (Basit Şiirler) 1891'de ve Versos libres (Özgür Şiirler) 1913'te ölümünden sonra basıldı.



    AYNI YALINLIKLA **MEK İSTERİM

    Aynı yalınlıkla ölmek isterim
    Kırda bir çiçek gibi, sakin, gösterişsiz.
    Mum yerine yıldızlar parlasın üstümde
    Yeryüzü uzansın altımda sessiz.

    Ben aydınlık ve özgürlük ****siyim
    Varsın hainleri gizlesinler soğuk bir taş altında
    Dürüstçe yaşadım ben, karşılığında
    Yüzüm doğan güneşe dönük öleceğim.



    OMUZUMDA

    O, omuzumda oturuyor benim,
    Kimseye görünmeden:
    Yabancı göze görünmez
    Onu yalnız ben görebilirim.
    Şakaklarımı okşuyor tatlılıkla
    Ve sıcaklığıyla ellerinin
    Hafifletiyor ağırlığını
    Dayanılmaz acıların:
    Istırapla mıhlandığımda,
    Kederle çarmıhlandığımda,
    Ve hayatın boyunduruğunda
    Donduğunda kanım;
    Ve bir ölüm öpücüğü gibi
    Acı, deldiğinde kafatasımı,
    Odur silen alnımdaki teri
    Sevecen eliyle.
    Ayaklarımı çelip de
    Beni yolun ortasında
    Deviren yorgunluk
    Ansızın siliniverir!
    Ve hazırım yeniden
    En uzak yollara gitmeye;
    İçimde bir sevinç
    Dudaklarımda bir gülüşle;
    Bu demektir ki
    Oğlum öptü beni;
    Omuzumda oturan,
    Kimsenin görmediği.

    ALACALI TÜY SORGUÇLAR

    Kadehte nasıl
    Altın kabarcıkla
    Fıkırdarsa ruhu
    Saydam şarabın; Denizde nasıl
    Beyaz bir sırt gibi eğmeçlenerek
    Köpürür,
    Sonra yatışırsa dalga; Ovada nasıl
    Hoplayıp zıplarsa taylar
    Oynayarak ve ışıldayarak
    Sabahları;
    Kah ansızın kişneyerek
    Kah dörtnala fırlayarak
    Salarak gür yelelerini
    Rüzgara; İşte öyle
    Fıkırdıyor bende de düşünceler,
    Sokuluyorlar ayaklarına senin
    Altın köpükler benzeri;
    Ya da uysalca
    Baş eğiyorlar oğlum
    Önünde senin
    Alacalı tüy sorguçlar gibi.


    BENİM SAKİM

    Şarap, arkadaş
    Sunma bana:
    Yok dünyada
    Hiçbir mahzende
    Öyle bir şarap
    Dindirebilecek
    Susuzluğumu benim.
    Ve yok
    Kadehler arasında
    O kadeh
    Dudaklarıma
    İçine düşeyim.
    Sakim benim
    Unutur muyum seni?
    Başka bir şarap
    İçmeyeceğim.


    RUHUMUN OĞLU

    Ey ruhumun oğlu!
    Her yerde dalgalanıyorsun,
    Gece fırtınalarının dalgalarını
    Şafakla yatıştırıyorsun.
    Fakat acı günlerin köpüğü
    Bulanık ve ağır
    Fırlatıyor seni yeniden
    Gecelerimin diplerine...
    Sen, ruhumun
    Ardına kadar açık
    En gizli yerlerine
    Sevgiyle bekçilik ediyorsun;
    Koruyorsun onu
    Bütün saldırılara karşı.
    Ne zaman
    Bir an için gitmen gerekse
    Sıkıntılar
    Hızla yöneliyor içime.
    Fakat sen
    Karanlık eşikte
    Açarak beyaz, geniş kanatlarını
    Onu engelliyorsun.
    Bir şafak aydınlığıyla
    İyileştiriyorsun gecenin acılarını,
    Karşılıyorsun beni
    Sabahın dalgalarında.
    Beni ağır uykumdan kaldıran
    Şafağın parlaklığı değil
    Senin ellerinin dokunuşudur
    Yastığıma kadar ulaşan...
    Varsın herkes
    Senin burada olmadığını söylesin,
    Desinler ki
    Sen uzak bir ülkedesin;
    Ah, nasıl da *****lar,
    Haksızlar nasıl da!
    Ruhun benimledir
    Sen benimlesin;
    Onlar içinse
    Sadece bir gölgesin;
    Onlar, bir gölgeye sahipler.
    Uçup geliyor uzaktan
    Çevik kanatlarında rüzgarın
    Yakıcı parıltısıyla
    Senin her bakışın.
    Onunla ısınıyorum
    Ve sevinçle donanarak
    Topluyorum hasadını
    Aydınlık bakışlarının.
    Sen onları gecenin sessizliğinde
    Yıldızlar gibi saçıyorsun,
    Her yerde dalgalanıyorsun
    Ey ruhumun oğlu!



    GÜZEL KOKULU ELLER

    Bilirim zarif elleri
    Ve güzel kokularını onların;
    Bilirim nasıl
    Sarılırlar boyna
    Ve beden onlara doğru
    Açılarak bir gül gibi
    Bitkin düşer
    O güzel kokuları solumaktan.
    Ve kan çarpar şakaklarda,
    Sanki al damarlarda
    Bilinmez kuşlar
    Kızıl kanatlarını çırpmaktadır;
    O hafif ellerin dokunuşu
    Alazlanmış tende
    Yaşamın rüzgarlarıyla
    Uçuşur kelebek gibi,
    Ve cansız bedeni
    Yeniden diriltirler.
    Fakat zarifliğini bu ellerin
    Onların güzelliğini
    Ben değişirim duraksamadan
    Başka ellerle,
    O minik ellerle,
    Boynunda bir babanın
    Büyülü bir gerdanlık gibi
    Sımsıkı birleşen.
    Eksik olsun zarif ellerin güzelliği
    Ve güzel kokuları onların!


    BENİM ŞÖVALYEM

    Sabahları oğlum
    Minicik oğulcuğum
    Kocaman bir öpücükle
    Uyandırırdı beni.
    Sonra bir atlı gibi
    Otururdu göğsüme
    Dizgin yerine
    Tutup saçlarımı

    O, sarhoş olurdu mutluluktan
    Ben mutluluktan sarhoş olurdum.
    Şövalye, beni
    Mahmuzlardı bağırışlarla
    Ah, o şirin mahmuzlar
    İki tazecik ayaktı.
    Ah, nasıl da gülerdi
    Mutlu şövalyem benim!
    Nasıl da öperdim ben
    Tek bir öpücüğe sığan
    O iki ayakçığı!




    GUANTANAMERA

    Dürüst bir insanım ben,
    Palmiyeler ülkesinden.
    **meden önce, paylaşmak isterim
    Ruhumdan akıp gelen bu şiirleri.

    Guantanamera! Guajira!
    Guantanamera!
    Guantanamera! Guajira!
    Guantanamera!

    Şiirlerim parlak yeşildir,
    Ama yine de kızıl alevler gibidir.
    Şiirlerim yaralı bir ceylana benzer,
    Dağda kurtarılmayı bekler.

    Guantanamera! Guajira!
    Guantanamera!
    Guantanamera! Guajira!
    Guantanamera!

    Dikiyorum bir ak gül fidanı
    Haziranda ve Temmuzda
    Çünkü samimi dost
    Elini vermiştin bana.

    Guantanamera! Guajira!
    Guantanamera!
    Guantanamera! Guajira!
    Guantanamera!

    Ve zalimin biri parçaladığı için
    Beni yaşatan yüreğimi.
    Dikmem ne bir ayrıkotu ne de çakır dikeni
    Dikerim bir ak gül fidanı.

    Guantanamera! Guajira!
    Guantanamera!
    Guantanamera! Guajira!
    Guantanamera!

    Dünyanın yoksul insanlarıyla,
    Neyim varsa paylaşmak isterim.
    Dağların cılız dereleri
    Denizlerden daha mutlu eder beni.

Sayfayı Paylaş