manzume

Konu 'Edebiyat 9.Sınıf' bölümünde esinti_MmM tarafından paylaşıldı.

  1. esinti_MmM

    esinti_MmM Üye

    Katılım:
    9 Ocak 2011
    Mesajlar:
    17
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    manzume
    1- tanımı
    2-özellikleri
    3-hangi metin grubuna bağlı
    4-bir tane örnek kendiniz yazınız
    5-5 tane okuyup, isimlerini yazını


    lütfen yardımcı olabilir misiniz?
  2. Beyaban..

    Beyaban.. Üye

    Katılım:
    3 Mart 2011
    Mesajlar:
    44
    Beğenileri:
    10
    Ödül Puanları:
    0
    Biraz beklersen yardımcı olucam..
  3. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Tanım :
    Duygu düşünce ve hayallerin insanda güzel etkiler uyandıracak edebî bir biçimde dizelerle anlatıldığı eserlere şiir denir.

    Özellikleri :
    Şiirde anlatılanları düz yazıyla ifade edemeyiz, manzumede anlatılanları düz yazıyla ifade edebiliriz.
    * Şiirde olay örgüsü yoktur, manzumede olay örgüsü vardır.
    * Şiirde bireysellik duygu ve çağrışım ön plandadır; manzumede toplumsal konular yaşanmış ya da yaşanabilecek olaylar işlenir.
    * Şiirde çok anlamlılık ve imge ağır basarken manzumede sözcükler genellikle gerçek anlamında kullanılır.
    * Manzumeler genellikle didaktik metinlerdir.


    hangi metin grubuna bağlı :
    Şiir
  4. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Örnek:

    Manzum eser örnek:

    ÇOBAN ÇEŞMESİ

    Derinden derine ırmaklar ağlar,
    Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
    Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,
    Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.
    “Göynünü Şirin’in aşkı sarınca
    Yol almış hayatın ufuklarınca,
    O hızla dağları Ferhat yarınca
    Başlamış akmağa çoban çeşmesi…”
    O zaman başından aşkındı derdi,
    Mermeri oyardı, taşı delerdi.
    Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
    Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.
    Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu,
    Kerem’in sazına cevap veren bu,
    Kuruyan gözlere yaş gönderen bu…
    Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.
    Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,
    Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
    Ateşten kızaran bir gül arar da,
    Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,
    Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
    Tarihe karıştı eski sevdalar.
    Beyhude seslenir, beyhude çağlar,
    Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi…
    Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
    (Han Duvarları)





    Manzum Hikaye Örneği
    Küfe -Mehmet Âkif Ersoy

    Beş on gün oldu ki, mu'tâda inkıyâd ile ben
    Sabahleyin çıkıvermiştim evden erkenden.
    Bizim mahalle de İstanbul'un kenârı demek:
    Sokaklarında gezilmez ki yüzme bilmiyerek!
    Adım başında derin bir buhayre dalgalanır,
    Sular karardı mı, artık gelen gelir dayanır.
    Bir elde olmalı kandil, bir elde iskandil,
    Selâmetin yolu insan için bu, başka değil!
    Elimde bir koca değnek, onunla yoklayarak,
    Önüm adaysa basıp, yok, denizse atlayarak,
    Ayakta durmaya elbirliğiyle gayret eden,
    Lisân-ı hâl ile amma rükûa niyyet eden-
    O sâlhurde, harâb evlerin saçaklarına,
    Sığınmış öyle giderken, hemen ayaklarına
    Delîlimin koca bir şey takıldı... Baktım ki:
    Genişçe bir küfe yatmakta, hem epey eski.
    Bu bir hamal küfesiymiş... Aceb kimin? Derken;
    On üç yaşında kadar bir çocuk gelip öteden,
    Gerildi, tekmeyi indirdi öyle bir küfeye:
    Tekermeker küfe bîtâb düştü tâ öteye.
    -Benim babam senin altında öldü, sen hâlâ
    Kurumla yat sokağın ortasında böyle daha!
    O anda karşıki evden bir orta yaşlı kadın
    Göründü:
    -Oh benim oğlum, gel etme kırma sakın!
    Ne istedin küfeden yavrum?Ağzı yok, dili yok,
    Baban sekiz sene kullandı... Hem de derdi ki: "Çok
    Uğurlu bir küfedir, kalmadım hemen yüksüz... "
    Baban gidince demek kaldı âdetâ öksüz!
    Onunla besliyeceksin ananla kardeşini.
    Bebek misin daha öğrenmedin mi sen işini?"
    Dedim ki ben de:
    Ayol dinle annenin sözünü...
    Fakat çocuk bana haykırdı ekşitip yüzünü:
    -Sakallı, yok mu işin? Git, cehennem ol Şuradan!
    Ne dırlanıp duruyorsun sabahleyin oradan?
    Benim içim yanıyor: Dağ kadar babam gitti...
    -Baban yerinde adamdan ne istedin şimdi?
    Adamcağız sana, bak hâl dilince söylerken...
    -Bırak hanım, o çocuktur, kusûra bakmam ben...
    Adın nedir senin, oğlum?
    -Hasan.
    -Hasan, dinle.
    Zararlı sen çıkacaksın bütün bu hiddetle.
    Benim de yandı içim anlayınca derdinizi...
    Fakat, baban sana ısmarlayıp da gitti sizi.
    O, bunca yıl çalışıp alnının teriyle seni
    Nasıl büyüttü? Bugün, sen de kendi kardeşini,
    Yetim bırakmıyarak besleyip büyütmelisin.
    -Küfeyle öyle mi?
    -Hay hay! Neden bu söz lâkin?
    Kuzum, ayıp mı çalışmak, günah mı yük taşımak?
    Ayıp: Dilencilik, işlerken el, yürürken ayak.
    -Ne doğru söyledi! Öp oğlum amcanın elini...
    -Unuttun öyle mi? Bayramda komşunun gelini:
    "Hasan, dayım yatı mekteplerinde zâbittir;
    Senin de zihnin açık... Söylemiş olaydık bir...
    Koyardı mektebe... Dur söyleyim" demişti hani?
    Okutma sen de hamal yap bu yaşta şimdi beni!

    Söz anladım uzun, hem de pek uzun sürecek;
    Benimse vardı o gün birçok işlerim görecek;
    Bıraktım onları, saptım yokuşlu bir yoldan,
    Ne oldu şimdi aceb, kim bilir, zavallı Hasan?

    Bizim çocuk yaramaz, evde dinlenip durmaz;
    Geçende Fâtih'e çıktık ikindi üstü biraz.
    Kömürcüler kapısından girince biz, develer
    Kızın merâkını celbetti, dâima da eder:
    O yamrı yumru beden, upuzun boyun, o bacak,
    O arkasındaki püskül ki kuyruğu olacak!
    Hakîkaten görecek şey değil mi ya? Derken,
    Dönünce arkama, baktım: Beş on adım geriden,
    Belinde enlice bir şal, başında âbâni,
    Bir orta boylu, güler yüzlü pîr-i nûrânî;
    Yanında koskocaman bir küfeyle bir çocucak,
    Yavaş yavaş geliyorlar. Fakat tesâdüfe bak:
    Çocuk, benim o sabah gördüğüm zavallı yetim...
    Şu var ki, yavrucağın hâli eskisinden elim:
    Cılız bacaklarının dizden altı çırçıplak...
    Bir ince mintanın altında titriyor, donacak!
    Ayakta kundura yok, başta var mı fes? Ne gezer!
    Düğümlü alnının üstünde sâde bir çember.
    Nefes değil o soluklar, kesik kesik feryad;
    Nazar değil o bakışlar, dümû-i istimdad.
    Bu bir ayaklı sefalet ki yalnayak, baş açık;
    On üç yaşında buruşmuş cebin-i safi, yazık!
    O anda mekteb-i rüşdiyyeden taburla çıkan
    Bir elliden mütecaviz çocuk ki, muntazaman
    Geçerken eylediler ihtiyarı vakfe-güzin...
    Hasan'la karşılaşırken bu sahne oldu hazin;
    Evet, bu yavruların hepsi, pür südud-i şebab,
    Eder dururdu birer aşiyan-ı nura şitab.
    Birazdan oynıyacak hepsi bunların, ne iyi!
    Fakat Hasan, babasından kalan o pis küfeyi,
    -Ki ezmek istedi görmekle reh-güzarında-
    İlel'ebed çekecek dûş-i ıztırarında!
    O, yük değil, kaderin bir cezası ma'sûma...
    Yazık, günahı nedir, bilmeyen şu mahkuma!

    esinti_MmM bunu beğendi.
  5. Beyaban..

    Beyaban.. Üye

    Katılım:
    3 Mart 2011
    Mesajlar:
    44
    Beğenileri:
    10
    Ödül Puanları:
    0
    Duygu düşünce ve hayallerin insanda güzel etkiler uyandıracak edebî bir biçimde dizelerle anlatıldığı eserlere şiir denir.
    Şairler şiiri farklı biçimlerde tanımlamıştır. Şiir sessiz bir şarkıdır. Şiir nesre (düz yazıya) çevrilemeyen nazımdır. Şiir bir çığlıktır. Şiir mutlak güzeli arama işidir gibi.
    Ölçü ve kafiye gözetilerek dizeler hâlinde yazılan eserlere manzume manzumelerin sanat değeri taşıyanlarına da şiir denir.
    Manzumeler dizelerle (mısra) kurulur. Manzumenin her satırına mısra (dize) denir.Manzumelerde çoklukla dörtlük (dört dizeden oluşur) üçlük (üç dizeden) ikilik (beyit iki dizeden oluşur) kullanılır.
    Manzumelerde bazı sesler kulağa hoş gelecek şekilde kullanılır. Bu kullanıma kafiye (uyak) denir.
    Kafiyeler: Tam yarım zengin tunç cinaslı kafiye vb. olabilir.
    Tam kafiye: Dize sonlarında bir ünlü bir ünsüz benzeşmesi.
    Yarım kafiye: Dize sonlarında bir ünsüzün (sessiz) benzeşmesi.
    Zengin kafiye: Dize sonlarında ikiden fazla sesin benzeşmesi.
    Kafiyeler manzumelerdeşiirlerde belirli düzenlerle sıralanabilir. Buna kafiye düzeni denir. Kafiye olan sesler aynı harflerle gösterilir.
    Dize sonlarında aynı anlam ve görevde kullanılan ek ya da kelimelere redif denir.
    Gökyüzünde İsa ile…………a
    Tur dağında Musa ile……….a
    Elindeki asa ile……………...a
    Çağırayım Mevlam Seni…… b
    Her dörtlüğün son dizesi aynen tekrarlanabilir. Böyle dizelere nakarat denir.
    Halk içinde yetişen halk dilini kullanan halk şiiri geleneğine uygun şiirlere halk şiiri bu tür şiir yazanlara halk şairi denir. Halk şiirinde hece ölçüsü kullanılır. Kafiyeler çoklukla yarımdır. Nazım birimi dörtlük dil oldukça sadedir. Halk şairlerimiz arasında en çok tanınanları: Karacaoğlan Âşık Veysel Emrah Dertli vb...
    Manzumelerde şiirlerde belirli ölçüler de kullanılır.
    Aruz ölçüsü: Dizeleri oluşturan hecelerin sayısı değil değeri önemlidir. Heceler uzun kısa heceler olarak değerlendirilir. Aruz ölçüsü özellikle Osmanlıdan Cumhuriyet dönemine kadar hemen bütün şairlerimizce kullanılmıştır. Divan şairlerimizden Fuzulî Bâkî Nedim gibi şairler Tanzimat döneminde Şinasi Namık Kemal Abdülhak Hamid Meşrutiyet- Cumhuriyet yıllarında Mehmet Akif Ersoy Tevfik Fikret Yahya Kemal Beyatlı günümüzde Ali Ulvi Kurucu Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu gibi şairlerimiz şiirlerini aruzla yazmışlardır.
    Hece Ölçüsü: Bir şiirde dizelerin hece sayısı bakımından eşitliğine dayanır. Bir dizede kaç hece varsa diğer dizelerde de o sayıda hece bulunur. Halk şairlerimiz özellikle Cumhuriyet dönemi şairlerimiz hece ölçüsünü kullanmışlardır.
    Türk şiirinde en çok: Yedi heceli (4+3=7) sekiz heceli (4+4=8) on bir heceli (4+4+3=11 6+5=11) on dört heceli (7+7=14) şiirler yazılmıştır.
    Yedi heceliye örnek: “Ço cuk tum u fa cık tım/ Top oy na dım a cık tım.”(Ziya Gökalp)
    Sekiz heceliye örnek: “Şol cen ne tin ır mak la rı/A kar Al lah de yu de yu” (Yunus Emre)
    On bir heceliye örnek: “Ak saç lı ba şı nı a lıp e li ne/Ka ra hül ya la ra dal an ne c iğim.”(Necip Fazıl)
    On dört heceliye örnek: “Ya ğız at lar kiş ne di me şin kır baç şak la dı/ Bir da ki ka a ra ba ye rin de du rak la dı.” (Faruk Nafiz Çamlıbel)
    Serbest Ölçü: Belli bir ölçü ve kafiye gözetilmeden yazılan şiirlerdir. Serbest ölçüyle yazılan şiirlerde kimi dizeler uzun kimileri ise kısa olabilir. Günümüz şairlerinin en çok kullandıkları ölçü serbest ölçüdür.
    Konularına göre şiirler: Şiirler konularına göre: Lirik şiir (Sevgi mutluluk özlem gibi duyguları işleyen akıcı coşkulu şiirler) epik şiir (Kahramanlık konulu şiirler) pastoral şiir (Kır ve tabiat güzelliklerini konu alan şiirler) didaktik şiir (Öğretici şiir) satirik şiir (Toplumun çarpık yönlerini alaycı bir dille ele alan şiirler) diye isimlendirilir.

    Manzume, yapısal olarak şiire çok benzerdir. Fakat manzumede, duygu ve düşüncelerden çok, karakterleri, mekanı ve zamanı belli bir hikaye anlatılır.

    bunu tam olarak bilemicem ama hikaye veya şiir galiba BİLMİYORUM TAM

    Gazel

    Tutalum zenbil ile gökden iner meh-pâreler
    A begüm yerden mi çıkdı âşık-ı bî-çâreler

    ihtiyat itmez misin andan ki ashâb-ı niyâz
    Baş açub zârî kılub yerden göge yalvaralar

    Câm-ı lâ'lünle şarâb-ı nâb hem-reng olmasa
    Güvleyüb düşmezdi sâgar üstine âvâreler

    Âfitâbum yüzün ağ alnun açıkdur gerçi kim
    Sâye-vâr arduncadur bir nice yüzi karalar

    Ey Necâtî çıkma yoldan aldanub güzellere
    Şem' gibi sanma kim dâim önünce varalar (Necati Bey)

    Bunu da yapamadım canım nyse bazıları işine yarar İnşallah

    İşine yaradıysa bir teşekkür yeter :)
    furkan354 ve esinti_MmM bunu beğendi.
  6. UsAkLe

    UsAkLe Üye

    Katılım:
    14 Ocak 2011
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    ya arkadaşlar güzel olmuşta bide benzerliklerini yazarmısınız

Sayfayı Paylaş