Kalplerimiz çok genişti..

Konu 'İslam' bölümünde Lethe tarafından paylaşıldı.

  1. Lethe

    Lethe Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Nisan 2010
    Mesajlar:
    8.551
    Beğenileri:
    8.201
    Ödül Puanları:
    113



























    [​IMG]


    Kalplerimiz çok genişti. İçini hep BEN’lerle doldurduk. Sanki BEN’ler kalplerimizi daha da genişletti. Kalplerimiz genişledi genişlemesine ama içinde o kadar çok BEN vardı ki SEN’lere yer kalmadı. Kalplerimizi BEN’lerden SEN’lere açmayı başaramadık. Bunu başarmanın belki de tek yolu vardı… BEN’i öldürmek.


    Mevlana Mesnevi’sinde bir hikâye anlatır:
    Bir adam dostunun kapısına gelip kapısını çalar. İçeriden gelen ses:
    -Kapıyı çalan da kim diye sorar.
    Adam:
    -BEN’im diye cevap verince dostu:
    -Git şimdi zamanı değil sonra gel der.
    -Adam kapıdan ayrılır ve bir yıl dostunun hasretiyle yanıp tutuşur. Bir yılın sonunda dostunun kapısına tekrar gelir. Reddedilme korkusuyla kapıyı çalar.
    İçeriden gelen ses:

    -Kim o diye sorar. Adam:
    -SEN’im diye cevap verir.
    Dost adamı içeri davet eder:
    -Mademki BEN’sin içeri gir. Ev dar iki kişi sığmıyor der.
    Kaçımızın SEN’ im diyebileceği ruhunu birleştirebileceği bir dostu var? Kaçımız BEN’ini SEN yapmayı başarabildi? İşimiz hep BEN'lerle. Çok sevdiğimizi söylediğimiz halde SEN’im diyemiyoruz sevdiğimize. Ya sevgimizde bir problem var ya da BEN’imizde.

    Eğer sevdiğimizle SEN olabilseydik arada mesafeler olsa bile SEN'imiz hep yakın olurdu. Bu yüzden “gözden ırak olan gönülden de ırak olur” sözü SEN olamayan BEN’ler için doğru olsa gerek. SEN olmayı başarabilseydik maddi mesafelerin bir önemi olmaz gözümüzden ıraklık gönlümüzdeki ıraklığa engel olurdu.
    Biz BEN’likleri ne zaman aşarsak SEN’likler o kadar yanı başımızda olacak. “Gerçek aşk” da bu olsa gerek. SEN-BEN değil sevdiğimizle bir olmak.

    BEN’ini Leylası ile SEN yapan Mecnun’a "adın ne?" diye sorduklarında "Leyla" diye cevap vermişti. Mecnun’un karşısına bir gün Leyla çıktığında önce onu tanıyamamış Leyla olduğunu anladığında ise ona şunları söylemişti; “Bir bütün idim ben Leylâ ile. Sense Leylâ’yım diyorsun.
    Sen Leylâ isen eğer; beni yakmaya hayalin yeter takatim yok sana kavuşmaya. Varlığı olmayan bir zerreye aynadan ne fayda? Canım gideli hayli zamandır cismindeki bir başka candır; bir özge candır.

    Sensin beni benden ayıran uzaklaştıran. Ben yokum senin tecellin var. Vuslatının ağır yükünü kaldıramam ki. Önceleri sen vardın şimdi ben yok oldum. Manevi dünyamda dostum daima sensin.”Leyla öldüğünde ise Mecnun’a "Leyla ölmedi mi?" diye sorduklarında "Hayır BEN Leyla’yım" diye cevap vermişti.

    Hallac-ı Mansur ALLAH'tan başka her şeyin batıl ve yalnız ALLAH'ın hak olduğuna kesin kanaat getirince “sen kimsin?” sorusuna muhatap olduğunda "Ene'l-Hakk" (ben Hakk’ım) diye cevap vermiş ve bu cevap onun id***** sebep olmuştu.

    BEN’ini SEN yapmanın ne demek olduğunu bilmeyenler kelime mânâsı; "Ben Hakk'ım" demek olan "Enel-Hak" sözünün hakîki mânâsının: "Ben yokum Hakk var" demek olduğunu anlayamamışlar ve bu Hakk aşığını idam etmişlerdi.

    Bir rivayete göre Hallac-ı Mansur’u darağacına astıkları vakit İblis yanına gelmiş ve "Bir sen “ENE (BEN)” dedin bir de ben (Sen ene'l-Hakk dedin ben "ene hayrun minhu" [Ben ondan hayırlıyım] dedim). Nasıl oluyor da ALLAH bu yüzden senin üzerine rahmet benim üzerime lânet yağdırıyor?" diye sormuş. Hallâc-ı Mansûr şu cevâbı vermiş: “Sen "Ene" dedin kendini ortaya koydun ben "Ene" dedim kendimi ortadan kovdum. Benliği ortaya getirmenin kötü benliği ortadan kaldırmanın ise iyi olduğunu bilesin diye bana rahmet sana lânet etti."

    Ene'l-Hakk’ı bir başka şekilde ifade eden Yunus Emre de “Beni bende deme ben bende değilem… Bir ben vardır bende benden içeru” demiştir.

    Hakk’ı dost edinip BEN’ini unutanlar bu birkaç örnekle sınırlı değil. Şimdi soralım BEN’imize SEN’im diyebileceğimiz bir dostu bulmayı başardık mı? Birinin SEN’im diyebileceği kadar dost olabildik mi?
    Kalplerimiz çok genişti.
    İçini hep BEN’lerle doldurduk. Sanki BEN’ler kalplerimizi daha da genişletti. Kalplerimiz genişledi genişlemesine ama içinde o kadar çok BEN vardı ki SEN’lere yer kalmadı.

    Kalplerimizi BEN’lerden SEN’lere açmayı başaramadık. Bunu başarmanın belki de tek yolu vardı…
    BEN’i öldürmek. BEN’i öldürmek kolay olacak bir şey değildi. BEN’e SEN dedirtebilmek için BEN’in iyi bir terbiyeye ihtiyacı vardı. BEN terbiye olmazsa SEN’i bulmak mümkün olmazdı. Bu terbiye de sevgi ve aşk ile olurdu.

    BEN’imizi terbiye etmek için uğraştık mı? Böyle bir amacımız oldu mu?..

    Muhyiddin İhyâ Efendi “Rabbim sen beni bana verdin/ Ben de kendimi sana veriyorum” diyor. Bizi bize veren O’na BEN’imizi verebildik mi? “Kendimi arıyorum gören var mı?

    Ne mutlu SEN’ini bulabilene…

Sayfayı Paylaş