kimyasal bağın tarihteki gelişimi

Konu 'Kimya 9. Sınıf' bölümünde alkan_21 tarafından paylaşıldı.

  1. alkan_21

    alkan_21 Üye

    Katılım:
    2 Kasım 2009
    Mesajlar:
    10
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    0

    kimyasal bağın tarihteki gelişimi
    acil perşembe gününe kadar
  2. etütodası.biz

    etütodası.biz Üye

    Katılım:
    16 Ekim 2009
    Mesajlar:
    182
    Beğenileri:
    301
    Ödül Puanları:
    0
  3. alkan_21

    alkan_21 Üye

    Katılım:
    2 Kasım 2009
    Mesajlar:
    10
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    0
    nerden indereceğim bilmiyorum yardım edin lütfen.Sitede yeniyim.
  4. etütodası.biz

    etütodası.biz Üye

    Katılım:
    16 Ekim 2009
    Mesajlar:
    182
    Beğenileri:
    301
    Ödül Puanları:
    0
    Fiziksel evrende yer alan ya da alabilecek maddelerin temel yapılarını, bileşimlerini, dönüşümlerini, çözümleme, bireşim ve büyük ölçekli üretim yöntemlerini araştıran bilim" olarak tanımlayabileceğimiz kimya; kavramları ve yöntemleri ile meteorolojiden kozmolojiye, psikolojiden paleontolojiye, felsefeden müziğe tüm insan uğraşıları içinde raslanabilen bir yaygınlık kazanmıştır.

    (i) İlkçağ Kimyası

    "Kimya" sözcüğünün kökeni kesin olarak bilinmemekle birlikte Mısır'ın yerli halkı olan Kopt'ların dilinde "Kara toprak" anl***** gelen "Khema" ya da "Khemeia" dan türediği sanılmaktadır. Bir başka görüşe göre Yunanca "Khyima" yani "Metal dökümü" sözcüğünden gelmektedir.

    Ancak; ateşin kullanılışının günümüzden 1,5 milyon yıl öncesine uzandığı, mineral boyaların kozmetik amaçlı kullanımının 50.000 yıl, seramik fırınlarının 30.000 yıl önce bilindiği göz önüne alınırsa kimyanın ilgi alanı içine giren uğraşılar, yazının bulunuşuna bağladığımız tarih çağlarından çok daha önceden beri varolmuşlardır.

    Gerek rahat ve güvenli yaşama dürtüsü gerekse doğayı ve yaşamı kavrama dürtüsünün insanoğlunda geliştirdiği doğayı anlama ve değiştirme etkinliği, zaman içinde ortaya çıkan ilk uygarlıklarda görgül bilgilerle çeşitli ürünlerin elde edilmesini sağlamıştır. Özellikle Mezopotamya, Nil, İndüs, Sarıırmak gibi büyük akarsu havzalarında konuşlanmış toplumlardaki teknik üretimler, az çok birbirine benzemekte ve aşağı yukarı aynı tarih dilimi içinde yer almaktadırlar. Arkeolojik kayıtlarla tarihlendirilmiş olan bu üretimlerin belli başlıları şöyle sıralanabilir:

    Cam Üretimi ve İşleme

    Eski Mısır uygarlığında, İ.Ö.3400 tarihinde yapılmış cam boncuklar, İ.Ö.1400 den cam vazolar bulunmuştur. Sodyum bikarbonat (NaHCO3) ve Sodyum sülfat (Na2SO4) içeren yeraltı sularının yüzeye çıkıp buharlaştıktan sonra toplanan mineraller karışımı, sodyumun karbonat, bikarbonat, sülfat ve klorür tuzlarından oluşmaktaydı. "Natron" adı verilen bu karışımın kuvars (SiO2) ile ısıtılması, ilk cam örneklerini oluşturmuştur. Kum (SiO2), Kireç (CaO) ve Malahit’in (CuCO3.Cu(OH)2) yaklaşık 800 dereceye ısıtılması ile elde edilen "Mısır mavisi" (CaO.CuO.4SiO2) ilk kullanılan renkli pigmentlerdendir. Seramik ve cam malzemede sır olarak çeşitli mineraller ve metal bileşikleri kullanılmıştır. Bunlardan, Kalay oksit (SnO) beyaz, Kobalt tuzları koyu mavi, Bakır tuzları açık mavi, Realgar (AsS) turuncu, Orpimen (As2S3) ve Sfalerit (ZnS) sarı, Pirolusit (MnO2) siyah, Hematit (Fe3O4) kızıl kahverengi sırları oluşturmuşlardır.

    Değerli Taşlar

    s
    Mezopotamyadaki Ur kenti kalıntılarında süs eşyası olarak Lapis lazuli (Ultramarin, Laciverttaşı) kullanıldığı saptanmıştır. [Na5S(AlSiO4)3] formülündeki, Lazurit adıyla bilinen bu minerali eski Mısır'lılar da kullanmışlardır. Değerli taş ve metallerin ender bulunur ve pahalı maddeler olması, bunların taklitlerinin yapılması ya da taklitlerinden sakınılması için türlü yöntemlerin geliştirilmesini sağlamıştır. Bu bağlamda Bakır çalığı [Cu(CH3COO)2.CuO.6H2O], Zencefre (HgS), Sülüğen (Pb3O4), Kobalt oksit (CoO), Demir (II)oksit (FeO), Bakır oksitler, balık pulları, sedef kırıkları, dana safrası, gelincik çiçeği suyu, dut suyu gibi taklit taşların hammaddeleri sayılabilir.

    Metaller ve Madencilik

    Bugün Afganistan sınırları içinde kalan bir bölgede, Malahit (CuCO3.Cu(OH)2) adlı mineralinden Bakır elde edilmesi, İ.Ö.5000 yıllarına kadar uzanmaktadır. En eski Altın, Gümüş, Kurşun ve Bakır örnekleri Mısır ve Mezopotamya’da İ.Ö.4000, Kalay ve Tunç örnekleri İ.Ö.3400, Antimon örnekleri İ.Ö.2500 tarihlerinden kalmadır. Doğu Karadeniz2deki cevherlerinden Demir elde edilmesi ise İ.Ö.1500 ile başlar. Basit kil fırınlarda cevherlerin odun kömürüyle indirgenmesi sonucunda çok dışıklı olarak elde edilen metal, oldukça kötü nitelikliydi. Dökme demir, ancak İ.S.II. yüzyılda Çin’de elde edilebilmiştir. Genel olarak metal cevherleri önce kavurma işlemi ile metal oksitlere dönüştürülüyor, sonra odun kömürüyle indirgenerek metal elde ediliyordu. Eskiden beri bilinen tunç (bronz) ve pirinçten başka, Helenistik dönem kayıtlarında adı sıkça geçen bir alaşım da, 3 kısım Altın ve 1 kısım Gümüşten yapılan "Asem" ya da "Elektrum" dur. Metallerin üretimi, arıtımı ve arılıklarının sınanması için gene bu dönem kaynaklarında çeşitli reçeteler verilmiştir.

    Mayalama ve Dericilik

    Mısır uygarlıklarında üzüm, hurma ve palmiye suları fıçılarda mayalandıktan sonra testilere konuyor ve kapların ağızları kara sakız, kil ya da alçıyla kapatıldıktan sonra bekletilerek şarap yapılıyordu. Testilerin üzerine şarabın üretim tarihi de yazılıyordu! Sütten yoğurt ve peynir ve şerbetçiotundan bira yapımı da biliniyordu. Hayvan derilerinin sepilenmesinde kullanılan maddeler; idrar, hayvan dışkısı, mazı özü, şap, meşe palamudu, akasya tohumu ve sirkeli demir sülfat (FeSO4) idi. Tabaklanan deriler, bitkisel ve hayvansal boyalarla boyanıyordu.

    İlaçlar

    En eski ilaç kitabı, Mezopotamyanın Nippur kenti kalıntılarında bulunmuş İ.Ö. 3000 yıllarından kaldığı sanılan bir kil tablettir. Burada on iki ilacın hazırlanış tarifleri verilmektedir. İlaçların hazırlanmasında öğütme, kaynatma, çalkalama, yıkama, özütleme, çözme gibi fiziksel yöntemler kullanılmaktadır. İlaçlarda anorganik mineraller yanında bitki ve hayvanların çeşitli kısımları etkin maddeleri oluştururken; su, zeytinyağı, balmumu, keten tohumu yağı, çam terebentini, yün yağı (lanolin) gibi maddeler de taşıyıcı ortam olarak bulunmaktadır. İlk uygarlıklarda, Striknin içeren Kargabüken özü, Koniin içeren Baldıran özü, Akonitin içeren Kaplanboğan gibi zehirler de bilinmekteydi.

    Boyalar ve Kozmetik

    İlkçağ uygarlıklarında Coccus İllicis (Kırmız böceği) ve Coccus Cacti (Koşenil) adlı bitki bitlerinden karmen kırmızısı boyası, Murex Brandaris adlı deniz yumuşakçasından Sur moru adlı erguvan renkli hayvansal boyalar elde edilmekteydi. Bitkisel kökenlilerin belli başlıları ise; kına, çivit, safran, meşe kabuğu, mersin, rezene, ve Rubia Tinctorum (kök boya) dır. Çok çeşitli amaçları karşılamak üzere insanoğlunun bedenlerini boyama ya da süsleme çabaları da çok eski zamanlara uzanmaktadır. Süslenme amaçlı maddeler, genellikle önce toz haline getirilip sonra yün, ceviz, zeytin, badem, susam ve gül yağlarıyla karıştırılarak uygulanmaktaydı. Bunlar arasında rastık olarak kullanılan çıra isi, Kurşun parlağı (Galenit) (PbS), Antimon parlağı (Antimonit) (Sb2S3); düzgün olarak sürülen CuO, Bakır çalığı [Cu(CH3COO)2.CuO.6H2O], Litarj (PbO), Kurşun parlağı (PbS), Kahverengi taş (MnO2), Tebeşir; dudak boyası olan Sülüğen (Minyum) (Pb3O4), Okre (Aşıboyası); saç boyası olan kına, palmiye kırmızısı; parfüm olarak kullanılan mür, günlük, karanfil, sarısakız, aselbend özleri sayılabilir.

    İlkçağ kimyasında sabun yapımı ve mumyacılık da yer alır.

    (ii) Antik ve Helenistik Dönemler

    İ.Ö.VII. yüzyıldan sonra, Batı Anadolu, Ege adaları, Yunanistan ve Sicilya'da yaşayan halklarda, bir yandan göçler ve işgaller bir yandan da canlı deniz ticaretinin etkisiyle büyük bir kültür harmanlanması görülmektedir. Bu karışmanın sonucunda, soyut, kurgusal ve kavramsal düşünce akımları ortaya çıkmıştır. Doğal olayların nedenlerini gene doğada arayan İyonya düşünürleri arasında Thales (İ.Ö.625-545) tüm varlıkların kendisinden türedikleri ilksel madde olarak suyu, Anaksimander (İ.Ö.620-547) Aperion(sınırsız) kavramını, Anaksimenes (İ.Ö.588-524) havayı, Herakleitos (İ.Ö.540-480) ateşi, Ksenofanes (İ.Ö.569-428) toprağı kabul etmişlerdir. Empedokles (İ.Ö.492-432) ise bunları birleştirerek öncesiz ve sonrasız dört öğeyi "Toprak-Hava-Su-Ateş" olarak saptamıştır. Aristoteles tarafından da benimsenen bu kavram tüm uygarlıklarda yüzyıllarca egemenliğini sürdürmüştür. Gene Antik dönem filozoflarından Leukippus (İ.Ö.V.yy.) ve Demokritos (İ.Ö.470-361) ise maddenin kesikli yapıda olması gerektiğini öne sürerek, her nesnenin kendi özelliklerini taşıyan en küçük birimine "Atom" adını vermişlerdir. Madde birimi kavramı, beraberinde "Boşluk" kavramını da taşıdığı için sonraki düşünürlerce ve inanç sistemlerince pek kabul görmemiştir.

    Geniş bir coğrafi bölgeyi egemenliği altına alarak ilkçağın ilk büyük imparatorluğunu kuran Büyük İskender, İ.Ö.331 tarihinde Mısırı ele geçirmiş ve adını verdiği İskenderiye kentini kurmuştur. **ümünden sonra bölgede egemenliğini kutan Ptolemaios, kentte kurduğu iki büyük kültür merkezinde çağın ünlü düşünür ve bilginlerini toplamış ve tıp, astronomi, kimya, geometri, hidrostatik vb. gibi alanlara önemli katkılar yapılmasına olanak sağlamıştır.

    İskenderiye’de Kopt, Yahudi, Pers, Suriyeli, Filistinli, Yunanlı ve Anadolulu gibi çeşitli ülkelerden gelen kişilerin kültürlerinin bileşimi, belli başlı iki yaklaşımın alaşımıyla belirlenir: Antik dönemin akılcı, soyutlamacı ve kurgusal düşünce akımları ile Mezopotamya ve eski Mısır uygarlıklarının kalıtı olan görgül ilkçağ sanatları ile doğu gizemciliği. Bu bileşik yapının oluşturduğu ve felsefel olarak da yeni Platonculukla dokunmuş kimya uğraşısı, "Simya" ya da "Alşimi" adıyla bilinir. Felsefel kökeni "Herşey Bir'den doğar, Bir'de varolur ve Bir'e döner" yargısına dayanan ve böylece “Birci” (Monist) temelde varolan simyanın temel amacı; “Omniscience” (Her şeyi bilen) ve “Omnipotence” (Her şeye gücü yeten) sahibi kişilerin çabaları ile "Filozof taşı" adındaki bir ayıracı kullanarak gizli, gizemci reçetelerle değersiz metalleri Altın, Gümüş gibi değerlilere dönüştürmek, "Panacea" adlı evrensel ilacı ve “Elixir Vitae” adlı ölümsüzlük iksirini bulmaktır.

    Yazılı belgeler olarak ilk simya reçeteleri, Hermes Trismegistos adlı bir tanrının yazdığı ileri sürülen Tabula Smaragdina (Zümrütler Tablosu) adlı kitaptır. Burada, filozof taşının özellikleri betimlenmekte; monist felsefe açıklanmakta; sevgi-nefret, kadın-erkek, çekme-itme gibi zıt kavram çiftlerinin birliği gösterilmektedir. I.yy.da yaşayan Yahudi Miriam, çeşitli fırınlar, damıtmada kullanılan imbikler gibi aygıtları betimlemiş, su banyosunu bulmuştur. Kleopatra ise üç kitabında kozmetik ürünleri ile altın yapma reçetelerini vermektedir. VI.yy.da yaşamış olan Zosimos, çoğu kaybolmuş olan 28 ciltlik simya ansiklopedisinde deneyler, aygıtlar ve kimyasal maddeleri toplamıştır. VI.yy.da yazılmış ve geçen yüzyılda Mısır'da bulunmuş olan Leyden ve Stockholm papirüslerinde metallerin ve alaşımların elde edilmeleri, arıtılmaları, taklitlerinin yapımı, değerli taş taklitlerinin yapımı, kumaş boyaları gibi çeşitli reçeteler bulunmaktadır.

    (iii) Ortaçağ İslam-Doğu Kimyası

    Helenistik dönem uygarlığının sonlanmasından sonra doğu Akdeniz ve güneydoğu Anadolu'ya dağılan bilginlerin çalışmaları Yunancadan Süryaniceye çevrilmişti. İslam imparatorluğunu sınırları içine katılan bölgelerdeki bilgiler, özellikle Abbasi halifelerinin kurdukları Beyt-ül Hikme adlı çeviri okulunda Arapçaya kazandırılmıştır. Ünlü bilginlerin bir kaçı özetlenebilir:

    İslam-Doğu uygarlığının kimya alanındaki en ünlü adı, oldukça önemli buluşları olan Ebu Musa Cabir ibn-i Hayyan dır. 721-815 yılları arasında yaşayan Cabir, Kufe'de doğmuş, Harun-ür Reşid döneminde Bağdat'ta yaşamış ve bu kentte ölmüştür. Avrupa'da ***** adıyla bilinir. Batıda, XIV. yüzyıla kadar *****'e atfedilen kimya bilgilerinin pek çoğu Cabir'e ait değildir. Cabir'in alşimisi felsefel karakterlidir. Monist ve metafizik düşüncelerle kurulmuştur. Alşimide Hermes geleneğini sürdürmekle birlikte, Zosimos'un simgelerini kullanmamıştır. Cabir, metal ve mineralleri canlı sayarak, zaman içinde olgunlaşıp kıvama geleceklerini öne sürer. Bu görüşe göre; tuzlar, vitriyoller, şap ve kükürt bir yılda, tüm metaller birkaç yılda, değerli taşlar ise bir yüzyılda olgunlaşırlar.

    Cabir'in kimyaya katkılarından belli başlıları şöyle sıralanabilir: Nişadır (NH4Cl), Üstübeç [2PbCO3.Pb(OH)2], Cehennem taşı (AgNO3), Kezzap (HNO3), Zaç yağı (H2SO4), Güherçile(Hint) (KNO3), Sirke asidi (CH3COOH), Süblime (HgCl2) ve Kurşun şekeri [Pb(CH3COO)2] gibi kimyasal maddelerin elde edilmesi; çeşitli metaller ve çelik üretim yöntemlerinin belirlenmesi; deri ve bez boyalarının hazırlanması; sülfürlerinden arsenik ve antimonun elde edilmesi; bitkilerden yağ özütlenmesi. Gerek Doğu gerekse Batı bilimini önemli ölçüde etkileyen ve Roger Bacon tarafından "ustaların ustası" olarak anılan Cabir'in kitapları, sonraki kuşakların eklemeleriyle oldukça şişirilmiştir.

    Cabir geleneği izleyicilerinin en ünlülerinden biri, 864-923 arasında yaşayan Ebubekir Muhammed bin Zekeriya el Razi dir. İran'ın Rey kentinde doğmuş, uzun süre Bağdat'ta yaşadıktan sonra, yaşlılığında yoksul ve kör olarak döndüğü Rey'de ölmüştür. Latinlerde Albubator , Avrupa biliminde Rhases adlarıyla tanınmıştır. el Razi, maddeci ve akılcı düşüncelere dayanarak, Cabir'in gizemci alşimisine karşı çıkmıştır. Doğa olaylarını birtakım karmaşık simgelerle ve içrek anlamlarla açıklamanın yanlış olacağını, bilginin tek kaynağının duyumlar olduğunu, insan aklının herşeyi bilebileceğini savunmuştur. Maddenin atomlar ve boşluktan oluştuğu görüşüne dayanarak, uzayda atomlar ne kadar sıkışık kümelenirlerse, oluşturdukları maddenin de o kadar yoğun olacağını, hava, su ve toprak örnekleriyle ortaya koymuştur. Aristoteles'in görüşleriyle Demokritos'unkileri birleştirmeye çalışmıştır.

    Simyada kullanılan maddeleri; Kitab-ül Esrar (Gizler Kitabı) adlı yapıtında altı sınıfta toplamıştır:

    1) Bedenler: Metaller 2) Ruhlar: Kükürt, Arsenik, Cıva, Nişadır 3) Taşlar: Pirit (FeS), Mağnezya (MgO) 4) Vitrioller: Çeşitli metal sülfatları 5) Borakslar: Boraks (Na2BO3), Soda (Na2CO3)

    6) Tuzlar: Kayatuzu (NaCl), Potasa (K2CO3), Güherçile (NaNO3)

    Ebu Ali Hüseyin bin Abdullah ibn-i Sina (980-1032); Buhara yakınlarındaki Afşana kasabasında doğmuştur. Bilim tarihçileri, ibn-i Sina'yı bütün çağların en etkin ve üretken bilginlerinden biri olarak nitelendirirler. İlgi alanlarının genişliği, incelemelerinin derinliği, araştırma yöntemlerinin sağlamlığı ve yüksek eğiticilik yeteneği; ibn-i Sina'yı ortaçağ bilim ve düşünce aleminin doruğuna çıkarmıştır. Çok küçük yaşta sistemli eğitimine başladığı; matematik, astronomi, fizik, kimya, biyoloji, tıp, jeoloji, psikoloji, mantık, felsefe, müzik ve şiir alanlarında olağanüstü yeteneği ve birikimiyle inanılmaz ürünler vermiştir. Araştırmalarında etkin olan düşünce, bilimsel akılcılıktır. Her zaman gözlem ve deneylere dayanarak, doğa olaylarını doğal nedenlerle açıklamış, metafizik gizemcilik ürünü olan ruh, cin, peri gibi varlıkları ya da kutsallık ve lanetleme gibi dinsel kökenli duygu kavramlarını neden - sonuç ilişkilerinde asla kullanmamıştır. Simyacıların türlü gizemci yaklaşımlarına karşı, önyargılardan arındırılmış aklı ve mantığı bilimsel bilginin temeli olarak saymıştır.

    Hemedan hükümdarının vezirliğini yaparken yazdığı 18 ciltlik Kitab-üş Şifa adlı kitabında bilgi'nin gözlemler ve duyumlarla başladığını; ancak bu verilerin mantıkla işlendikten sonra gerçek bilginin oluşabileceğini öne sürmektedir. Akılcı ve Aristoteles'ci yaklaşımları yanında, bazı konularda Platon'cu eğilimleri de gözlenmektedir. Şifa'nın mineralojiyle ilgili bölümünde, mineralleri sınıflandırarak, Ateşte eriyenler - Taşlar - Kükürtler - Tuzlar olarak dört öbeğe ayırmıştır. Bilginin doğa bilimleri ve özellikle kimyaya ilişkin düşünceleri Resail fi'l Hikmet ve'l Tabiiyat (Fizik ve Doğal Varlıklar Kitapçıkları) adlı yapıtlarında toplanmıştır. Bu kitaplarında, Altın ve Gümüşün, güneşle ayın adi metalleri yetkinleştirmesiyle oluştuklarını öne sürmüştür. Simyacıların değerli metalleri elde etme uğraşılarına karşı çıkarak, çeşitli yollarla sarartılan ya da beyazlatılan maddelerin Altın ve Gümüş olamayacaklarını, yani boyamayla hiçbir maddenin özünün değişmeyeceğini ortaya koymuştur.

    Abdurrahman el Hazeni (İ.S.?-1130). Matematik, fizik, astronomi, kimya ve tıp alanlarında çalışmaları vardır. Altın ve Gümüş alaşımında iki metalin kütleleri için yoğunluğa dayanan bir denklem vermiştir. Kaldıraç yasaları, çeşitli cisimlerin özgül kütleleri yanında, bir yerçekimi kuramını da geliştirmiştir. Kimya çalışmalarında; güherçile ve kömürden barut; kömür ve çakıltaşından Potasyum silikat (K2SiO4); Kurşun ve metal oksitlerden emaye; Cıva, kayatuzu (NaCl) ve vitriyol (FeSO4) den kalomel (HgCl) ve süblime (HgCl2) elde etmiştir.

    İslam-Doğu uygarlığının bilimsel gelişmelerinin ürünleri, Avrupa'ya yalnız yordam ve yöntemleriyle değil, kullanılan ad ve kavramlarla da aktarılmıştır. Örneğin, kimyada sık kullanılan; alcohol (el-kuül), alembic (el-imbik), alkali (el-kali), aniline (en-Nile), arsenic (el-zırnık), benzoar (panzehir), bor (burak), camphor (kafuru), elixir (el-iksir), kalium (potasyum), lacquer (lak) natron (natrun=soda), realgar (rehc el-gar=arsenik sülfür), talc (talk),..vb. birçok ad ve terim, batı dillerine Arapça ve Farsçadan geçmiştir.

    (iv) Ortaçağ Avrupasında Kimya

    İslam-Doğu uygarlığının İspanya'daki temsilcisi Endülüs Emevi devleti çökünce, bilimsel ve felsefel alanlardaki bilgilerin toplandığı kitaplar, 1085 yılında Toledo kentinde kurulan çeviri okulunda Latinceye kazandırılmıştır. Bunlar arasında Cabir'in olduğu söylenen ve metallerin Cıva ile Kükürtten bin yıl pişerek oluştuğunu öne süren yazılarla, Razi'nin Şaplar ve Tuzlar kitabı da bulunmaktadır.

    Almanya'nın Schwab bölgesi kontlarından birinin çocuğu olan Albertus Magnus (Büyük Albert) (1193-1280), tüm Almanya'yı yaya dolaşarak mineraloji, biyoloji ve simya bilgisini geliştirirken, büyücülükle de ilgilenenen bir dinbilim öğretmenidir. Büyücü Albert ve Doctor Universalis (Evrensel doktor) lakaplarıyla da anılan Albertus Magnus, İslam -Doğu bilimi ile Antik çağ Aristoteles düşüncesini, Hıristiyanlıkla uzlaştırmaya çalışmıştır. Aristoteles'in tüm yapıtlarını yorumlamış; simya çalışmalarını yazdığı De Mineralibus adlı kitabında Altından Gümüşün ayrılmasını, damıtma yolu ile vitriol yağı (Sülfürik asit) elde edilmesini betimlemiştir. Demir sülfatı (FeSO4) "vitriol" Sülfürik asiti (H2SO4) "vitriol yağı" olarak adlandırmaktadır. Kükürtün Gümüşü kararttığını gözleyerek, metallerin tümünü yakacağını öne sürmüştür. Simya için "Deha ile ateşin sefil birliği" demektedir.

    İngiltere'nin Somerset kentinde doğan Roger Bacon (1214-1294), Oxford üniversitesinde okumuş bir Fransisken rahibidir. Paris Üniversitesinde kaldığı onbeş yılda, Aristoteles, el Razi, ibn-i Sina ve ibn-i Rüşd'ün Latinceye çevirilen yapıtlarını incelemiş ve yorumlamıştır. Doctor Mirabilis (Mucizevi doktor) lakabıyla ün yapan Bacon, tarikat baskısı nedeniyle önceleri uzun süre çalışmalarını yayımlayamamıştır. Sonunda Papa IV.Clement'in desteği ile yazdığı Opus Major adlı kitabında çağının hemen hemen tüm bilgilerini özetlemiştir. Koruyucusu olan Papanın ölümüyle başı yeniden derde giren bilgin, ibn-i Rüşd’ün düşüncelerini de desteklediği öne sürülerek Dominikenlerin baskısıyla atıldığı hapiste 17 yıl kalmış ve orada ölmüştür.

    Simyada metallerin dönüşümüne inanan Bacon, kimyayı iki kategoriye ayırır:

    1) Spekülatif kimya: Her türden metal, mineral, bileşik gibi maddelerin elementlerinden oluşumuyla ilgilidir. Bunlar, Aristoteles ve Latin düşünürlerinin bilmedikleri bilgilerdir.

    2) Pratik kimya: Simya sanatı yardımıyla, içlerinde Altın da olmak üzere her tür maddenin damıtma, süblümleştirme, kalsinleme vb. yollarla nasıl elde edileceği ile ilgilidir.

    ibn-i Heysem'in kitaplarından etkilenerek, optikle uğraşmış, büyüteç ve merceklerin yapılışlarını tanımlamıştır. Meteorolojik olayları ve denizlerin tuzluluk nedenlerini de araştırmıştır. Avrupa'da ilk barut reçetesinin Bacon'a ait olduğu söylenir: 7 kısım salpeter (sodyum nitrat) + 5 kısım odun kömürü + 5 kısım kükürt.

    Yunanlı Marcus Graecus, 1250 de yayımlanan Ateş Kitabı adlı yapıtında gizemli simya bilgileri vermektedir. Örneğin "Materia Prima, Kızıl Adam ve Beyaz Kadın birleştirilirse patlar." ifadesi; İlksel madde, Kükürt ve Cıva karışımının patlayacağı anlamındadır.

    Aynı yüzyılda yaşayan ünlü simyacı Raimundus Lullus, Ars Magna adlı kitabında çeşitli deneyleri yanında ansiklopedik bilgileri sağlama yöntemlerini anlatmıştır. Potasyum karbonat (K2CO3) üzerinden su çekerek mutlak alkol elde etmiştir.

    Ünlü bir hekim olan Villanova'lı Arnald ise, hazırladığı tıp ve simya preparatlarını bir kitapta toplamıştır. Zehirli maddeleri, vücuda etkilerini incelemiş, sünger külünün guatr hastalığına iyi geldiğini saptamıştır.

    XIV.yy.da yazılmış ***** Kitapçıkları üç birincil ruh olarak Cıva, Kükürt ve Arseniği kabul eder. Kitapçıklarda Şaplardan Sülfürik asit (H2SO4); Şap, Göztaşı ve Güherçileden Nitrik asit (HNO3) yapımı; Cehennem taşı (AgNO3); Kurşun şekeri (Pb(CH3COO)2) elde edilmesi; fırın, imbik, kül banyosu gibi aygıtlar; süzme, eritme, damıtma, kristallendirme gibi işlemler anlatılmaktadır. Kitapçıkları Cabir'in yazdığı söylemişse de bilim tarihçileri bu savın doğru olmadığı düşüncesindedirler.

    Rönesansın tüm Avrupa kültür yaş***** kökten değişimler getiren etkisi, XVI. yüzyıla kadar simyanın gizemli yapısında önemli değişimler yapmamıştır. Bu yüzyılda yaşayan bir bilgin ilk kez simyaya karşı çıkarak yeni bir yapılanmanın yollarını açmıştır.



    bu kesinkes yardım olur.

Sayfayı Paylaş