Kafkasya'dan Gelen Bir Esinti..

Konu 'Kültür-Sanat' bölümünde Özlem tarafından paylaşıldı.

  1. Özlem

    Özlem Bu ülke sizi de unuttu(!) - SOMA Özel Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4.040
    Beğenileri:
    3.106
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Konya



















    [​IMG]






    Çoğu kimse “Çerkes” denilince Çerkes tavuğu, Çerkes halk oyunları, belki bir kısmıda Çerkes Ethem veŞeyh Şamil’i anımsayabilir. Ama onların toplumsal özellikleri hakkında yeterli bilgi sahibi değildir. Çerkesler bize Osmanlı’dan kalan bir toplumsal mirastır. Çerkeslerin anavatanı Kafkasya’dır. Kafkasya, tarih boyunca hep çeşitli devletlerin egemenlik kavgalarının verildiği bir coğrafi bölgenin adıdır. Batıda Karadeniz, doğuda Hazar Denizi, güneydeTürkiye, İran, Azerbaycan, Kuzeyde ise, Rusya yer alıyor.

    Çerkesler 1860 larda bitip tükenmeyen Osmanlı-Rus savaşlarında Osmanlı’dan yana tavır alırlar. Bu savaşta Osmanlılar yenilince onların tarafını tutan Çerkesler, Kafkasya’dan zorunlu göçe başlarlar. Göç, Anadolu’ya, Balkanlara ve Ürdün yönüne gider. Mısır ve Suriye’yi de kapsar.

    Çerkesler, Grek mitolojisi kaynakları Sindo-Meot kavimlerinden olduklarını, Çerkes adınında Kerket’ten türediğini yazarlar. Kendilerine Adıgeler’de diyen Çerkesler, Adige kelimesinin, öbür taraf, Karadeniz tarafında oturanlar, Adıgeliler, Karadenizliler anl***** geldiğini ifade ediyorlar.

    1860’daki Osmanlı-Rus Savaşı ardından 1868’de Çerkes beylerini dize getirmek için yapılan reformlarla sürüyor. Bu durumunda göçe katılımda etkisinin olduğu gözleniyor. Kafkasya’daki Çerkes nüfusun %80’i bu zorunlu göçe tabi olur. Kaynakların verdiği bilgilere göre; 500 bin ile 1.500 bin arası kişi göçe katılır.
    Çerkesya’da yaşanan bu göç olayı dünyada ender rastlanan bir göçtür. Bugün bile anavatandan daha çok Çerkes anavatan dışında yaşamaktadır. Türkiye’de yaşayan Çerkes sayısı bile anavatan Kafkasya’dan daha çoktur.

    Çerkesleri; sosyolojik olarak bugün bile henüz millet ya da milliyet olarak nitelemek zor gözüküyor. Çünkü Çerkes adeta bir üst kimliktir. Bu üst kimlik, ya da şemsiye altında 50 civarında boy var. Bunlardan bazıları; Abhaz, Oset, Ibıh, Kabartey Balkar, Şapsığ, Çeçen, Bjedug, Besleney, Cemguy, Çeçen v.s. adlarını taşıyor. Çerkesce diye bir millet ya da milliyet yok. Bu saydığım ve sayamadığım bütün boylar dışa karşı kendilerine Çerkes diyorlar. Ama kendi aralarında boy adları öne çıkıyor.

    Çerkesce diye konuşulan bir dilde yoktur. Adı geçen tüm boyların kendi ana dili var. Kendi aralarında dil bilenleri birbiri ile anlaşıyorlar. Ama ortak bir dilleri yok. Rusya’dakilerin ortak dili Rusça, Türkiye’dekilerin ortak dili Türkçe, Suriye’dekilerin ortak dili Arapça veya Fransızca, Ürdün’dekiler’in Arapça v.s.dir.
    Çerkesce diye ortak bir dil henüz oluşmamış. Bu durum şöyle olabilirdi veya olur. Ya bu boy dillerinden biri tüm Çerkes boylarının ortak dili olabilirdi veya olabilir. Ya da boy dillerinin her biri ayrı ayrı dil olur. Ayrı etnik yapılar oluşturur.

    Kısa zamanda bu iki olasılıkta zor gözüküyor. Çerkeslerin tarihlerinde alfabe çok değişmiş. Bir ara Arap alfabesi kullanılmış bir ara Latin alfabesi denenmiş. Grek alfabesi denendiği de olmuş. S.S.C.B. döneminde Kiril alfabesi uygulanmış. Kafkasya mitolojide diller ülkesi olarak tanıtılıyor. Kafkasya’da ki Çerkesya bu durum için tipik bir örnek. Her boyun, kabilenin bir ayrı dili var. Adeta her köyün ayrı bir dili var. Çoğunun adı literatürde bile yok.

    Çerkesler, coğrafi olarak iki bölgede bulunuyor. ‘KuzeyKafkasya ve Güney Kafkasya. Kuzey Kafkasya’da; Abhazlar, Adıgeler, Ubıhlar, Kabarteyler, Çeçenler, Dağıstanlılar, Osetler, Karaçaylar v.s. Güney Kafkasya’da ise; Gürcüler, Lazlar, Ermeniler ve bu bölgede yaşayan diğer Çerkes boyları. Adıge etnik kökenli halklar olarak ise; Şapsığlar, Abhazlar, Bjeduglar, Kaberteyler, Cemguylar veBesleneyler sayılıyor. Örneğin; Çerkes Ethem Adıgelerin Şapsığ boyunun Dipsov ailesine mensuptur. Üç kuşak Çerkes, Rusya’ya karşı özgürlük ve bağımsızlık için savaştı. Bu uzun ve kanlı savaşta yaklaşık bir milyona yakın Çerkes öldü. Anadolu, Balkanlar, Suriye ve Ürdün’e gidenlerinde bir kısmı yollarda öldü. Bugün Ürdün’de yaklaşık 60 bin, Suriye’de 40 bin, İsrail’de ise 5 bin civarında Çerkes yaşadığı tahmin edilmektedir. Balkanlar’dakiler ise Avrupa devletlerinin istememesi üstüne tekrar Anadolu’ya sürülmüştür. Bu sıradada onbinlerce Çerkes yollarda ölmüştür.

    Moderatör Barış bunu beğendi.
  2. Özlem

    Özlem Bu ülke sizi de unuttu(!) - SOMA Özel Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4.040
    Beğenileri:
    3.106
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Konya
    OSMANLI ÇERKES İLİŞKİLERİ

    Ürdün’e, Suriye’ye giden Çerkesler gibi Osmanlı’ya gelenlerde kısa zamanda Saray ile iyi ilişkiler kurmayı başarmış ve devlet erkinde yeralmışlardır. Yaklaşık 500 yıldır Türkmenler’le didişmeyi kendine meslek edinen Osmanlı yönetimi, Osmanlı-Rus Savaşı’nda kendi safında yeralan Çerkeslere devletin kapılarını açmıştır. Kısa zamanda Çerkesler Osmanlı Sarayı’nın yönetiminde yer almayı başarmışlardır.

    Çerkesler ülkenin; Bolu, Adapazarı, Bilecik, Bursa, Balıkesir, Eskişehir, Manisa ve bu saydığım illerin birçok ilçesine olduğu gibi Orta Anadolu’da da başka Kayseri-Uzunyayla olmak üzere Adana, Sivas, Tokat, Sinop, Amasya, Çorum, Yozgat, Maraş, Samsun gibi yerleşmelerine yerleştirilmişlerdir.

    Bugün Türikye’de Çerkeslerin nüfusunun yaklaşık bir milyondan başlamak üzere çeşitli rakamlar verildiğini görülüyor. 1970’li yıllarda yapıldığı söylenen bir araştırmaya göre ülkemizde 900 civarında Çerkes köyü bulunduğu ifade edilmektedir. Türkiye’de yaşayan bugünkü Çerkes nüfusununda anavatanları Kafkasya’dan daha fazla olduğu biliniyor. Bu sayı ise tahminen 1 milyon nüfus civarındadır.

    S.S.C.B. döneminde kurulan Çerkes-Adıgey Özerk Bölgesi 1924’e kadar Kuban Eyaletine, 1934’e kadar Kuzey Kafkasya eyaletine, 1937’ye kadar Azak Eyaletine, 1991’e kadar ise Krasnodar Eyaletine bağlı kalır. 1991’de ise Rusya Federasyonu’na bağlanır. Karaçay Çerkes Cumhuriyeti, Kabartey Balkar Cumhuriyeti, Abhazya Cumhuriyeti’nin kaderide benzer şekilde gelişmiştir.

    Osmanlı ile iyi ilişkilerini feodal bağımlılık vefa yiğitlik temaları ile açıklayan Çerkesler arasında; Soylular, Köylüler ve Köleler kadim sınıflamasının bazı izlerinin bugün bile görüldüğü belirtilirse abartılmış sayılmaz. Bugün bile, her Çerkes nerede ise çoğunlukla hangi soya boya ait olduğunu bilir. Aynı soydan herkes birbirinin akrabası sayılır. Ama aralarında evlenme yasağı uygulanır. Soylular, kölelerle v.s. evlenemez. Bu anlayaşın bugün bile izleri görülmektedir.

    Çerkeslerin İslamiyet ile ilişkileri Osmanlı ile ilişkilerle birlikte olur. Buda yıl olarak yaklaşık 1600-1700 yıllarında olur. Çerkesler önceleri çok tanrılı dinlere inanırlar. Bunu Hıristiyanlık izler. 1700’lerde bazı bölgelerde Hıristiyanlık bazı bölgelerde ise yaşayan Animizin yerini İslamiyet’e bırakır.

    Çerkesler, İslamiyet ile Osmanlı’nın Hanefi İslami resmi mezhebi olarak tanıdığı dönemde tanıştıkları için doğal olarak Hanefi İslamı benimserler. Ama anavatandakilerin çoğunluğu Hıristiyan’dır. Son yıllarda anavatanda da Çerkesler’in çoğunluğu İslamiyet’i kabul etmiştir.
  3. Özlem

    Özlem Bu ülke sizi de unuttu(!) - SOMA Özel Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4.040
    Beğenileri:
    3.106
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Konya
    CUMHURİYET DÖNEMİNDE ÇERKESLER

    Çerkesler, Anadolu’nun 140 yıllık misafirleridir. 1860 yılından önce anavatanları Kafkasya’da yaşıyorlar. Çerkesler kendilerini “Türk” olarak kabul etmiyor. Yaşlı ve okuma-yazması olmayan Çerkesler Türkçe bilmiyorlar. Kendilerini Türk ya da Rus olarak görmüyorlar. Biz “Çerkesiz” ya da “Adıgeyiz” diyorlar. Bundan sonra ise hangi boya ya da soya bağlı ise o soy adı ile kendilerini tanıtıyorlar. Osetim, Abhazım, Çeçenim, Kabarteyim v.s.


    Çerkesler, Türkler ile olan 140 yılın yaklaşık 60 yılını Osmanlı döneminde yaşamışlar 80 yılı aşkın bir zamandırda Cumhuriyet döneminde yaşıyorlar. Çerkesler 140 yıldır esas olarak Osmanlı ve Cumhuriyet yönetimi ile iyi ilişkiler içinde bulunuyorlar. Bu uyumlu ilişki Kurtuluş Savaşı şartlarında “Anzavur Ahmet” ve “Çerkes Ethem Olayı” nedeni ile küçük bir sarsıntı geçirsede fazla uzun sürmedi. Merkezi otorite ile ilişkiler düzeldi.

    Bu yaşanan 140 yılda Çerkesler Osmanlı ile kurdukları iyi ilişkileri Cumhuriyet döneminde de devam ettirdiler. Osmanlı ile kurulan iyi ilişkiler sonucu Osmanlı’da hem asker hemde sivil bürokraside önemli mevkilere geldiler. 1. Dünya Savaşı ve ardından Kurtuluş Savaşı şartları geldiğinde MustafaKemal ve çevresinde hayli Çerkes kökenli asker-sivil bürokrat devlet yönetiminde yer almıştı. Bu daha sonrada devam etti. Bunlardan bazılarını saymak gerekirse; Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, General Cemil Cahit Poydemir, Recep Peker, Bekir Sami Kunduk, İbrahim Sureyya Yiğit, Ömer Mümtaz Tanbiy, Hakkı Behiç, Teşkilatı Mahsusa’nın kurucusu Kuşçubaşı Eşref, Mustafa Kemal ile Amasya buluşmasını gerçekleştiren Karzeg Salih Paşa, Yusuf İzzet Paşa, Hakkı Münse, Ali Sait Akbaytogan, Deli Halit Paşa, Salih Berzeg Paşa v.s.

    Kurtuluş Savaşı tarihinde; İngilizler’in yönlendirmesi sonucu; “Şarkı Garip Çerkesleri Temini Hukuk Cemiyeti’nin 19 yöreden 17 ayrı kabileden temsilcinin 24 Ekim 1921’de İzmir’de yapılan, Yunan İşgali’ni öven ve İttihat Terakki’yi eleştiren toplantı sayılmazsa Çerkesler Kuvay-i Milliye’nin yanında yer almıştır.

    Osmanlı’dan önemli ayrıcalıklar elde etmiş Çerkesler için Osmanlı’ya, hilafete, saltanata karşı tavır almak kolay olmamıştır. Anzavur Ahmet Olayı; Padişaha, hilafete, saltanata bağımsızlılığı ya da sedakati gösteren bir davranış olsa gerektir.

    Çerkesler, bugün bazı kaynakların yazdığına göre bir milyon nüfusu olan Osmanlı ile kurulan iyi ilişkileri Cumhuriyet döneminde de sürdüren merkezi otorite ile uyumlu kendi anavatanından çok ülkemizde yaşamayı tercih etmiş bir toplumdur.

    Çerkeslerin Osmanlı’da olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de devleti sahiplenme konusunda, devletimizi ve ülkemizi sevme, sayma konusunda aynı özelliklerini devam ettirdiklerini söyleyebiliriz.

    Ülkemizde yaşayan Çerkeslerin 140 yılda Çerkes olmaktan çok Türkleştikleri’de söylenebilir. Çünkü Çerkes nüfusun %80’inin Çerkesce yerine Türkçe’yi kullandıkları ve anadili olan Çerkesce’yi konuşma işini %20’lik yaşlı kesime bıraktıklarını yazarsak bu abartı sayılmaz. Bu nedenle son günlerde TRT tarafından Radyo ve TV’de başlayan Çerkesce anadilde yapılan yayınlar başlayınca bazı Çerkesler bile şaşırıp kalmışlardır. Yayınlara ilgi ise beklenenin çok altında olmuştur.
    Ülkemizin toplumsal renklerinden birini oluşturan Çerkezlerin azınlık bir toplumsal kesim olduğunu söyleyebiliriz. Ama oldukça şanslı, adeta ayrıcalıklı bir azınlık ya da toplumsal rengimiz olduğunuda ifade edebiliriz. Bu toplumsal rengimizin kendi kültürel özelliklerini yaşamak istemesi kadar doğal birşey olamaz. Ama bu hassas özellik asla bazı olumsuz amaçlar için kullanılıp siyasallaşmamalıdır. Bu özelliğin siyasallaşması öncelikle Çerkeslerin merkezi yönetim ile kurulmuş olan olumlu ilişkisini bozacağı unutulmamalıdır. Bu örnek toplumsal ilişki bozulursa bunda en çok Çerkeslerin rahatının kaçacağı ortadadır. Bu toplumsal “büyü”yü bozmaya çalışan kesimlere meydan verilirse bu işin faturası ağır olabilir.

  4. Özlem

    Özlem Bu ülke sizi de unuttu(!) - SOMA Özel Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4.040
    Beğenileri:
    3.106
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Konya
    Cerkes Ressam Feriha Konkoç Resimleri ;,





    [​IMG]




    [​IMG]





    [​IMG]



    [​IMG]




    [​IMG]




    [​IMG]
  5. Özlem

    Özlem Bu ülke sizi de unuttu(!) - SOMA Özel Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4.040
    Beğenileri:
    3.106
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Konya
    Bayrak :eek:


    [​IMG]
  6. Özlem

    Özlem Bu ülke sizi de unuttu(!) - SOMA Özel Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4.040
    Beğenileri:
    3.106
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Konya
    ÇERKEZ DÜĞÜNLERİ ÜZERİNE

    Kültürel değerlerimizin derlenmesi amacıyla tarihimiz ve kültürümüz konusunda bilgili büyüklerimizle bir dizi röportajlar gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz. Bu röportajlardan oluşan bir arşivin hazırlanması çalışmalarına başlanmıştır. Bu kapsamda sayın büyüğümüz Tuç'a soruları yönelttik.





    Nart: Çerkes kültüründe düğünün yeri nedir?

    Sn. Tuç: Genelde kültürün ana temasını oluşturan üç husus vardır. 1- Doğum, 2- Evlilik, 3-Ölüm durumunda yapılan etkinlikler. Çocuk doğduğu zaman bir etkinlik yapılır, evlenirken yapılan etkinlik çok zengin ve ayrıntılıdır. Ölüye de çok değer verirler. Çünkü, Çerkesler'de insana çok değer verilir. Onun için ana başlıklarıyla düğünlerde bugünümüze faydalı olacak konuları dile getirelim, onlar üzerinde duralım...

    Köy düğünleri ile bugün şehirlerde yapılan salon düğünleri arasındaki farklılıkları görebilmemiz açısından, önce köy düğünleri hakkında bize bilgi verebilir misiniz?

    Kültürümüzde, gelin alma düğünü denilen “Nıseşecegu” ile “delikanlı düğünü” olmak üzere iki tür düğün vardır. “Delikanlı düğünü”, misafir gelen birini onore etmek ya da eğlence amacıyla daha çok gençler arasında yapılır. Gençler, bayanları toplar ve düğün yaparak kendi aralarında eğlenirler. Orada gençler bir araya gelirler. Bu düğünlerde katı kurallar mevcut değildir ve bunlar daha çok eğlenceye dönük düğünlerdir. Sanıyorum, bu geleneği başka hiçbir kültürde görmüyoruz. “Düğün yaptık” dediğimizde insanlar, “kim evlendi de düğün yaptınız?” diyorlar. Bizim kültürümüzde düğün yapmak için mutlaka birinin evlenmesi gerekmiyor, biz 3-5 kişi bir araya geldiğimizde de düğün yapabiliyoruz, veya bir misafirimiz geldiğinde onun için düğün yapabiliyoruz. Fakat, misafir Thamade pozisyonunda ise düğün yapılmaz.

    Gelin alma düğününde yani “Nıseşecegu”de ise, gelinin bulunduğu yere gidilerek gelin getirilir. Bu olay 3 gün, 5 gün, bazen bir ay kadar sürer. Gelin alma olayı özellikle kış dönemlerine, işsiz zamanlara denk getirilir ki, uzun uzun eğlenilsin. Kadın, Çerkes toplumunda çok saygıdeğerdir. Dolayısıyla nazlandırılır. Hele genç kızlar daha çok nazlandırılır. Esasında çağrılmadan, buyur edilmeden genç kız düğüne katılmaz. Bu nedenle, düğünden önce, düğüncü aile, kızlarının (kızları yoksa yakın bir akrabalarının) yanına bir delikanlıyı katarak, ev ev dolaşırlar ve genç kızları düğüne çağırırlar. Düğün yapılır; düğün bozulduktan sonra evlerinden alınan genç kızlar, tekrar evlerine götürülürler.

    Çerkes düğünlerinde oturmak yoktur. Yaşlı, genç düğüne katılan kim olursa olsun oturmaz. Sadece evli kadınlar gerilerde bir köşeden düğünü seyrederler. Bunun dışında herkesin ayakta durması, ayakta duramayacakların düğüne katılmaması gerekir. Fakat günümüzde düğün yapılırken kızlar oturuyorlar. Bunun organize edilmesi gerekir. Organize eden gençlerden biri, bir delikanlı veya bir kız oturuyorsa, onu düğüne davet etmeli, onun da düğüne katılmasını sağlamalıdır.

    Düğünde erkekler bir tarafa, bayanlar bir tarafa dizilir. Düğün yapılan yerin en emin tarafı kızlara verilmelidir. En sağ başta, “baş koruyucu” denilen birisi durur, onun yanında “jan” tabir ettiğimiz “prenses” durur. Onun yanında da Xhıgebz-thamade durur. Yani herkesin duracağı oyun yeri bellidir. Onun yanında varsa misafir kız, daha sonra toplumdaki sosyal yerlerine göre diğer kişiler, en sonda da düğün sahibi aileden bir kız yer alırlar. Bu kızın yanında da koruma görevi yapan bir erkek bulunur.

    Düğünlerde kızlar sırayla oyuna çıkar, erkeklerde ise sıra yoktur. Fakat onlarda gelişigüzel bir şekilde çıkamazlar. Bir delikanlı, bir kızı gözüne kestirmiş, onunla oynamak istiyorsa, o kızın sırasına denk getirir, öyle oyuna çıkar. Kendiliğinden de çıkamaz. “Hatiyako” (düğünde oyuna çıkma sırasını idare eden kimse) dediğimiz kişiyi tembihleyerek, hatiyakonun organizesiyle düğüne çıkar. Düğünün esası budur. Kızlar sıra olduklarında, ablası ya da kendi sülalesinden bir büyüğü olan kız arka sırada dikilir, düğüne katılır ama oynamaz.

    Düğünler uzun sürdüğü ve sürekli ayakta durulduğu için grup grup, önce misafirler, sonra diğerleri dinlendirilir ve dinlenenlere ikramda bulunulur. Düğünden dinlenmek için çıkarken büyük olan kişiden izin istenir, geri gelindiğinde tekrar gelindiği bildirilir. Yani şimdi yapılan salon düğünlerinde olduğu gibi düğüne gelişigüzel girilip çıkılmaz.


    Gelin alma düğününü kim organize eder?

    Bir aile gelin alacaksa, kendisine yakın olan, o sorumluluğu yüklenebileceğine inandığı, güven duyduğu bir büyüğüne gider, durumu anlatır. “Hayırlı bir işimiz var, bize aracı olun” der. Ve o kişi bir ön toplantı yaptırır. Düğünün organizasyonunda “Ceug thamade”, düğün thamadesi dediğimiz bu kişi ailenin adına tüm sorumluluğu taşır. Toplantıyı o yapar, “wunafe” yi o yaptırır, gelincileri o gönderir, gelinciler geldiğinde o karşılar. Düğünü olan ailenin mensupları ona yardımcı durumdadır. Örneğin; delikanlının küçük kardeşi ve “şavo” (sağdıç) da ona yardımcı olur.

    “Hatiyako” nasıl belirlenir?

    “Hatiyako” dediğimiz düğünü idare eden kişidir. Hatiyako da esas “ceug thamade”sine bağlıdır. Düğünden önce yapılan toplantıda o da belirlenir. Zaten köy hayatında, bir küçük yörede, kimlerin ne olduğu bilinir. “Hatiyako”nun işini, sorumluluk, yetenek ve tecrübe isteyen bir görev olduğundan herkes beceremez. Dolayısıyla bu görevi kimin yapacağı hemen hemen bellidir.


    Gelin ve damadın düğüne katılmaları konusundaki düşünceleriniz neler?

    Köylerde yapılan düğünlerde erkek hiçbir şekilde görünmez, tabii kız da görünmez. Düğün tamamen onların dışında gelişir. Fakat şehir düğünlerinde, aynı diğer kültürlerde olduğu gibi; gelin ve damat düğüne beraber gelip gidiyorlar. Diğer toplumlardan haliyle etkileniyoruz. Şimdi delikanlıyla evleneceği kızı düğüne, anne-babanın karşısına çıkardıysak; artık ondan sonra nasıl yapsak boş. Çünkü Çerkes gelini kendi düğününde oynamaz. Bazı düzenlemeler getirmek lazım.


    Damadın kaldığı yeri biliyoruz, gelinin kaldığı yer hakkında bilgi verir misiniz?

    Kafkasya'da hiçbir zaman gelin babasının evinden çıkmaz, önceden alınıp bir akrabasının evine götürülür. Kız istenmeye, yani nikah kıyılmaya gidileceğinde, kız baba evini terkeder, yakın komşuların (zaten komşular aile gibidir) evine gider. Dolayısıyla evi orasıdır, oradan çıkar. Ondan sonra bir müddet annesine, babasına görünmez.


    Bir düğünde “göz aydın” merasimi nasıl yapılır?

    En az iki kişinin bir araya gelmesiyle bir grup oluşur. Çerkes geleneğinde; grupta temsil ve otorite vardır. Grubu oluşturan iki kişinin de karşı tarafla muhatap olması gerekmez, hangisi daha büyükse, hangisi daha yetenekli ise o muhatap olur. Bin kişi adına bir kişi selam verir ve bir kişi selam alır. Bir köy olarak ya da bir grup olarak düğüne gidildiğinde ise; grup adına bir kişi görevlendirilir ve o kişi thamadeye “göz aydın”lığı verir. Gelin gelmeden, eve girmeden de göz aydına gidilmez.

    Düğün nasıl başlar?

    Düğünde öncelikle, “şagarey” oynar, yani ev sahibi pozisyonunda olan bir kimse hatta hatiyako düğünü başlatır. Yani yabancı olmayan birisi düğünü başlatır, ondan sonra misafirlere, diğerlerine sıra gelir. İlk önce misafir çıkartılmaz. Düğünde çok değer verilen bir misafir varken düğün bozulmaz. Misafir düğünden ayrıldıktan sonra, düğün “wuig”le sonlandırılır.

    “Hoh” olayının asıl amacı nedir?

    Amaç, insanları onurlandırmak, memnun etmektir. Toplumlar kendilerini çeşitli şekillerde ifade etmeye çalışırlar. Bunların birçoğu semboldür. Örneğin batılılar; misafirleri geldiği zaman tuz yalatırlar, ekmek ısırtılar... “Bje” de Çerkeslerin bir sembolüdür. Maxımeyi “bje” ye doldururlar ve onore edecekleri kişiye sunarlar. Bazen maxımenin yanında haluj, tuhuj, şelame, halıve de bir tepsiye konur ve bunlar bir arada sunulur. Bu şekilde onurlandırılan kişi bir konuşma yapar, güzel temennilerde bulunur. Buna “hoh” denir. Ya da bjeyi bir başkasına verip, konuşma yaptırabilir. Çünkü onun edebiyatını çok güzel yapanlar, çok güzel dile getirenler var. “Hoh” yapıldıktan sonra ilk yudumu, konuşanın sol tarafında duran kişi alır.

    “Hoh” yapan kişinin yanındaki maximeden bir yudum aldıktan sonra kendisi yudumlar. Solundaki kişi de ev sahibi pozisyonundadır. Daha sonra diğerleri birer yudum alır. Tepsideki halujlar parçalanır ve herkese birer lokma ulaştırılmaya çalışılır. Maxıme kurulmaz olduktan sonra yerini şerbet aldı.

    “Bje” o ailenin düğün sahibi hanımefendinin minnet ikramıdır. Çok önemlidir. Memnuniyetini ifade etmek için sunduğu bir ikramdır. Bu nedenle konuşma ayakta yapılır. Bjeyi ev hanımı adına birisi getirir ve hoh'u yapacak kişiye verir. Hah yapıp bitirinceye kadar, bje ayakta sıkı bir şekilde tutulur. Daha sonra yanındakine uzatılır. Bu kişi de tek bir yudumda içer ve bjeyi getirene geri verir, bu şekilde bir düzenleme yapılır.


    Sizce bu adetlerin hangileri ne ölçüde şehir hayatına aktarılabilir?

    Ben şehir düğünlerinde şunlar yapılsın, şu şekilde yapılsın diyebilirim, fakat bunlar benim görüşlerim olur. Köy düğünlerini tamamen salona taşımak tabii ki mümkün değil, ama en azından bje merasimi, wuig olayı, thamade gibi adetlerin korunması, yok olmaması gerekir. Adetler toplumsal olduğuna göre, Çerkes insanı adetlerine bağlı kaldığı sürece bir “toplumu” ifade eder. Kurallar ihmal edilmişse, orada bireysellik ortaya çıkar. Dolayısıyla bir adeti değiştirmek bir kişinin haddi ve hakkı değildir. Topluma maledilecek bir şeyin toplum tarafından görüşülmesi gerekir. Eski adetleri bilenlere, sadece bilmek değil onun şuuruna ermiş, anlamını gerekçesini bilenlerle bir grup olarak tartışmak, ortaya koymak gerekir. Sonra da bunlar toplum tarafından kabul görünce uygulanır.


    Son olarak eklemek istediğiniz şeyler nelerdir?

    Çerkes gelenekleri içinde yaşamak benim hoşuma gidiyor. Size de illa Çerkes usulüne göre yaşayın demiyorum, onurumuza, haysiyetimize söz getirmeden nasıl isterseniz öyle yaşayın. Öte yandan Kuzey Kafkasyalılar fevkalade disipline olmuş bir toplumdur. Disiplinin olmadığı bir yerde hiçbir şey olmaz. Dolayısıyla düzgün, düzenli, ölçülü hareket etmek lazım. Ölçüsüzlük, gelişigüzelliktir. Mutlaka herşeyin bir ölçüsünün olması gerekir. Benim aradığım budur.

    Muhafaza edilmesi gereken çok güzel geleneklerimiz, adetlerimiz var. İnsanlarımız çok etki altında kalıyor, “gelişim” mi, “değişim” mi? Bunun bilincinde değiliz çoğunlukla. Her toplumun şuuru, beyni varsa gelişim içinde olması lazım, değişim değil. Değiştiğiniz zaman aslınızı inkar eder, kökünüzü, geçmişinizi kaybedersiniz.







    Değerli büyüğümüze verdiği bilgilerden dolayı teşekkür ederiz






    KAFDER.ORG.TR'den alınmıştır
  7. Özlem

    Özlem Bu ülke sizi de unuttu(!) - SOMA Özel Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4.040
    Beğenileri:
    3.106
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Konya
    Çerkesler Kimdir?


    "Çerkes" Adının Kökeni


    Çerkes adı hem tarihsel kökeni hem de günümüzdeki kullanımı açısından bir dizi sorunu içinde barındıran bir terimdir. Bu kelimenin hangi anlam ve nasıl bir kapsamla kullanıldığı ise Çerkes etnik kimliği üzerine yapılacak bir tartışmaya oldukça farklı boyutlar kazandırabilecek niteliktedir ve bu bağlamda üzerinde durulmasında fayda vardır.



    Avrupa dillerinde Circassian, Tscherkess; Rusçada Cherkess; Arapçada Şerakes ve Türkçede Çerkes veya Çerkez olarak yazılıp söylenen bu terimin kökeniyle ilgili pek çok faklı görüş bulunmaktadır.



    Latham (1863; 307) yaklaşık 150 yıl önce kaleme aldığı The Nationalities of Europe [Avrupa Ulusları] adlı kitabında, İngilizcedeki Circassian kelimesinin İtalyanca kaynaklı olduğunu ve kelimenin Cenevizliler sayesinde Avrupa dillerinde yaygınlık kazandığını iddia etmektedir. Golovin'e göre (1854; 81) kelimenin kökeni Farsçada savaşçı anl***** gelen Çer ve kişi anl***** gelen kes kelimeleridir. Aynı yazar kelimenin Türkçede “yankesici-boğaz kesen” anl***** geldiğini de açıklamasına eklemektedir. Yine 1381-1440 yılları arasında yaşamış olan ve Kafkasya’yı da içine alan büyük bir coğrafyayı gezen Alman gezgin Johann Schiltberger (1879; 78) Türklerin Kafkasya’da yaşamış olan Sygun kabilesini Ischerkas adıyla andıklarını yazmaktadır. Avagyan'ın aktardığına göre kelimenin savaşçı anl***** gelen ve Türkçe kökenli Çer-kes den ve “kartal” anlamındaki Farsça Caercaes den türediği yönünde görüşler de mevcuttur (Avagyan, 2004, s.12).



    Bir başka açıklama ise kelimenin pek çok Grek tarihçi (Strabon, vd.) tarafından da bahsedilen ve Kafkasya'da Çerkeslerin bugün yaşamakta oldukları bölgelerde yaşamış olan Kerketailerin (Cercetae) adından türemiş olduğudur.



    Kelimenin kökenine dair bu Grekçe kaynaklı yorumu ilk kez dile getirenlerden bir tanesi 19. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Çerkes tarihçi Naguma Şora'dır. Naguma Şora'ya (1999, s. 21) göre Çerkes kelimesi “kimileri Türkçeden, kimileri Tatarca'dan geldiğini söylese de, Greklerin Çerkesleri adlandırmak için kullandıkları Kerket kelimesinden kaynaklanmaktadır”. İsmail Berkok Tarihte Kafkasya adlı kitabında Naguma Şora'nın bu tezini tekrarlayarak Çerkes adının Grekçe Kerket kelimesinden geldiğini yazmaktadır. Önceki ikisi gibi Çerkes Aytek Namitok'un Çerkeslerin Kökeni (2003, s. 25) adlı kitabında antik Grek kaynaklarının oldukça kapsamlı bir incelemesi yapılırken Kerketlerden Çerkesleri oluşturan temel Proto-Çerkes kavimlerin birisi olarak bahsedilmekte ve bu tezi güçlendirmektedir.



    "Çerkes" Adının Kapsamı


    Çerkes adının kökeniyle ilgili olarak yukarıda bahsedilen tartışmalı durum bugünkü kapsamı konusunda da geçerlidir. Öyle ki Çerkes adı kendilerine Adige adını veren Kuzey-Batı Kafkasyalı etnik gruplardan birisi ile bütün Kuzey Kafkasyalıları kapsayacak şekillerde çok farklı anlamlarda kullanılmaktadır.



    1885 yılında uzun süreli bir Kafkasya seyahatine çıkan ve Çerkeslerin arasında yaşayan İngiliz Taitbout de Marigny (1996) sadece Adigelerden Çerkes olarak bahsederken Abazalar da dâhil olmak üzere bütün diğer Kafkas halklarını bunlardan ayrı tutar. 1820-1860 yılları arasında Kafkasya’da Rusya adına memurluk yapan Lyulye (1998, s. 27) Rusların Kuzey Kafkasya’da yaşayan Çerkes adıyla andıkları kavimlerin kendilerine Adige dediklerini yazmaktadır. Golovin'e (1854) göre Çerkesler aynı şekilde Adigelerdir ve diğer Kafkas halkları bunlardan farklıdır. Ona göre Abazalar Kafkasya’nın en eski halklarından birisi olmakla birlikte Çerkeslerden ayrı bir halktır. Latham (1863) da Çerkes ve Abazaların birbirleriyle bağlantılı iki ayrı halk olduğunu yazmaktadır.



    Görüldüğü üzere Çerkes adı 19. yüzyılda Kafkasya’yı ziyaret eden pek çok kişi tarafından kendilerine Adige diyen Kuzey-Batı Kafkasyalı halkı tarif etmek için kullanılmıştır. Rusçada ve İngilizce, Almanca ve diğer Avrupa dillerinde Çerkes kelimesinin kapsamıyla ilgili çok fazla belirsizlik olduğu söylenemez ve bunların hepsinde genel olarak kendilerine Adige diyen fakat Abzakh, Kabartay, Besleney, Sapsığ gibi farklı etnonimleri olan grupları kapsayacak şekilde kullanılmaktadır.



    Ne var ki yukarıda bahsedilenlerin aksine Çerkes teriminin daha kapsamlı bir terim olduğunu, etnik bir nitelemeden çok sosyal bir niteleme olduğunu ve birden fazla etnik grubu içine aldığını savunanlar da bulunmaktadır. Avagyan'a (2004, s. 19) göre “Arap” ve “Kürt” terimleri gibi “Çerkes” terimi de Tatarlar ve Türkler tarafından sosyal anlamıyla, onları izleyenler ve başka halklar tarafından da savaşkan dağlı boyları tanımlamak için kullanılmıştır ve bütün Kuzey Kafkasyalı halkları içine almaktadır.



    Türkiye'deki etnik gruplarla ilgili ilk ve en kapsamlı araştırmalardan birisini yapan Andrews (1992) Türkiye’de Etnik Gruplar adlı kitabında, “Çerkesler ve ilişkili gruplar” başlığı altında Adige, Abaza ve Wubıkhlardan bahsederken bunların açıkça tanımlanmış gruplar olduğunu ve etik olarak hep birlikte ele alındıklarını, çünkü hepsinin “Çerkes” olduğunu ve Osmanlı yetkililerince genellikle ortak yerleşime tâbi tutulduklarını belirtmektedir.



    Gerçekten de Türkiye'nin, Kafkasyalıların yoğun olarak yerleştirildikleri pek çok yerinde Adige ve Abazalar çoğu zaman çok yakın komşu köylerde kimi zamanda aynı köylerde bir arada yaşamaktadır. Uzunyayla'da Adige köyleri ile Abaza köyleri iç içedir ve Abazaların çok büyük bir kısmı Adige dilini en azından anlamakta pek zorluk çekmemektedir. Bu köylerde Abaza yaşlılarının büyük kısmı üç dillidir ve Abazaca, Kabartayca ve Türkçeyi anlar ve konuşurlar.



    Adigelerin, Abazaların ve Wubıkhların farklı birer etnik grup olmakla birlikte hem dilsel hem de tarihsel anlamda birbirlerine akraba topluluklar oldukları görülmektedir. Bu üç grubun yine bütün diğer Kafkas halklarıyla tarihsel ve coğrafi yakınlıkları ve pek çok kültürel ortak noktaları vardır. İsmail Berkok (1958, s. 65) bu durumu “her Adige Kirkas (Çerkes)’dir. Fakat her Kirkas (Çerkes) Adige değildir” şeklinde özetlemektedir.



    Kafkasya’da Çerkes adı özellikle Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde yaşayan Adigeleri ve genel anlamda bütün diğer Adigeleri kapsayacak şekilde kullanılmasına rağmen Türkiye’de, terimi kullananların bakış açılarına göre, kimi zaman sadece Adigeleri, kimi zaman Abhaz, Adige ve Wubıkhları, bazen de Kuzey Kafkasya’daki etnik grupları kapsayan bir kelime olarak kullanılmaktadır.



    Aslında Kafkasya’da konuşulan dillerin sayısı, diyalektleri ve birbirleriyle bağlantıları konusu dilbilim dünyasında çok tartışmalı bir konudur ve bu dillerin isimleri üzerinde dahi bir uzlaşmaya varılabilmiş değildir. Üzerinde uzlaşılan tek konu Kafkas Dilleri olarak sınıflandırılan dillerin birbirlerini etkilemekle birlikte aralarında doğrudan bir bağ olmayan Kuzey Batı Kafkas, Kuzey Doğu Kafkas ve Güney Kafkas Dilleri olmak üzere üç ana gruba ayrıldığı ve diğer dil gruplarına dâhil olan dillerin Kafkasya’ya sonradan gelen halklar tarafından konuşulan diller olduğudur.



    Türkiye’de Çerkes kimliğinin değişim sürecine paralel şekilde, uzun yıllar boyunca bütün Kuzey Kafkas Dilleri Çerkesce olarak adlandırılmış, sonraları kimileri tarafından bu terim sadece Kuzey Batı Kafkas Dilleri için kullanılmaya başlanmış ve son yıllardaki kullanımı sadece Adigece’yi kapsayacak şekilde sınırlanmıştır. Türkiye’de yaşayan Wubıkh kökenli Tevfik Esenç’in 1992 yılında ölümüyle bu dili konuşabilen kimse kalmadığı için ölü diller kervanına katılan Wubıkhca (Evans, 2010, s. 52) kimi zaman Abhazca’ya kimi zaman Adigece’ye yakın bir dil olarak anılmaktadır.



    Bize Göre Çerkesler



    Çerkes Derneği'nin Çerkes adının kapsamıyla ilgili resmi görüşü dernek üyeleri arasında bazı tartışmaları kendi içinde barındırsa da 26 Haziran 2011 tarihli genel kurulda kabul edilen Çerkes Derneği Tüzüğü 1. Maddesinde açıkça belirtilmiştir. Buna göre:



    "Çerkes Derneği adı altında bir dernek kurulmuştur. Derneğin adında yer alan "ÇERKES" kelimesi Anavatanı Kafkasya olan Adıge, Ubıh, Abaza, Oset, Çeçen, Dağıstan kökenli insanlar ile kendisini Çerkes olarak tanımlayan tüm Kafkasya kökenlileri kapsar."
  8. Özlem

    Özlem Bu ülke sizi de unuttu(!) - SOMA Özel Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4.040
    Beğenileri:
    3.106
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Konya
    Elbruz Halk Dansları Topluluğu





    Elbruz...

    Cesur yürekli atlıların yurdu, dik başlı karlar ülkesi, ulaşılmaz, asi, özgür Elbruz... Sosruque'nın, Promethe'nin yuvası, masallar diyarı, tanrıların beyaz evi, mitolojilerin beşiği destansı Kafdağı...






    [​IMG]






    Çerkes Kültürü'nü korumak, sürgündeki kuşaklara aktarmak ve geliştirmek amacıyla kurulan Halk Dansları Topluluğu, çalışmalarına Ankara Kuzey Kafkas Kültür Derneği çatısı altında başlamıştır. Anavatanda dahi unutulmuş, Qafe Quanşe ve Tleperuş gibi pekçok oyunu başarıyla kareografize edip sergileyerek yaşatılmalarında önemli bir pay sahibi olan ekibin repertuarında yer alan oyunlar, sahne düzenlemelerinde ve sunumlarında diasporik unsurlar ve modern dans öğeleri de içermekle birlikte, orjinal Çerkes Dans ve Müziklerini temel almaktadır. Faaliyetlerini Kuzey Kafkasya Kültürünü'nün tüm elementlerini geliştirme ve tanıtma hedefiyle sürdüren topluluk, 1998 yılında profesyonelleşme yolunda yeniden organize edilmiş ve ardında derneğe yetiştirdiği pekçok nefer bırakmış, adını ülkesinin bu yüce dağından alan efsanevi çalıştırıcısı ve oyuncusu merhum Elbruz Gaytaoğlu'nun anısına "Elbruz" ismini almıştır.

    Ürdün ve Suriye'de katıldığı festivallerde Çerkes Kültürü'nü başarıyla temsil eden, bağımsızlığını ilan ettiği günlerde Abhazya'daki gösterileriyle kardeşlerini unutmadıklarını gösteren ekip, Türkiye'nin pek çok bölgesinde katıldığı festivaller ve özel gösterilerindeki performansları ile beğeni kazanmış, Kuzey Kafkas Kültürü'nün yaşatılması ve tanıtılmasına olan katkıları sebebiyle tüm Kuzey Kafkasyalılarca tanınan ve saygıyla anılan bir topluluk haline gelmiştir.

    Elbruz Halk Dansları Topluluğu, Çerkes Derneği 3. katındaki "Elbruz Gaytaoğlu Salonu"nda çalışmalarına devam etmektedir.

  9. Özlem

    Özlem Bu ülke sizi de unuttu(!) - SOMA Özel Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4.040
    Beğenileri:
    3.106
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Konya
    ÇERKES İSİMLERİ VE ANLAMLARI




    ERKEKLER





    Abrek ............Savaşçi, direnişçi

    Akanda......... Abazaca erkek ismi
    Aşemez......... Nart ismi
    Azemet.......... Usta, becerikli
    Berkan.......... Mitolojik
    Berkuk.......... Misir Çerkes Memlükleri’nde kral ismi
    Bersis.............Misir Çerkes Memlükleri’nde kral ismi
    Beslan........... Tarihi
    Bislan............ Tarihi
    Çelekan........ Xabze’ye göre eğitilmiş çocuk
    Çelemet......: .Yüce çocuk
    Çeleşav........ Erkek çocuk,iyi çocuk
    Daryal...........Kafkasya’yı kuzeyden güneye bağlayan geçitin ismi
    Elbruz........... Kafkasya’da dağ ismi
    Emef............ Uğurlu, aydinlik
    Guşan.......... Atak, çevik
    Guşav.......... Kalbin oğlu
    Jabaği.......... Mitolojik
    Jan...............Atak, çevik, becerikli
    Janberd........Tarihi
    Janberk....... tarihi
    Jankat......... Mitolojik
    Kafkas
    Kambot......Tarihi
    Kanbolat..... Tarihi
    Kanşav........Xabze’ye göre yetiştirilmiş çocuk
    Kuban..........Kafkasya’daki bir nehrin, ovanin ve uygarliğin ismi
    Metkan........Eğitilmiş, yüce kişi
    Nart............Mitolojik
    Nartan.........Mitolojik
    Narter.........Mitolojik
    Nartkan......Nartlar’in eğittiği
    Nerit..........Gözde
    Nesij..........Ulaş
    Nesren.......Mitolojik
    Perit...........Önder
    Psefit..........Özgür
    Savsur.......Mitolojik
    Soslan........Mitolojik ( Asetince )
    Timaf........ Aydinliğimiz, uğurumuz
    Yelkan.......Mitolojik
    Yelmis.......Mitolojik
    Yenal...... ..Mitolojik
    Yetal..........Mitolojik



    KIZLAR



    Adiyef..........Mitolojik

    Albina..........Kafkasya’da bir ırmak ismi
    Bilana..........Ceylan
    Dane...........Ipek
    Denef..........Ipek
    Dijan...........Janimiz
    Dinemis......Gözümüzde
    Dişeps........Altin suyu
    Goşemef... .Uğurlu kadin
    Goşeney.....Tarihi
    Gunef.........Aydinlik kalp
    Gupse........Canan, akraba
    Gupset........Kalbini veren, içten, candan
    Guşef ........Kalp alan, kalp kazanan
    Janserey.....Tarihi
    Janseri....... Tarihi
    Janset........Tarihi
    Jineps........Çiğ damlasi
    Laşin........Mitolojik
    Mafe........Uğur, aydinlik
    Maze........Ay
    Mizağo.....Dolunay
    Nefin........Aydinlik
    Nejan.......Keskin gözlü
    Nelit........Parlayan göz
    Neris.......Gözde
    Nesij........Ulaş
    Raşa........Abazaca kiz ismi
    Ridade.....Mitolojik
    Seteney.....Mitolojik
    Sine..........Gözüm
    Sinef.........Aydinliğim
    Siğnem.......Gözüm
    Sinemis.....Gözümde
    Sipse........Canim
    Tameris.....Yüceltilmiş
    Tijan..........Janimiz
    Tijin..........Gümüş
    Zişan........Bir tek Jan
  10. Özlem

    Özlem Bu ülke sizi de unuttu(!) - SOMA Özel Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4.040
    Beğenileri:
    3.106
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Konya
    çerkez hamuru (cirdingiş)

    [​IMG]




    [​IMG]




    [​IMG]

Sayfayı Paylaş