Kıyamet günü hayvanların cesetlerinin toprak olmasının hikmeti nedir?

Konu 'Dini Bilgiler' bölümünde ayceNuR tarafından paylaşıldı.

  1. ayceNuR

    ayceNuR Üye

    Katılım:
    21 Ekim 2010
    Mesajlar:
    701
    Beğenileri:
    867
    Ödül Puanları:
    0

    Hayvanlar, nefisleri olmakla beraber akılları olmadığı için imtihana tabi tutulmamışlardır. Çünkü, imtihanın temel şartı, -kötü ve iyilik gibi- zıt kutupların çarpışması esnasında özgür iradenin devreye girerek bir tarafı tercih etmekten ibarettir. Bu zıt kutupların aktörleri ise, nefis ve akıldır. Hayvanlarda akıl, meleklerde ise nefis olmadığı için imtihan dışı bırakılmışlardır.

    Melekler şuurlu olduğu için cennete gidip cennet ehline hizmet edecek ve yine şuurlarıyla Allah’a tespih etmeye devam edeceklerdir. Meleklerin bir kısmı cennette olduğu gibi, zebaniler gibi bir kısmı da -yapıları itibariyle hiçbir sıkıtı duymadan- cehennem hapsinin gardiyanlığını yapacaklardır.

    Hayvanların şuuru olmadığından cennette yapacakları bir görevleri yoktur. Cehenneme gitmeleri halinde -yapıları itibariyle- sıkıntı çekmeleri kaçınılmaz olduğundan oraya gitmeleri de ilahî rahmete uygun düşmez. Bir tek çaresi kalır ki, o da yaratıldıkları toprak anaya tekrar dönüş yapmalarıdır.

    Bununla beraber, hayvanların da ruhları yok olmayacak, her bir türün ruhları belli bir hayvan bedeninde saklanarak cennete yerleştirilecektir.

    Rivayetlere göre, Hz. Salih (as)’in devesi, Hz. Süleyman (as)’ın hüdhüdü, karıncası, Ashab-ı Kehfin köpeği gibi bazı hayvanlar cennete gireceklerdir. Herhalde onların da yolu sırat köprüsünden geçer.

    Bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

    “Kurbanlarınızı sağlam, güçlü olanlardan seçin, çünkü onlar sırat köprüsünde sizin bineklerinizdir."(Kenzu’l-ummal, h. No: 12177).
    Bediüzzaman’ın açıklamaları da bu konuya ışık tutmaktadır:

    “Hayvanların ruhları bâki kalacağını ve hüdhüd-ü Süleymanî (a.s.) ve Neml'i ve Nâka-i Salih (a.s.) ve kelb-i Ashâb-ı Kehf gibi bazı efrad-ı mahsusa hem ruhu, hem cesediyle bâki âleme gideceği ve her bir nev'in, ara sıra istimâl için cesedi bulunacağı, rivâyet-i sahihadan anlaşılmakla beraber; hem hikmet ve hakikat, hem rahmet ve rubûbiyet öyle iktiza eder.”
    (bk. Şualar, Üçüncü Şua).

Sayfayı Paylaş