Kur’an’ın benzeri neden yazılamaz?

Konu 'Dini Bilgiler' bölümünde Lethe tarafından paylaşıldı.

  1. Lethe

    Lethe Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Nisan 2010
    Mesajlar:
    8.551
    Beğenileri:
    8.201
    Ödül Puanları:
    113

    [​IMG]

    Kur’an’a gönül vermiş, onu gerçekten anlamaya çalışan ve bunu nispeten başaran kişiler, eğer modern bilimlere de biraz ilgi duyuyorlarsa Ezelî Kelam’ın benzerinin niçin yazılamayacağını hakka’l-yakin olarak anlarlar.

    Alimlerimiz, Efendimiz’in en büyük mucizesi olarak Kur’an-ı Kerim’i kabul ederler. O’nun (sallallahu aleyhi ve selem) o kadar büyük mucizeleri (kocaman bir gezegeni, yani Ay’ı ikiye bölmesi, insanların gözleri önünde parmaklarından sular akıtması, beş-on kişilik bir yemeğin binlerce kişiyi doyurması gibi) varken acaba neden Kur’an, O zâtın en büyük mucizesi sayılmıştır? Size de ilgi çekici gelmiyor mu? Hem hep söylenegelen ve ayetlerde de geçen, Kur’an’ın bir benzerini yazmak niçin imkânsızdır? Sonuçta insanların konuştuğu harf ve kelimelerden müteşekkil bir kitabın benzerini yazmak niçin mümkün olmasın ki?

    Kur’an’da Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “Yoksa onu (Muhammed kendisi) uydurdu mu diyorlar? De ki: ‘Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun benzeri bir sûre getirin ve Allah’tan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın.’” (Yunus, 10/38) Bu ayetin açıklamasında âlimlerimiz iki görüşe ayrılmışlar. Bunlardan birinci grup; Kur’an’ın bir benzerinin yazılmasının imkânsız olduğu, en büyük edebiyatçıların bile bir araya gelse benzerini yazamayacakları görüşündedir. İkinci grup ise; onun benzerini yazmanın mümkün olduğunu ancak Cenab-ı Hakk’ın buna izin vermediğini düşünürler. Kur’an’ın nüzulünün üzerinden 14 asır geçmiş, onun hakkında yeni yeni bilgi ve keşifler ortaya çıkmışken, hâlâ eski dönem âlimlerin sözlerine sığınmanın kolaya kaçmak olduğu kanaatindeyiz. Elbette ki onlara saygımız sonsuz, ancak bir de günümüz bilgi ve tecrübesi açısından Kur’an’ın bir benzerinin yazılıp yazılamayacağını ele almamız gerekir.

    Kur’an’a yüzeysel bakan, onun manasını kavramak şöyle dursun, mealini bile doğru düzgün okumayan bir insan için Kur’an’ın benzerinin yazılması konusu sanırım havada kalacak bir tartışmadır. Yüce Beyan’ı az biraz anlayanlar ise belki etraflarından duydukları kadarıyla onun bir benzerinin getirilemeyeceğini hararetle savunabilirler. Ne var ki Kur’an’a gönül vermiş, onu gerçekten anlamaya çalışan ve bunu nispeten başaran kişilere gelince bunlar, eğer modern bilimlere de biraz ilgi duyuyorlarsa Ezelî Kelam’ın benzerinin niçin yazılamayacağını hakka’l-yakin olarak anlarlar.

    Müşrikler Savaşı Tercih Etmişti

    Bu konuda mantıkî olarak şöyle bir delil ortaya konabilir. Kur’an’ın eğer benzeri yazılabilseydi -ki Cenab-ı Hak, müşriklere bu konuda meydan okumuştur- emin olun o müşrikler, Efendimiz’le (sallallahu aleyhi ve selem) savaşıp çarpışmak yerine oturur O’nun bir benzerini ortaya koyarlardı. Bu sayede hem –hâşâ- Resûlullah’ın davasını iptal etmiş hem de kendi şereflerini artırmış olurlardı. Ne var ki o dönemde en mergub meta edebiyat ve söz söyleme olmasına rağmen, müşriklerden hiçbirisi çıkıp da Kur’an’a nazire yazamamıştır. Yazan birkaç kişi ise sadece alay konusu olmuş ve yazdıkları da Kur’an’ı taklitten öteye gidememiştir. O dönemi bırakın, aradan geçen 14 asra rağmen şu an İlahî Kelam’ın benzeri diye elimize ulaşan hiçbir şey yoktur. Sadece bu delil bile onun mucizevîliğini ortaya koymaya yeter aslında. Ancak biz biraz da günümüzde keşfedilen bilgiler ışığında meseleye yaklaşalım.

    Kur’an, bilindiği gibi 23 senede parça parça nazil olmuş bir kitaptır. O, binlerce hatta on binlerce insanın şahadetiyle, -çoğunluk itibarıyla- meydana gelen olaylara göre indirilmiştir. Bugüne kadar bunun tersini söyleyen kimse olmamıştır. Aksini söyleyen, yani Kur’an’ın bir bütün halinde Efendimiz’in yanında bulunduğunu ancak O’nun (sallallahu aleyhi ve selem), 23 senede bu ayetleri birer-ikişer insanlara bildirdiğini iddia eden bir kişiyle zaten konuşulacak bir şey yoktur. Böyle bir iddia diyalektiğe girdiği için bu kimseler karşısında sadece susulur. Acaba 23 senede parça parça inen bir kitapta birbirine zıt olabilecek bilgiler hiç mi olmaz? Veya bir insan düşünün ki 23 yıl boyunca yazı yazsın ve ne üslûbunda ne düşüncelerinde hiçbir değişiklik olmasın bu mümkün müdür? İşte Kur’an’ın benzerini yazmak isteyen insan, oturup bir seferde değil, tam 23 senede parça parça yazmalı ve ilk yazdığıyla son yazdığı arasında en ufak bir tenakuz olmamalı ki “O’nun benzerini yazdım.” diyebilsin.

    Ayrıca, günümüzde yapılan sayımlarla İlahî Beyan’ın farklı mucizevî bir yönü daha ortaya çıkmış durumda. Acaba Peygamberimiz, 23 sene boyunca –hâşâ- Kur’an’da ‘gün’ kelimesinin tam 365 kere geçmesi için çetele mi tutmuştu? Veya ‘yedi gök’ tabirinin tam 7 kere geçmesi, ‘ay’ kelimesinin 12 kere geçmesi, dünya ve ahiret kelimelerinin 115’er kere geçmesi, şeytan ve melek kelimelerinin 88’er kere, cennet ve cehennem kelimelerinin 77’şer kere geçmesi için... Velev ki tutmuş olsaydı, Ezelî Kelam’ın bu harika yönünü insanlara söylemez miydi? 23 senede inen bir kitapta bu aritmetiğin meydana gelmesini tesadüfe vermek imkânsızdır. İşte Kur’an-ı Kerim’in bir benzerini yazmaya çalışan insanlar onun bir de bu yönünü hesaba katmalılar
    Murat AKSOY bunu beğendi.
  2. Lethe

    Lethe Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Nisan 2010
    Mesajlar:
    8.551
    Beğenileri:
    8.201
    Ödül Puanları:
    113
    Tarihte nice hükümdarlar, nice krallar, nice devlet adamları gelmiş; her biri kendisine göre bir nizam ve kanun oluşturmaya çalışmıştır. Ama gelin görün ki günümüze kadar ilk günkü tazeliğiyle ulaşabilmiş bir tane hukuk sistemi göremeyiz.

    Kur’an’ın benzerinin neden yazılamayacağına dair maddeleri sıralamaya devam edelim: Kur’an öyle bir kitaptır ki içerisinde, o dönem insanlarının bilmesi imkânsız olan bir kısım bilgiler içermektedir. Öyle bir insan düşünün ki yaşadığı dönem itibarıyla içinde yaşadığı toplumun bilgi ve kültür seviyesi son derece geridir. Bırakın ilmî ve teknolojik birtakım bilgilere sahip olmasını, hayatını idare edecek seviyede doğru düzgün kural ve kaidelere bile sahip değildir. Bu bilgi ve kültür seviyesine sahip bir toplumun içinde yetişen ve başka hiçbir kültürden –kısa birkaç seyahatini hariç tutarsak- etkilenmeyen birisinden beklenecek şey, ancak o toplumun yansıması veya olsa olsa toplumun bir adım önünde yer alması olacaktır. Oysa Efendimiz’e ve Yüce Kitabımız’a baktığımızda, O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) bırakın o toplumun birkaç adım ilerisinde olmayı, belki o güne kadar geçen bütün insanlık tarihinin fersah fersah önünde yer aldığını görürüz. Kadınları insandan bile saymayıp kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeyi erdem gören, zinayı adeta meşru kabul eden, gücü yetenin daima güçsüzü ezdiği bir toplumun içinden çıkan bir insanda, son derece üstün niteliklere sahip bir kitabın olması, ancak onun Allah kelâmı olmasıyla açıklanabilir.

    Yaşanılan çağ ve çevre itibarıyla hukukun ne olduğu insanlar tarafından bilinmiyordu. Tek bir hukuk vardı o da her zaman güçlünün söylediğinin doğruluğu idi. Miras, ceza, aile, devletler ve idare hukuku gibi kavramlar Kur’an sayesinde toplumun gündemine girmiş ve gerçekten mucizevî bir şekilde 8-10 yıl içerisinde benimsenip tam manasıyla uygulanmaya başlanmıştı. Daha önce hukuk tahsili almamış bir insandan böylesine mükemmel bir hukuk sisteminin bir anda çıkıvermesinin ve belki daha da önemlisi, koyduğu kuralların on dört asır boyunca hâlâ geçerliliğini koruyor olmasının başka bir izahı olabilir mi sizce? Tarihte nice hükümdarlar, nice krallar, nice devlet adamları gelmiş; her biri kendisine göre bir nizam ve kanun oluşturmaya çalışmıştır. Ama gelin görün ki günümüze kadar ilk günkü tazeliğiyle ulaşabilmiş –Roma hukuku gibi köhnemiş sistemleri saymazsak- bir tane hukuk sistemi göremeyiz. Gelebilenler de belki elli defa değişime uğramış ve ilk günkü hallerinden bir şey kalmamıştır. Böyle bir sistemin ortaya konulması oturup düşünmekle veya okumakla olacak bir şey değildir. Eğer Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) velev ki okuma-yazma biliyor olsaydı –ki kaynaklar onun kat’î surette bilmediğini söylüyor- ve eline geçirdiği kitapları incelemiş olsaydı bile bu mükemmellikte bir hukuk sistemini ortaya koyabileceğini söylememiz çok zor olurdu. Böyle bir sistem ancak asırlar sonrasını da görüp bilmekle ortaya konabilir. Zira insanlık çok kısa bir süre içerisinde inanılmaz değişimlere maruz kalmaktadır.

    Kur’an’ın benzerinin yazılamaz olduğunu ispat eden bir diğer mesele de içinde yer alan, ancak günümüz ilminin gelişmesi neticesinde hakikati anlaşılabilen bilgilerdir. Bu bilgilerin en bariz olanı ise kıyametin kopacağı ile ilgili olanıdır. Ezelî Beyan, bir gün gelip bu sistemin mutlaka sona ereceğini belirtir: “Güneş dürüldüğü zaman. Yıldızlar bulanıp söndüğü zaman. Dağlar yürütüldüğü zaman.” (Tekvir, 81/1-3)

    Muhtelif ayetlerde hiç sönmeyeceğini zannettiğimiz güneşimiz ve onun gibi diğer yıldızların da sönüp, ışıklarını tamamen kaybedeceklerinden söz edilir. Bugün bilim adamları tarafından yapılan araştırmalar neticesinde her yıldızın bir ömrünün olduğu ve bu ömrü tamamlayan her yıldızın mutlaka ışığının gideceği tespit edilmiştir. Peki, 14 asır önce ortaya konulmuş kitapta böyle bir bilginin yer almasının açıklaması ne olabilir? O dönemde sanki Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), birtakım aletleri vasıtasıyla astronomik gözlemler mi yapmıştı da yıldızların gün gelip ışıklarını yitireceklerini bu sayede öğrenmişti? Haşa! Bir insan, eğer önyargılı olarak yaklaşmazsa Kur’an’ı incelediği zaman içinde öyle ayetler görecektir ki bunun ancak kâinatı yaratan Yüce Rabb’imiz tarafından indirilmiş bir kitap olabileceğini itiraf etmek zorunda kalacaktır.

    Yoksa günümüzde bir kısım talihsiz insanların söylediği gibi, ya uzaylı varlıkların Resûlullah’a yardım ettiğini veya geçmişte yaşamış –güya atlantis gibi- çok ileri bir medeniyetin bilgi kırıntıları olduğunu ya da Sümerlerin, aslında bütün kutsal kitaplara kaynaklık ettiğini iddia etmek gibi bir vartaya düşeceklerdir

    Dilerim okunur..

Sayfayı Paylaş