< Laηє†Li мєLєq > Yazı arvişi

Konu 'Alıntı Yazılar' bölümünde Moderatör Gül tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0

    nefret ediyorum sizden,
    bencilliğinizden sadece kendi menfaatine çalışan sinsi beyninizden,çıkarınıza göre kurduğunuz ilişkilerden,sadece size yararı olduğu için verdiğiniz yaralardan,herşeyde kendine bulup kopardığınız paylardan
    nefret ediyorum sizden,
    olmayan merhametinizden,var gibi rollerinizden,dışta sevgi içinizde nefret olan yalan benliklerinizden,omuzunuzda dökülen gözyaşlarını sevinç saymanızdan
    nefret ediyorum sizden,
    değişkenliğinizden,menfaatiniz uğruna düşmanınızı öldürüp diriltmenizden,sabah gülüp akşam sövmenizden,var olup yok olmanızdan
    nefret ediyorum sizden,
    sahte gülüşünüzden,içiniz orada öldürmek istesede dışınızda gözlerime gülen gözlerinizden,saklayabildiğinizi sandığınız sinsi bakışlarınızdan,ağzınızdaki yalan sevgi sözcüklerinden
    nefret ediyorum sizden *****liğinizden,
    5 kuruşa sattığınız onurunuzdan,olmayan şerefinizden namusunuzdan,düşman gibi arkamdan vuruşlarınızdan,
    nefret ediyorum
    ikiyüzlülüğünüzden,verip veriştirdiklerinizin karşınızdayken avucunu gıdıklamanızdan,bigün ona bigün buna hallerinizden
    nefret ediyorum
    **********,olmayan aklınızdan,muhalefet olmak için herşeye bahane bulan cahil kafanızdan,***** saçması hareketlerinizden,büyümeyen zihninizden,hafif meşrepliğe çalışan cin fikirlerinizden,sadece kadın kız olan aklınızdan,insanlık olmayan pis ruhunuzdan
    nefret ediyorum
    bencilliğinizden,değişkenliğinizden,olmayan merhametinizden,yalancı gülüşlerinizden,iki yüzlülüğünüzden,*****liğinizden günü gününü tutmayan saçmalıklarınızdan
    BUNLARA RAĞMEN SEVİLMENİZİ,KENDİNİZİ BİŞEY BİLİP GÜVENİNİZİ,VE SİZE RAĞMEN BUNLARI YAPAMAYAN BENİ TEBRİK EDİYORUM.
    Özlem bunu beğendi.
  2. [Pamuk Prenses]

    [Pamuk Prenses] Üye

    Katılım:
    25 Ocak 2010
    Mesajlar:
    70
    Beğenileri:
    27
    Ödül Puanları:
    0
    Süperdin Hayatım ;)



    olmayan aklınızdan,muhalefet olmak için herşeye bahane bulan cahil kafanızdan :)








  3. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    Sana hiçbir şey söylemek istemiyorum. Bütün sözcükler yetersiz.. Hiçbir şey yazmak istemiyorum. Engin denizlerde kulaç attığım, üstüme gökkuşağını kuşandığım bu aşk yalanmış. Şimdi karanlık sularda boğuluyorum. Gökyüzü kurşun gibi ağır. Ne yana dönsem yalan. Gülüşler yalan, vaatler yalan..İnsanlar yalan. Ben seni mi sevdim..Senin gözlerinle mi baktım dünyaya.. senin ellerinle mi çiçek derledim.. sevinçti, aşktı göğsüme bastım. Kocaman bir yalanı seninle mi yaşadım?

    Gözlerine baktığım zaman cennet bahçesine geçerdim.. Bir aldatmacaymış, kötü bir rüya.. Kötülüğün bile bir yüzü vardır, bir görünüşü.. ama en beteri buymuş.. bu aldatmaca. Bir masal olsaydın razıydım, bir şiir olsaydın, alır saklardım.Güzel bir yüz kalırdı senden geriye, hoş bir anı.. kimsenin dokunamıyacağı bir tarih. Ama hiçbir şey kalmadı.. Bir yokluğu varsaymışım. Bir HİÇ’e sarılmışım. Çölde serap bile değilsin. Serabın gizli ışığı vardır. Sen ışığı yutan karanlık.. bir kör kuyu.. Ben kör kuyularda kaynak suyu aramışım.

    Nasıl olsa biterdi bu aşk. Ama unutulmaz bir hatıra, gençliğin en güzel anısı olarak kalsaydı.. Sen hiçbir şeyin değerini bilmedin. Kökün çürük, yaprağın kül, meyvan zehirmiş. Ben seni aşkın yerine koymuş aldanmışım. Kabahat sende değil, ben insan tanımamışım.

    Sana karşı öfke duymuyorum, kırgın değilim, kızgın değilim.. Çünkü sen zaten yokmuşsun. Asıl kızılacak kişi benim.. Küçücük bir toz tanesini bir mücevher sanmışım. Senin ihanetin bana koymadı..Beni kahreden, beni yokeden, beni bin pişman eden tek şey.. bir aşk yaratmış tek başına yaşamışım. Sen zaten yokmuşsun ki.. senin neyine yanayım?
  4. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    Saat gecenin ikisini gösteriyor, ızdıraplıyım bu gece, bu gece karanlığa hüküm giydim.
    Bir zamanlar ne umutlarla dolaştım bu karanlıkta, bilmiyorum kaç hatıram oldu boş kaldırımlarla.
    Ah gülüm dalındaki taze gülüm senin hatıralarını kokluyorum şimdi bu loş karanlıkta ve boş kaldırımlarda.
    Nasıl oldu? Nasıl oldu da gidebildin? Nasıl terk edebildin beni. Hâlbuki seni nasıl sevdiğimi, senin için yüreğimin nasıl yandığını biliyordun.
    Ne sırça saraylar kurmuştum ikimiz için, ne köşkler yapmıştım bir bilsen. Nasıl da kaptırmışım kendimi aşkın kör yönüne, nasılda aldanmışım, nazlı gülüşüne, muhabbet dolu diline.
    Ben şimdi viraneyim, yıkıldı kurduğum sırça saraylar. Şimdi hayallerim yıkık
    Ben şimdi yanarken sevdama, sen pembe hayallerin, yeni sarayların peşindesin, bilmiyorum neden ihanet ettin? Neden çekip gittin?
    Rezil ****** ettin kendini, boş odama, aynama, karanlığa ve birde hayallerimin dünyasına rezil ettin kendini. Seni ne kadar çok sevdiğimi onlarda biliyordu. Kaç kez seni sevdiğimi haykırdım boş odama. Kaç kez aynanın karşısında saçlarımı bozup yeniden taradım senin için, kaç gece seninle yürüdüm karanlıkta ve hayallerimin dünyasında kaç kez seninle gezdiğimi bir bilsen.
    Şimdi yüzüm yerde, şimdi terk edişinin haklılığını anlatmaya çalışıyorum dostlarıma, bil ki bu gidiş senide yakacak bir gün, bir gün sende ağlayacaksın.
    Nasıl yaptın? Nasıl vurabildin beni ***** bir ihanet kurşunuyla halbu ki benim sevdam; ihanet kurşunuyla değil sevda kurşunuyla vurulmalıydı.
    Bu senin gidişin aşkın ihaneti değil, bu gidişe aşkın ihaneti diyemem aşk kutsaldır, o ihanet etmez, ihanet yüreksiz, ikiyüzlülerin işidir, ihanet insana mahsustur.
    Ve bil ki senin gibi yüreksiz insanlara inat Leyla ölmedi Mecnun da yaşıyor.
  5. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    Yine sessiz bir kış seheri, odamın perdeleri açık, kar usul usul yağıyor şehrime. Dört tane duvar , yaylı yatağım , yatağımın baş ucunda duran ahşap sehpa ve üzerindeki içi boş vazo; geçen sene vardı içinde bir şeyler ama zamana, birazda susuzluğa yenik düştüler. Kocaman dev blokları olan dillere destan bir konağın arkasına saklanmış küçük ,ahşap bir evdeyim işte. Kimim kimsem yok, annemi hiç görmedim , babam; bir yaz akşamıydı iyi hatırlıyorum , sofada oturmuş gümüş kabzalı tabancasını temizliyordu, ben yan odada elimi kafese daldırmış babamın kanaryasını tutmaya uğraşıyordum . Babam sinirli adamdı kızdığı zaman eline ne geçerse fırlatır, yeri göğü inletirdi, bana hiç kızmamıştı belki o silah patlamasaydı bir gün bana da sinirlenecek belki bir tokat patlatacaktı yanağıma . Silah sesini duydum öyle bir irkildim ki masadaki kafes yere yığılı verdi , bir an kuşun ****cesine çırpınışını gördüm, içim korkuyla dolmuştu hemen sofaya koştum babam yerde öylesine yatıyordu ki korkudan yaklaşamadım bile . küçük kanaryamda ölmüştü babam da, artık hiç kimsem yoktu. İlk başlarda böyle olmadığını sanıyordum baba tarafımdan akrabalarım vardı, iki üç yıl sonra kendimi sokaklarda buldum . Ne babam vardı ne de bir yakınım. Yirmilerimde bir kız sevdim! İşte şimdi bu küçük kasabadayım yalnızlığımda pek bir değişiklik yok ama biraz yaşlandık galiba gelecek ay elliyi devireceğim. Neyse ağır ağır çıkmak gerek rahat musalla taşından, eh şimdilik rahat tabi arkamıza cemaat gelirde Allahuekber denilince sırtımız ya rahatta olur yada azapta. Adamın çıkası da gelmiyor sıcacık yorganın altından, şimdi sen tut buz gibi havada kalk işe git olacak iş mi yahu! “Tak tak “ , ha! sen kimsin be seher bülbülü sabahın köründe? “geldim geldim” ses soluk yok gitti mi acaba? Ceketim nerede yahu bulamıyorum, hay aksi , yerlerde buz kesmiş .Eee neredesin seher bülbülü? Öyle geçerken ihtiyarı yatağından kaldırayım diye mi uğradın? Yoksa yuvanı mı şaşırdın?
    Buda nesi be eski toprak! Aman, aman şaka maka iyice yaşlandın eski toprak baksana yerden bir kağıdı bile alamıyorsun, tamamdır işte sabahları hep böyle olur cıvatalar soğuktan sıkılaşıyor eğilemiyorsun ,eğilirsen doğrulamıyorsun.
    “Sen benim kadar sevebilir misin? “ hah ha haaaa ne bu eski toprak? Bizim bilmediğimiz bir gizli hayranın mı var? Baksana sabahın altısında kapıya bırakılan pembe bir mektup hem isimsiz, hem aşklı meşkli. Neyse bu arada iliklerim dondu gir içeri ne demeye kapının önünde alık alık bekliyorsun sanki bırakan geri dönecekmiş gibi,! Şöyle sıcak bir çay iyi gider yediğimiz bu soğuğun üstüne, bu arada da şu alacalı bulacalı mektubu rahat rahat okuruz.
    Ohhh içim ısındı ciğerlerimiz cana geldi be eski toprak. Ne diyor bizim seher bülbülü bir bakalım. Hah tamam! Bohça sarar gibi sarmış mübarek kat kat, adam mektubu açarken yoruluyor inşallah içindekiler bizi bu kadar yormaz.

    “ Bu mektubu sana hem çok uzaklardan hem de çok yakınından yazıyorum sevdiğim!

    Hep birini sevmek istemiştim, yitikte olsa yalanda olsa , yanımda olmasa da sevmeyi ****cesine ve sen çıktın karşıma..
    Ben Leyla isem benim sevdiğim Mecnun olsun isterim , yan yana olmasak da , beden toprağa kavuşsa da ruhlarımız hiç ayrılmasın isterim. Sen böyle sevebilir misin? Ben severim diyorum kendi kendime en az ölüm kadar gerçek. Keşke şimdi yanımda olsaydın, ama yoksun! Olsun diyorum, ben seni öylesine sevmedim ki! Ben seni sıcak tenin içinde sevmedim , ben seni ruhunla sevdim. Ben seni! Ben seni zifiri bir karanlıkta sevdim .
    Sevdim mi acaba? Gerçek sevgi bu mu? İçimi cayır cayır yakan bu ateşin adı aşk mı? Yoksa ,yoksa her şeyin yapmacık olduğu şu küçücük dünyada daha da küçülen insanların adını aşk koydukları bir heyecan mı sadece? Eğer bu gerçek aşk değilse gerçeğini hayal bile etmek istemem. Şu an hissettiklerim bile beni ağır ağır boşluğa çekiyor bundan fazlasını ne hislerim ne yüreğim ne de ruhum kaldırır. Sadece bir tek cevap ver. Ben senin kalbinde hiç olmasam da artık sana sarılamasam da unutma ki bu ateş hiç sönmeyecek değil mi? Ta ki ruhum ölene dek. Sevda’nın adını anan tek bir yürek kalmasa da , tüm kalplere mühür vurulsa da , seven gönülleri kor ateşle dağlasalar da, benim kalbim seni anar , benim sevdam tüm mühürleri söker , ben de dağlanacak tam bin yürek var her biri Arş kadar.
    Tekrar soruyorum “Sen beni böyle sevebilir misin?”
    Dur ! sakın söyleme, ben duyamıyor olsam da , kim bilir belki karanlık kıskanır, belki yalnızlık çekemez sevdamızı. Belki de ışıklar küser gözlerime . Bir sel olur çağlar yüreğim aşkın yıkımında . Ne olur sarmaşıklar girmesin aramıza ; zehirli sarmaşıklar. Tut elimden ne olursun beni sensiz sadece sensiz bırakma. Bir gün olurda duyarsan çekildiğini bedenimin toprağa “gülmeyen bir yüzü vardı yazsınlar mezar taşıma”. Sonra gelip güldür beni bir tanem. Ay ışığında gel mezarıma , bir demet papatya bırak mezarımın başucuna, ellerini üstüme yığılı toprağa sok ve hisset hayattayken sana anlatamadıklarımı. Dedimya ben zifiri karanlıkta sevdim; kuşkusuz, amaçsız, ölesiye sevdim, tabi adı sevdaysa bu çilenin.
    Adına her ne diyorlarsa acı, ızdırap , keder tarifi her neyse bu duygunun ben kabulüm sen yanımdaysan.
    Şu içimden geçenlerin sadece birini tutup çıkarabilsem seni sana onunla anlatabilsem ne yazmaya kalem ne de satırlarıma kağıtlar yeterdi. Çünkü sen benim içimdesin ruhumun **** sarmaşığı!

    Seni seviyorum, seni seviyorum
    Öylesine değil , ölümüne, bir bulmacanın karelerinde yok olmacasına!
    Hatırlar mısın? hep seher bülbülüm derdin bana ben sana seni öldükten sonrada seveceğim derdim de sen hep gülerdin, hiç inanmazdın bana belki ben öyle hissederdim, sanki fersahlar vardı aramızda ben senin başucundayken. Hep boşluğa dalardı gözlerin sanki bir benim yanımdaydın bir boşluğun içindeki düşlerde. Bak işte aradan nice yıllar geçti ben toprak oldum sen Eski Toprak!
    Hani papatyalarımız vardı cam vazoda sakladığımız arada bir alıp seviyor sevmiyor oynadığımız papatyalar. Şimdi boş görüyorum vazoyu aşkımız soldu mu yoksa sevdiğim?
    Ben seni böyle sevdim, beşikten mezara kadar değil , ruhum yok olana kadar.
    Sen beni böyle sevebilir misin?
    Sensiz geçen her gün ufkuma göz yaşı yağıyor , ben zaten gözyaşı olmuşum! Hatıralarının sıcaklığı tüm ruhumu ısıtıyor aradan geçen onca yıla rağmen. Hatırlar mısın sevdiğim? Hani gözlerinde kendimi görmeye çalışırdım da sen hep ağlardın da puslu bir hayal olurdum gözlerinin içinde , ellerini tutarken, sana sarılırken yutkunurdun hep öyle ağlamaklı. Bugün ruhlar semada ölümle dans ediyorlar yırtık kefenlerinde. Bugün yıldızlar bizim için parlıyor farkında mısın?
    Senden ayrılmadan; yani seni terk etmeden önce saçlarından bir tutam aldım, şimdi avuçlarımın içindeler. Hani ben ölmüştüm de sen bana sarılıp ağlamıştın da ben kıpırdayamamıştım , usul usul gel kollarıma sevdiğim kainatı kıskandırmadan gel ben seni işte böyle sevdim!”

    “ Vakit geldi Eski Toprak!”
  6. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi.
    Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün...
    Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir.

    Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken...

    Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı?
    Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi..

    Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi?
    Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi?

    Gene ayni korkular, ayni endişeler...

    Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz?

    Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için..
    O değere sahipken de, yitirdiğimizde de..
    Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK..

    İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak..

    Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak,
    o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki?

    Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için.

    Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz..
    Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz.

    Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli,
    doğrularımız her zaman tek doğrudur.

    Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları...

    Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız?
    Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki?

    Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ?
    Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz.

    Sonuç YALNIZLIK .

    Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri,
    paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz
    değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar.

    O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz.

    Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi?
    Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku??

    Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır.

    Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen...
    Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki...

    Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır.
    Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur.
    Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın.
    Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin.
    Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar.

    Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var
    Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil
    Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü



    AYRILANLAR HALA SEVGILI..
  7. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    sen bilirmisin insan nasıl kendini unutur.nasıl haykırmak isterde sesi bogazında düğüm olur.konusmak istersin konusamazsın,kaçmak istersin kaçamazsın,hatta gözlerindeki yaslar bitmiştir,ağlayamazsın...
    sen bilirmisin benzine su bulanmıs bir insan titrek,cılız bir kibritin aleviyle nasıl tutusur nasıl sokaklara,evlere,hatta kendine bile sıgmaz olur.düşünmek istersin düşünemezsin,unutmak istersin unutamazsın...
    sen bilirmisin,nasıl bir örümcek kemirir durur beynini.Ey sevdiğim,bende bilmezdim bir zamanlar hatta düşünmezdim bile bu kadar acımasız değildir derdim insanlar.Ama oluyormus,ama öğretiliyormus insana.Yudum yudum ömründen çalıp,hayallerini,umutlarını,daha da ötesi kendini bile unutabiliyormus insan.
    Haykırıyor,isyan ediyorum bazen kendime ama elden ne gelir bütün dertler,acılar yine benimle.olsun diyorum varsın buda olsun alışırım diyorum,işte bu arada bir mermi daha vuruluyor beynime.olmuyormus güzelim,alışılmıyormus bu acıya.
    Acınında acısı vardır bende biliyorum.Ama kalbim kaldırmıyor artık,öylesine yorgun,öylesine gecmişim ki kendimden,artık insanlar bile vazgecer olmus benim bu halimden.zaman diyorum,ilaç diyorum,buda gecer diyorum.Ama itiraf edeyim mi sana

    buna artık bende İNANMIYORUM......
  8. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    suspus olmuş puslu bir istanbul'muydu yüzün yoksa çok bildik hüzünlermi toplanmış yüzüne
    dolma bahçede çay tadında divit ucuyla yazılmış bir aşkın sûreti vardı avuçlarında.
    Tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
    ben rehnedilmiş bir yelkovan gibi hani akrep seven,ama yüreği takvim yokuşların'da
    Sinemada elimin,elimde terleyişinin bir anlamı olmalı.
    Sesinin,sesim'de yankılanmasının sen sanki perdeye bakıyorsunda tesadüfen akmış yüzün içime
    yalan sen perdeye bakıyorsun.
    fikrin benim sehir defterim'de ve ben ingilizce bir filmi türkçe seyir ediyorum.
    kadın beyoğlu'nun bir kış akşamın'da üstündeki deri montu sahibine küs,
    soğukluğun'dan muz garip yürüyordu.
    Adam'da hiç bir şeyi çözmüyor'du bazı aralık akşamlarında.
    Kadının yüzün'de bir hüzün,hüzünlü aralık akşamında.
    Bir yüzük,yüzzüğün yüzün'de dünya güzeli bir kadının soğuğun ve karanlığın behaneti,
    hayatı bir baskasının pontolonu gibi küçültülmüş daraltılmış,
    hani ilk sahibi'nin o pantolonla yaşadığı şeyler yani pantolonu pantolon yapan, anılar bazi ilkbahar barileri
    yapılan yamalar tertüketen yazılar hepsi daraltılmış,küçültülmüş
    bir beden büyük geliyor artık hayat bir aşkı paylaşmak için çok geç bir paylaşıma aşık,
    Olmak için ise erken beni sevda yüreğimden vurdu yine zaman.
    Şimdi sana söyliyecek
    tek bir cümlü
    BENDE SANA YETECEK KADAR BEN KALMADI.........
  9. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    Sana kırlangıç kanadını kıskandıran vedalar bırakmadım....

    Ne oldu da böyle çekip gittin? Hani seni sevmeyen bir yanımı bulsaydın da bana göstere göstere beni öldürseydin diyorum...
    Sen gitmeden önce Atilla ilhan öldü biliyor musun?
    Hani mecburiyet edinmişti seni bende. Hani ben sana Aysel diyordum ya ve senin adının Aysel olmadığını bile bile bu şiiri sana ithaf ediyordum ahmakça...
    Sen gülüyordun ahmaklığıma. Ben ise seni güldürdüğüm için mutlu oluyordum, ahmaklığıma.

    Sana mecnun misali kat ettiğim yollar bırakmadım...

    Her yere gittin. Ve beni götürmedin. Götürmediğin zamanlar gözyaşlarımı göre göre gülümsedin yüzüme ve çekip gittin. Ne olurdu beni götürseydin benden çok sevdiğin o kişinin yanına. Biliyor musun ben senin o sevdiğin arkadaşla tanıştım. Çok hoş biri yalnız belden aşağıya düşünen biri...

    Sana seni senden edecek acılar bırakmadım...

    Çünkü sevmedin beni. Çünkü sevemedin sana yazılan şiirlerimi. Sen hep Ahmet Selçuk İlkan şiirlerinden yazmamı isterdin. Ve hep bana Yılmaz Odabaşı’nı okurdun. Böyle değişikti işte düşüncen sevgin beğenin. Hatırlar mısın sen bana bir kâğıt vermiştin, hani ıslanmıştı diye bana bağırdığın ve kesinlikle içine bakmamı istemediğin. Ve ben bakmıştım,dalgınlıktan gözlerimi silmiştim o kağıtla,ve senin haberin yoktu benim gözyaşlarımı sildiğim o ihanet parçasını okuduğumdan.
    Dün o kâğıdı buldum. İçinde şunlar yazıyordu:’ Ben Seni Sevecek Kadar Cesur Değilim. Başkasını severken seni aldatacak kadar adi iken.’

    Sana geceden arda kalan nemli ihanetler bırakmadım...

    Ama sen inadına ben sevdim diye bana hep ihanet ettin.
    Ama sen inadına ben ağladım diye bana hep güldün.
    Ama sen inadına ben yoruldum diye çekip gittin.
    Şimdi nerdeyim bilmiyorum. Bir gece olduğunu biliyorum bir de resminin ellerimi incittiğini hissediyorum.

    Gittin, ama kirli gittin bu sefer...
  10. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    yüreğim yangınlarda ruhum sana hasret..

    bir kıvılcımdı oysa kii rüzgarından önce içimdeki..
    esmemeliydin bu kadarr özgürcesinee yüreğimde..
    enn **** yangınların başlangıcı olamamalıydın.. bunca hasretinden sonra..
    hiç bilmezdim özlemlerinn bu kadar tatlı bu kadar masum vee ateşli olduğunu..

    nasıl estin, nasıl dağıttın bütün kıvılcımları yüreğimin her köşesine.. esmemeliydin..
    **** rüzgarım, esmemeliydinn hasret kokulum..

    en **** esintileirn ilee yakmamalıydın yüreğimi..
    saniyeler kadar yakınımdasın, yüreğimin en yangınlı atışısın damarlarıma yayılan kanın sıcaklığısın..

    dolmamalıydın bu kadar hayatıma..
    yakmamalıydın beni..
    Al, buyur, hadi naparsan yapp alev topu olmuş yüreğim o masum ellerinde duran..

    yüreğim senin yangınlarında ruhumm zatenn sana hasret..

    ya yakmamalıydın ya bu kadarr hasret çektirmemeliydin..
    sen ikisininde ne tatlıı olduğunu öğrettin bana ...

    YÜREĞİM YANGINLARDA, RUHUM SANA HASRET..!!

Sayfayı Paylaş