KELİME (SÖZCÜK) BİLGİSİ

Konu 'Dil ve Anlatım Ders Notları' bölümünde EsrarLı_GözLer tarafından paylaşıldı.

  1. EsrarLı_GözLer

    EsrarLı_GözLer Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    7 Aralık 2007
    Mesajlar:
    2.070
    Beğenileri:
    398
    Ödül Puanları:
    36

    SÖZCÜKTE ANLAM
    SÖZCÜK (KELİME)

    Cümlenin anlamlı en küçük birimlerine ya da tek başına anlamı olmadığı hâlde cümle içinde anlam kazanan anlatım birimlerine kelime denir. Kelime, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan dilin anlamlı en küçük parçasıdır. Kelimelerin belirli bir düzen içerisinde bir araya getirilmesiyle anlaşma sağlanır.

    SÖZCÜKTE ANLAM

    Kelimeler de dil gibi canlı varlıklardır. Sahip oldukları anlamların dışında zamanla yeni anlamlar kazanabildikleri gibi bir anlamda birkaç kelime de kullanılabilir. Bu özellikler hem kelimenin kendisine ait olabilir, hem de diğer kelimelerle olan anlam ilişkisini gösterebilir. Burada kelimelerin anlam özelliklerinin yanı sıra kelimeler arasındaki anlam ilişkileri de karşımıza çıkmaktadır. Kelimeler tek başlarına anlamlı olabildikleri gibi cümlede veya söz içinde kullanılışlarına göre yeni anlamlar da kazanabilirler, aralarında anlamdaşlık sesteşlik gibi ilişkiler de barındırabilirler.

    Anlam bakımından kelimeler ve kelimeler arasındaki anlam ilişkileri şunlardır:

    A. ANLAM BAKIMINDAN SÖZCÜKLER

    Kelimelerin taşıdıkları anlamları maddeler hâlinde sıralayalım.

    1. GERÇEK ANLAM (TEMEL ANLAM)

    Kelimelerin taşıdıkları ilk ve genel anlama gerçek anlam denir. Kelimelerin sözlükteki ilk anlamıdır. Kelimenin gerçek anlamı, herkesçe bilinen yaygın anlamıdır. Buna "temel anlam" da denir.

    Meselâ, “ağız” dendiğinde akla ilk gelen, organ adıdır. “göz” kelimesi de öyle.

    Soğuktan su boruları patlamış.

    Ayağında eski bir spor ayakkabı var.

    Biraz sonra toprak bir yola girdik.

    Kanadı kırık bir martı gördüm.

    Soğuk sudan boğazı şişmişti.

    Yataktan kalkarken başımı duvara çarptım.

    Dün gece erken yattım.

    Sıcak çorbayı içince rahatladım.

    Dolaptan temiz elbiselerini çıkardı.

    Ahmet’in burnu iyi koku alır.

    Ağzında yaralar oluşmuştu.

    Elini hırsla masaya vurdu.

    İri hantal gövdesini zorlukla sürüklüyor gibiydi.

    Gölün kıyılarını yapraksız, bodur ağaçlar kuşatmıştı.

    2. YAN ANLAM

    Temel anlamıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlara yan anlam denir. Sözcüğün gerçek anlamının dışında, ancak gerçek anlamıyla az çok yakınlık taşıyan yeni anlamlar kazanması yan anlamı oluşturur. Bir sözcüğün yan anlam kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili olmaktadır.

    Meselâ “göz” dendiğinde akla ilk gelen, kelimenin temel anlamı olan organ adıdır. Ama “iğnenin gözü”, “çantanın gözü”, masanın gözü” tamlamalarındaki anlamlar benzetme yoluyla kazandırılmış yeni anlamlardır. Bunlara da yan anlam denir.

    Meselâ, “düşmek” kelimesi “Meyveler tek tek yere düştü” cümlesinde temel anlamda; “Çocuğun pantolonu düşüyordu”, “Bu yılın ilk karı düştü” ve “Kavakların gölgesi yola düştü” cümlelerinde yan anlamdadır.

    Beşiktaş sırtlarına ağaç dikiyorlar. (arka taraf)

    Gülün tomurcukları sabahleyin patlamış.

    Uçağın kanadı havada parçalanmış.

    Başı kırık bir çiviyi sökmeye uğraşıyor.

    Bu dalda başarılı olabileceğimi sanıyorum.

    Köprünün ayağına bomba koymuşlar.

    Şişeyi boğazına kadar doldurdu.

    Kapının kolunu kırınca babamdan azar işittim.

    Benim yetiştirdiğim öğrenciler daha başarılı.

    Yokuşun başına kadar koştuk.

    Somutlaşma ve soyutlaşma: Dilimizde kelimeler sadece bir anlamda kullanılamaz. Yani bir kelime birden fazla yerde ve çok farklı anlamlarda kullanılabilir. Onun için somutlaşma ve soyutlaşma, dilimizdeki kelimeler için her zaman mümkündür. Somut anlamıyla “geçilen yer” demek olan “yol” kelimesi “yöntem, metot” anlamına gelerek soyutlaşmıştır.

    Yakıştırmaca: Kendi adı olmayan ya da adı olduğu hâlde bilinmeyen varlıklar çeşitli özellikleri nedeniyle uygun olan kelimelerle adlandırılır. Buna yakıştırmaca denir. Uçağın kanadı, masanın gözü, ayakkabının burnu vb

    3. MECAZ ANLAM

    Bir sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denir. Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılması sonucu ortaya çıkan anlamdır. Bu kullanımda anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır. Mecaz anlamda iki kelime bir yönüyle benzerlik ilgisi kurularak birbirine benzetilmiştir.

    Bu konuyu bir daha açmayacağım.

    İşsizlik sorunu hükümeti terletecek.

    Derdim çoktur, hangisine yanayım.

    Doktora boş gözlerle bakıyordu.

    Bu şarkıya bayılıyorum.

    Tatlı sözlerle babasının gönlünü aldı.

    Yakında savaş patlayacak.

    Hepimiz onun hafif biri olduğunu biliyorduk.

    İnce işlere aklım pek ermiyor.

    Kitapları taşırken kolum koptu.

    İlk damlalardan sonra yağmur birden coştu.

    Bu söze gençlerden biri ince bir karşılık verdi.

    Onun pişkinliğine bir anlam veremedik.

    Cesaretinin kırılmasına sen sebep oldun.

    Mecaz anlamlar,

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    ve ilgi yollarıyla yapılır. Benzetme yoluyla yapılanlardan biri istiaredir. İstiare açık ve kapalı olmak üzere ikiye ayrılır. Edebiyat dersinde söz sanatları arasında incelenir. Eğretileme ve

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    da denir.


    “Kurban olam, kurban olam

    Beşikte yatan kuzuya” (açık istiare)

    “Tekerlekler yollara bir şeyle anlatıyor.” (kapalı istiare)

    İlgi yoluyla yapılanlara ad aktarması denir. Ad aktarmasında benzetme amacı olmaz. İç-dış, parça-bütün, neden-sonuç, sanatçı-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler vardır. Aşağıdaki cümleler ad aktarmasına örnektir. (ad aktarması ayrıca

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    adıyla söz sanatlarında da işlenir.)


    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilâl

    Saçını kestir demedim mi?

    Bereket yağıyor; çiftçinin yüzü gülecek.

    Ayağını çıkarmadan girebilirsin.

    Bu olaylara Ankara sessiz kalıyor.

    Orhan Veli’yi okur musun?

    4. DEYİM ANLAM

    Deyim, en az iki kelimenin kalıplaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir. Kelimelerden biri veya her ikisi anlam kaybına uğrar.

    Bu sözlerle gönlümü almış mı oldun?

    Kendi düşüncelerinde ayak diriyordu.

    Korktuğu başına gelmiş, arabası bozulmuştu.

    Her gördüğüne dudak büküyordu.

    Senin yaptığın pire için yorgan yakmak.

    İki genç adam boğaz boğaza geldi.

    Olur olmaz konularla baş ağrıtmayı seversin.

    Bu şekilde anlatırsanız aklı yatar.

    Sonunda korktuğumuza uğradık, çocuk kayboldu.

    Matematiği aklım almıyor.

    Çocuk ağzı açık beni dinliyordu.

    Öğrenciler, beni can kulağı ile dinliyordu.

    Hiçbir işte dikiş tutturamamıştı.

    Bizimkinin iyice çenesi düştü.

    Göze girmek için her şeyi yapıyor.

    İşin ağırlığın gözümüzü korkutmuştu.

    Bu soruya kafa yormanı istemiştim.

    Çocuk eli uzun biri, cüzdanımı almış.

    Burası çok ayak altı, şurada duralım.

    Deyimlerin özellikleri:

    a)

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine başka kelimeler konulamaz.


    Meselâ "yüzün ak olsun" yerine "yüzün beyaz olsun" denilemez,

    "ocağına incir ağacı dikmek" yerine "ocağına çam ağacı dikmek" denilemez,

    "ayıkla pirincin taşını" yerine "ayıkla bulgurun taşını" denilemez,

    "dilinin altındaki baklayı çıkar" yerine "dilinin altındaki şekeri çıkar" denilemez,

    "tüyleri diken diken ol-" yerine "kılları diken diken ol-" denemez.

    Ama istisnalar yok değildir: “baş başa vermek” ve “kafa kafaya vermek” gibi.

    Araya başka kelimeler girebilir:

    “Başını derde sokmak” Başını son günlerde hep derde soktu.

    b) Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar: “Çam sakızı çoban armağanı”, “dili çözül-”, “dilinde tüy bit-”, “dilini yut-”

    c) Deyimler en az iki sözcükten oluşurlar. Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.

    • 1. Ya kelime öbeği ve mastar şeklinde olurlar:
    ağzı açık, kulağı delik,

    eli uzun, kaşla göz arasında,

    bulanık suda balık avla-, dikiş tutturama-,

    can kulağı ile dinle-, köprüleri at-,

    pire için yorgan yak-, pişmiş aşa su kat-,

    kafayı ye-, aklı alma-,

    akıntıya kürek çek-, ağzı kulaklarına var-,

    bel bağla-, çenesi düş-,

    göze gir-, dara düş-,

    • 2. Ya da cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara yada öykücüklere dayanır.
    Yorgan gitti, kavga bitti.

    Dostlar alışverişte görsün,

    Çoğu gitti azı kaldı,

    Allah bana ben de sana,

    Atı alan Üsküdar'ı geçti,

    Tut kelin perçeminden,

    Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı,

    Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.

    Ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?,

    Ne şiş yansın ne kebap,

    Fol yok yumurta yok ..

    d) Deyimler özel anlamlı sözlerdir. Deyimler genel yargı bildirmezler. Deyimler bir kavramı belirtmek için bulunmuş sözlerdir. Öğütte bulunmazlar. Atasözleri ise genel anlamlı sözlerdir. Ders vermek, öğütte bulunmak için ortaya konulmuşlardır. Deyimle atasözünü ayıran en önemli nitelik budur. Meselâ: "İşleyen demir ışıldar" atasözüdür. Çalışmanın önemini anlatmaktadır. Bu yargı dünyanın her yerindeki insan için geçerlidir.

    e) Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır. Çantada keklik, ağzı açık, kulağı delik, abayı yakmak, devede kulak, hapı yutmak, fol yok yumurta yok, hem nalına hem mıhına, ne şiş yansın ne kebap, ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?

    Bazı deyimler ise anlamlarından çıkmamışlardır: Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, adet yerini bulsun, Allah bana ben de sana, yükte hafif pahada ağır, özrü kabahatinden büyük, dosta düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun ..

    f) Deyimler cümlenin öğesi olabilir, cümlede başka görevler de alabilir:

    Üzüntüsünden ağzını bıçak açmıyordu. (Yüklem)

    Damarıma basmadan konuşamaz mısın? (Zarf tümleci)

    Aslan payı ona düştü. (Özne, isim tamlaması)

    O, dik kafalı biridir. (sıfat tamlaması, sıfat)

    g) Kafiyeli deyimler de vardır:

    Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı

    5. TERİM ANLAM

    Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir. Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır.

    Örnek: "Ekvator" kelimesi tek bir anlama gelir ve tek bir nesneyi karşılar.

    Örnek: kök, mısra, muson.

    “yüklem, özne, kök, zarf”, dil bilgisi terimleri; “üçgen, daire, çap”, kelimeleri de geometri terimleridir.

    Terimler halkın söz varlığında yer almaz, ama halk ağzında kullanılıp da sonradan terim özelliği kazanmış kelimeler vardır.

    Örnek: "Budala" kelimesi halkın söz varlığında aptal, anlayışsız, sersem anlamlarıyla kullanılır, fakat bu kelime psikolojide belli bir zeka seviyesine sahip anlamında kullanıldığında terimdir.

    Terimler, genellikle gerçek anlamıyla kullanılan sözlerdir. Terimlerin, mecaz anlamı, yan anlamı, deyim anlamı yoktur.

    Boğaz’ı geçip Karadeniz’e ulaştık.

    Ayağı olmayan göllerde tuz oranı yüksek olur.

    Ağacın kökleri çok derinde.

    Üçgeninaçıları toplamı 180’dir.

    6. ARGO ANLAM

    Sadece belli bir topluluk ya da meslek tarafından kullanılan özel sözcüklerden oluşan dile argo denir.

    Argo, dil içinde bir dil gibidir.

    Külhanbeylerinin anlaşma vasıtası da denebilir. Küfürle karıştırılmamalıdır.

    Argonun varlık sebebi kolay ve çekici anlatımı yakalama isteğidir.

    Şekil ev anlamda ölçüsüzlük ve mübalâğa esastır.

    Bağımsız ve sorumsuz yaşayışın dilidir de denebilir.

    Dışa dönüklük, boşalma, rahatlama argoda sınırsızdır. Her şeye küfür kelimeleri kullanmadan küfredilir.

    “Canına yandığımın dünyası” gibi.

    abdestini vermek: azarlamak

    aklına tükürmek: birinin düşüncesini beğenmemek

    röntgenci: kadınları gizlice gözetleme alışkanlığı olan erkek

    piliç gibi: güzel ve sevimli kız

    mektep çocuğu: acemi, toy

    zokayı yutmak: aldatılıp zarara sokulmak

    yutmak: iyice eksiksiz olarak öğrenmek

    arakçı: hırsız

    bal kabağı: aptal, beyinsiz

    torpil, moruk, çakmak (sınıfta kalmak), asılmak...

    7. SOYUT ANLAM

    Beş duyu organından biriyle algılanamayan, maddesi olmayan, varlıkları inançla ve his ile bilinen kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere soyut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de soyut anlam denir.

    Hayal, rüya, düşünce, menfaat, sevgi, korku, güzellik...

    8. SOMUT ANLAM

    Beş duyu organında biriyle algılanabilen, maddesi olan kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere somut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de somut anlam denir.

    Ağaç, taş, ev, mavi, soğuk, su, masa, yol, yürümek, koşmak...

    Soyut anlamlı kelimeler mecazlı kullanılarak somuta aktarılabilir.

    “Yazınızda kuru bir anlatım görüyorum.”

    “Adam yıldızlara basa basa yürüyordu.”


    merve58 bunu beğendi.
  2. EsrarLı_GözLer

    EsrarLı_GözLer Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    7 Aralık 2007
    Mesajlar:
    2.070
    Beğenileri:
    398
    Ödül Puanları:
    36
    9. GENEL ve ÖZEL ANLAM

    Genel anlamlı kelimeler birden fazla kelimeyi bünyesinde bulunduran, birden çok türü kapsayan kelimelerdir. Özel anlamlı kelimeler ise daha dar bir anlamı, kesin ve net olarak anlatır. Anlam özelleştikçe kesinlik de artar.

    Varlık-canlı-insan-Ahmet

    Metin-paragraf-cümle-kelime-hece-harf

    B. SÖZCÜKLER ARASINDAKİ ANLAM İLİŞKİLERİ

    1. EŞ ANLAMLI SÖZCÜKLER

    Yazılış ve okunuş bakımından farklı fakat anlamca aynı olan kelimelerdir. Bu tür kelimeler birbirlerinin yerini tutabilir. Anlamdaş kelimelerin birisi genelde yabancı kökenlidir.

    kıymet-değer, cevap-yanıt, sene-yıl, medeniyet-uygarlık, imkân-olanak, acele-ivedi, zelzele-deprem, yoksul-fakir, misafir-konuk, sınav-imtihan, yöntem-metot, mesele-sorun, fiil-eylem, kelime-sözcük, vasıta-araç...

    Fakat bazı durumlarda anlamdaş kelimeler birbirinin yerini tutamaz: “kara bahtlı” kelime grubunda “kara” kelimesinin yerine “siyah” kelimesini kullanamazsınız. Çünkü iki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş veya yakın anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir.

    Türkçe kelimeler arasında da eş anlamlılık olabilir:

    deprem-yer sarsıntısı-zelzele,

    kimi zaman-ara sıra-zaman zaman-arada bir-bazen

    2. YAKIN ANLAMLI SÖZCÜKLER

    Yazılışı ve okunuşu farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe kelimelerdir.

    göndermek-yollamak, bezmek-bıkmak-usanmak, dilemek-istemek, çevirmek-döndürmek, söylemek-demek-konuşmak, eş-dost, hısım-akraba, bakmak-seyretmek,

    Kardeşim sana küsmüş.

    Kardeşim sana kırılmış.

    Kardeşim sana gücenmiş.

    Kardeşim sana darılmış.

    Birinci cümlede bir "kesinlik ve aşırılık" anlamı, ikinci cümlede bir "esneklik, hatta hoşgörü" anlamı, üçüncü cümlede "üzülmek" anlamı, dördüncü cümlede "gücenip görüşmez olmak" anlamı vardır.

    Ben her sorunla başa çıkarım. (baş etmek)

    Bu kadar yürekten çağırma beni. (candan)

    Davranışları hiçbir zaman içtenlikli değildi. (yürekten, candan)

    Yaptığı işi önemsemiyordu. (özen göstermiyordu.)

    3. ZIT ANLAMLI SÖZCÜKLER

    Anlamca birbirinin karşıtı olan kelimelerdir.

    Siyah-beyaz, uzun-kısa, aşağı-yukarı, ileri-geri, var-yok, gelmek-gitmek,

    Tüm kelimelerin zıt anlamlısı yoktur. Eylemlerde de durum aynıdır. Bir eylemin olumsuzu o eylemin karşıtı satılmaz.

    “sevinmek” karşıtı sevinmemek değil “üzülmek”tir.

    Kelimeler arasındaki karşıtlık cümledeki kullanıma göre değişir.

    “doğru” kelimesinin zıt anlamlısı bir cümlede “eğri” olurken, diğerinde “yanlış” olabilir.

    İki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş, yakın anlamlı veya zıt anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir. Meselâ, siyah ile beyaz, ancak ikisi de gerçek (temel) anlamda oldukları zaman zıt anlamlı olurlar. Hafif olmayan anlamındaki “ağır” kelimesinin ağır olmayan anlamındaki “hafif”le zıt anlamlı olabilmesi için ikisinin de gerçek (temel) anlamda kullanılması gerekir.

    4. EŞ SESLİ SÖZCÜKLER

    Yazılışı ve okunuşu aynı olduğu hâlde anlamları farklı olan kelimelerdir. Bunlar yalın hâlde olabildikleri gibi ek almış hâlde de olabilirler. Şiirde cinas olarak kullanılır ve cinaslı kafiye yapılır.

    Gül: 1. çiçek, 2. gülmekten emir

    Kır: 1. kırsal alan, 2. kırmaktan emir, 3. beyaz

    Yazma: 1. baş örtüsü, 2. yazmaktan olumsuz emir, 3. yazma işi

    Ek almış kelimelerle, ek almış ve almamış kelimeler arasında da eş seslilik söz konusudur. Bu ekler görevce farklı ekler de olabilir:

    Siyah anlamındaki “kara” ile “kar-a” (-a: yönelme hâl eki) gibi

    “Oyuncakları olmuş çocukların kurşunlar

    “Zalimler her saat taze fidanları kurşunlar

    Neden kondun a bülbül kapımdaki asmaya

    Ben yarimden vazgeçmem götürseler asmaya

    “hala” ve “hâlâ”, “kar” ve “kâr”, “adet” ve “âdet” kelimeleri eş sesli değildir. Okunuşları ve anlamları farklıdır.

    5. İKİLEMELER

    Anlamı pekiştirip güçlendirmek ve çekici kılmak için aynı kelimenin, yakın anlamlı kelimelerin veya zıt anlamlı kelimelerin tekrarıyla oluşan kelime grubudur.

    ev bark, çoluk çocuk, ufak tefek, doya doya ...

    Yapı Yönüyle İkilemeler:

    a) Yakın Anlamlı: doğru dürüst, delik deşik, eş dost

    b) Aynı Anlamlı: kılık kıyafet, ses seda, köşe bucak...

    c) Karşıt Anlamlı: Aşağı yukarı, ileri geri, az çok, er geç ....

    d) Aynı Kelimenin Tekrarı: duya duya, ağır ağır, yavaş yavaş ...

    e) Yansımaların Tekrarı: çat pat, kıs kıs, fısıl fısıl ...

    f) Sadece Biri Anlamlı: eğri buğrü, eski püskü

    g) Yarı Anlamlı: eciş bücüş, ıvır zıvır, abur cubur ...

    İkilemelerin arasına hiçbir noktalama işareti konulamaz.

    6. YANSIMALAR

    Tabiata, insana, insan dışındaki canlılara ve eşyaya ait seslerin taklit edilmesi sonucu ortaya çıkan kelime veya kelime gruplarıdır.

    tık, tak, pat, çat, hışır hışır, miyav, hırr, hav, me, mee, mışıl mışıl, fıkır fıkır, şıkır şıkır...

    Yansımalardan isim ve fiil türetilebilir.

    “miyavlamak, çatırdamak, şıkırtı, meleşmek, şırıltı”

    7. atasÖzlerİ

    Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.

    Kalıplaşmış sözlerdir, eşanlamlılarıyla dahi değiştirilemez.

    Kısa ve özlü sözlerdir. Az sözle çok anlam ifade ederler

    Tecrübelere ve gözlemlere dayanırlar, bazen âdet ve gelenekleri ifade ederler

    Çoğu mecazlıdır.

    Anonimdir ve edebî tür özelliği gösterir.

    Genel bir yargı bildirir.

    Öğüt verme amacı taşır.

    At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.

    Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur.

    Böyle gelmiş, böyle gider

    Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.

    Damlaya damlaya göl olur.

    Dost kazan dost; düşman anadan da doğar.

    Eden bulur.

    Geniş gününde dar gezen, dar gününde geniş gezer.

    Göz görmeyince gönül katlanır.

    Herkes kaşık yapar ama sapını yapamaz.

    Her şey incelikten insan kabalıktan kırılır.

    Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.

    Üzerine laf düşmedikçe konuşma.

    Vakitsiz açılan gül çabuk solar.

    8. DOLAYLAMA

    Bir kelimeyle anlatılabilecek bir durumu birden fazla kelimeyle anlatmaya denir.

    “yavru vatan”: Kıbrıs,

    “büyük kurtarıcı”: Atatürk,
    "ulu önder":Atatürk


    “derya kuzuları”: balık,

    "file bekçisi":kaleci

    “Türkiye’nin kalbi”: Ankara

    9. anlam genİŞlemesİ

    (yan anlam)

    10. anlam daralmasI

    ] “oğul” kelimesinin önceleri kız ve erkek çocukları için kullanılırken şimdi artık sadece erkek çocukları için kullanılması gibi.

    11. anlam İYİLEŞMESİ

    ] “kötü” anlamındaki yavuz kelimesinin artık “yiğit” anlamında kullanılması gibi.

    12. anlam kÖTÜlenmesİ

    ] “canlı” anlamındaki canavar kelimesinin artık yırtıcı yaratık anlamında kullanılması gibi.

    13. gÜzel adlandIrma

    ] “verem” kelimesinin dildeki korkunçluğunu azaltmak için “ince hastalık” ile karşılanması gibi.

    ]Yabanî hayvan adı olan “börü”nün atılıp yerine “kurt” kelimesinin kullanılması gibi.
    merve58 bunu beğendi.
  3. EsrarLı_GözLer

    EsrarLı_GözLer Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    7 Aralık 2007
    Mesajlar:
    2.070
    Beğenileri:
    398
    Ödül Puanları:
    36
    Sözcük Türleri
    İSİMLER ( ADLAR )

    A. Varlıklara Verilişlerine Göre.

    1. Özel İsim
    2. Cins İsmi​
    B. Maddelerine Göre İsimler
    1. Somut İsim
    2. Soyut İsim
    C. Varlıkların Sayılarına Göre İsimler
    1. Tekil isim
    2. Çoğul isim
    3. Topluluk İsmi
    D. Yapılarına Göre İsimler
    1. Basit İsim
    2. Türemiş isim
    3. Birleşik İsim
    a. Bitişik Yazılan Birleşik İsimler
    b. Ayrı Yazılan Birleşik İsimler
    İsimlerde Küçültme.
    İsmin Hâlleri
    1. Yalın Hâl (Nominatif)
    2. Belirtme (Yükleme) Hâli
    3. Yönelme Hâli
    4. Bulunma Hâli
    5. Ayrılma (Uzaklaşma, Çıkma) Hâli
    6. Eşitlik Hâli
    7. Vasıta Hâli
    8. İlgi Hâli (Tamlayan Hâli)
    İsim Tamlamaları
    Sınav sorularında ve dilbilgisi anlatımında “tür, görev, tür ve görev” kelimeleri aynı şeyi ifade eder. Türkçe’deki kelimelerin tür ve görev yönünden özelliklerini aşağıdaki şekilde gösterebiliriz:
    TÜR VE GÖREV BAKIMINDAN KELİMELER

    İSİM SOYLU KELİMELER FİİL SOYLU KELİMELER
    A. Tam Anlamı Olanlar 1. Fiil
    1. Tek Başına Görev Üstlenenler 2. Fiilimsi
    - İsim (Ad) a) İsim-fiiller (Ad-Eylem)
    - Zamir (Adıl) b) Sıfat-Fiiller (Ortaç)
    c) Zarf-Fiiller (Bağ-Fiil,Ulaç)
    2. Başka Kelimelerle Birlikte Görev Üstlenenler
    - Sıfat (Önad)
    - Zarf (Belirteç)
    B. Tam Anlamı Olmayanlar
    - Edat (İlgeç)
    - Bağlaç
    - Ünlem
    Yukarıdaki şekilden de anlaşılacağı gibi Türkçe’de dokuz çeşit kelime vardır. Bunlardan yedisi isim soylu, ikisi fiil soyludur.
    İSİMLER (Adlar)


    Tanım:Canlı cansız bütün varlıkları, kavramları, hatta fiilleri de karşılayan, onları anmaya, tanımaya, birbirinden ayırmaya yarayan kelimelere isim (ad) denir:ağaç, su, deniz, Hasan, Anadolu, gidiş, dönüş vb.
    İsimler çeşitli yönlerden sınıflara ayrılır.
    A. VARLIKLARA VERİLİŞLERİNE GÖRE

    İsimler ait oldukları varlığın veya kavramın eşi benzeri olup olmamasına göre ikiye ayrılır: Varlık veya kavram özelse (eşsiz, benzersiz) onun ismi de özel isim; cins ise (aynısından birden fazla) onun ismi de cins ismidir. ​
    1. ÖZEL İSİM:Kâinatta tek olan, tam bir benzeri bulunmayan varlıkları karşılayan kelimelere denir.
    Bütün özel isimler (özel ismi oluşturan her kelime ve onları niteleyen, tanıtan unvanlar) büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamazsa cins ismi zannedilebilirler.
    Yavuz, Hasan, Kayseri, Acıpayam, Akdeniz, Alanya, Ulu Cami, Sultan Selim, Hatice, Küçük Ağa, Türkçe, Türk Dil Kurumu...
    Başlıca Özel İsimler
    1. İnsan isimleri: Ali, Meltem, Mehmet, Meral, Yasemin, Uğur, Barkın...
    2. Kurum, kuruluş, müessese, makam, üniversite isimleri:Mamak Anadolu Lisesi, Yeşilay Derneği, Türk Dil Kurumu, Ege Üniversitesi, Kars Valiliği, Turhal İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü...
    3. Millet, kavim, din, mezhep isimleri:Türk, Türkler, Yunan, İngiliz, Çeçen, Ruslar...
    Müslüman, Musevî, Hıristiyan...
    İslâm, İslâmiyet, Musevîlik, Hıristiyanlık...
    Hanefî, Hanefîlik, Şafiî, Alevî...
    4. Dil isimleri: Türkçe, Farsça, Fransızca, Macarca, Fince, Tibetçe...
    5. İl, İlçe, Semt, mahalle, cadde, bulvar, sokak isimleri:Sivas, Ankara, İstanbul, Mamak, Yenişehir, Şirinevler, Dikimevi, Atatürk Bulvarı, İvedik Caddesi, Gönül Sokak...
    6. Ülke ve bölge isimleri:
    Türkiye, Afganistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti...
    Batı Almanya, Batı Trakya, Güney Yemen, Doğu Avrupa, Doğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu (Bölgesi), Ege, Marmara...
    7. Kıta isimleri:Avrasya, Asya, Avrupa, Afrika, Amerika, Antarktika, Arktika, Avustralya.
    8. Deniz, okyanus, göl, akar su, boğaz, geçit isimleri:Akdeniz, Karadeniz, Manş Denizi, Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu
    Van Gölü, Hazar Denizi, Beyşehir Gölü, Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya, Seyhan, Fırat, Nil, İstanbul Boğazı,Panama Geçidi, Süveyş Kanalı ...
    9. Dağ, tepe, ova, yayla isimleri:Elmadağ, Uludağ, Ağrı Dağı, Erciyes (dağı), Everest Tepesi, Çukurova, Konya Ovası...
    “Konya Ovası, Van Gölü, Ağrı Dağı” gibi her iki harfi de büyük yazılan özel isimlere dikkat edilirse, birinci kelimenin zaten il olarak mevcut olduğu; ikinci kelime eklenince oluşan ismin o ile ait ama yeni ve özel bir varlığı karşıladığı görülür. Hâlbuki Hürriyet gazetesi, Nil nehri, Ankara şehri, Fırat nehri, Erciyes dağı gibi örneklerde birinci kelime büyük, ikinci kelime de küçük harfle başlamaktadır. Bunun sebebi bu kelimelere eklenen ikinci kelimelerle yeni bir özel isim oluşturulmuş olmamasıdır. Hürriyet zaten bir gazete adı; Nil zaten bir nehir adı; Ankara zaten bir şehir adı; Erciyes zaten bir dağ adıdır.
    10. Gezegen ve yıldız adları:Merih, Mars, Jüpiter, Venüs, Küçükayı...
    11. Dünya, güneş ve ay kelimeleri terim olarak (astronomi ve coğrafya terimi) kullanılıyorsa özel isim olduğu için büyük; diğer anlamlarında (gerçek, mecaz, yan, eş, deyim vb.) kullanılıyorsa cins ismi olduğu için küçük harfle başlar:
    Ay’ın yakından çekilmiş fotoğrafları insanlığı pek şaşırtmıştı.
    Yazın Güneş ışınları Dünya’ya dik olarak gelir.
    Türkiye’nin birçok yerinde insanlar Güneş tutulmasını seyretti.
    Sabahtan beri dünya kadar yer dolaştık.
    Şair sevgilisinin yüzünü aya benzetir. (ayın kendisine değil, görünüşüne)
    12. Kitap, gazete, mecmua, eser isimleri:Tercüman (gazetesi), Zaman (gazetesi); Nokta (dergisi), Aktüel (dergisi); Türk Dili (dergisi), Virgül; Yaprak Dökümü, Semerkant; Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Ansiklopedisi...
    13. Hayvanlara takılan özel isimler:Tekir, Karabaş, Yumoş, Minnoş, Pamuk...
    2. CİNS İSMİ:Aynı cinsten olan varlıkların ortak isimleridir. Dilin temel kavramları cins (tür) isimleridir.taş, yol, ağaç, ırmak, kitap, dergi, yaprak, ev, çocuk, su, sıra, hayal, düşünce, sıla, özlem, taraf, ceza...
    Başlıca Cins İsimleri
    1. Vücudun bölümleri ve organ isimleri: baş, kol, el, ayak...
    2. Akrabalık isimleri: ana, baba, kardeş, dayı, hala, teyze...
    3. Araç, eşya isimleri: kaşık, makas, bardak, iplik, iğne...
    4. Hayvan ve bitki isimleri: kedi, kartal, fındık, ceviz, kiraz...
    5. Kavramlar: düşünce, hedef, zekâ, temenni...
    6. İş, meslek; meslek sahibi simleri: öğretmenlik, öğretmen, avukat, işçi, memur, profesyonel, futbolcu...
    7. Giyecek isimleri:ceket, ayakkabı, gömlek, eldiven...
    8. Yiyecek isimleri:elma, yemek, ekmek, biber...
    9. İçecek isimleri:su, meşrubat, gazoz...
    10. Sayı isimleri:on, beş yüz, bir...
    11. Renk isimleri:sarı, kıpkırmızı, mor...
    12. Nitelik isimleri:büyük, kocaman, dairesel...
    13. Zaman isimleri:ay, saat, dakika, yıl...
    14. Soru. Kelimeleri:ne, kim, hangi...
    Bazı cins isimlerin özel isim olarak kullanıldığı görülür:
    tırmık: bir ziraat aleti.
    Tırmık: bir kedinin özel adı
    ozan: şair
    Ozan: erkek ismi
    B. MADDELERİNE GÖRE İSİMLER

    İsimler, karşıladıkları varlıkların beş duyu organından herhangi biriyle algılanıp algılanamamasına göre ikiye ayrılırlar.

    1. Somut İsim :Beş duyudan herhangi biriyle algılayabildiğimiz, kavrayabildiğimiz varlık ve kavramların isimleridir. Yani somut varlıkları karşılayan isimlere somut isimler denir. Bu isimler, herkes tarafından görülen, bilinen, hissedilen, cismi olan, varlığı kişiden kişiye değişmeyen varlıkları karşılarlar.​
    su, toprak, ağaç, ses, televizyon, rüzgâr, sarı, mavi, duman, koku...
    2. Soyut İsim :Beş duyudan herhangi biriyle algılanamayan, madde hâlinde bulunmayan ve zihnimizle kavradığımız veya var olduğuna (akla, ruha, sezgiye, inanca bağlı olarak) inandığımız varlıkların isimleridir.
    sevinç, şüphe, tezat, Allah, cesaret, keder, korku, aşk, melek, ruh, şeytan...
    C. VARLIKLARIN SAYILARINA GÖRE İSİMLER

    1. Tekil isim:Tek varlığı belirten ve karşılayan, yapıca tekil olan (topluluk isimleri hariç) kelimelerdir. kendi, ben, çocuk, kalem, defter...
    Not: Tür adı olan her kelime, o türden tek varlığı anlattığı gibi; biçimce çoğullanmadığı hâlde o türün tümünü ya da bir bölümünü de anlatabilir. Bu durumda da tekil sayılırlar.
    İnsan, düşünen, konuşan bir varlıktır. (bütün insanlar)
    Çiçek, susuzluktan kurumuş. (herhangi bir çiçek)
    2. Çoğul isim:Yapısında, anlamında birden çok varlığı barındıran, çokluk eki almış isimlerdir. Cins isimlerinin çoğulu yapılır.
    onlar, evler, fikirler, merkezler, dünyalar, kuşlar, böcekler, kelebekler, arılar...
    Not: Şekil yönüyle çoğul olmadığı, çokluk eki almadığı hâlde anlamca çoğul olan kelimeler vardır.
    Seçmen, tercihini yarın ortaya koyacak.
    Asker, sınırları bekliyor.
    Genç yaşta saçı dökülmüş.
    Bu cümlelerde seçmen, asker ve saç kelimeleri tekil oldukları hâlde anlamca çokluk bildirmektedirler. Bunlar, topluluk isimleri değildir.
    Not: Bazı durumlarda özel isimlere de çoğul eki getirilir:
    1. Aile anlamı katar; -gil ekinin yerine kullanılır, yapım eki görevinde olduğu için ayrılmadan yazılır.
    Yarın Ahmetlere gideceğiz.
    İzmir’e, amcamlara/dedemlere/teyzemlere gideceğiz. (burada özel isme getirilmemiş.)
    Aliler bize gelecekler.
    2. Benzerleri anlamı katar, kesme işaretiyle ayırarak yazılır:
    Bu millet nice Fatih'ler, Kemal'ler yetiştirecektir.
    Bu topraklarda ne Çaldıran’lar, ne Ridaniye’ler yaşandı.
    3. Aynı ismi taşıyanları belirtir:
    Sınıftaki Ali’ler ayağa kalksın.
    Hüseyin’lerin hepsi buraya gelsin.
    4. Abartma anlamı katar:Çalışmak için ta Almanya’lara gitti.
    5. Topluluk, soy kavramı bildirir:Osmanlılar, Türkler, Yunanlar, Adanalılar, Konyalılar...

    3. Topluluk İsmi:Yapıca tekil, ancak anlam bakımından çoğul olan; aynı türe dahil birden çok varlığı anlatan isimlerdir. Teklerden oluşan topluluğu, çokluğu bildiren kelimelere denir.
    ordu, sürü, orman, sınıf, okul, millet...
    Not: Topluluk isimleri de çokluk eki alabilir. Bu durumda aynı topluluktan birden fazla olduğu ifade edilmiş olur.Ordular, ormanlar, sürüler.

    D. YAPILARINA GÖRE İSİMLER

    İsimler kaç kelimeden oluştuklarına ve yapım eki alıp almadıklarına göre de sınıflandırılırlar. ​
    1. Basit İsim:Herhangi bir yapım eki almamış, kök hâlindeki isimlere denir. Çekim eki almış hâlde kullanılabilirler. Türemiş ve birleşik kelimeler yaparken bunlara yapım ekleri getirilir.
    İnsan, kelebek, gölge, yaprak(lar), kağıt(ta), kuş(u), çiçek(ler), dağ(dan), bir(de), ...
    Basit isimlerimizin çoğu tek hecelidir, ama bütün basit isimler tek heceli zannedilmemeli.
    Basit isimler, daha küçük ve anlamlı parçalara ayrılamazlar. Meselâ “kelebek kelimesini kel-ebek şeklinde ikiye ayırıp “kel” diye anlamlı bir kelime bulabiliriz gibi bir düşünce yanlıştır. Çünkü parça ile bütün arasında her zaman -az ya da çok-bir anlam ilgisi bulunmalıdır.
    2. Türemiş isim:İsim veya fiil kök ve gövdeleriyle yansıma kelimelere bir yapım ekinin getirilmesiyle oluşturulmuş, şekil ve anlam olarak yeni isimlere denir.
    İsimden türeyenler: kömürlük, kitaplık, tuzluk, başlık, kulaklık, gecelik, gençlik, insanlık, Türklük, çocukluk, hanımlık, kardeşlik, Müslümanlık, kulluk, erkeklik, bilgelik, bayramlık, kışlık, akşamlık, gömleklik, iyilik, güzellik, küçüklük, öğretmenlik, doktorluk, veterinerlik, eczacılık, arıcılık, demircilik, kılavuzluk, rehberlik...
    Yansımalardan türeyenler:çıtır-tı, cızır-tı, şakır-tı, şıkır-tı, homur-tu, gıcır-tı, patır-tı
    Fiilden türeyenler: gel-mek, oku-mak, ye-mek, iç-mek, çalış-mak...
    yemek, çakmak, ekmek, ilmek, kaymak,
    başlama, okuma, yazma, nakletme, hasta olma, danışma, sevme, inanma...
    3. Birleşik İsim:Birleşik isimler, birden fazla kelimenin bir araya gelip yeni bir varlığı veya kavramı karşılayacak şekilde kalıplaşarak oluşturdukları, anlam ve şekil bakımından yeni isimlerdir.
    Birleşik ismi oluşturan kelimeler arasına herhangi bir ek veya kelime giremez; girerse bu kelime grubu birleşik isim olmaktan çıkar, belirtili isim tamlaması veya başka bir kelime grubu olur.
    Bu isimler anlam bakımından tam bir kalıplaşmaya uğradıkları için tek bir kelime olarak kabul edilir ve bu şekilde kullanılırlar.
    Türkçe’de üç yolla birleşik isim yapılır:
    Anlam kayması yoluyla
    Ses kaynaşması yoluyla
    Kelime sınıfı kayması yoluyla
    a. Anlam kayması yoluyla:
    Birincisi: Birleşik ismi oluşturan kelimelerin tamamı (genellikle iki kelimeden oluşurlar) anlam kaybına uğrar. Hanımeli, aslanağzı, katırtırnağı, devetabanı, suçiçeği, demirbaş, denizaltı, kuşpalazı...
    İkincisi: Kelimelerden sadece birincisi anlam kaybına uğrar:Adamotu, yayınbalığı, incehastalık...
    Akçaağaç, akçakavak, akciğer, karabiber, alageyik...Başbakan, başyazar, başhekim...
    Üçüncüsü: İkinci kelime anlamını kaybeder:Karatavuk, yerelması, karafatma...
    b. Ses kaynaşması yoluyla:cumartesi, pazartesi, kahvaltı, çörotu, peki...

    c. Kelime sınıfı kayması yoluyla:kaptıkaçtı, külbastı, mirasyedi, dedikodu, hünkârbeğendi, albastı, gecekondu...
    örtbas, sıkboğaz, alaşağı, ateşkes, kapkaççı...
    giderayak, bilirkişi, vatansever, hacıyatmaz, cankurtaran...
    elverişli, rasgele, albeni, çalçene...
    Buraya kadar yapılan tasnife göre her kelimenin birden fazla özelliği vardır:

    Varlıklara verilişine göre : özel isim, cins ismi
    Maddelerine göre : soyut, somut
    Varlıkların sayılarına göre : tekil isim, çoğul isim, topluluk ismi
    Yapılarına göre : basit, türemiş, birleşik
    el : cins ismi; somut, tekil, basit isim
    düşünce : cins ismi; soyut, tekil, türemiş isim
    kitaplıklar : cins ismi; somut, çoğul, türemiş isim
    ayakkabı : cins ismi; somut, tekil, birleşik isim
    ordu : cins ismi; somut, topluluk ismi, basit isim
    Ankara : özel isim; somut, tekil, basit isim
    Çanakkale : özel isim; somut, tekil, birleşik isim.
    İSİMLERDE KÜÇÜLTME

    Bir varlığın, bir ismin küçüklüğü genel olarak, başına getirilen “küçük, mini, ufak” gibi sıfatlarla ifade edilir:Küçük köy, ufak el, mini kasa...
    Bazen bu sıfatların yerini “Cİk, -Ceğİz” ekleri tutar. Bu ekler isimlere küçültme anlamı katar.
    küçük tepe›tepecik küçük çocuk›çocukcağız

    Not: Bu ekler her zaman küçültme anlamı katmayabilir; acıma ve sevgi; zavallılık ve küçümseme anlamları da katabilir:
    Serçecik daldan dala atlıyor. (acıma)
    Adamcağız korka korka ayağa kalkar. (acıma)
    Bebeciğimi çok özledim, diyordu. (sevgi)
    küçük insan›insancık (zavallılık)
    zavallı kelimeler›zavallı kelimecikler (küçümseme)
    “k” sesi ile biten sıfatlara –Cİk eki getirildiğinde sıfatın sonundaki “k” düşer:
    küçük›küçücük ufak›ufacık alçak›alçacık minik›minicik

    “-cE, -İmsİ, -İmtrak” ekleri de küçültme anlamı katar:
    küçük›küçükçe büyük›büyükçe iri›irice yeşil›yeşilimsi sarı›sarımtırak
    İSMİN HÂLLERİ:

    İsimleri isimlere, fiillere, edatlara bağlayan, diğer kelimelerle ilişki kurarak isimlerin cümlede görev kazanmasını sağlayan eklere isim hâl ekleri denir. İsimlerin bu ekleri alarak yüklendikleri görevlere ismin hâlleri denir.
    1. Yalın Hâl (Nominatif):Eki yoktur.İsimlerin hiçbir hâl eki almamış hâlleridir. Çoğul, iyelik ve bildirme eki almış olabilir. Bu durumda da yalın hâlde sayılırlar.
    ev, okul, yol, çocuk, fikir, baba(sı), defter(ler), çalışkan(dır)...
    Yapım ekleri de ismin yalın durumunu değiştirmez: kalemlik, bilgili, susuz, meslektaş...
    Birleşik isimler de hâl eki almamışlarsa yalındırlar:dershane, tanksavar, gecekondu, bilirkişi...
    2. Belirtme (Yükleme) Hâli: ı, -i, -u, -ü eklerini alan isimler bu duruma girer. Bu isimler genellikle belirtili nesne olur.
    Defteri, okulu... Ali kitabı aldı. (Belirtili nesne)
    ev-i gördüm, kapı-y-ı açtım, okul-u boyadılar, gül-ü koparmayın...
    NOT : Türkçe’de üçt çeşit –i (-ı, -u, -ü) eki vardır. Bunları birbirine karıştırmamalıyız.
    • Köyü güzelmiş (iyelik eki)
    • Köyü gezdiler (hal eki)
    • Ört-ü, diz-i (fiilden isim yapma eki)
    3. Yönelme Hâli:“-E” ekiyle yapılır. Yüklemin yöneldiği yeri, nesneyi ya da kavramı gösterir.
    Yönelme hâlinde, ismin belirttiği kavrama yöneliş, dönme, yaklaşma, ulaşma söz konusudur. Yönelme hâlindeki kelimeler cümlede dolaylı tümleç ve yüklem olabilir. Dolaylı tümleç, yükleme sorulan “neye, kime, nereye” sorularının cevabıdır. Sinema-y-a git, ev-e dön...
    4. Bulunma Hâli:“-dE” ekiyle yapılır.Eylemin yapıldığı yeri, nesneyi ya da soyut kavramı bildirir. Genellikle “kimde, nede, nerede”sorularına cevap vererek dolaylı tümleç olur. Babamda hiç para yoktu. (Kimde)
    ev-de oturma, okul-da öğren, yurt-ta kaldı, devlet-te bulunuyor...
    5. Ayrılma (Uzaklaşma, Çıkma) Hâli:“-dEn” ekiyle yapılır.Eklendiği kelimeyi dolaylı tümleç yapar; “çıkma, ayrılma, uzaklaşma” bildirir. İsmin ayrılma hâli, yani dolaylı tümleç, yükleme sorulan “nereden, kimden, neden” sorularının cevabıdır. okul-dan çıktı, ev-den ayrıldı, yurt-tan geliyor, devlet-ten istedi...
    • -den ekini alan isimler bazen zarf tümleci olur. Sıkıntıdan her tarafı sivilce doldu. (Zarf tümleci)

      -den eki, bazen yapım eki olarak kullanılır. Bu durumda ya sıfat ya da zarf görevi üstlenir. Candan dost, toptan satış, içten davranış...

      -den eki bazen belirtili isim tamlamalarındaki tamlayan eki –ın, -in, -un, -ün ‘ün yerini tutabilir. Çocukların biri ....Çocuklardan biri.

      -den ekini alan kelimelerle ikilemeler yapılabilir. Derinden derine sesler geliyor.

      -den ekini alan kelimelerle üstünlük anlamı taşıyan sıfat öbekleri oluşturulabilir. Gülden kırmızı yanak, Pamuktan beyaz eller...

    6. Eşitlik Hâli:“-CE” ekiyle yapılır.Bu hâldeki kelimeler cümlede zarf tümleci ve yüklem olarak kullanılır.
    Onun davranışları çok zaman delicedir.
    Bu okulda yıllarca çalıştım dedi.
    O gün sizi saatlerce bekledik.
    Bu kararı sınıfça aldık.
    Bugün milletçe sevinçliyiz.
    7. Vasıta Hâli:“ile” edatı kullanılarak yapılır. “i” düşürülerek kullanılır. Bu hâldeki kelimeler cümlede zarf tümleci, edat tümleci ve yüklem olarak kullanılır.
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan. (edat tüml.)
    İşi kolaylıkla başardı.
    Ayağına gelen topa hızla vurdu.
    Babasını sevinçle karşıladı.
    O artık bizimledir.
    Öğrencileriyle geziye gitmişti.
    Arabasıyla evimize kadar getirdi.
    İğneyle kuyu kazıyorsun.
    Rüzgârın etkisiyle dallar sallandı.
    Sonbaharın gelmesiyle soğuklar artmıştı.
    Zilin sesiyle yarışma bitti.
    8. İlgi Hâli (Tamlayan Hâli):“-(n)İn”, “-dEn” ekleriyle yapılır ya da yalın hâldedir.
    Kitabın yaprağı yırtılmış.
    Ceket düğmesi
    Öğrencilerden biri

    İSİM TAMLAMALARI

    İki veya daha fazla ismin, yeni bir anlam meydana getirecek şekilde birlikte kullanılmasıyla oluşan söz gruplarına isim tamlaması denir. Ad takımı şeklinde de söylenebilir.
    İsim tamlamalarında ilk isme tamlayan; ikinci isme tamlanan denir. Bu kural iki isimden oluşan tamlamalar için geçerlidir. İkiden fazla isimden oluşan tamlamalarda genellikle son isim tamlanan diğerleri tamlayan olur. Fakat bu kurala uymayanlar da vardır.
    Bahçenin duvarı. Bahçenin duvarının boyasının rengi. Bizim okulun tahta kapısı
    Tamlayan Tamlanan Tamlayan Tamlanan Tamlayan Tamlanan
    İsim tamlamalarının çeşitleri ve özellikleri şöyledir:
    1-BELİRTİLİ İSİM TAMLAMASI

    Tamlayan –ın, -in, -un, -ün , tamlanan –ı, -i, -u, -ü eklerinden birini alır. Tamlayan sesli harfle biterse –n kaynaştırma harfi; tamlanan sesli harfle biterse –s kaynaştırma harfi kullanılır. Bahçe-n-in kapı-s-ı
    NOT :* “Su” ve “ne” kelimeleri bu kurala uymaz. Örnek: Su-y-un tad-ı, ne-y-in tad-ı.
      • Zamirler tamlayan veya tamlanan olabilir. Örnek: Bizim evimiz. Çocukların birkaçı...
      • Tamlanan isim sayı veya belirsizlik bildiren bir kelime olursa, tamlayan eki –ın, -in, -un, -ün yerine-den, -dan eki gelebilir. (Adamların ikisi....Adamlardan ikisi)
      • Bazı belirtili isim tamlamaları, sıfat tamlamasının ters çevrilmesiyle oluşur. (Taze balık...Balığın tazesi)
      • Bazı b.isim tamlamalarında tamlayan ve tamlanan yer değiştirir. (Çok verimlidir ovası Konya’nın...) (Konya’nın ovası...)
    2-BELİRTİSİZ İSİM TAMLAMASI

    Tamlayan, tamlama eklerini almaz. Tamlanan –ı, -i, -u, -ü eklerini alır. Bahçe kapısı, gönül dostu...
    • Tamlayan somut veya soyut isim olabilir: Kitap kabı, duygu yoğunluğu

      Tamlanan somut, soyut isim veya isimleşmiş olabilir: Masa örtüsü, gurbet düşüncesi, dünya güzeli.(İsimleşmiş sıfat)

      Tamlayan çoğul eki alabilir: Öğretmenler odası...

      “Kendi” kelimesi, belirtisiz isim tamlamalarında tamlayan olabilir. Bunun dışındaki zamirler belirtisiz isim tamlamalarında tamlayan ve tamlanan olmaz.: Kendi evi...

      İsim-fiiller tamlanan olabilir: Gece yürüyüşü...

      Bazı belirtisiz is.tamlamaları kendisinden sonra gelen ismi niteler ve sıfat görevi kazanabilir: Deniz mavisi gömlek....

      Bazı belirtisiz isim tamlamalarında tamlama eki günlük konuşmada düşebilir: Hatay sokağı...Hatay sokak. Bu durumun yazıda gösterilmesi yanlıştır. (Lokanta Bahar) veya (Bahar Lokanta) yanlıştır. Doğrusu (Bahar Lokantası) şeklinde olacaktır.

      Bu tamlamalarda mecazlı anlatım görülebilir: Laf salatası, ömür törpüsü...

      Bazı belirtisiz isim tamlamaları kalıplaşarak birleşik kelime olmuştur: Kuşadası, hanımeli..

      Bazı belirtisiz isim tamlamalarının başına bir sıfat gelebilir: Kırmızı kadın ceketi...

      Bazen belirtisiz isim tamlamalarında sıfatın başa gelmesi dil yanlışlığına yol açar: Devlet Eski Bakanı (Doğru)... Eski Devlet Bakanı (Yanlış)

    3 . TAKISIZ İSİM TAMLAMASI

    Tamlayan ve tamlanan, tamlama eklerini almaz. Tamlayan, tamlananın hangi maddeden yapıldığını veya neye benzediğini bildirir. Takısız isim tamlamaları ile sıfat tamlamaları birbirine karıştırılmamalıdır.
    Takısız İsim Tamlaması Sıfat Tamlaması
    Tahta çanta Güzel çanta
    Demir kapı Büyük kapı
    Demir yumruk Sert yumruk
    Badem göz Siyah göz
    Çini vazo süslü vazo
    Altın bilezik Burgulu bilezik
    ZİNCİRLEME İSİM TAMLAMASI

    En azından üç isimden oluşan tamlamalara denir. Dedemin dedesinin dedesi, Ayşe’nin kardeşinin okul çantası.
    NOT: Zincirleme tamlamayı oluşturan kelimelerden en az biri sıfat görevinde kullanılıyorsa böyle tamlamalara KARMA TAMLAMA denir. Karma tamlamalar, isim tamlamalarının tamlayanı ile tamlananı arasına bir sıfat girmesiyle oluşabildiği gibi, iki sıfat tamlamasının birleşmesiyle de oluşabilir. (Babamın eski ceketi)(Güzel Türkiye’nin güzel çayı)
    merve58 bunu beğendi.
  4. EsrarLı_GözLer

    EsrarLı_GözLer Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    7 Aralık 2007
    Mesajlar:
    2.070
    Beğenileri:
    398
    Ödül Puanları:
    36
    FİİLLER (EYLEMLER)


    KELİME (SÖZCÜK):Cümlenin anlamlı en küçük birimine ya da bazen tek başına anlamı olmadığı hâlde (edatlar) cümle içinde anlam kazanan anlatım birimlerine kelime (sözcük) denir.
    Kelimelerin belirli bir düzen içerisinde bir araya getirilmesi sonucu insanlar arasında anlaşma sağlanır.
    Bunu, dağınık hâldeki kelimelerle bir cümle kurarak görelim.
    “anlaşma, ara, ara, belirli, bir, bir, düzen, getiril(mek), içeri, insanlar, kelimeler, sağlan(mak), sonuç”
    “getirilmesi düzen arasında sağlanır sonucu bir araya belirli kelimelerin bir içerisinde insanlar anlaşma.”
    KELİME ÇEŞİTLERİ

    Kelimelerin anlam ilgilerine, aldıkları çekim eklerine ve cümledeki görevlerine göre ayrıldıkları sınıflara kelime türleri (çeşitleri) denir.
    Kök yönüyle Türkçede iki çeşit kelime vardır: İsim ve fiil
    İsimler, cümlede üstlendikleri göreve göre alt başlıklara (türlere) ayrılırlar: “isim, sıfat, zamir, zarf, edat, bağlaç, ünlem”
    İsim kökleri, varlık ve kavramları karşılarken, fiil kökleri, kılışları, durumları ve oluşları karşılar.
    Bunlardan isimler ve fiiller anlamlı kelimelerdir.
    FİİLLER


    Seyredilecek bir şey ve dinlenilecek bir hikâye yoksa, hayat çoğu zaman bir sıkıntıdır. Çocukluğumda bu sıkıntıya karşı ya radyo dinlenirdi ya da pencereden dışarıya, sokağa, gelip geçenlere, karşı apartman dairelerinin içine bakılırdı. O zamanlar, 1958'de Türkiye'de daha televizyon yoktu. Ama "yok" denmez, tıpkı İstanbul sinemalarında gösterilmesi üç-beş yıl alan Hollywood'un efsane filmlerinden söz ederken yapıldığı gibi "daha gelmedi" denirdi iyimserlikle.
    Pencereden bakmak öylesine temel bir alışkanlıktı ki, televizyon Türkiye'ye geldiğinde ona pencereden dışarı bakar gibi bakılmaya başlandı. Babam, amcam, babaannem pencereden bakarken yaptıkları gibi, televizyon seyrederken de birbirlerinin yüzüne hiç bakmadan konuşup kavga ederler, tıpkı pencereden dışarı bakarken yaptıkları gibi gördüklerini birbirlerine anlatırlardı.
    "Bu gidişle bu kar iyice tutacak." derdi meselâ halam, sabahtan beri atıştıran kara pencereden bakarken.
    "Yine o kâğıt helvacı geldi Nişantaşı'nın köşesine!" derdim ben de öteki pencereden tramvay caddesine bakarken.
    Pazarları amcamlar, halamlar ve biz aşağı katlardaki dairelerden yukarıya, babaannemin katına çıkar, öğle yemeklerini hep birlikte yerdik. Pencereden bakıp yemeğin sofraya konmasını beklerken, orada annemler, yengemler, amcamların kalabalığı içinde olmaktan öylesine mutlu olurdum ki gözümün önünde, arkamı döndüğüm büyük salon, hazırlanmakta olan uzun yemek sofrasının üzerindeki kristal avizenin soluk lambaları canlanırdı. Babaannemin salonu bütün öteki katlar gibi yarı karanlık olurdu, ama bana bizim katlardan daha da karanlıkmış gibi gelirdi. Hiç açılmayan balkon kapılarının kenarlarından korkutucu gölgelerle sarkan tüller ve perdeler yüzünden belki. Belki de sedef kakmalı paravanalar, eski sandıklar, lenduha masalar, sehpalar, üzeri çerçeveli fotoğraflarla dolu kuyruklu bir koca piyano ve diğer eşyalarla tıkış tıkış doldurulmuş havasız odalar sürekli toz koktuğu için öyle gelirdi bana. (Orhan Pamuk; Pencereden Bakmak)
    Tanım

    Yukarıdaki parçada koyu yazılmış kelimeler, kök itibariyle fiil soylu kelimelerdir.Bunlardan bir kısmı hangi şahsın ne zaman ne yaptığını, yapmakta olduğunu ya da yapacağını göstermektedir.
    denirdi, başlandı, tutacak, çıkar...
    İşte bu şekilde, varlıkların yaptıkları veya etkilendikleri işleri, hareketleri, oluşları, kılışları, durumları zamana ve kişiye bağlı olarak anlatmada kullanılan kelimelere fiil denir.
    Fiiller dilin temel kelimeleridir.
    Fiiller mastarları ile isimlendirilirler. Mastar fiil kök veya gövdesinin “-mEk, -mE, İş” eklerini almış hâlidir. Bu ekler atıldığında geriye sadece fiil kalır. Bu fiiller artık zamana ve şahsa göre çekimlenmeye hazırdır.
    Fiil kök ve gövdelerinin, kısaca fiillerin zamana ve şahsa göre yargı bildirecek hâle getirilmesine de fiil çekimi denir.
    Geldim, okumuş, yazıyor, düşünmez, biliriz, sormalısın, dinle, konuşalım...
    Fiile çekimleri ikiye ayrılır:
    Basit (yalın) zamanlı çekimler ve birleşik zamanlı çekimler
    Basit çekimlerde sadece zaman ve şahıs ekleri vardır; ama birleşik çekimlerde zaman ekleriyle şahıs ekleri arasına birleşik zaman eki getirilir. Biz şimdilik basit zamanlı çekimleri göreceğiz. Fiil kipleri bittikten sonra birleşik zamanlı çekimleri de öğreneceğiz.
    Her fiilin bir adı vardır. Fakat bu adlar, şahıs ve zaman kavramı taşımazlar. Fiillerin sonuna “-mE, -mEk, -İş” ekleri getirilerek yapılan fiil adları, bu ekler çıkarılarak çekimlenirler.
    Sevme › sevdik
    Kalkış › kalktı
    Hoşgörmek › hoşgörelim
    merve58 bunu beğendi.
  5. EsrarLı_GözLer

    EsrarLı_GözLer Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    7 Aralık 2007
    Mesajlar:
    2.070
    Beğenileri:
    398
    Ödül Puanları:
    36
    SIFATLAR – ÖN ADLAR


    A. Sıfatların Özellikleri



    B. Sıfat Çeşitleri
    1. Niteleme Sıfatları

    2. Belirtme Sıfatları
    a. İşaret Sıfatları
    b. Sayı Sıfatları
    - Asıl Sayı Sıfatları
    - Sıra Sayı Sıfatları
    -Kesir Sayı Sıfatları
    -Üleştirme Sayı Sıfatları
    -Topluluk Sayı Sıfatları
    c. Belgisiz Sıfatlar

    d. Soru Sıfatları
    C. Sıfatlarda Anlam
    1. Sıfatlarda Anlam Kuvvetlendirme
    2. Sıfatlarda Anlam Daraltma
    3. Sıfatlarda Karşılaştırma

    D. Yapı Bakımından Sıfatlar
    1. Basit Sıfatlar

    2. Türemiş Sıfatlar

    3. Birleşik Sıfatlar
    a. Kaynaşmış birleşik sıfatlar
    b. Kurallı birleşik sıfatlar

    4. Pekiştirilmiş Sıfatlar

    5. Kelime Grubu Hâlindeki Sıfatlar

    Sıfatlar

    Annem belediye doktoruydu. Penceresinden kavak ağaçları görünen bir sağlık ocağında çalışır, çoğu günler beni de yanında götürürdü. Orada tek çocuk olmanın krallığını yaşar, oyalanır; haşarılıklarımın, afacanlıklarımın hoş görüleceğini bilmenin kolaylıklarından fazlaca yararlanır, buna karşılık beni mıncıklamalarına, yanaklarımı pembeleştiren makaslar almalarına ses çıkarmazdım. Pencereden uzanır, uçuşan pamukçukları yakalamaya çalışırdım. Kavakları silkeleyen rüzgâr oyun arkadaşım olurdu. Koca bahçe, önümde mülkümmüş gibi uzanır, bense onu tasasız gözlerle izlerdim. Annemin masasında, güzel çerçeveler içinde benim ve babamın resmi dururdu. Gurur duyardım. Kocaman bir masası ve koltuğu vardı annemin. Annemi makamında daha çok severdim sanki, ya da sevgim başka bir boyut kazanırdı. (Murathan Mungan; Pamukçuklar)
    Yukarıdaki parçada en az iki kelimeden oluşan ve koyu harflerle yazılmış olan kelime gruplarının ilk kelimelerinin yazılmadığını, son kelimelerin kaldığını düşünelim:
    Annem belediye doktoruydu. Sağlık ocağında çalışır, çoğu günler beni de yanında götürürdü. Orada çocuk olmanın krallığını yaşar, oyalanır; haşarılıklarımın, afacanlıklarımın hoş görüleceğini bilmenin kolaylıklarından fazlaca yararlanır, buna karşılık beni mıncıklamalarına, makaslar almalarına ses çıkarmazdım. Pencereden uzanır, pamukçukları yakalamaya çalışırdım. Rüzgâr oyun arkadaşım olurdu. Bahçe, önümde mülkümmüş gibi uzanır, bense onu gözlerle izlerdim. Annemin masasında, çerçeveler içinde benim ve babamın resmi dururdu. Gurur duyardım. Masası ve koltuğu vardı annemin. Annemi makamında daha çok severdim sanki, ya da sevgim boyut kazanırdı.

    Öncesindeki kelimeler çıkarıldığında kalanların anlamları eksilmiş oldu. Kelime anlamı olarak değil de cümleye kattığı anlam bakımından eksilme oldu.
    Sağlık ocağı nasıl bir sağlık ocağı?
    Çocuk kaç çocuk? nasıl bir çocuk?
    Makaslar nasıl makaslar?
    Pamukçukları hangi pamukçuklar?
    Rüzgâr nasıl bir rüzgâr?
    Bahçe nasıl bir bahçe?
    gözlerle nasıl gözler?
    çerçeveler nasıl çerçeveler?
    Masası ve koltuğu nasıl masa ve koltuk?
    Boyut kaç boyut, hangi boyut, ne boyutu?

    Bu kelimelerin (asıl unsur olan kelimeler, isimler) tam olarak anlaşılması ve tanınması için onlardan önce bazı kelimeler getirerek anlamlarını nitelik ve nicelik yönünden tamamlarız.

    Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir / sağlık ocağı
    Tek / çocuk
    yanaklarımı pembeleştiren / makaslar
    uçuşan / pamukçuklar
    Kavakları silkeleyen / rüzgâr
    Koca / bahçe
    Tasasız / gözler
    Güzel / çerçeveler
    Kocaman / bir / masası ve koltuğu
    Başka / bir / boyut
    İşte, isimlerden önce gelerek onların anlamlarını sayı, renk, durum, hareket, biçim, yer, işaret ve soru yönlerinden tamamlayan; onları niteleyen ve belirten kelimelere sıfat denir. bu iki kelimenin (sıfat ve isim) oluşturdukları kelime grubuna da sıfat tamlaması denir ki bütün sıfat çeşitleriyle sıfat tamlaması oluşturulabilir.

    Kolay iş, bu sorular, küçük çocuk, hangi ev, iki elma, üçüncü sınıf...

    A. Sıfatların Özellikleri

    1. Sıfatlar isimlerden önce gelerek onları sayı, renk, durum, hareket, biçim, yer, işaret ve soru yönlerinden tamamlar; onları niteler veya belirtir:
    O zaman gördü ki, küçük çocuk, memleketlisi, minimini yavru ağlıyor... Sessizce, titreye titreye ağlıyor. Yanaklarından gözyaşları birbiri arkasına, temiz vagon pencerelerindeki yağmur damlaları nasıl acele acele, sarsıla çarpışa dökülürse öyle, bağrının sarsıntılarıyla yerlerinden oynayarak, vuruşarak içlerinde güneşli mavi gök, pırıl pırıl akıyor.”
    o zaman, küçük çocuk, minimini yavru, temiz vagon pencereleri, güneşli mavi gök
    2. Tek başlarına kullanıldıkları zaman isim değerindedirler. Çünkü ancak bir isimden önce geldikleri zaman sıfat oldukları anlaşılabilir:
    yeşil elbise (sıfat) yeşili severim (isim)
    İhtiyar kadın (sıfat) İhtiyarlara iyi davranmalıyız (isim)
    Büyük park (sıfat) parkların en büyüğü (isim)

    3. Tek başlarına kullanıldıklarında isim değerinde oldukları için alabildikleri isim çekim eklerini, yani hâl eklerini, iyelik eklerini ve çoğul ekini, bir isimden önce gelerek onu niteledikleri ya da belirttikleri zaman, yani sıfat olarak kullanıldıkları zaman alamazlar:
    Bir basamak yukarı çık. sıfat
    Birler basamağı isim
    Yürüyen merdiven sıfat
    Yürüyenler ve koşanlar isim
    4. Bir sıfatla onun nitelediği ya da belirttiği bir isim arasına noktalama işareti (özellikle virgül) konmaz. Virgül konursa ilk kelime tek başına kalmış olur, dolayısıyla isimleşir.
    Genç adama gülümseyerek baktı. (genç: sıfat)
    Genç, adama gülümseyerek baktı. (genç: isim, özne)

    5. Birkaç sıfat, arka arkaya sıralanarak bir ismi niteleyebilir veya belirtebilir:
    Karanlık, büyük, korkutucu ve nemli bir evdi.

    6. Sıfatın varlığından bahsedildiği her yerde mutlaka sıfat tamlaması vardır; o sıfatla (soru sıfatı da olsa) bir tamlama oluşturulmuştur.

    B. Sıfat Çeşitleri

    Sıfatlar görev ve anlam yönünden, yani kendilerinden sonra gelen isme kattıkları anlam yönünden önce ikiye, sonra daha alt başlıklara ayrılırlar:
    1. Niteleme Sıfatları
    2. Belirtme sıfatları
    a.İşaret sıfatları
    b. Sayı sıfatları
    -Asıl sayı sıfatları
    -Sıra sayı sıfatları
    -Kesir sayı sıfatları
    -Üleştirme sıfatları

    c. Belgisiz sıfatlar
    d. Soru sıfatları

    1. Niteleme Sıfatları

    İsimlerin şeklini, durumunu, hareketini, rengini, kısacası kalıcı özelliklerini gösteren sıfatlardır. Nitelene sıfatları isimlere sorulan “nasıl” sorusunun cevabıdır:

    Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir sağlık ocağı
    yanaklarımı pembeleştiren / makaslar
    uçuşan / pamukçuklar
    Kavakları silkeleyen / rüzgâr
    Koca / bahçe
    Tasasız / gözler
    Güzel / çerçeveler
    Kocaman / bir masası ve koltuğu
    Mavi deniz, tatlı su, kötü gün, yakın arkadaş, çalışkan öğrenci, susuz yaz, yuvarlak masa, bayan memur, erkek adam, temiz giysi, güzel insan, düz yol, çatal çivi, sivri tepe, yassı burun...
    2. Belirtme Sıfatları

    İsimleri sayı yönünden tamlayan; yerlerini işaret eden; özelliklerini belli belirsiz olarak bildiren; onların özelliklerini soran sıfatların tümüne belirtme sıfatları denir. Belirtme sıfatları varlıkların geçici özelliklerini bildirirler:
    Bu adam, o adam, şuradaki adam, (herhangi) bir adam, bir (tane) adam, kaçıncı adam, hangi adam?...
    Belirtme sıfatları alt başlıklara ayrılır:
    a. İşaret Sıfatları

    İsimleri işaret ederek belirten ve yerlerini bildiren sıfatlardır.
    “bu, şu, o, öteki, beriki, böyle, şöyle...”
    Bu soruyu kim cevaplayacak?
    Kitabı şu genç almıştı.
    O eşyaları nereye götürüyorsun?
    Öteki sorulara geçiniz.
    Beriki masaları da taşıdık.
    b. Sayı Sıfatları

    İsimlerin sayılarını, bölümlerini, sıralarını, parçalarını kesin olarak belirten sıfatlardır. Sayı sıfatlarının çeşitleri şunlardır:
    - Asıl Sayı Sıfatları
    İsimlerin sayılarını kesin olarak belirten sıfatlardır:
    Her gün iki saat ders çalışır, bir saat de kitap okurum.
    Bir ağaç bile bırakmamışlar; kesmişler.
    Yüz yıl öncesine geri döndük.
    Türkiye nüfusunun yetmiş milyon olduğu söyleniyor.
    Beş milyon ton patates
    10 cm ip, 2 m kumaş, 100 ton kömür, 3 kg şeker...

    ]Başında asıl sayı sıfatlarından biri bulunan bir isme çoğul eki getirilmez. ”Beşevler, Altmışevler, Yedi Cüceler, üç aylar, Kırk Haramîler, beş milyonlar, on milyonlar (banknotlarımız)”gibi örnekler bu kurala uymaz.

    ]Sayı sıfatlarıyla niteleme sıfatları art arda kullanılırsa sayı sıfatı önce gelir:
    iki değerli arkadaş, üç kırık cam...
    - Sıra Sayı Sıfatları:
    İsimlerin sıralarını, derecelerini belirten sıfatlardır.
    “-ncİ” eki ya da nokta kullanılır.
    77. yıl, 11’inci bölük, birinci gün, ikinci gelişimiz...
    üçüncü kişiler, ikinci katlar...
    ] “ilk” kelimesi birinci anlamındadır:
    İlk (birinci) caddeden sağa dönün.
    ] “son, sonuncu, ortanca” kelimeleri de sıra sayı sıfatıdır:
    son fırsat, ortanca çocuk, sonuncu kişi...
    - Kesir Sayı Sıfatları
    İsimlerin, bütünün kaçta kaçı olduğunu gösteren sıfatlardır.
    Yüzde bir ihtimal, yarım ekmek, çeyrek (dörtte bir) ekmek, yarıyıl, iki buçuk lira...

    ]Bu tamlamalarda tamlanan çoğul yapılabilir.
    Kardeşlerin üçte bir payları var.

    ]Tamlayan çoğul yapılıp tamlananla yeri değiştirilebilir:
    Yüzde otuz artış düşünülüyor.›Düşünülen artış yüzde otuzlarda.

    - Üleştirme Sayı Sıfatları
    İsimlerin bölümlere ayrıldığını, bölüştürüldüğünü gösteren sıfatlardır.
    “-(ş)er” ekiyle yapılır.
    Üçer kişi, ikişer elma, yedişer kişi, ellişer milyon, birer gün arayla,

    - Topluluk Sayı Sıfatları
    Bir defada doğan birden fazla kardeşler için kullanılır.
    Bunlardaki “z” sesi çokluk bildirir.
    Tamlanan çoğul olabilir.
    üçüz bebek, beşiz çocuklar.
    c. Belgisiz Sıfatlar

    İsimlerin sayılarını ve miktarlarını kesin olarak değil, yaklaşık, aşağı yukarı, belli belirsiz bildiren sıfatlardır.
    “bir, birkaç, birçok, az, çok, biraz, birtakım, bütün, bazı, tüm, her, hiçbir, herhangi bir, kimi...
    başka / bir / boyut,
    kimi insanlar,
    bir yaz günü,
    bazı sıfatlar
    herhangi bir zaman
    her soru,
    birtakım insanlar,
    birkaç kişi,
    Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
    tüm insanlar,
    bütün varlıklar...

    Bunlardan bazılarının belirttiği isimler çoğul eki alamaz, bazılarının tamlananları çoğul olmak zorundadır; bazılarınınki de yerine göre tekil de olabilir, çoğul da.
    Bütün insan›bütün insanlar
    Birkaç kişi›birkaç kişiler
    Çoğu insan›çoğu bitkiler
    Not: Asıl sayı sıfatı olan “bir” ile belgisiz sıfat olan “bir” karıştırılabilir. “bir” kelimesi “tek” kelimesinin karşılığı ise asıl sayı sıfatıdır. Değilse belgisiz sıfattır:
    Bir çiçekle yaz olmaz bir tane çiçek. asıl sayı sıfatı
    Onu bir akşam vakti gördüm. Herhangi bir akşam vakti belgisiz sıfat

    d. Soru Sıfatları

    Soru sıfatları, isimlerin nitelik ve niceliklerini soru yoluyla öğrenmeyi amaçlayan, cevapları da herhangi bir sıfat olan kelimelerdir.
    “ne, nasıl, nice, ne gibi, ne biçim, kaç, kaçıncı, kaçar, hangi, ne türlü...”
    Özellikleri
    ]Soru sıfatları cümleyi soru cümlesi yapar. Bazı durumlarda da yapmaz:
    Bu nasıl bir dünya; hikâyesi zor...
    Nasıl kitaplardan hoşlanırsın?

    ]Soru sıfatlarıyla da sıfat tamlaması oluşturulur.
    Kaç gün sonra geleceksin?
    Eve giderken hangi otobüse bineceğiz?

    Örnekler
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.
    Kaçıncı sınıfta okuyor?
    Ne gün geleceğini söyledi mi?
    Kaçar kişilik gruplar hâlinde gideceğiz?
    Kaçta kaç hisse istersin?

    Not: “ne” kelimesi sıfat, zarf ve zamir olarak kullanılabilir.
    Ne bakıyorsun? Zarf
    Ne almak istiyorsun? Zamir
    Ne gün geleceksin? Sıfat
    Ne iş yapıyordunuz? sıfat
    Bugün ne çalıştık ama. zarf

    C. Sıfatlarda Anlam


    1. Sıfatlarda Anlam Kuvvetlendirme

    ]Zarflarla ve edatlarla anlam kuvvetlendirilebilir:
    çalışkan›arı gibi çalışkan›arı gibi çalışkan çocuk
    güzel›Cennet kadar güzel›Cennet kadar güzel vatan
    verimliݍek verimliݍok verimli topraklar

    Burada “cennet kadar” kelime grubu “güzel” sıfatını; sonra hepsi birden “vatan” kelimesini nitelemiş.

    ]Pekiştirme sıfatları ile de anlam kuvvetlendirilebilir:
    Bir sıfatın ilk iki sesine “m, p, r, s” ünsüzlerinden biri eklenip, oluşan hecenin o sıfatın başına getirilmesiyle oluşur. Ünlüyle başlayan sıfatlarda ilk ünlüye “m, p, r, s” ünsüzlerinden biri eklenir.
    Sarı sayfalar›sapsarı sayfalar
    Kırmızı›kıpkırmızı elbise
    Mor›mosmor bir yüz
    Yeşil›yemyeşil tabiat
    Temiz›tertemiz toplum
    Uzun›upuzun araba
    Bu kurala uymayan pekiştirme sıfatları da vardır:
    Sapasağlam, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre...

    ]Tekrar yoluyla da anlam kuvvetlendirilebilir. Tekrar edilen kelimeler arasına “mİ” soru eki de konabilir:
    doğru dürüst bir iş, boylu poslu bir adam, az buz para değil...
    yüce yüce yaylalar, Mini mini eller, tatlı tatlı diller...
    tatlı mı tatlı diller, sevimli mi sevimli bir yüz, sıcak mı sıcak bir hava...

    2. Sıfatlarda Anlam Daraltma:

    ]Sıfatların anlamlarında, bazı eklerden yararlanarak kısma, daraltma, küçültme yapılabilir.
    Bunun için “-Cİk, -ÇE, -cEk, -(İ)msİ, -(İ)mtırak” ekleri kullanılır:

    Geniş bir oda › daha az genişi › genişçe bir oda
    Uzun bir çocuk › daha az uzunu › uzunca bir çocuk
    Büyük ev › daha az büyüğü› Büyükçe / büyücek bir ev
    Küçük çocuk › daha az küçüğü› küçükçe / bir çocuk
    Tatlı elma › daha az tatlısı › tatlımsı bir elma
    Ekşi erik › daha az ekşisi › ekşimsi / ekşimtırak erik

    “-Cİk” eki küçüklük, azlık anlamı taşıyan sıfatlara getirilir ve aşırılık anlamı katar:
    Kısa kol › daha da kısası › kısacık kol
    İnce ip › daha da incesi › incecik ip
    Az ekmek › daha da azı › azıcık ekmek
    Minik yavru › daha da miniği› Minicik yavru
    Küçük kız › daha da küçüğü› Küçücük kız
    Ufak el › daha da ufağı › Ufacık el
    Yumuşak eller › daha da yumuşağı› Yumuşacık eller

    3. Sıfatlarda Karşılaştırma(Derecelendirme):
    Aynı özelliklere sahip olan varlıkları karşılaştırarak o özelliğe hangisinin daha çok sahip olduğunu göstermek için sıfatın başına “en, daha, pek” kelimeleri getirilir.

    En kuvvetli millet
    Daha dürüst insanlar
    Pek çalışkan işçi

    D. Yapı Bakımından Sıfatlar


    Sıfatlar da isimler gibi yapı bakımından basit, türemiş ve birleşik olmak üzere üçe ayrılır:

    1. Basit Sıfatlar
    Herhangi bir yapım eki almamış ve başka bir kelimeyle birleşmemiş sıfatlardır.

    Kara gün, kırmızı gül, bol yemek, iri taş, iyi insan, son yolculuk, dost ülke, düz çizgi.

    2. Türemiş Sıfatlar

    İsim ya da fiil köklerine ve gövdelerine getirilen isim yapım ekleriyle oluşturulmuş sıfatlardır.
    Kiralık ev, yıllık izin, tuzlu su, Aydınlı Hasan, işsiz adamlar, ölü balık, sütçü kadın, yarınki maç, genişçe bir oda, büyücek bir ev, ekşimsi / ekşimtırak erik, kısacık kol, incecik ip...
    Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir sağlık ocağı
    yanaklarımı pembeleştiren / makaslar
    uçuşan / pamukçuklar
    Kavakları silkeleyen / rüzgâr
    Kocaman / bir masası ve koltuğu
    çalışkan öğrenci, susuz yaz, yuvarlak masa...

    3. Birleşik Sıfatlar
    Yapısında birden fazla kelime barındıran sıfatlardır.

    Külyutmaz öğretmen, mirasyedi gençler, boşboğaz insanlar, boğazına düşkün adam, birtakım sorunlar, cana yakın çocuk...

    Birleşik sıfatlar ikiye ayrılır:
    a. Kaynaşmış birleşik sıfatlar
    Anlamca kaynaşmış sıfatlardır. Birden fazla kelimenin sözlük anlamlarından az ya da çok uzaklaşarak, aralarına ek ya da kelime girmeyecek şekilde birleşerek oluşturdukları sıfatlardır.
    Canciğer dost, vatansever sanatçı, pisboğaz çocuk, mirasyedi gençler, kahverengi elbise, eşsesli kelimeler, birkaç adam, herhangi bir öğretmen, biraz zaman, birtakım elbiseler...

    b. Kurallı birleşik sıfatlar
    Çeşitli yollarla oluşurlar:
    ­Sıfat tamlaması + “-lİ” yapım eki
    büyük yapraklı ağaçlar, dost bakışlı insanlar, kısa boylu asker, büyük kapılı bina, kırık camlı ev...

    ­Sıfat tamlaması + “lIk” eki
    yarım günlük mesai, üç kuruşluk iş...

    ­İsim + iyelik eki + sıfat
    salonu büyük (bir) ev, çenesi düşük adam, saçı uzun bebek, rengi soluk kumaş...

    ­Takısız isim tamlaması + “-lİ” yapım eki
    taş duvarlı ev, aslan yürekli çocuk, demir kapılı bahçe...

    ­İsim + “-DEn” ayrılma hâl eki + isim-fiil:
    kulaktan dolma bilgiler...
    ­İkileme + isim
    evsiz barksız insanlarımız, tatsız tuzsuz işlerimiz, irili ufaklı eşyalar...

    ­İsim + ek + fiilimsi + isim
    işini bilir memur

    ­Deyim + isim
    cana yakın arkadaşlar, çenesi düşük insan...
    merve58 bunu beğendi.
  6. EsrarLı_GözLer

    EsrarLı_GözLer Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    7 Aralık 2007
    Mesajlar:
    2.070
    Beğenileri:
    398
    Ödül Puanları:
    36
    ZAMİRLER ( ADILLAR)


    ZAMİR (ADIL)

    Zamir Çeşitleri
    1. Şahıs Zamirleri
    2. Dönüşlülük zamiri
    3. İşaret zamirleri
    4. Belgisiz zamirler
    5. Soru zamirleri
    6. İlgi zamiri
    7. İyelik zamiri


    YAPI BAKIMINDAN ZAMİRLER
    1. Basit Zamirler
    2. Birleşik Zamirler
    3. Öbekleşmiş Zamirler
    4. Ek Hâlindeki Zamirler
    ZAMİRLER

    Zamir:İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu kelimelerle bazı eklere zamir denir.
    Ahmet’ten öğrendim › ondan öğrendim
    Kitabı gördün mü? › bunu gördün mü?
    Öğrenciler dışarı çıktı› hepsi/herkes dışarı çıktı.
    Zamirlerin Özellikleri
    1. İsim soyludur.
    2. Bir ya da birden fazla ismin yerini tutarlar. Onları öğrenmek için de kullanılırlar.
    3. Anlamdan çok görev yönü ağır basar.
    4. İsimlerin yerini geçici olarak tutarlar.
    5. İsim çekim eklerini (hâl, iyelik, çoğul ekleri) –genellikle– alabilirler.
    6. Tekil ve çoğul şekilleri vardır.
    7. Dolayısıyla cümlede isim gibi kullanılabilirler.
    8. Cümlede tek başlarına görev üstlenebilirler.
    9. Birçok sıfat, zamir olarak da kullanılabilir.
    Zamir Çeşitleri
    Zamirler, isimlerin yerini tutma şekillerine ve yerini tuttukları isimlere göre çeşitlere ayrılırlar:
    1. Şahıs zamirleri
    2. Dönüşlülük zamiri
    3. İşaret zamirleri
    4. Belgisiz zamirler
    5. Soru zamirleri
    6. İlgi zamiri
    7. İyelik zamiri
    1.Şahıs Zamirleri

    Şahıs isimlerinin yerine kullanılan zamirlerdir: “ben, sen, o, biz, siz, onlar, bizler, sizler.”
    -Tamlayan eki (ilgi hâl eki)ni alabilirler; iyelik eklerini almazlar.
    Bu durumda şahıs zamirleri tamlamalarda ancak tamlayan olarak kullanılabilirler.
    Bu tamlamalarda sonradan tamlayan düşebilir. Çünkü tamlanandaki iyelik ekleri zaten şahıs anlamı taşımaktadır:
    Benim kalemim, senin defterin, onun çantası, bizim okulumuz, sizin sınıfınız, onların bahçeleri, bizlerin kaygısı, sizlerin iyiliği...
    kalemim, defterini al, çantası, okulumuz, sınıfınız, bahçelerine bak...
    ­Bu tür tamlamalarda tamlayan vurgulanmak istenirse düşürülmez:
    Çocuklar yalnız sizin sözünüze inanırlar. (Başkasının değil, senin. Burada “sizin” kelimesi atılırsa cümle başka türlü anlaşılır.)
    Biz bugün senin misafiriniz. (Başkasının değil, senin.)
    ­Tamlayan atıldığında yanlış anlaşılma olacaksa atılmaz:
    Çocuklar yalnız sizin sözünüze inanırlar. (Burada “sizin” kelimesi atılırsa cümle başka türlü anlaşılır.)
    Onun eşyalarını bize getir. › Eşyalarını bize getir
    Senin doğum tarihini bilen yok mu? ›Doğum tarihini bilen yok mu
    Onun yarışmada birinci olduğuna sevindim.
    “ben” ve “sen” zamirleri yönelme hâl eki aldıklarında ses değişikliği meydana gelir:
    Ben › bana
    Sen › sana
    “sen” yerine saygı ve incelik olsun diye “siz” de kullanılır. Tabi bu durumda yüklem de çoğul olmalıdır.
    Siz bu olayı görmediniz mi?
    Böbürlenmek amacıyla “ben” yerine “biz” kullanılabilir:
    Böylelerinin hakkından gelmesini biliriz biz.
    2. Dönüşlülük zamiri

    Şahısları pekiştirerek bildiren ve fiildeki işin, özne tarafından bizzat yapıldığını ya da yapana dönüşünü bildiren zamirdir. Şahıs zamiri olarak da bilinir:
    Dönüşlülük zamiri “kendi”dir.
    Bu zamir diğer zamirlerden farklı olarak bütün iyelik eklerini alabilir. İyelik eklerini üzerine hâl ekleri getirilebilir.
    Kendi-m-de
    Kendi-n-den
    Kendi-si-n-i
    Kendi-miz-in
    Kendi-niz-le
    Kendi-leri-n-ce
    İyelik eki almadan tamlayan olabilir. Bu durumda belirtili isim tamlaması sayılır:
    Kendi elim
    Kendi arkadaşın
    Kendi babası
    Kendi evimiz
    Kendi okulunuz
    Kendi fikirleri
    Özneyle (isim veya zamir) birlikte, pekiştirme görevinde (bizzat anlamında) kullanılır:
    “Saide Hanım, bir kitap okuyordu. Başını kaldırdı, kocasını süzdükten sonra:
    -Siz kendiniz de inanmıyorsunuz ya! dedi.
    -Ama, inanılır şeyler mi? (Memduh Şevket Esendal; Saide)
    Ben kendim de yaparım.
    Vali Bey, kendisi emir vermiş.
    O kendisi okusun.
    Evi siz, kendiniz görmelisiniz.
    Fiilin özneye dönüşünü bildirir:Çocuk kendisi yıkanmış.
    Tamlama hâlinde ve tek başına yapılan bir işi anlatmak için kullanılabilir:
    “Yüzlerce defa kendi kendime sorduğum bu suale içimizdeki yanık, hicranlı sesten ayni cevabı alıyordum...”
    “Tabiatın pek nafile yere bana verdiği bu gençlik hazinesinin kendi kendine tükenip gittiğine sızladım...”
    3. İşaret zamirleri

    İsimlerin yerini işaret yoluyla tutan zamirlerdir.
    • İyelik eki almazlar; diğer isim hâl eklerini alabilirler. Dolayısıyla isim tamlamalarında ancak tamlayan olabilirler.
    bundaki, burada, onlarla, şundan, ötekiler...
    bunun rengi, buranın havası, onların evi, ötekinin bahçesi...
    Başlıca işaret zamirleri şunlardır:“bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, öteki, beriki, bura, şura, ora, burası, şurası, orası, böylesi, şöylesi, öylesi...
    Bunu kim yaptı?
    Şunda ne var?
    Benim kitabım o değil.
    Bunlar size ait.
    Şunlar da sizin olsun.
    Onlar kime kaldı?
    Ötekini bana ver.
    Beriki sende kalsın.
    Bura bana pek yabancı gelmedi.
    Şura nasıl?
    Ora daha iyi.
    Burası da fena değil.
    Şurası yakın sayılır.
    Orası çok uzak.
    Böylesi, insanı rahatsız eder.
    Şöylesi de doğru olmaz ki.
    Öylelerinden her zaman kaçarım.
    • “bu, şu, o, öteki, beriki, böylesi, şöylesi, öylesi” kelimeleri çeşitli görevlerde kullanılır:
    bu: işaret zamiri › Bunu biliyor musun?
    işaret sıfatı › Bu bilgiyi nereden aldın?
    şu: işaret zamiri › Şunu görmüştüm.
    işaret sıfatı › Şu eşyaları taşıyalım.
    o: şahıs zamiri › O bu akşam geç gelecek.
    işaret zamiri › O benim elmam.
    işaret sıfatı › O elma benim.
    Aşağıdaki kelimeler de hem işaret zamiri hem de sıfat olarak kullanılabilir.
    Öteki Ötekini bana ver. Öteki kitabı ver.
    Beriki Beriki sende kalsın. Beriki kaset sende kalsın
    Böylesi Böylesi, insanı rahatsız eder. Böylesi davranışlar.
    Şöylesi Şöylesi de doğru olmaz ki. Şöylesi bir tarzla yapmak.
    Öylesi Öylesinden her zaman kaçarım. Öylesi insanlardan.
    • Bu kelimelerin sıfat mı zamir mi olduklarını anlamak için şu soruları sorarız:
    ¦İsmin yerini mi tutuyorlar, yoksa ismi niteliyor ya da belirtiyorlar mı?
    ¦Zamirler ismin yerini tutar; sıfatlar isimle birlikte kullanılır.
    ¦Tekilleri ve çoğulları var mı?
    ¦Sıfatların çoğulları yoktur; zamirlerinse vardır.
    ¦Hâl eklerini alıyorlar mı?
    ¦Sıfatlar hâl ekleri almaz, zamirler alır.
    4. Belgisiz zamirler

    Birden fazla simin yerini tutan ya da hangi ismin yerini tuttuğu açıkça belli olmayan zamirlerdir. Bunların çoğu, belgisiz sıfatlara çekim eki (3. şahıs iyelik ekleri) getirilerek yapılır. Sıfatla ilgisi olmayanlar da vardır.
    biri, birisi, hepsi, kimi, kimisi, hepsi, tamamı, herkes, kimse, hiç kimse, çoğu, bazısı, birkaçı, birazı, birçoğu, başkası, her biri, öteberi, şey...”
    Belgisiz sıfattan yapılanlar: “birkaç-ı, bazı-ları, bir-i, pek çoğ-u, pek az-ı, bazı-sı, tüm-ü, bütün-ü, bir kısm-ı, her bir-i, başka-sı, hiçbir-i...”
    “filân” kelimesi de olduğu gibi hem sıfat hem zamir olarak kullanılır.
    Hepsini tekrar çağırdılar.
    Kimi de gelmeyi hiç düşünmedi.
    Buraya hepsinin gelmesi gerekiyordu.
    Tamamından sen sorumlusun.
    Herkes böyle düşünmez.
    Kimse senin gibi olamaz zaten.
    Çarşıdan ne kadar öteberi aldın?
    Birkaçı dün de gelmişti.
    Bazıları bu sabah gelmeyi düşündüler.
    Biri yer biri bakar; kıyamet ondan kopar.
    İnsanların pek çoğu bu konuda bilinçsizdir.
    Çalışanların pek azı hak ettiğini alır.
    Bazısı da hep mağdurdur.
    Elindekilerin tümünü yere bırak.
    Bütününü görmeden bir şey diyemem.
    Bir kısmını görmekle karar verilmez.
    Her biri ayrı özellikler taşır.
    Başkasının yerine konuşamam.
    Hiçbiri bunu uygun görmez.
    Falanın filânın ne dediği önemli değil.
    Kendisine bir şey söyleyecektim.
    • Bazı ikilemelerde ikinci ve anlamsız olan kelime zamirdir.
    Para mara istemem.
    Kalem malem alacağım.
    • Belgisiz zamirlerin de sıfatlardan ayırt edilme yolu bütün zamirlerde (özellikle işaret zamirlerinde) olduğu gibidir. Zaten belgisiz zamirler ek almış oldukları hâlde sıfat olarak kullanılamazlar.
    • Belgisiz zamirler isim tamlamasında hem tamlayan hem de tamlanan olabilir:
    Öğrencilerin pek çoğu
    Pek çoğunun velisi
    Adamın kimsesi yoktu
    Kimsenin işine karışmam.
    5. Soru zamirleri

    Soru yoluyla isimlerin yerini tutan zamirlerdir. Cümledeki soru anlamı soru zamirleriyle de sağlanır.
    “ne, kim, hangisi, nere, kaçı”
    Yanında ne getirdin?
    Bunları sana kim anlattı.
    Özellikleri ve Örnekler
    • Soru zamirleri cümleye soru anlamı katar, ama bazı durumlarda soru cümlesi yapmaz.
    Kimin geldiğini bilemem.
    Hangisini istediğini anlamadım.
    • “hangi ve kaç” sıfatları iyelik eki alarak zamir olular.
    Hangisi sizinle geldi?
    Soruların kaçı cevaplandı?
    • Soru zamirleri hâl eklerini alabilir.
    Buraya nereden geldiniz?
    Nereden gelip nereye gidiyoruz?
    Burada kimi bekliyorsun?
    Bu masa neden yapılmış? (¦tahtadan)
    • Soru zamirleri isim tamlamasında tamlayan da tamlanan da olabilir.
    Kimin yanında bozuk para var?
    Bu da neyin nesi?
    Bizim neyimiz eksik?
    6. İlgi zamiri

    -Belirtili isim tamlamasında tamlananın yerine kullanılır.
    -Tamlayan eklerinin üzerine gelir.
    -Ek hâlindeki tek zamirdir. “-ki”
    -Eklendiği kelimeye bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar.
    -Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır:
    benim kalemim›benimki
    onun eli›onunki
    Orhan’ın puanına nazaran Hakan’ınki daha yüksek.
    Cemal’in defteri seninkinden daha düzenli.
    Türkçede üç tane “ki” vardır:
    a. “ki” Bağlacı
    Sadece “ki” biçimi vardır.
    Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.
    Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.
    “ki” ile başlayan bir ara cümle asıl cümlenin içinde kısa çizgiler arasında verilebilir:
    Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-
    Yağmur yağmadı ki mantarlar ortaya çıksın.
    Bir şey biliyor ki konuşuyor.
    b. “-ki” İlgi Zamiri
    Eklendiği kelimeye bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar.
    Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır:
    senin kalemin›seninki, Ali’nin eli›Ali’ninki, onun düşüncesi›onunki...
    c. “-ki” Yapım Eki
    İsimlere eklenerek yer ve zaman bildiren sıfatlar türeten ektir.
    Zaman bildiren kelimelerin sonuna doğrudan eklenirken, yer bildiren sıfatlar türetirken “-dE” hâl ekiyle birlikte kullanılır.
    Sadece –ki ve az da olsa –kü şekilleri vardır:
    bu yılki sınav, yarınki maç, dünkü film, bugünkü aklım...
    masadaki kitaplar, duvardaki saat, evdeki hesap...

    7. İyelik zamiri

    İyelik ekinin ta kendisidir. Her dil bilgisi kitabı bunu zamir olarak almaz. İsim tamlamasında tamlayan kullanılmadığı takdirde tamlanandaki bu eklere iyelik zamirleri denir.
    kitab-ım, kitab-ın, kitab-ı, kitab-ımız, kitab-ınız, kitap-ları
    masa-m, masa-n, masa-s-ı, masa-mız, masa-nız masa-ları
    su-y-um, su-y-un, su-y-u, su-y-umuz, su-y-unuz, su-ları
    ne-y-im, ne-y-in, ne-y-i/ne-s-i, ne-y-imiz, ne-y-iniz, ne-leri

    YAPI BAKIMINDAN ZAMİRLER

    Yapı bakımından zamirler dörde ayrılır:
    1. Basit Zamirler
    Kök hâlindeki zamirlerdir:
    Ben, sen, o, biz, siz, onlar, bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, hepsi, çoğu, birisi, hangisi, kaçı, bazısı...

    2. Birleşik Zamirler
    Birden fazla kelimeden oluşan zamirlerdir.
    Hiçbiri, birtakımı, öbürü...

    3. Öbekleşmiş Zamirler
    Birden fazla kelimenin değişik yollarla öbekleşerek oluşturdukları zamirlerdir.
    Öteki beriki, falan filân, şundan bundan, herhangi biri, ne kadarı...

    4. Ek Hâlindeki Zamirler
    İlgi ve iyelik zamirleri ek hâlindedir.
    Benimki, kalemimiz
    merve58 bunu beğendi.
  7. EsrarLı_GözLer

    EsrarLı_GözLer Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    7 Aralık 2007
    Mesajlar:
    2.070
    Beğenileri:
    398
    Ödül Puanları:
    36
    ZARFLAR (BELİRTEÇLER)

    A. Görev ve Anlam Bakımından Zarflar
    1. Durum Zarfları
    a. Niteleme Zarfları
    b. Kesinlik Zarfları
    c. Yineleme Zarfları
    d. Olasılık Zarfları
    e. Yaklaşıklık Zarfları
    f. Üleştirme Zarfları
    g. Sınırlama Zarfları

    2. Zaman Zarfları
    3. Yön Zarfları
    4. Miktar Zarfları
    5. Soru Zarfları
    6. Gösterme Zarfı

    B. Zarflarda Pekiştirme
    C. Yapı Bakımından Zarflar
    1. Basit Zarflar
    2. Türemiş Zarflar
    3. Birleşik Zarflar
    4. Öbekleşmiş Zarflar


    ZARFLAR

    Fiillerin, fiilimsilerin, sıfatların ya da kendi türünden olan kelimelerin anlamlarını türlü yönlerden (yer-yön, zaman, durum, miktar, soru) etkileyen; onları belirten, dereceleyen sözcüklere zarf denir.
    Özellikleri
    • Tek başlarına iken sıfatlar gibi isimden başka bir şey değildir. Zarf oldukları ancak cümlede belli olur.
    • Cümlede genellikle zarf tümleci olarak kullanılır.
    • Çekimsiz kelimelerdir. İsim çekim eki (hâl, iyelik, çoğul ekleri vb.) almazlar. Ama isim olarak kullanılabilenler bu görevde iken bu ekleri alabilirler.
    • Zarfların birçoğu sıfat ya da isim olarak da kullanılabildiği için sıfatların ve zarfların tanımı ve özellikleri iyi bilinerek bu fark ortaya konmalıdır. Sıfat isimden önce gelerek onu niteler veya belirtir. Ama zarf isimden önce gelmez.
    Örnekler
    Bugün çok yürüdüm. (fiilden önce)
    Buraya yarın gelecekler. (fiilden önce)
    İki eski dost akşama kadar sohbet etti. (fiilden önce)
    Yarın da bayağı çok yürüyeceğiz. (zarftan önce, fiilden önce)
    En güzel sen konuştun. (zarftan önce, fiilden önce)
    En doğru kararı vermeliyiz. (sıfattan önce)
    Çok hararetli tartışmalar oldu. (sıfattan önce)
    Dün hava daha soğuktu. (adlaşmış sıfattan önce)
    Mevsimlerin en güzeli ilkbahardır. (adlaşmış sıfattan önce)
    Dargın durarak bir şey kazanamazsın. (fiilimsiden önce)
    A. Görev ve Anlam Bakımından Zarflar
    1. Durum Zarfları

    Hâl ve tavır ifade eden zarflardır.
    Özellikleri ve Örnekler
    Eylemin nasıl yapıldığını ve ne durumda olduğunu; kimi zaman da zarfların durumunu gösterir. Bu zarflar da kendi içinde sınıflandırılabilir:

    a. Niteleme Zarfları
    Fiile “nasıl” sorusu sorularak bu zarflar bulunabilir. ​
    • Niteleme sıfatlarının çoğu niteleme zarfı olarak kullanılabilir.
    Eğri oturalım, doğru konuşalım.
    Düşüncelerini ne güzel dile getirebiliyorsun!
    Çocukça hareket ediyorsun.
    Böyle gelmiş, böyle gider.
    Söyleyeceksen böyle söyle.
    • -CE eşitlik eki ve -lE vasıta hâl eki almış kelimeler durum zarfı olarak kullanılabilir:
    “ kardeşçe, gizlice, sessizce, hafifçe, yavaşça, hızlıca...”
    “hızla, kahkahayla...”
    Küçük kız güzelce süslendi. (niteleme)
    Babasını sevinçle karşıladı. (niteleme)
    • Bağ-fiiller (zarf-fiil), deyimler, yansımalar, ikilemeler de niteleme zarfı olarak kullanılırlar:
    “gülerek, ağlayarak, oturmadan, gelip...”
    “gözü arkada kalarak, canından bezmişçesine...”
    “şakır şakır, tık tık, küt küt, şırıl şırıl...”
    “dik dik, boylu boyunca, tatlı tatlı...”
    Adam çekine çekine içeri girdi. (niteleme)
    Kâğıtları paket paket gönderdi. (niteleme)
    Yiğitseniz teker teker gelin. (üleştirme, niteleme)
    • İsimler de niteleme zarfı olarak kullanılabilir:
    Gül kokuyordu teni.
    O, bu dünyada delikanlı yaşadı.
    b. Kesinlik Zarfları
    “elbet, elbette, asla, mutlaka, hiç mi hiç, ne olursa olsun, kuşkusuz, hiç kuşkusuz...”

    Elbet bir gün buluşacağız.
    Seni asla unutmayacağım.
    Hayvanları ve bitkileri hiç incitmem.
    İyiliklerinizin karşılığını mutlaka göreceksiniz.
    c. Yineleme Zarfları
    İkide bir karşıma çıkıyor.
    Konuyu bir daha anlatayım.
    Bu akşam yine arayacağım.
    d. Olasılık Zarfları
    “bakarsın, belki, ola ki, sanıyorum.”

    Ola ki arayacağı tutar.
    Sanıyorum aramaz.
    e. Yaklaşıklık Zarfları
    “aşağı yukarı, şöyle böyle, hemen hemen”

    İşim hemen hemen bitti. (yaklaşıklık)
    f. Üleştirme Zarfları
    Uçaklar ikişer ikişer geçiyordu üstümüzden
    Askerler teker teker nöbet yerlerine dağıldılar.
    g. Sınırlama Zarfları
    Dün ancak iki saat çalışabildim.
    Bu kötü alışkanlıklardan artık uzak durmalısın

    2. Zaman Zarfları

    Fiillerin anlamını zaman yönünden tamamlayan zarflardır.
    Özellikleri ve Örnekler​
    • Fiile (veya zarfı olduğu başka kelimelere) sorulan “ne zaman”, “ne kadar süre” sorusuna cevap verir.
    • Zaman zarfları, zarf olarak kullanılan çeşitli zaman isimleridir.
    • Çekimsizdirler. İsim çekim ekleri alırlarsa zarf olmaktan çıkarlar.
    • Başlıcaları şunlardır:
    “dün, bugün, yarın, şimdi, gece, gündüz, güpegündüz, gündüz gözüne, cuma günü, haftaya, önceki gün, akşam, sabah, akşamleyin, sabahleyin, az önce, geç, iki gün, iki saat, on dakika, iki günde, iki saatte, uzun süre, uzun zaman, biz gelmeden, demin, henüz, hâlâ, daha, gene, yine, artık, sonra, evvelâ, daima, hep, henüz, hemen, geceleri, sabahları, önceden, ayda bir, buraya gelmeden, anlatırken, yaşarken ...”
    Az önce gitmişti.
    Sonra uğrarsınız.
    Henüz işimiz bitmedi.
    Artık buralara gelmeyeceğim.
    Yarın geleceklermiş.
    Okulu gelecek sene bitireceğim.
    Kâmil dün akşam telefon etti.
    Ayda bir uğrar buralara.
    Toplantı iki saat sürdü.
    İnsanların vefasızlığını geç anladım.
    • “-leyin” eki sınırlı sayıda zaman zarfı yapar:
    sabahleyin, akşamleyin...
    • “-lErİ” eki zaman isimlerine gelerek -iyelik anlamı taşımaksızın- “her ” anlamı katacak şekilde zaman zarfı yapar:
    sabahları, akşamları, önceleri, ikindileri...
    • “-İn” eki de zaman isimlerine gelerek zaman zarfı yapar:
    yazın, kışın, ilkin, güzün...
    • “-E, -dE, -dEn” ekleri ve bu eklerle birlikte bazı edatlar zaman zarfı yapar:
    Yola çıktık; akşama geliriz sanırım.
    Bayramlarda bütün aile bir araya toplanır.
    Azıklarınızı geceden hazırlamıştım.
    • Edat barındıran ve fiilin başlangıç ve bitiş zamanını bildiren zarflar edat tümleci olarak da değerlendirilebilir.
    Sabahtan beri burada bekliyoruz.
    Akşama kadar geri döner misin?
    Günlerden beri yağmur yağıyordu.
    Kar akşama kadar yağabilir.
    • Zaman anlamı taşıyan zarf-fiiller ve zarf-fiil grupları da zaman zarfı olarak kullanılır:
    Buraya gelmeden haber verin.
    Bizi karşısında görünce şaşırdı.
    Yaşadıklarını anlatırken gözleri yaşardır.
    İstanbul’a geleli iki yıl oldu.
    3. Yön Zarfları


    Yalın hâlde kullanılarak fiilin yönünü (failin yöneldiği yeri) belirten zarflardır:
    Özellikleri​
    • Çoğu “–Erİ” ekiyle yapılmıştır.
    “ileri, geri, beri, doğru, içeri, dışarı, aşağı, yukarı.”
    JBu zarflar eksiz kullanılır. Yönelme, bulunma, ayrılma hâl ekleri getirilirse dolaylı tümleç olur. Hâliyle isim olarak kullanılmış olur. Aynı kelimeler sıfat olarak da kullanılabilir.
    Ahmet içeriye girdi. (isim; dolaylı tümleç)
    İlerisi çok güzel. (isim; özne)
    İleri ülkeler daha demokratiktir. (sıfat)
    Doğru söz, aşağı yol, yukarı kat, geri hatlar... (sıfat)
    Örnekler
    Arkadaşlar, içeri girer misiniz?
    Sesi duyar duymaz aşağı indim.
    Dışarı çıkmak için uğraşıyordu.
    Arabayı biraz daha ileri park et.
    Beri gel, barışalım.
    Bu yoldan geri dönülmez.
    Düşmana doğru ilerlediler.
    4. Miktar Zarfları

    Fiillerin, fiilimsilerin, sıfatların ya da başka zarfların anlamlarını ölçü yönünden tamamlayan, artıran, azaltan zarflardır.
    “en, daha, pek, çok, az, biraz, kadar, denli, gibi, fazla...”
    Özellikleri ve Örnekler:​
    • Fiile veya sıfata sorulan “ne kadar?” sorusunun cevabıdır.
    • Kendilerinden önceki ya da sonraki kelimeyle birlikte söze eşitlik, üstünlük, en üstünlük, aşırılık, karşılaştırma anlamları katar.
    Benim kadar çalışırsan başarılı olursun. (eşitlik)
    O da babası gibi yürüyor. (eşitlik, benzerlik)
    Cennet kadar güzeldi vatanımız. (eşitlik, benzerlik)
    Bu kadar çok çalışmak niye. (eşitlik)
    Beş dakika kadar dinlenelim. (eşitlik, yaklaşıklık)
    Yemeği biraz fazlaca yemişim. (biraz: eşitlik; fazlaca: aşırılık)
    Ayakkabısı azıcık dar geliyormuş. (eşitlik, aza yakın)
    Düne göre azıcık iyileşmiş. (eşitlik, aza yakın)
    • “en” kelimesi aşırılık, en üstünlük anlamı verir:
    En yakın arkadaşı benim. (en üstünlük; sıfattan önce)
    En çok çalışan canlı karıncadır. (en üstünlük, zarftan önce)
    • “daha” kelimesi karşılaştırma, üstünlük anlamları katar.
    O senden daha çabuk bitirdi. (üstünlük; zarftan önce)
    Daha güzel bir araba aldı. (üstünlük; sıfattan önce)
    Not: “daha” kelimesi zaman ve “başka” anlamı da katabilir. “bir” kelimesiyle birlikte yineleme zarfı olur:
    Songül daha telefon etmedi. (zaman zarfı, henüz anlamında)
    Buralara bir daha gelebilir miyiz? Yineleme zarfı
    Hepsini aldınız, daha ne istiyorsunuz? (“başka” anlamında)
    • “çokça, çok, pek çok, çok az, gayet, fazla, fazlaca, epey” kelimeleri aşırılık anlamı katar.
    Bugünlerde çok az uyuyor.
    Gayet çalışkan bir insandı.
    Dergiyi çıkarmak için epey çalıştık.
    Adem pek akıllı bir çocuktur.
    Fazla okuyor, gözleri bozulacak.
    • “eksik, seyrek, sık” kelimeleri işin ne kadar sıklıkla yapıldığını belirtir:
    Bugünlerde sık görüşüyoruz.
    Parayı iki milyon eksik vermiş.
    Eskisi gibi değil; seyrek uğruyor.
    • “aşağı yukarı, şöyle böyle” ikilemeleri “yaklaşık” anlamı katar.
    Bursa’da aşağı yukarı bir ay kaldık.
    Ankara’ya geleli şöyle böyle 9 yıl oldu.
    5. Soru Zarfları

    Eylemin anlamını soru yoluyla belirten zarflardır, daha doğrusu diğer zarfları ve cümledeki zarf tümlecini bulmaya yarayan soru kelimeleridir.
    Özellikleri ve Örnekler​
    • Diğer zarf çeşitlerinin çoğunun soru şekli vardır.
    “ne zaman, ne kadar, nasıl, niçin, ne diye, ne, ne biçim, nice, ne denli”
    • Soru cümlesi yapar:
    Akşam eve kaçta gelirsin?
    O nasıl konuşuyor öyle?
    Siz ne biçim konuşuyorsunuz?
    Daha ne kadar bekleyeceğiz?
    Niçin bunları bana veriyorsun?
    Bu saate ne gezip duruyorsunuz?
    İşleri ne zaman bitireceksiniz?
    ]İçinde soru zarfı bulunan bütün cümleler soru cümlesi değildir:
    Eve kaçta geleceğimi şimdiden söyleyemem.
    Ne iyi insanlar bunlar...
    Ne güzel söyledi.
    6. Gösterme Zarfı

    Bunu her dil bilgisi kitabı ayrı bir zarf olarak almaz. “işte” kelimesiyle yapılır.
    İşte şimdi geliyorum.
    Bak işte dinliyorum.
    B. Zarflarda Pekiştirme

    Genellikle pekiştirme sıfatlarıyla ve ikilemelerle yapılır. Pekiştirmeli isimler de vardır ve onlar da zarf olarak kullanılır.
    Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden.
    Yüzü soğuktan mosmor olmuştu.
    Yağmurda sırılsıklam ıslandılar.
    Güpegündüz nereye gidiyorsun?
    Soğuktan tortop yatıyor.
    Evrakları paramparça mı getirecektin?
    C. Yapı Bakımından Zarflar

    Yapı bakımından zarflar basit, türemiş, birleşik ve öbekleşmiş olmak üzere dörde ayrılır.
    1. Basit Zarflar
    Kök hâlinde olan, ek almamış zarflardır: “yarın, gece, geç, dün, pek, az, fazla, sık, iyi, çok, hiç, sabah, akşam, henüz...”
    2. Türemiş Zarflar
    Yapım ekiyle veya yapım eki gibi kullanılmış bazı çekim ekleriyle yapılmış zarflardır: “sabırlı, aylarca, önce, dostça, sınıfça, yiğitçesine, erken, sabahleyin, kışın, ilkin, ileri, soğuk, içeri, dışarı, aptalca, mosmor, sanıyorum, kaçta, koşarak, okumadan, gelince, şimdilerde...”
    3. Birleşik Zarflar
    Birden fazla kelimenin bir araya gelip kaynaşarak oluşturdukları zarflardır: “bugün, biraz, böyle, şöyle, birdenbire, niçin, ilk önce, nasıl...”
    4. Öbekleşmiş Zarflar
    Birden fazla kelimenin farklı yollarla (ikileme, edat grubu, zarf-fiil grubu) bir araya gelerek oluşturdukları zarflardır: “hemen hemen, gece gündüz, er geç, ikide bir, aşağı yukarı, hemen şimdi, kırk yılda bir, öğleden sonra, arada sırada, yana doğru, az çok, -den sonra, -e dek, bazı bazı, şöyle böyle, üç aşağı beş yukarı, doğru dürüst, okuma sırasında, geldiği zaman...”
    merve58 bunu beğendi.
  8. EsrarLı_GözLer

    EsrarLı_GözLer Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    7 Aralık 2007
    Mesajlar:
    2.070
    Beğenileri:
    398
    Ödül Puanları:
    36
    EDATLAR (İLGEÇLER)


    EDATLAR

    Tek başlarına anlamları olmayan, başka kelimelerle öbekleşerek değişik ve yeni anlam ilgileri kuran, birlikte kullanıldıkları kelimelere cümlede anlam ve görev kazandıran kelimelere edat denir.
    Bazı dil bilgisi kitapları bağlaçları, edatları ve ünlemleri bir araya getirerek edatlar başlığı altında şu şekilde sınıflandırır:
    Bağlama edatları bağlaçlar
    Son çekim edatları edatlar
    Ünlem edatları ünlemler
    Özellikleri ve Örnekler
    • Türkçede isimler ve fiiller anlamlı kelimelerdir. Edatlar ise tek başlarına anlam ifade etmezler; ancak cümlede anlam kazanır veya sadece diğer kelimelere anlam katarlar.
    “için, kadar, -E kadar, gibi, göre, ile, üzere, yalnız, -E karşı, sanki, ancak, -dEn beri, -E doğru”
    • Kelimeler arasında çeşitli anlam ilişkileri kurduğu için edatlara yardımcı kelimeler de denir.
    Ders çalışmak için odasına çekildi. (amaç)
    Kurt gibi acıkmıştım. (benzerlik)
    • Edatlar önceki kelimeyle sonraki kelime arsında anlam ilgisi kurar. Bağlaçtan ve zarflardan farkı, yeni bir anlam ilgisi koruyor olmasıdır.
    Sözlüden yine zayıf almış. (zarf)
    Eve gittim, fakat onu bulamadım. (bağlaç)
    Konuşmak üzere ayağa kalktı. (edat)
    • Edatlar cümleden çıkarılınca cümlenin anlamında bir eksiklik, daralma veya bozulma olur.
    Güneş gibi başı göklere erdi. ›edat çıkarılınca› Güneş başı göklere erdi.
    • Tek başlarına kullanamazlar. Başka kelimelerle birleşerek sıfat ya da zarf görevli öbekler oluştururlar.
    Dağ gibi adam yok oldu gitti. (sıfat öbeği)
    Sen de benin kadar çalışsan... (zarf öbeği)
    • Tek başlarına iken isim, sıfat, zarf, bağlaç olarak kullanılabilir. Bu durumda edat olmaktan çıkar:
    Karşı köyde akrabaları vardı. ( sıfat)
    Derenin karşısına geçtik. (ad)
    Her söylenene karşı çıkıyor. (birleşik fiilde isim)
    Bana doğruyu söyle. (isim)
    Doğru söze ne denir? (sıfat)
    Lütfen doğru oturun. (zarf)
    Beride bir adam duruyor. ( isim)
    Beri taraf oldukça dikenli. (sıfat)
    Biraz beri gel. (zarf)
    Bir ömür boyu yalnız yaşadı. ( zarf)
    Biz bu dünyada hep yalnızız. (isim)
    Parkta oturan yalnız adam onun babasıydı. ( sıfat)
    Meyveler güzel, yalnız biraz renksiz. (bağlaç)
    • Bazı edatlar sadece hâl ekleri ile birlikte kullanılırlar. Bazıları da üzerlerine ek alabilirler:
    -e kadar, -e doğru, -den beri
    bu kadarını, senin gibisi
    • Cümlede veya isim tamlamasında isim görevi alabilir; ek-fiil alarak yüklem olabilir.
    Bu paranın ne kadarı sizin? (iyelik eki almış, isim gibi kullanılmış, nesne olmuş)
    Her şey bıraktığım gibiydi. (ek-fiilin “di”li geçmiş zaman çekimi ile isim gibi kullanılmış, yüklem olmuş)
    • Edat grupları (edat ve edattan önceki kelimenin oluşturduğu kelime grubu) cümlede çoğunlukla zarf veya edat tümleci olur.
    Sabaha kadar ders çalıştık. (zarf tümleci)
    Eve doğru yürüdüm. (edat tümleci)

    BAŞLICA EDATLAR


    “ile”

    • “Araç, alet, neden, zaman, birliktelik” ilgisi kurar.
    Ankara’ya uçakla giderler. (araç)
    Bizi boş vaatlerle kandırdılar. (araç)
    Hasan yaşlı annesiyle oturuyordu. (beraberlik)
    Arabanın gürültüsüyle irkildi. (neden)
    Baharla birlikte leylekler de geldi. (zaman)
    • “-le” şeklinde bitişik de yazılabilir.
    Çocuk ile›çocukla
    Araba ile›arabayla
    • “ne ile, kiminle” sorularına cevap verir.
    Sözünüzü balla kesiyorum. (araç)
    Yar ile sohbet ne güzel. (birliktelik)
    Not: “ile” kelimesi “ve” gibi kullanılırsa bağlaç olur.
    Bir kola ile simit aldım. (kola ve simit)
    Soyut bir kelimeyle öbekleşirse edat değil “durum zarfı” olur.
    Öfkeyle kalkan zararla oturur. (nasıl, öfkeli ve zararlı)
    Sevinçle boynuma sarıldı. (nasıl, sevinçli bir hâlde, durum zarfı)

    “gibi”

    Benzetme edatlarındandır.
    Yalın hâldeki kelimelerle birlikte kullanılır.
    Benzetme, eşitlik anlamları katar.
    • Birlikte kullanıldığı kelime ile birlikte sıfat, zarf ve isim olabilir.
    Adamın demir gibi bileği vardı. (sıfat, benzetme)
    Kurşunlar, yağmur gibi yağıyordu. (zarf, benzetme)
    Uyandığı gibi yataktan fırladı. (zarf, anında, zaman anlamı katmış)
    • İsim veya zarf gibi kullanıldığında cümle öğeleri oluşturur. Bu durumda ek alabilir.
    O anda utançtan ölecek gibiydi. (isim, yüklem)
    Onun gibisi nerede bulunur? (isim, özne)
    • Bu edatın yerini bazı ekler alabilir:
    Şöyle garip bencileyin. (benim gibi)
    Kadın bir gülüşü vardır onun. (kadın gibi)

    “sanki”

    • Benzetme edatıdır.
    “san” ve “ki”nin birleşiminden oluşmuştur.
    • Bu edatı bulunduran cümlelerde “sanmak, zannetmek” anlamları vardır.
    • “benzetme, uyarı, sözüm ona, sözde, inanmama” anlamları katar.
    Sanki gece olmuş. Gibi, öyle zannedersin
    Biri kapıyı çalıyor sanki. gibi, öyle zannediliyor
    Sanki bütün kabahat benim. sözde, inanmama, öyle zannediliyor
    Aldın da ne kazandın sanki? uyarı, ne kazandığını sanıyorsun?
    Gelseydi ne olurdu sanki? ne olacağını sanıyordu ki?
    Sanki bu da mı güzel? Öyle mi sanıyorsun?
    Kısa öyküde daha başarılı sanki öyle gibi.
    Not:sanki” edatıyla “gibi” edatı bir arada kullanılırsa anlatım bozukluğu ortaya çıkar:
    Sanki beni dövecek gibiydi. (yanlış)
    “Beni dövecek gibiydi.” ya da “Sanki beni dövecekti.”
    “kadar, -E kadar”

    Benzetme edatlarındandır.
    Yalın hâldeki veya –E yönelme eki almış kelimelerle kullanılır.
    “kadar” şeklinde kullanıldığında üzerine ek alabilir.
    • Karşılaştırma, benzerlik, eşitlik, yaklaşıklık, ölçü” anlamları katar.
    Biz de onlar kadar başarılıyız. (eşitlik, benzerlik, ölçüsünde)
    Gül kadar güzelsin. (benzerlik)
    Mektubu okuyunca köyünü görmüş kadar sevindi. (gibi)
    Bir ton kadar kömür almış (ölçü, aşağı yukarı)
    Yüz kadar asker evin önünden geçti. (ölçü, aşağı yukarı)
    • Birlikte kullanıldığı kelimeyle isim, sıfat ya da zarf oluşturur.
    Biz bu kadarına da alışığız. (isim)
    İçmiş kadar olduk. (zarf)
    Ne kadar güçlü bir adam... (zarf)
    Evin deniz kadar havuzu var. (sıfat)
    • Ad tamlamasında ad (tamlanan) olarak da kullanılabilir.
    Vefasızlığın bu kadarını da görmemiştim. (isim, ad tamlamasında tamlanan)
    • “kadar” kelimesi zarf tümleci de yapar, edat tümleci de:
    Dershaneye kadar gidelim. (edat tümleci)
    Akşama kadar çalıştık. (değin anlamında, zarf tümleci)
    “için”

    -“Amaç, neden, özgülük, görelik, karşılık” bildirir.
    -“Hakkında, nedeniyle, yüzünden, maksadıyla” anlamlarını ifade eder.
    -Yalın hâldeki ya da iyelik eki almış kelimelerle birlikte kullanılır.
    -İsim olarak kullanıldığında üzerine ek alabilir.
    • Bu edatla kurulan söz öbekleri, cümlede genellikle edat tümleci olarak kullanılır.
    Çalışmak için başvurdu. (amacıyla, başvurunun amacı, sebebi)
    Sınavı kazanmak için çalışmak gerekir. (sınavı kazanmanın şartı)
    Sıkıldığı için dışarı çıktı. (neden, dışarıya çıkmanın sebebi)
    Bu ayakkabıyı babam için aldım (özgülük)
    Bu iş için kaç lira ödedin? (karşılık)
    Senin için sorun yok tabi. (görelik)
    Bizim için ne diyorlar? (hakkımızda)
    Sizin için üç kişilik yer ayrıldı. (aitlik)
    Tüm bu hazırlıklar bizim içindi. (isim, yüklem)
    Vatan için ölenler yüreğimizde yaşarlar. (amaç, özne)
    • “-E” yönelme hâl eki ve “üzere”, “-E göre”, “diye” edatları bazı durumlarda bu edatın yerini tutabilir:
    Bu ayakkabıyı babam için aldım › babama aldım.
    Uyumak için odasına çekildi›uyumak üzere
    Senin için iyi bir gündü›sana göre
    Ne için söyledin sanki?›ne diye
    “üzere, üzre”

    • Amaç, koşul, zamanda yakınlık, gibilik” anlamları katar.
    Sorunu halletmek üzere gidiyorum. (amaç, için)
    Kitabı yarın vermek üzere alabilirsin. (şartıyla, koşul)
    On dakika konuşmak üzere kürsüye çıktı. (için, amaç)
    Acele edin, güneş batmak üzere. (zamanda yakınlık)
    Konuştuğumuz üzere yarın buluşacağım. (gibilik)
    • Bu edatın üzerine ek gelebilir:
    Tam da yola çıkmak üzereydik.

    “-E göre”

    Yönelme hâl ekiyle birlikte kullanılır, yani bu eki almış kelimelerden sonra gelir.
    Kendi üzerine de ek alabilir.
    • Görelik, uygunluk, yönünden, bakımından ve karşılaştırma” anlamları katar.
    Başbakana göre enflâsyon düşük. (açısından)
    Ayağını yorganına göre uzat. (bakarak, ölçüsünde, uygunluk, kadar)
    Allah dağına göre kış verir. (uygunluk)
    Anlatılanlara göre ikisi de suçluymuş. (bakılırsa, yönünden)
    Siz bana göre daha gençsiniz. (karşılaştırma)
    Kemal, Hasan’a göre daha uzundu. (karşılaştırma)
    Bana göre ayakkabınız var mı? (uygunluk)
    • “-cE” eki bu edatın yerini tutabilir.
    Bence bu iş burada biter. (bana göre)
    “karşı”

    • “-E” yönelme hâl ekiyle kullanılarak “için, hakkında, yönelme, ilgili olma” anlamları katar.
    Edebiyata karşı ilgim vardı. (hakkında, yönelik)
    Denize karşı bir balkonu var. (yönelik)
    • Zaman bildiren kelimelere eklenip “doğru, sularında” anlamları katar ve zarf öbeği oluşturur.
    Yağmur sabaha karşı yeniden başlamıştı. (doğru)
    Sabaha karşı uyuyabildim. (zarf öbeği)
    Not: “karşı” kelimesi isim ve sıfat olarak kullanılabilir; birleşik fiil yapabilir.
    Karşı köyde akrabaları vardı. (sıfat)
    Derenin karşısına geçtik. (ad)
    Her söylenene karşı çıkıyor. (birleşik fiil)
    “diye”
    Amaç ve neden ilgileri kurar.
    Terfi edeyim diye yağcılık yapıyor. (amaç)
    Yağmur yağıyor diye dışarı çıkmadı. (neden)
    “doğru”
    • Yönelme eki ile birlikte kullanılarak yön bildirir.
    Ormana doğru yürüdük.
    Bana doğru bakıyor.
    • Zamanda yakınlık bildirerek zarf öbeği de oluşturur.
    Akşama doğru geldiler. (zarf öbeği)
    • Ad, sıfat ve zarf da olabilir. Bu durumlarda edat değildir.
    Bana doğruyu söyle. isim
    Doğru söze ne denir? sıfat
    Lütfen doğru oturun. zarf
    “dolayı, ötürü”
    • Ayrılma hâl ekiyle birlikte neden ilgisi kurar.
    Zayıflıktan dolayı sık sık hastalanıyor.
    Çalışmadığından ötürü canı sıkılıyor.
    • “-den” ekiyle de aynı anlam sağlanır.
    Sıkıldığımdan dışarı çıktım.
    “karşın, rağmen “
    Yönelme ekiyle birlikte karşıtlık ilgisi kurar.
    Çok uğraşmama karşın başaramadım.
    Tanımamasına rağmen onu takdir ediyordu.
    “beri”
    • “-dEn” ayrılma hâl ekiyle birlikte eylemin başlangıç yerini ve zamanını belirler.
    Dün akşamdan beri görülmedi.
    Okuldan beri hiç susmadı.
    Yıllardan beri bu köyde yaşamaktalar.
    Kar, sabahtan beri yağıyor.
    • “beri” kelimesi ad, sıfat, zarf da olabilir. Bu durumda edat değildir.
    Beride bir adam duruyor.
    Beri taraf oldukça dikenli.
    Biraz beri gel.
    “yalnız”

    İsim, sıfat, zarf ve bağlaç olarak kullanılabilen bu kelime “sadece, bir tek” anlamına gelmek şartıyla edat olarak da kullanılabilir. Bu yönüyle diğer kelime türlerinden ayırt edilebilir.
    Bir ömür boyu yalnız yaşadı. (tek başına, zarf)
    Biz bu dünyada hep yalnızız. (tek başına, isim)
    Parkta oturan yalnız adam onun babasıydı. (tek, sıfat)
    Meyveler güzel, yalnız biraz renksiz. (ama, bağlaç)
    Cebinde yalnız yol parası vardı. (sadece, edat)
    Beni yalnız sen anlarsın. (sadece, bir tek)
    “ancak”

    “yalnız, sadece, özgülük, sınırlandırma, olsa olsa” anlamları katar.
    Seni ancak ebediyyetler eder istiab (sadece)
    Onu ancak para ilgilendirir. (sadece, bir tek)
    Bu işten ancak Hasan Usta anlar. (sadece)
    Bu kömür ancak üç ay yeter. (en fazla, olsa olsa)
    Sabah çıktılarsa akşama ancak gelirler. (belki, ihtimal)
    “değil”

    İsim cümlelerinin yüklemini olumsuzlaştırır.
    Yolumu kesen bu değildi.
    Olumsuz eylem cümlelerini olumlu; olumluları da olumsuz yapar:
    Bu haberi duymamış değiliz. duymuşuz
    Bu haberi duymuş değiliz. duymamışız

    “mi”

    -Soru edatıdır.
    -Farklı anlam ilgileri kurar.
    -Ek alabilir.
    Babanız İstanbul’dan döndü mü? soru
    Onu gördüm mü sinirleniyorum. zaman
    Sıcak mı sıcak bir havaydı. pekiştirme
    Çalıştın mı her şeyi başarırsın. koşul
    EDAT İLE BAĞLACIN KARIŞTIRILMAMASI

    1. Edatlar cümlenin bir öğesi olurken, bağlaçlar bir öğe özelliği göstermez. (Öğe içinde yer alabilirler). Sabaha karşı eve gelmişlerdi. (Edat-Zarf Tümleci) / Kitapları ve defterleri çantasına koydu. (Nesne) (“Ve” bağlacı nesneleri birbirine bağlamıştır.)

    2. “İle, yalnız, ancak” gibi kelimeler hem edat hem bağlaç görevinde kullanılabilir. Cümle içindeki anlamı bu nedenle önemlidir. Ayrıca şu pratik yolla bu kelimelerin edat mı, bağlaç mı olduğunu anlayabiliriz:
    • “İle” yerine “ve” getirilebiliyorsa; “ile” bağlaçtır. Defter ile kalemi çantaya koydum. / Arkadaşları ile konuşmuyordu. (Birincisinde “ve” gelebildiği için bağlaç; ikincisinde “ve” kullanılamadığı için edattır.)
    • “Yalnız, ancak” kelimeleri yerine “ama” bağlacı getirilebiliyorsa, bu kelimeler bağlaçtır. “Sadece” kelimesi getirilebilirse bu kelimeler edat olur. Almak isterim ancak param kalmadı. / Bu işi ancak sen yapabilirsin.
    3. Edatlar cümleden atılamaz. Cümle anlamsızlaşır. Bağlaçlar cümleden çıkartılınca cümlenin anlamı daralsa da cümle anlamsızlaşmaz.
    Senin gibisini görmedim. / Senin görmedim. (Cümle anlamsızlaştı. Bu nedenle “gibi” edattır.) Koştum ama yetişemedim. / Koştum yetişemedim. (Cümle anlamını pek kaybetmedi. Bu nedenle “ama” bağlaçtır.) DİKKAT! Bu özellik her zaman için geçerli olmayabilir...
    merve58 bunu beğendi.
  9. EsrarLı_GözLer

    EsrarLı_GözLer Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    7 Aralık 2007
    Mesajlar:
    2.070
    Beğenileri:
    398
    Ödül Puanları:
    36
    BAĞLAÇLAR

    BAĞLAÇLAR

    Tek başına anlamı olmayan, anlamca birbiriyle ilgili cümleleri veya cümlede görevdeş sözcük ve söz öbeklerini bağlamaya yarayan kelimelere bağlaç denir.
    açıkçası
    ama
    ancak
    bile
    çünkü
    dahi
    dE
    dE.....dE
    demek ki
    fakat
    gene
    gerek...gerek(se)
    ha........ha
    hâlbuki
    hatta
    hele
    hem
    hem de
    hem.....hem (de)
    ile
    ise
    ister.....ister(se)
    kâh..........kâh
    kısacası
    ki
    lâkin
    madem(ki)
    nasıl ki
    ne var ki
    ne yazık ki
    ne......ne (de)
    nitekim
    oysa
    oysaki
    öyle ki
    öyleyse
    üstelik
    ve
    veya
    veyahut
    ya da
    ya....ya (da)
    yahut
    yalnız
    yeter ki
    yine
    yoksa
    zira


    Özellikleri

    ]Edatlardan farkı, zaten var olan anlam ilgilerine dayanarak bağ kurmasıdır. Edatlar ise yeni anlam ilgileri kurarlar.
    ]Bağlaçların yerine noktalama işaretleri kullanılabilir.
    ]Bağlaçlar cümleden çıkarılınca anlam bozulmaz, ama daralabilir. Bağlaçlar (ile hariç) önceki ve sonraki kelimeden ayrı yazılır. Bitişik yazılanlar bağlaç değil, ektir.
    Eve gittim, fakat onu bulamadım. (bağlaç)
    Konuşmak üzere ayağa kalktı. (edat)
    Sözlüden yine zayıf almış. (zarf)
    Ben de seninle geleceğim. (bağlaç)
    Evde rahat çalışamadı. (çekim eki)
    Sözde Ermeni soy kırımı (yapım eki)
    Sen ki hep çalışmamı isterdin... (bağlaç)
    Seninki de lâf işte... (çekim eki)
    Evdeki hesap (yapım eki)
    BAĞLAÇ ÇEŞİTLERİ

    a. Sıralama Bağlaçları

    “ve”

    Cümleleri, anlam ve görev bakımından benzer veya aynı olan kelimeleri, sözleri ve öğeleri birbirine bağlar.
    Duygu ve düşünce bir olmalıdır. özneleri
    Köyünü, yaşlı dedesini ve ninesini özlemişti. nesneleri
    Şiir ve roman okuma alışkanlığı edinin. nesneleri
    Bana baktı ve güldü. cümleleri
    Anlatılanları dinliyor ve çocuğa hak veriyordu. cümleleri
    Aylarca ve yıllarca sustu. benzer kelimeleri
    Binlerce yerli ve yabancı turist geldi. sıfatları
    “ve” bağlacı yerine virgül veya “-İp”, “-ErEk” zarf-fiil ekleri de kullanılabilir:
    Masaya yaklaştı ve kitabı aldı.
    Masaya yaklaştı, kitabı aldı.
    Masaya yaklaşıp kitabı aldı.
    Masaya yaklaşarak kitabı aldı.
    Not: “ve” bağlacından önce noktalama işareti kullanılmaz, bu bağlaçla cümle başlamaz. Çağdaş şiirde söze etki ve çekicilik katmak için kullanılmaktadır, ama doğru değildir.
    “ve” bağlacı yerine & işaretini kullanmak son derece yozlaştırıcıdır.
    “ile, -lE”

    “ve” ile görevleri aynı olmasına rağmen her zaman birbirinin yerine kullanılamazlar. “ile”nin kullanım alanı daha dardır.
    “ile” cümleleri birbirine bağlamaz; sadece aynı görevdeki kelimeleri bağlar.
    Duygu ile düşünce bir olmalıdır.
    Yaşlı dedesi ile ninesini özlemişti.
    Edebiyatımızda en çok eser verilen türler şiir ile romandır
    Not: Edat olarak kullanılan ve zarf yapan “ile”den farklıdır.
    Mehmet ile Ali sinemaya gittiler. (bağlaç)
    Mehmet, Ali’yle sinemaya gitti. (edat)
    Mehmet heyecanla yerinden kalktı. (edat)
    b. Eşdeğerlik Bağlaçları

    “ya da, veya, yahut, veyahut”

    Aynı değerde olup da birinin tercih edilmesi gereken iki seçenek arasında kullanılırlar.
    Biriniz gideceksiniz: Sen ya da kardeşin.
    Bisiklet veya motosiklet alacağım.
    Sen, ben veya başkası...
    Sen olmasan yahut (veyahut) seni görmesem dayanamam.
    c. Karşılaştırma Bağlaçları

    “ya....ya”

    İki seçenek sunulduğunda kullanılır.
    Bunlar birbirinin zıttı olabilir
    Biri yapılmadığında diğerinin yapılması gerekebilir.
    Ya beni de götür ya sen de gitme.
    Ya gel ya gelme.
    Ya bu deveyi güdeceksin, ya bu diyardan gideceksin
    “hem.....hem (de)”

    Her ikisi de geçerli olan iki durumu anlatır. Bunlar zıt da olabilir, eşdeğer da.
    Hem çalışmıyor hem (de) yakınıyorsun.
    Hem kitap okuyor hem de müzik dinliyor. Aynı anda
    “ne......ne (de)”

    ]Aynı görevdeki kelimeleri, kelime gruplarını ve öğeleri birbirine bağlar.
    Ne şiş yansın ne kebap. özneleri
    Gönül ne kahve ister ne kahvehane. nesneleri
    Ne İzmir’e gitmiş ve Bursa’ya. dolaylı tümleçleri
    ]Cümleleri de birbirine bağlar:
    Üç yıldır ne bir telefon açtı, ne de bir mektup yazdı.
    Onu ne gördüm ne de tanıdım.
    Ne aradı ne (de) sordu.
    Ne kızı verir, ne de dünürü küstürür.
    Ne doğan güne hükmüm geçer,
    Ne halden anlayan bulunur.
    ]Cümleleri -yapı bakımından olumlu oldukları hâlde- olumsuz yapar. Yüklem olumlu durumdadır.
    Ne kendi rahatsız oldu ne de halkı huzursuz etti. (kendisi rahatsız olmadı, halkı da huzursuz etmedi)
    Yüklem olumsuz çekimlenirse anlatım bozukluğu meydana gelir.
    Ne çay ne kahve içmedi.› “Ne çay içti ne kahve” olmalıydı.
    ] Zıt anlamlı iki sıfatla birlikte kullanılarak onların arasında bir durum ifade eder.
    Dışarıdaki hava ne soğuk ne sıcak.
    Yaptığı işe ne kolay ne de zor denebilir.
    Not: “Ne zor, ne acı günler yaşadık” örneğinde “ne zor” ve “ne acı” sözleri ayrı ayrı da (biri olmadan) kullanılabileceği için buradaki “ne”ler bağlaç oluşturmaz.
    “dE....dE, gerek......gerek, olsun.....olsun, kâh......kâh, ha......ha”

    Öğeleri ya da cümleleri birbirine bağlarlar.
    Öğretmeni de arkadaşları da onu çok merak ettiler. özneleri bağlamış.
    Annesini de babasına da özlemişti. nesneleri bağlamış.
    Tatil boyunca dinlenmiş de gezmiş de. yüklemleri bağlamış.
    İzmir’e de Aydın’a da uğrayacağız. dolaylı tümleçleri
    Fizikten de anlamam kimyadan da.
    Gerek sen gerek(se) o, güzel çalıştınız.
    Gerek baba gerek anne tarafından bir akrabalıkları yok.
    Ali olsun, Ahmet olsun, ikisi de çalışkan ve zekîdirler.
    Kâh yıkılıyor, kâh kalkıyor, ama yılmıyor.
    Ha Ali ha Veli, ne fark eder?
    d. Karşıtlık Bağlaçları

    “ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak, ne var ki, ne yazık ki”

    “ama, fakat, lâkin” aynı anlamlı bağlaçlardır. “yalnız, ancak, ne var ki, ne yazık ki” de bunlara yakın bağlaçlardır.
    ]“ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak, ne var ki, ne yazık ki” bağlaçları, aralarında zıtlık bulunan iki ayrı ifadeyi, cümleyi birbirine bağlar.
    Çok tembeldi, ama başarılı oldu.
    Yemek az, ama doyurucu.
    Yerinde ve zamanında konuşmaya dikkat ediyorum, ama bazen yanlış anlaşılıyorum.
    Hızlı yürüdü, ancak yetişemedi.
    Bu işe başlıyorum, ancak bugün bitiremem.
    Hava nemliydi, fakat yağmur yağmıyordu.
    Altmış yaşında, kır saçlı; fakat dinç bir adam bağırdı.
    Bunları götür, yalnız diğerlerini getirmeyi unutma.
    Not: Bir cümle bu bağlaçlardan biriyle başlayabilir. Bu durumda bu bağlaçlar iki bağımsız cümleyi birbirine bağlamış olur..
    ... Ne var ki sanatçıyı bu yüzden eleştirmek doğru olmaz.
    ] “ne yazık ki” bağlacı çok kötü ve acı sonları bildirir.
    İnsanlara hep vefa gösterdi; ne yazık ki kendisi onlardan vefa görmedi.
    ] “ne var ki” bağlacı çaresizlik ifade eder.
    En yüce duyguların tohumları ekildi; ne var ki dünya, insanları kendisine benzetmişti.
    ]“ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak”, neden, şart, uyarma bildirir
    Arkadaşının kalbini kırdı, ama çok pişman oldu.
    Bizimle gelmene izin veririz, ama yolda fazla soru sormayacaksın.
    ] Sadece “ama” bağlacı pekiştirme anlamı katar.
    Güzel, ama çok güzel eserler bırakmış atalarımız.
    ]Yine sadece “ama”, cümle sonunda, dikkat çekmek için kullanılır.
    Bak kızarım ama!
    Böyle söylersen darılırım ama!

    “hiç olmazsa” ve “hiç değilse”

    Çarşıdan elimiz boş döndük. Hiç olmazsa iki kaset alsaydık.
    “oysa, oysaki, hâlbuki”

    Aralarında zıtlık, aykırılık bulunan iki cümleyi “tersine olarak, -dİğİ hâlde” anlamlarıyla birbirine bağlar.
    Onu özledim, oysa gideli çok olmadı.
    Gelemeyeceğini söyledi, hâlbuki vakti vardı.
    Not: Bu bağlaçlar anlam bakımından zıt olmayan cümleler arasında kullanılırsa anlatım bozukluğuna yol açar.
    Her zaman birinciydi, oysa çok çalışırdı. (anlatım bozuk)
    e. Gerekçe Bağlaçları

    “çünkü”

    “Şundan dolayı, şu sebeple” anlamlarına gelir.
    Neden bildirir.
    Eve gittim, çünkü babam çağırmıştı.
    Otobüse yetişemedik; çünkü evden geç çıkmıştık.
    “madem(ki)”

    Madem gelecektin, haber verseydin.
    “zira”

    “çünkü” anlamında kullanılır.
    Allah'a sığın şahs-ı halîmin gazabından
    Zira yumuşak huylu atın çiftesi pektir
    “yoksa”

    Ver diyorum, yoksa yersin dayağı.
    “nasıl ki”

    Acele etmez, ağırdan alır; nasıl ki bu akşam ağırdan alıyor.
    “değil mi ki”

    f. Özetleme Bağlaçları

    “kısacası, demek ki, açıkçası, öyleyse, yani, özetle, o hâlde, anlaşılıyor ki”
    ... Kısacası kendimizi toparlamalıyız.
    ... Demek ki ülkemiz bunlardan dolayı gelişmiyor.
    ... Açıkçası bu işi istemiyorum.
    ... Öyleyse gidelim arkadaşlar.
    g. Pekiştirme Bağlaçları

    “bile, dE, hem de, dahi, üstelik, hatta, ayrıca, bundan başka”

    Bu bağlaçlardan bazıları bazı durumlarda birbirlerinin yerine kullanılabilirler.
    ]“bile” kullanılan bir cümle daha önce kullanılmış bir cümlenin ya devamıdır ya da devamı gibi görünür.
    Bunu sen bile başarabilirsin.
    Bağırsan bile duymaz.
    Tembel adam, olur, demiş. Demiş ama yerinden bile kalkmamış.
    Hatta parasını bile ödemişti. / Hatta parasını ödemişti bile.
    Çölde suyun bir damlası bile değerlidir.
    ] “bile” yerine “de” veya “dahi” de kullanılabilir.
    Bunu sen de başarabilirsin.
    Bağırsan da duymaz.
    Tembel adam, olur, demiş. Demiş ama yerinden dahi kalkmamış.
    Hatta parasını dahi ödemişti. / Hatta parasını ödemişti dahi.
    Çölde suyun bir damlası dahi değerlidir.
    ] “hatta, hem de, ayrıca, üstelik”
    Belle, kazmayla, hatta elleriyle kazıdılar.
    Gördüm, hatta konuştum da.
    Konuşmuyor; üstelik gülmüyor da.
    Çalışıyor, hem de sabahtan akşama kadar.
    h. “de, ki, ise” bağlaçları

    “dE”

    ] Her zaman kendinden önceki kelimeden ayrı ve de, da şeklinde yazılır; bitiştirilmez, te, ta şeklinde yazılmaz. “ya” ile birlikte kullanıldığında da ayrı yazılır: “ya da”
    Kelimenin son hecesine kalınlık-incelik bakımından uyar.

    ] Genellikle “dahi, bile, üstelik, hatta” bağlaçlarıyla özdeştir.
    Bu soruyu Ali de bildi dahi, bile
    Artık gönlümü alsa da önemi yok. dahi, bile
    ] Cümleleri, aynı görevdeki kelimeleri ve sözleri birbirine bağlar ve değişik anlamlar katar:
    Sorsan da söylemem asla
    Erzakını hazırla da pikniğe gidelim.
    Cümleleri bağlamış, burada pikniğe gitmek için erzak hazırlama şartı var.
    Biraz müsaade etsen de işime baksam rica, istek, yalvarma
    Büyüyecek de bana bakacak. Küçümseme, alay
    Çalışıp da kazanacaksın. şart
    Dün bizi bekletti de gelmedi. yakınma
    Çalışayım da gör neler yapacağımı. övünme
    Düzenli çalıştı da başarılı oldu. için, neden-sonuç
    Koşsan da yetişemezsin. değişmezlik
    Bütün yıl okumamış da şimdi kitap kurdu oluverdi.
    Zıt anlamlı cümleler arasına girmiş.
    ] Tekrarlanan kelimelerin arasına girerek anlamı güçlendirir:
    Ev de ev olsa bari küçümseme
    Çalış da çalış... abartma
    ] “ama” bağlacının yerine kullanılabilir; cümleleri ve öğeleri birbirine bağlayabilir:
    Hızlı hızlı koştu da yetişemedi. cümleleri bağlamış
    ] Edattan ve zarftan sonra gelerek anlamı pekiştirebilir:
    O kadar da soğuk değil.
    Böyle davranmanız hiç de iyi olmadı.
    “ki”

    Sadece “ki” biçimi vardır.
    Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.
    Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.
    ]Anlam bakımından birbiriyle ilgili cümleleri birbirine bağlar.
    Bir şey biliyor ki konuşuyor. (sebep-sonuç)
    Baktım ki gitmiş. (şaşkınlık)
    Ancak ne yazık ki böyle olmadı.
    ]Birisinden alıntı yapılacağı zaman kullanılır.
    Atatürk diyor ki: ... (açıklama)
    ]Özneyle veya tümleçlerle ilgili açıklama yapılacağı zaman kullanılır. Bazen “ki” ile başlayan bu açıklama iki kısa çizgi arasında verilir.
    Ben ki hep sizin için çalıştım. (pekiştirme)
    Siz ki beni tanırsınız, neden böyle düşünüyorsunuz?
    O yerden -ki herkes kaçar- sen de kaç.
    ]”ki” kullanılan bazı cümlelerin “ki”den sonraki kısmı söylenmez.
    Sınavı kazanabilir miyim ki... (kuşku)
    Bu adama güvenilmez ki! (yakınma)
    Acaba çocuğa kızarlar mı ki? (endişe)
    ]Tekrar edilen kelimeler arasında kullanılır.
    Adam belâ ki ne belâ...
    ]Abartma anlamı katar.
    Bugün öyle yorgunum ki...
    ]Bu bağlaç birkaç örnekte kalıplaşarak bitişik yazılmaktadır.
    Belki, çünkü (burada ünlü uyumuna girmiş), hâlbuki, mademki, meğerki, oysaki, sanki.
    “ise”

    Karşılaştırma ilgisi kurar, karşıtlığı güçlendirir.
    Yağmur yağıyor, evim ise çok uzakta. (bağlaç)
    Adam konuşuyor, çocuksa hep susuyordu. (bağlaç)
    Ek-fiilin şart çekimiyle karıştırılabilir.
    Çocuk başarılıysa sınıfını geçer. (ek-fiilin şartı)
    YAPI BAKIMINDAN BAĞLAÇLAR

    1. Basit Bağlaçlar

    Ek almamış (kök hâlindeki) bağlaçlardır. ve, ile, de, fakat, eğer...
    2. Türemiş Bağlaçlar

    Yapım eki almış bağlaçlardır. kısaca, yalnız, üstelik...
    3. Birleşik Bağlaçlar

    Birden fazla kelimeden oluşurlar ve bitişik yazılırlar. yoksa, hâlbuki...
    4. Öbekleşmiş Bağlaçlar

    Birden fazla kelimeden oluşur ve ayrı yazılırlar. ya da, ne var ki, hem de...
    merve58 bunu beğendi.
  10. EsrarLı_GözLer

    EsrarLı_GözLer Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    7 Aralık 2007
    Mesajlar:
    2.070
    Beğenileri:
    398
    Ödül Puanları:
    36
    ÜNLEMLER

    ÜNLEMLER

    Aniden ortay çıkan duyguların etkisiyle ağızdan bir çırpıda çıkan, bu duyguları daha etkili anlatmaya yarayan kelimelerdir veya sözlerdir.
    Bu kelimelerin yanında dilek, emir, tehdit gibi anlamlar taşıyan kelimeler, cümleler ve yansımalar da ünlem değeri kazanabilir.
    Bu bakımdan ünlemler ikiye ayrılabilir:
    1. ASIL ÜNLEMLER


    Asıl görevi ünlem olan kelimelerdir. Başka görevlerde kullanılamazlar. Seslenme veya duygu anlatırlar.
    Seslenme Ünlemleri

    Ey Türk Gençliği! Hey! Biraz bakar mısın?
    Bre melûn! Ne yaptın? Hişt! Buraya gel!
    Şşt! Sus bakayım!
    Bunların yanında adlar ve özel adlar da seslenme ünlemi olarak kullanılabilir.
    Anne! Hemşehrilerim! Tanrım! Mehmet!
    Duygu Ünlemleri

    Ee, yeter artık! Aa! Bu da ne? Ah, ne yaptım!
    Eh! Fena değil. Ay, elim! itme ha!
    Hah, şimdi oldu! Hay Allah! Vah zavallı!
    Vay sersem! Aman dikkat! Eyvah! Geç kaldım!
    İmdat! Boğuluyorum!
    2. ÜNLEM DEĞERİ KAZANMIŞ KELİME ve SÖZLER

    Anlamlı kelimelerin bazılarına vurgu ve tonlama yoluyla ünlem değeri kazandırılabilir. Bunlar da duygu ya da seslenme anlatır.
    Komşular! Babacığım! Simitçi! Çok ilginç!
    Ne kadar güzel! Çabuk eve git! Ne olur yardım et! Çık dışarı!
    Yansıma kelimelerin hemen hemen tümü ünlem olarak kullanılabilir.
    Şır! Çat! Güm! Hav! Miyav! Tıs!
    merve58 bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş