korku ütopyası örnekleri

Konu 'Felsefe' bölümünde 57faruk57 tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. 57faruk57

    57faruk57 Üye

    Katılım:
    2 Kasım 2008
    Mesajlar:
    27
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    merhaba arkadaşlar korku ütopyası yazmam gerekiyor ama nasıl yazılacağını bilmiyorum eyer elinizde hazır korku ütopyası yazılmış varsa örnek olarak atarmısınız yada yardımcı olurmusunuz?
  2. hilly

    hilly Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    15 Şubat 2009
    Mesajlar:
    1.548
    Beğenileri:
    1.711
    Ödül Puanları:
    113
    Hiç bir yerinde taştan ya da betondan duvar bulunmayan bu mükemmel yer, tamamen camla kapalıydı. Tamamen şeffaf olan bu yapının aynı kendi hayatları kadar bilinir olduğunun farkına varan ASTR38, en aşağı 300 masaya sahip Güney yakası 5. Kafenin yavaş yavaş boşalmasını seyrediyordu. Burada tek başına kalması hayat puanının azalmasına neden olabilirdi… Fakat onu burada hayatının %2’si pahasına tutan şey az sonra gelecekti.
    Kimseye bahsetmediği farklı bir tutkusu vardı. Adının EUFR22 olduğunu öğrenmişti, o kadar. Sorgulamaktan haberleri olmayan bir çok kimseye onun adını sorduğunda, kimse de “Adını niye soruyorsun” dememişti ve bu iyiydi. Kötü olan ise ASTR38’nin kendilerinden farklı olan bu cins insanla ilgilenen bir hemcinsini görmemiş olmasıydı. Kendisi gibi düşünen başkasını görmemiş olduğunu düşünürken, giriş kapısının açıldığını gördü. Yine Yelkovan aynı yerdeyken o da aynı yerdeydi. Zarif hareketleriyle içeri girdi ve sadece etrafına bakındı. Kartını kafe görevlisine verip bir kahve istedi. İlk defa görmüş gibi baktığı Güney Yakası 5. Kafenin şeffaf duvarlarından giren ışık, bir deniz fenerinden çıkarcasına ASTR’ye vururken, ASTR de “Ne kadar güzel gözleri var” diye geçirdi içinden. Onunla bir kelime konuşup konuşmamak konusunda yine kararsız kaldı ki vakti bitmişti. Kolundaki saat hafif hafif ötmeye başlamıştı. Kapıya doğru yürüdü. Giderken arkasına bire daha göz attı, ve EUFR’ye ertesi gün aynı saate kadar görüşmemek üzere sessizce veda etti. Cam kapıya yaklaşıp kartını otomatik cihazdan geçirdi ve sıradan “Hoşçakal ASTR38” yazısını izledi ekranda. Kapı açıldı. ASTR38 yola çıktı tekrar. İşine doğru adım adım gidiyordu. AMCA12-t ‘yi gördü ve bir selam verdi. Sokaklar işe giden veya işten çıkan insanlarla doluydu yine.

    ASTR38 İNÜM(İnsan üretme merkezi) güney şubesinde çalışıyordu. Yaptığı iş ise yeni doğan çocukların adını ve adresini, ileride çalışması muhtemel işyerlerini bilgisayara kaydetmekti. Yine asansöre bindi. Asansör görevlisi AFSO11 kendisini karşıladı. 214’e çıktı, odasına girdi. Kağıtlar birikmişti. Yine bir dişi olan AMMX45’e selam verdi. Oturdu ve yeni doğan çocukların kaydını tek tek geçirmeye başladı.

    Elindeki kağıtlarda çocukların adı, üretilme tarihi ve ileride çalışması muhtemel iş yerleri yazıyordu. Mesleği şimdiden belliydi. Yaklaşık iki yüz çocuğun kaydını Küresel Dünya internet ağına kaydetti. Yalnız bu işi yaparken beynini sürekli kurcalayan günlük sıkıntılar beliriveriyordu. Her gün düşünmekten ve cevap bulamamaktan bıktığı sorular yine onu tırmalıyordu. Dünyadaki bütün insanların olduğu gibi bu çocukların da adları belli başlı kelimelerle başlıyordu. Bunun bir anlamı var mıydı bilmiyordu ama sebebini merak ediyordu. Çocukların adının ilk iki harfi ya AM, ya AS, ya EU, ya AF, ya da AU idi. Daha sonra da bir çok insanda aynı olan farklı iki harf geliyordu. Mesela EUFR. FR harfleri diğer kalıpların yanına gelmiyordu. Acaba bunlar bir şey ifade ediyor muydu?

    Şimdi önünde bir başka EUFR vardı. Tabi yanındaki rakamlar başkaydı. Acaba kaç tane EUFR vardı? Acaba hepsi 22 kadar güzel miydi?
  3. hilly

    hilly Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    15 Şubat 2009
    Mesajlar:
    1.548
    Beğenileri:
    1.711
    Ödül Puanları:
    113
    Korku Ütopyası

    Yani bir kez daha mızıkçılık yaptı hayat

    Herşey giyotin tadında bugün

    Hiçbir şeyin değeri kalmadı

    Beklemek ve ölmek sırası şimdi

    Tüm damarlarında hissetmek yok oluşu

    Sanma ki matemler yaşatacak

    Diri tutacak seni

    Bir süre adın yaşatacak dimağlarda

    Bir yüzyıl sonraki torununa sor kendini

    Ne ifade ediyordun ona

    Bin yıl sonra sonra hiç olmadın zaten

    Üzerinde bin katlı bir binanın ağırlığı

    Yaşadım sandığın

    Bir kandırmacaymış meğer

    Sunakta kanı akan sendin unutma

    Bir doğa kanunu yerine geldi

    Bir adak gibi adandın Tanrı’ya

    Çok basit bir denklemmiş

    Doğmak,büyümek ve ölmek

    Tarihten önce ne ise ölüm

    Şimdi de o…

    Bir anlamı olmalıydı halbuki

    Aşkın,sevişmenin ve ölmenin de.

    Nerede aramalı peki

    Manastıra kapanan rahipte mi yanıtlar?

    Koyu sakalların içinde bitlenen fikirlerde mi?

    Tanrı tanımaz bir filozof mu verecek yanıtları?

    O ne kadar rahatlatabildi ki kendini…

    Aşk,kadın ve şarap diyen Ömer Hayyam mı yoksa?

    Nereden gelen ve nereye gidensin?

    “Yol yolcusuna kıymaz” derler.

    Ama bu yol kıydı tüm yolcularına
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş