konu anlatım

Konu 'Biyoloji 9. Sınıf' bölümünde esmer meleq tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. esmer meleq

    esmer meleq Üye

    Katılım:
    2 Ocak 2010
    Mesajlar:
    5
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    1. canlıların ortak özellikler
    2. canlıların temel bileşenleri
    3. hücre

    konuları anlatımı lazım acillll
  2. Cixx

    Cixx Üye

    Katılım:
    16 Kasım 2009
    Mesajlar:
    1.023
    Beğenileri:
    314
    Ödül Puanları:
    0
    CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ
    Dünya üzerinde yaşayan canlılar, bitkiler ve hayvanlar olmak üzere iki kısımda incelenebilir. Bu canlı organizmaların temel bir takım ortak özellikleri bulunmaktadır. 1. Hücre yapısı: Bütün canlılar hücre ya da hücrelerden oluşmuştur. Hücre organizmanın temel birimidir. Hücrede geçen bir takım olaylar canlılığın dev***** izin verir. 2. Beslenme: Canlılar yaşam faaliyetlerini gerçekleştirebilmeleri için dış ortamdan besin olmak zorundadırlar. Hayvansal organizmalar besinlerini dış ortam hazır olarak alırken, bitkiler kendi besinlerini kendileri sentezler. 3. Hareket: Canlılar dış ortamdan gelen uyaranlara karşı tepki gösterirler. Dış ortamdan gelen uyartılar ışık, ısı v.s olabilir. 4. Büyüme: Canlılarda hücre bölünmesi ile hücre sayısı artar. Buna bağlı olarak organizma büyüme eğilimine girer. Organizmaya alınan besinlerin büyük bir kısmı bu amaç için kullanılır. 5. Üreme: Canlılar kendi nesillerini devam ettirebilmek için ürerler. Eşeysiz ve eşeyli üreme olmak üzere iki tip üreme canlılarda görülür. 6. Solunum: Canlıların yapılarına almış oldukları besinleri hücre organ ellerinde oksijenli ya da oksijensiz bir şekilde yakarak enerji üretmeleri olayıdır. Oksijenli solunum olayı özetlenecek olursa; Enzim Besin+Oksijen ———>Su+Karbondioksit+ Enerji şeklinde gerçekleşmektedir.
    esmer meleq bunu beğendi.
  3. Cixx

    Cixx Üye

    Katılım:
    16 Kasım 2009
    Mesajlar:
    1.023
    Beğenileri:
    314
    Ödül Puanları:
    0
    CANLıLARıN TEMEL BILEŞENLERI

    İnorganik Moleküller


    Organik Moleküller

    Su, asit, baz, tuz ve minareller

    Karbonhidratlar, yağlar, proteinler, enzimler, vitaminler ve nükleik asitler

    CANLILARDAKİ İNORGANİK BİLEŞİKLER:İnorganik bileşikler canlılar tarafından sentezlenemeyip dışarıdan hazır olarak bulunan maddelerden alınan bileşiklerdir. Canlılar mineral, su, karbondioksit gibi inorganik bileşikleri dışarıdan almak zorundadır.

    SU: Canlılar için çok önemli bir moleküldür hücrelerin hayatsal faaliyetlerini sürdürebilmesinde önemi büyüktür. Bir insanın günlük su gereksinimi 1.5lt ile 2.5lt arasıdır. Canlıların %65 ile %95′i sudur. İnsanda ortalama %65, tohumlarda %5 ile %15 arası, su bitkilerinde ise %98′e kadar çıkar. İnsan yaşlandıkça vücuttaki su miktarı azalır.

    Su yeşil bitkilerde fotosentez olayı için gereklidir.

    6H2O + 6CO2 C6H12O6 + 6O2

    Yeşil bitkiler suyla karbondioksiti birleştirerek besin ve oksijen üretirler.

    SUYUN GÖREVLERİ:1)Kimyasal tepkimelerin hücrede gerçekleşmesi için gerekli bir çözücüdür.

    2)Besinlerin sindirimini sağlar(hidroliz).

    3)Maddelerin taşınmasında önemlidir.

    4)Zaralı atıkların seyreltilmesi ve vücuttan atılmasını sağlar.

    5)Vücut ısısını düşürür.

    6)Fotosentezde kullanılır.

    ASİTLER: Su içinde çözündüğü zaman H iyonu veren bütün maddelere asit denir. Asitlerin iki ayıracı vardır;

    fenol kırmızısı ® sarı, mavi turnusol ® kırmızı yaparlar.

    BAZLAR: Su içinde çözündüğü zaman OH iyonu veren bütün maddelere baz denir. Bazların ayıracı,

    kırmızı turnusol ® kırmızı yaparlar.

    ASİT-BAZ DENGESİ: Asit baz dengesi ortamın H iyonu yoğunluğunun negatif logaritması asitliğin, OH iyonunun negatif logaritması bazikliğin derecesini verir. Bu değer pH ile gösterilir. PH 7 nötr, pH 7-0 arası asitlik, pH7-14 arası bazik özellik artar.

    PH değeri organizma için çok önemlidir. Biyokimyasal tepkimelerin gerçekleşmesi için pH değerinin belirli bir değerde sabit kalması gerekir. Ör: insan kanının pH’ı 7.4 tür fakat bu değer 7 veya 7.8 e çıkarsa insan ölür.

    TUZLAR: Asitlerle bazlar karıştırıldığında asidin H iyonu bazın OH iyonu ile birleşerek tuz oluşturur ve su açığa çıkar.

    Ör:

    Hücrenin içinde ve hücreler arası sıvıda çeşitli minarel tuzları vardır. Bunlar hayatsal faaliyetlerin gerçekleşmesinde önemli rol oynar.

    MİNARELLER:Mineraller hücrede protein, yağ, karbonhidrat gibi organik moleküllere bağlı oldukları gibi tuz halinde serbest olarak bulunabilirler. Ayrıca enzim hormon vitaminlerin yapısınada katılırlar.

    MİNERALLERİN GÖREVLERİ:

    KANIN OSMOTİK BASINCINI AYARLAR

    kas kasılmalarında etkilidir.

    Sinirsel uyartıların iletilmesinde rol oynarlar.

    enzimlerin yapısına katılarak katalizör görevi yapar.

    VÜCUDUMUZDA BULUNAN ÖNEMLİ MİNERALLER

    Kalsiyum(Ca):

    vücutta en fazla bulunan mineraldir. Fosforla birlikte kemik ve dişlerin yapısına katılır.

    kasların kasılmasında etkilidir.

    sinirsel uyartıların iletilmesinde rol oynar.

    kanın pıhtılaşması için gereklidir.

    enzimlerin etkisini arttırır.

    Süt ve süt ürünlerinde ve koyu yapraklı yeşil bitkilerde bulunur. Besinlerle aldığımız vücutta emilebilmesi için D vit***** gereklidir. D vit***** yetersizliğinde çocuklarda raşitizm yetişkinlerde ide osteomalizm hastalıkları görülür.

    FOSFOR(P):

    Vücutta en bol bulunan minerallerle birlikte kemik ve dişlerin yapısına katılır.

    nükleik asitlerin yapısını oluşturur.

    Yağ protein karbonhidrat gibi moleküllerin yapısına katılır.

    SODYUM VE KLOR (Na/Cl) :

    Hücre içi ve dışı sıvılarda bulunurlar.

    dokularda suyu tutarak vücudun su dengesini sağlar.

    kas kasılmasında etkilidir.

    sinirsel uyartıların iletilmesinde rol oynar.

    POTASYUM (K) :

    Sodyumla birlikte vücut sıvılarında bulunur ve hücrelerin çalışmasını kontrol eder.

    Hücreler arası sıvı ile hücre sıvısı arasında potasyum oranı vardır. Bu sayede sinirsel uyartıların iletimi, aktif taşıma gibi birçok hayatsal faaliyet meydana gelir.

    DEMİR (Fe) :

    Kan dokuda bulunan alyuvar hücrelerindeki hemoglobinin yapısına katılır.

    demir yetersizliğinde hemoglobin yapılamayacağı için anemi denilen hastalık görülür.

    Kas proteinlerinin yapısında bulunur.

    Karaciğer, dalak, kırmızı kemik iliğinde bol bulunur.

    İYOT (I) :

    Tiroid bezinin salgısı olan tiroksin hormonunun yapısına katılır.

    tiroksin hormonunun az salgılanması tiroid bezinin büyümesine sebep olur bu hastalığa basit guatr denir.

    Karalahanayı çok tüketen insanlarda tiroid bezi iyot bağlayamadığından guatr hastalığı çok görülür. Ayrıca içme suları ve sofra tuzlarındaki iyot eksikliğide guatra sebep olur.

    MAGNEZYUM (Mg) : Kemik ve dişlerin yapısında bulunur.

    FLOR (F) : Dişlerin yapısında bulunur, azlığında diş çürümesi çokluğunda diş sararması görülür.

    BAKIR (Cu) : Enzimlerin yapısını oluşturur.

    SÜLFAT (SO4) : Kas proteinlerinin yapısına katılır.

    CANLILARDAKİ ORGANİK BİLEŞİKLER

    ADI

    ASIL GÖREVİ

    YAPISINDAKİ ELEMENTLER

    Karbonhidrat

    Enerji verici

    C, H, O

    Yağ

    Yedek enerji

    C, H, O

    Protein

    Yapı maddesi

    C, H, O, N

    Enzimler

    Düzenleyici

    C, H, O, N + Vitamin,Mineral

    Vitaminler

    Düzenleyici

    C, H, O, N, S,…

    Nükleik Asitler

    Yönetici

    C, H, O, N, P, …

    Bu tablodaki ilk üç organik bileşik enerji kaynağıdır.

    ENERJİ VERİŞ SIRASINA GÖRE: Karbonhidrat > yağ > protein

    ENERJİ TAŞIMA KAPASİTESİNE GÖRE: yağ > protein > karbonhidrat

    YAPI MADDESİ OLUŞLARINA GÖRE: protein > yağ > karbonhidrat

    KARBONHİDRATLAR

    Karbonhidratlar

    MONOSAKKARİTLER

    DİSAKKARİTLER

    POLİSAKKARİTLER

    3C®Trioz

    4C®Tetroz

    5C®Pentoz

    6C®Heksoz

    Monosakkarit+Monosakkarit®Disakkarit

    + ®

    nGlikoz ® Polisakkarit + (n-1)su

    + + ®

    MONOSAKKARİTLER: Monosakkaritlerin başlıcaları;

    5C ® Pentoz 6C ® Heksoz

    Riboz Deoksiriboz Glikoz Fruktoz Galaktoz

    (Kan Şekeri ve (Meyve ve (Sütte Bulunur) Üzüm Şekeri) Bal Şekeri)

    MONOSAKKARİTLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ:

    Suda çözünürler.

    Tatlı oldukları için basit şekerler de denir.

    Daha küçük yapı birimlerine parçalamazlar(Hücre zarından kolay geçerler).

    Karbon sayısı 3-8 arası değişir. Biyolojik önemi olanlar pentoz ve heksozdur.

    DİSAKKARİTLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ:

    İki monosakkaritten oluştukları için çift şekerler de denir.

    İki monosakkarit birleşirken aralarında kurulan bağa glikozit bağ, bu olaya glikozitleşme denir.

    İnsan ve hayvanların besin olarak aldıkları disakkaritler monosakkarite dönüştükten sonra hücre zarından geçebilir.

    Biyolojik önemi olan disakkaritler maltoz, sükroz ve laktozdur.

    POLİSAKKARİTLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ:

    Kompleks şekerlerdir.

    Çok sayıda monosakkaritin dehidrasyonu ile oluşur.

    Yapı birimi glikozdur. Glikoz moleküllerinin farklı şekillerde bağlanmasıyla değişik polisakkaritler oluşur.

    Canlılarda bulunan önemli polisakkaritler nişasta, glikojen, selüloz ve kitindir.

    nGlikoz ® Nişasta + (n-1)Su

    nGlikoz ® Glikojen + (n-1)Su

    nGlikoz ® Selüloz + (n-1)Su

    nGlikoz ® Kitin + (n-1)Su

    NİŞASTA: Bitkisel depo maddesidir. Çok sayıda glikoz molekülünün dehidrasyonuyla oluşur. Bitkilerde fotosentezle üretilen glikoz nişastaya dönüştürülerek kök, gövde, tohum, meyve gibi kısımlarda depolanır. Besinlerle alınan nişasta sindirim sisteminde hidrolize uğratılarak glikoza dönüştürülür ve hücre zarından geçebilir. Ayıracı ise iyottur.

    GLİKOJEN: Hayvansal depo maddesidir. Çok sayıda glikozun karaciğer ve kas hücrelerinde depo edilmiş halidir. Kanda glikoz oranı düştüğü zaman karaciğerdeki glikojen glikoza dönüştürülerek kana verilir. Hayvansal nişasta olarakta adlandırılabilir.

    SELÜLOZ: Bitkisel yapı maddesidir. Hücre çeperinin yapısını oluşturur. İnsanlar selülozdan enerji sağlayamazlar çünkü selülozu parçalayan enzim yoktur. Otçul hayvanlarda sindirim sisteminde bulunan bakteriler selüloz enzimi taşıdıklarından bu canlılar selülozu enerjiye çevirebilirler. Çok sayıda glikoz molekülünün birbirine ters dönerek bağlanmasıyla oluşur.

    KİTİN: Yapısı selüloza benzer. Omurgasız hayvanlarda iskeleti oluşturur. Örneğin böceklerde dış iskeleti oluşturur.
    tAtLı Kıss... bunu beğendi.
  4. Cixx

    Cixx Üye

    Katılım:
    16 Kasım 2009
    Mesajlar:
    1.023
    Beğenileri:
    314
    Ödül Puanları:
    0
    [​IMG]
    EN KÜÇÜK CANLI: HÜCRE

    Vücudumuzun her noktasında küçük, ama küçük olduğu kadar da karmaşık bir hayat hüküm sürer. İnsanın herhangi bir organının derinliklerini mikroskop altında incelediğimizde, orada o organı oluşturmak üzere biraraya gelmiş ve her an faaliyet içinde olan milyonlarca minik canlının yaşadığını görürüz. Yalnızca insan değil, bütün canlılar hücre denilen bu mikroskobik canlıların biraraya gelmesinden oluşurlar.

    Hücreler çekirdeksiz (prokaryot) ve çekirdekli (ökaryot) olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bakteriler çekirdeksiz tek hücreli canlılardır. İnsan ve hayvan hücreleri ile bitki hücreleri çekirdekli hücrelerden oluşur ancak yapı olarak birbirlerinden farklıdırlar. Bitki hücreleri içerdikleri kloroplastlar sayesinde güneş ışığını kullanarak insanlar ve hayvanlar için besin ve oksijen üretirler. Bu broşürde genel olarak insan hücreleri üzerinde durulmuş aynı zamanda yer yer bitki hücrelerine de değinilmiştir.

    İnsan vücudunda 100 trilyondan fazla hücre bulunur. Bu hücrelerden bazıları o kadar küçüktür ki bunların bir milyon tanesi biraraya gelse ancak bir iğne ucu kadar yer kaplar. Ancak, bu küçüklüğüne rağmen hücre, bilim dünyasının ortak kanaatiyle, insanoğlunun bugüne kadar karşılaştığı en kompleks yapı ünvanını korumaktadır. Halen keşfedilmemiş pek çok sırrı içinde barındırmayı sürdüren hücre, evrim teorisinin de en büyük açmazlarından birini oluşturur. Nitekim ünlü Rus evrimcisi A. I. Oparin gözardı edilemeyen bu gerçeği şöyle ifade eder: "Maalesef hücrenin meydana gelişi evrim teorisinin bütününü içine alan en karanlık noktayı teşkil etmektedir."1

    Bu konudaki diğer bir itiraf ise, Johannes Gutenburg Üniversitesi Biyokimye Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Klaus Dose'ye aittir. Dose, canlı hücrenin oluşumu ile ilgili; "Yoğun çabalara rağmen son 30 yıldan bu yana canlı hücrelerin oluşumunu açıklayabilecek herhangi bir buluş yapılamadı."2 diyerek, evrimin canlılığın kökenine bir açıklama getiremediğini itiraf etmektedir.

    Bu itiraftan, evrimin önünün daha ilk aşamada tıkandığı ve daha fazla ileri gitme şansının kalmadığı rahatlıkla anlaşılmaktadır. Zira, bilindiği gibi canlı vücudunun başlıca yapıtaşı hücredir. Dolayısıyla, henüz hücrenin hatta hücreyi meydana getiren proteinler ve proteinleri meydana getiren amino asitlerin meydana gelişini bile açıklayamayan bir teorinin, dünya üzerindeki canlıların ortaya çıkışı hakkında bir açıklama getirmesi mümkün değildir.

    [​IMG]
    Aksine, hücre, insanın "yaratılmış" olduğunun en göz kamaştırıcı ****llerinden birini oluşturmaktadır.

    Hücrenin yaşamını sürdürebilmesi için, hayati işlevlere sahip bütün temel parçacıklarının birarada bulunmaları gereklidir. Yani hücrenin sözde evrimsel bir süreç sonucu meydana geldiğini iddia eden bir kişi, aslında hücrenin milyonlarca parçasının aynı anda ve aynı yerde tesadüfen var olduğunu iddia ediyor demektir. Üstelik tüm bu parçaları yine aynı anda belli bir düzen ve plan içinde biraraya gelmiş olmaları gerekmektedir. Böyle bir olayın tesadüfen gerçekleşebilmesi ise kuşkusuz imkansızdır. Dolayısıyla hücre gibi bir yapının varlığı, "yaratılış"ın apaçık bir ****lidir.

    Bir benzetme yaparsak, hücrenin, evrimin iddia ettiği gibi rastlantılar sonucu meydana gelebilmesi, basım evindeki bir patlamayla şans eseri bir ansiklopedinin basılıvermiş olmasından daha düşük bir ihtimale sahiptir. Başka bir deyişle, canlılığın tesadüfen meydana gelmiş olması ihtimal dışıdır.

    Buna rağmen evrimciler, hala, ilkel dünya şartları gibi, olabilecek en kontrolsüz ortamda canlılığın rastlantılarla ortaya çıktığını iddia edebilmektedirler. Oysa bu, hiçbir zaman bilimsel verilerle uyuşmayan bir iddiadır. Ayrıca en basit ihtimal hesapları bile, değil canlı bir hücrenin, o hücredeki milyonlarca proteinden tek bir tanesinin bile tesadüfen oluşamayacağını matematiksel olarak kanıtlamıştır. Bu da evrim teorisinin akıl ve mantıktan çok hayal, fantazi ve yakıştırmalar üzerine kurulu bir senaryolar yığını olduğunu göstermektedir.

    İnsanın hayatının devamlılığı, kendisini meydana getiren bu hücrelerin hem kendi içlerinde hem de birbirleri arasında uyum içinde çalışmaları sayesinde olur. Hücre, diğer hücrelerle uyum içinde çalışırken, kendi yaşamını da büyük bir düzen ve hassas bir denge içerisinde sürdürür. Bu düzenini devam ettirmek, iç dengesini korumak için ihtiyacı olan birçok maddeyi, enerjisi de dahil olmak üzere bizzat kendisi tesbit eder ve üretir. Kendi karşılayamadığı ihtiyaçlarını ise dışardan büyük bir titizlikle seçip alır. Öyle seçicidir ki, dış ortamda başıboş dolaşan maddelerden bir tanesi bile hücrenin izni olmadan şans eseri onun kapılarından içeri giremez. Hücrenin içinde lüzumsuz, amaçsız tek bir molekül bile bulunmaz. Hücre dışına çıkışlar da aynı şekilde hassas kontroller, sıkı denetimler sonucunda gerçekleşir.

    Tüm bunlarla birlikte hücre, her türlü dış tehdit ve saldırıya karşı kendini koruyacak bir savunma sistemine de sahiptir. Dahası, içerdiği bunca yapı ve sisteme, içinde süregiden sayısız faaliyete rağmen, ortalama bir hücrenin büyüklüğü modern bir şehir gibi kilometrelerce kare değil, yalnızca milimetrenin 100'de biri kadardır.

    İşte bu dünyadaki en küçük canlının burada kısaca birkaçını saydığımız işlevlerinden herbiri, kitabın devamında da inceleyeceğimiz gibi, başlıbaşına, inanılması güç birer mucize niteliğindedir.
    suskunperi bunu beğendi.
  5. esmer meleq

    esmer meleq Üye

    Katılım:
    2 Ocak 2010
    Mesajlar:
    5
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    :):174:teşekkür ederim:):174:
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş