Matematik gazetesi

Konu 'Matematik 8. Sınıf' bölümünde tez tarafından paylaşıldı.

  1. tez

    tez Üye

    Katılım:
    2 Ekim 2008
    Mesajlar:
    28
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    1

    matemati gazetesi yapıcam bunun için bana ilginç matematik yazıları gönderirseniz sevinirim:eek:
  2. Lilliput

    Lilliput Üye

    Katılım:
    4 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Atatürk ve Matematik

    Atatürk'ün yaşamında (1881-1938) ilk olağanüstü başarısı, 1893 yılında, çocukluk çağında, orta öğrenimi döneminde matematik dersinde olmuş ve bunun sonucu olarak dersin öğretmeni O'nun adına "Kemal" ismini eklemiştir. Atatürk, Selanik Askeri Rüştiyesinde" geçen bu olayla ilgili anısını şöyle anlatıyor:
    "... Rüştiyede en çok matematiğe merak sardım. Az zamanda bize bu dersi veren öğretmen kadar belki de daha fazla bilgi edindim. Derslerin üstündeki sorularla uğraşıyordum, yazılı sorular düzenliyordum. Matematik öğretmeni de yazılı olarak cevap veriyordu. Öğretmenimin ismi Mustafa idi, bir gün bana dedi ki:
    -"Oğlum senin de ismin Mustafa benim de. Bu, böyle olmayacak, arada bir fark bulunmalı. Bundan sonra adın Mustafa Kemal olsun."
    O zamandan beri ismim gerçekten Mustafa Kemal oldu.
    Öğretmen sert bir adamdı. Sınıfta birinci, ikinci tanımıyordu. Bir gün bize:
    "Aramızda kendine kimler güveniyor kalksınlar, onları müzakereci (çalıştırıcı) yapacağım" dedi.
    Önce duraksadım. Ayağa öyleleri kalktı ki ben kalkmamayı tercih ettim. Bunlardan birinin çalıştırıcılığı altına girdim, çalışmanın ortasında daha fazla dayanamadım. Ayağa kalkarak:
    -"Ben bundan daha iyi yaparım" dedim, bunun üzerine öğretmen beni çalıştırıcı yaptı. Eski çalıştırıcıyı benim müzakerem altına verdi.
    Askeri Rüştiyeyi bitirdiğimde matematik merakım epeyce ilerlemişti. Manastır Askeri İdadisinde matematik pek kolay değildi. Bununla uğraşımı sürdürdüm... İdadide iken bıkmaksızın çalışıyorduk. Sınıfta birinci, ikinci olmak için hepimizde şiddetli bir gayret vardı. Sonunda idadiyi bitirdim. Harbiyeye geçtim, burada da matematik merakı sürüyordu..."(1)
    Mustafa Kemal, Selanik Askeri Rüştiyesindeyken, matematik öğretmeni yüzbaşı Mustafa efendi sınıfa gelmediğinde, onun yerine birçok kez bu dersi vermiştir(2).
    Atatürk, yaşamının askeri öğrenim sonrası dönemlerini, ulusal ve uluslar arası büyük savaş ve devrim olayları içinde, aklın ve bilimin kılavuzluğunu izleyen Büyük Asker, Ulusal ve Çağdaş Devlet kurucusu, "Yirminci Yüzyılın Gerçek Önderi" olarak geçirdi. O'nun bu dönemlerde, ölümünden yaklaşık birbuçuk yıl öncesine değin matematikle ne ölçüde uğraştığını bilmiyoruz. Bu konuda, Türk Dil Kurum Başuzmanı A.Dilaçar'ın 10.11.1971 tarihli bir yazısı(1) çok ilginç bilgiler vermektedir. Bu yazıdan öğrendiğimize göre,
    "Atatürk ölümünden birbuçuk yıl kadar önce, üçüncü Türk Dil Kurultayından (24-31 Ağustos 1936) hemen sonra 1936-1937 yılı kış aylarında kendi eliyle Geometri adlı bir kitap yazmıştır".
    Atatürk, bunu, birtakım Fransızca geometri kitaplarını okuduktan sonra hazırlamış ve yapıt ilk kez 1937 yılında "Geometri öğretenlerle, bu konuda kitap yazacaklara kılavuz olarak Kültür Bakanlığınca yayınlanmıştır"(3).
    Bu 44 sayfalık yapıttaki boyut, uzay, yüzey, düzey, çap, yarıçap, kesek kesit, yay, çember, teğet, açı, açıortay, içters açı, dışters açı, taban, eğik, kırık, çekül, yatay, düşey, yöndeş, konum, üçgen, dörtgen, beşgen, köşegen, eşkenar, ikizkenar, paralelkenar, yanal, yamuk, artı, eksi, çarp, bölü, eşit, toplam, oran, orantı, türev, alan, varsayı, gerekçe gibi terimler Atatürk tarafından türetilmiştir (3).
    Yapıttaki tanımların tümünü Atatürk yazmıştır. Her tanım, ilgi kavramı tüm öğeleriyle eksiksiz ve açık biçimde anlatmakta, özel ve temelli nitelikleri içermektedir. Gerekli ve yeterli örnekler de verilmiştir. Tanınmış bilim tarihçisi Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı, tam bir yetkiyle, bu Geometri kitabını, "küçük fakat anıtsal bir yapıt" diye nitelendirmiştir(4).
    Atatürk, yaşamının önemli bir kesimini tarihin en büyük savaşlarından birinin içinde, ulusal ve evrensel sorumluluklar yüklenerek geçirdikten yıllarca sonra, düzenli bir mantık ve bilgi disiplini kesinlikle gerektiren matematik alanında, yeni türettiği terimlerle böylesine özlü bir yapıtı yazmakla, dil ve matematikteki üstün yeteneğini kanıtlamıştır. Atatürk'ün yaşamında çok belirgin bir örneğini izlediğimiz gibi, aslında dil ile matematiksel kültür arasında sıkı bağıntı vardır. Atatürk'ün dehasında, dil ve matematik gibi aklın değişik disiplinleri birbirini karşılıklı olarak hep olumlu yönde etkilemiş ve geliştirmiştir. Atatürk, "Fen terimleri o suretle yapılmalı ki anlamları ancak istenilen şeyi ifade edebilsin"(5) demiş ve bunu, Osmanlıca çok sayıda terimin yerine öz Türkçe karşılıklarını türetirken üstün bir başarıyla gerçekleştirmiştir.
    Atatürk'ü, "Geometri" adlı yapıtını yazmaya zorlayan nedenleri, O'nun dil çalışmalarını yakından izlemek olanağını bulabilen tanınmış dil uzmanı A. Dilaçar şöyle açıklıyor:
    " ... Atatürk hep matematikle uğraşırdı. Eski geometri terimleri çok ağdalı idi. Gen bile, uzun uzun bu terimleri okuduğum halde, şimdikiler Imışısında güçlüğünü daha iyi anlıyorum. Pedagojide bir gerçek var: Fıkır yolunun açık olması, bir ip ucunun bulunması lazımdır. Yoksa bir külçe gibi çöker. Müselles kelimesini ele alalım. Arapça okullarımızdan kaldırılmıştır. Sülüs'ten müştak (türetilmiş) bir kelime olduğunu öğrenin nasıl bilsin? Arapça soğurucu bir dildir. Örneğin "müsteşrik" "şark" kelimesinden gelmiş bir kelimedir. Önüne, ortasına, arkasına birtakım heceler eklenmiş. Bunun aslını bulmak bir Arapça gramer meselesidir, Okullarımızdan Arapça, Farsça kaldırılmış olduğundan, öğren id "müselles"i küde kelime olarak karşısında görecektir. "Uç" aklına gelmeyecektir. Ama müselles yerine "üçgen" dersek, hır üç var. "Gen". Atatürk'e göre "genişlikten" alınmıştır. Bir ipucu var. "Dörtgen" dörtten gelmiştir. Bir ipucu vardır. "Eşit", denk anlamında olan "eş"ten gelmiştir. Ama müsavi Arapça bir kelimedir. Bu sebeple Atatürk'ün prensipleri burada da doğru idi. On im için bu en ağdalı olan bu bilim dalını ele aldı ve kitabı örnek olarak bıraktı..."
    Atatürk'ün matematik terimlerini türetme ve bunları öğretime yerleştirme çalışmaları konusunda Prof. Dr. Vecibe Latıpoğlu, şu bilgilen veriyor:
    " ... Atatürk, matematiği iyi bildiği ve sevdiği için, terim devrimine matematikten başlamıştır, denilebilir. Çünkü Türk Dili (Belleten)'in Şubat 1937 tarihli yayınından bir ay sonra, Atatürk, ceyb (sinüs) ve tece^b (koşmuş)'m Türkçe karşılıklarının bulunması için 29 Mart 1937 tarihli Ulus Gazetesine ilan verdirerek bir yarışma açtırmıştır... Sonunda hazırlanan bütün terimler, Türk Dili (Belleten) dergisinin Ekim 1937 tarihli sayısında yer almıştır. Terimler, Türkçe-Osmanlıca, Osmanlıca-Türkçe, Fransızca-Türkçe olmak üzere sıralanmış ve ön sırayı matematik terimleri almıştır...
    Atatürk terim çalışmalarının ülkedeki etkisini öğrenmek için, 1937 yılı sonbaharında, Sivas'a giderek, vaktiyle Sivas Kongresini topladığı lise binasında, dokuzuncu sınıfın geometri dersine girmiştir'"1'. Bu derste eski terimlerle öğrenimin zorluğunu birkez daha saptayan Atatürk, "Bu anlaşılmaz terimlerle, öğrencilere bilgi verilemez" diyerek kitabı atmış ve sonra tahta başına geçip "dili" yerine "kenar", "müselles" yerine "üçgen", "müselles mütesaviyül adla" yerine "eşkenar üçgen", "zaviye" yerine "açı" terimlerini kullanarak ünlü Pısagor teoremini öğrencilere anlatmıştır"'. Atatürk, bu inceleme gezisinde yanında bulunan Kültür Bakanı Saffet Arıkan'a tüm okul kitaplarının yeni terimlerle, hemen yarılması emrini vermiş ve Türkçeleştirilmiş terimlerle iki ayda hazırlanan kitaplar bütün okullara Kültür Bakanlığınca gönderilmiştir' .
    Atatürk'ün türettiği matematik terimleri ve yaptığı geometri tanımlarının hemen hemen tümü bugüne değin değişmeksizin kullanıla gelmiştir. O'nun türettiklerinden sadece birkaç terim sonradan küçük ölçüde değiştirilmiştir. Örneğin Fransızca "hypothese'in karşılığı olan Osmanlıcıdaki" faraziye'nin yerine Atatürk, Türkçe "varsayı" terimini türetmiş ve sonradan bu terim varsayım" biçimini almıştır. Aynı şekilde O'nun "tümey açı", "bütey açı" terimlerinin yerini "tümler açı", "bütünler açı" terimleri almıştır. Çok az sayıda ve sınırlı olan bu terim değişikliklerini, Atatürk'ün dildeki temel ilkesinin doğruluğunun birer kanıtı saymak gerekir.
    Prof. Dr. Afet İnan, Atatürk'ün çalışmalarını yıllarca yakından izleyebilmiş insanlardan biri olarak, O'nun bilime ve matematiğe verdiği önemi şöyle belirtiyor:
    " ... Atatürk, kendi yetiştiği devrin müspet ilimlerini mesleki uzmanlığı bakımından bellediği vakit, berrak ve müspet bir görüşe sahip olabileceğini ve her hangi bir meseleyi matematiksel bir kesinlikle çözümlemeyi hedef tuttuğunu söylerdi."
    ı Prof. Dr. A. İnan, 25.1.1982 tarihli özel bir yazısında' ', bu konuyla ilgili olarak şöyle diyor:
    " Bilindiği gibi ilim konusu iki büyük bölümde işlenir ve bunlardan faydalanılır: Müspet ilimler, Sosyal ilimler.
    Atatürk gerek öğrencilik devirlerinde gerekse ömrü boyunca bu her iki ilimden çok faydalanmıştır. Mesela tarih onun için bir geçmişin hikayesi değil, günümüzde bu olanlardan ders almanın önemli olduğuna inanmıştır.
    Diğer taraftan asıl müspet ilimlerin başında gelen matematik bilgisi Atatürk için başlıca bir konudur. Çünkü matematik insan topluluklarına müspet yol gösteren re uygulamasında yarar sağlayan müspet bir ılım dalıdır. İşte Atatürk bu ilime çok değer verdiği için hem nazarı kısımları çok iyi bellemiş, hem de bunların uygulamasına her bakımdan önem vermiştir. Hatta matematik terimlerinin bugün kullandığımı; deyimleri tamamen kendi buluşları ile saptamıştır.
    Atatürk bu konuda konuşurken özellikle söylediklerinden şunları anımsıyorum: "Ben öğrenim devrimde matematik konusuna çok önem ı'ermiş ini dır ve bundan hayatımın çeşitli safhalarında başarı elde etmek için faydalanmış olduğumu söyleyebilirim. Onun için herkes matematik bilgisinin çok gerekli olduğuna inanmalıdır."
    Matematiksel kühüre böylesine önem veren Atatürk'ün bu konudaki çalışmaları, tarihte çok az sayıda örneklerine rastlayabildiğimiz Büyük Eğitimci niteliği de olan devlet adamlarından bin olarak kendisine seçkin bir yer sağutmada etken olmuştu. O'nun olağanüstü başarılı yaşamı, akademisinin girişine "Matematik bilmeyen buruya girmesin" diye yazan, antik çağın ünlü filazofu Platon (Eflatun) (M.Ö. 427-347.)'ün bu dileğinin yararını modern çağda kanıtlamıştır, denilebilir.
    KAYNAKÇA
    (*) O dönemde, şimdiki ortaokullara derecesinde olan okullara rüştiye, yaklaşık lise derecesindeki okullara idadi deniliyordu.
    (**) Matematik öğretmeni yüzbaşı Mustafa efendi, Atatürk'e verdiği Kemal adını Onun resmi künyesine yazdırmıştır.


    Kim korkar matematikten?


    Neden matematik öğreniyoruz? Konuştuğunuz herkesin matematikle ilgili söyleyecek bir şeyleri vardır. Bazı insanlar matematiği sever, kimileri ise pek hoşlanmaz.


    Bazı öğrencilere göre matematik birçok kural ve formülden oluşan bir derstir. Kimine göre ise, matematik hayatın içindedir. Alışverişte bir şey satın alacağımız zaman, yemek yaparken kullanacağımız malzemenin ölçüsünü ayarlarken, ya da bir bina inşa ederken, yani sık sık kullandığımız bir şeydir. Öyleyse matematik sadece sayılardan ibaret bir ders midir? Elbette sayıların önemi tartışılmaz; fakat matematik aynı zamanda, ilişkileri görmeyi, sebeb-sonuç ilişkisini kurabilmeyi, okuma ve yazmayı, tabloları, resimleri, grafikleri yorumlayıp kullanabilmeyi içerir. Bulmaca çözmek, gazete okumak gibi gün****k faaliyetlerimiz aynı zamanda bizim için birer matematik alıştırmasıdır.


    Matematik sınavında heyecanlanıyorum


    Ders zamanı ayaklarım geri geri gidiyor


    Tahtaya kalkmak benim için bir kâbus


    Konular daha zorlaşacak mı?


    Matematik kaygısı!


    “Matematik dersine gireceğim zaman ayaklarım geri geri gidiyor. Derste tahtaya kalkmak benim için bir kabus. Derste soru sormaya çekiniyorum. Şimdi bazı işlemleri anlayabiliyorum ama ileride konuların daha zorlaşacağından endişeleniyorum.


    En fazla matematik sınavına gireceğim zaman heyecanlanıyorum. Sınava nasıl hazırlanacağımı bilmiyorum. Derste konuları anlıyorum; ama eve geldiğimde, sanki hiç sınıfta bulunmamışım gibiyim. Matematik dersinden kalmaktan korkuyorum.”


    Yukarıdaki ifadeler sizden bir şeyler barındırıyorsa, matematik kaygısı taşıyor olabilirsiniz. Matematik kaygısı, matematik dersine karşı duyulan duygusal bir tepkidir. Geçmişte yaşanmış olumsuz ve deneyimlerden kaynaklanır. Bu, ileriki öğrenmeleri de engeller.


    Matematik korkusundan nasıl kurtulabilirsiniz?
    Öncelikle matematiksel geçmişinizi tespit edin: İşlem kabiliyetiniz yetersiz ise matematiğin temel konularını çalışmakla işe başlayabilirsiniz. İşlem kabiliyeti, matematiğin ABC’si gibidir. Nasıl ki harfleri bilmeden okuma-yazma öğrenemezseniz; işlem yapmayı bilmeden matematiğin diğer konularını öğrenmeniz mümkün değildir.


    Eğer işlem kabiliyetiniz düşük ise ders çalışmaya dört işlem, rasyonel sayılar ve işlemler, köklü ve üslü ifadeler, çarpanlara ayırma, özdeşikler konularıyla başlayabilirsiniz. İlköğretim öğrencileri özellikle dört işlem kabiliyetini (toplama, çıkarma, bölme, çarpma) çok iyi edinmiş olmalıdır.


    İşlem kabiliyetiniz iyi, fakat konuları anlamakta güçlük çekiyorsanız; ders çalışırken konuları kavramaya daha fazla vakit ayırmalısınız. Özellikle matematiğin en güç alanı çeşitli problem tiplerini birbirinden ayırt edebilmektir. Yani hangi problem nasıl çözülür? Bu ayırımı yapabilme seviyesine gelene kadar konu çalışmasına devam edin. Birçok matematik kitabının sonunda konu tekrar problemleri vardır. Her konunun sonundan bir problem seçerek, bu problemler arasındaki farklılıkları not edin. Her problemin çözümü için yapmanız gereken, ilk basamağı yazın. Mesela; OBEB ile OKEK problemleri arasındaki fark nedir? Yaş problemleri ile işçi problemlerini nasıl ayırt ederim ve her biri için işleme nasıl başlarım gibi. Güçlük çektiğiniz konuları asla atlamayın. Onları iyice öğrenmeden yeni konuya geçmeyin. Örnek problemleri işlem basamaklarını iyice kavrayana kadar tekrar tekrar çözün. Bunun vakit alacağını da aklınızdan çıkarmayın.


    İşlem kabiliyetiniz iyi, konuları anlıyor fakat çok hata yapıyorsanız; konu çalışmasından çok pratik yapmaya zaman ayırmalısınız. Bir konuda kendinizden emin olana kadar çok örnek çözün. Problem çözerken yanınızda bir saat bulundurun ve bir müddet sonra gittikçe kısalan sürelerde problemi çözüp çözemediğinizi kontrol edin.


    Konuları küçük parçalara ayırın ve basit örneklerden zor örneklere doğru ilerleyin: Matematik dersinde elde edeceğiniz başarılar, geçmiş olumsuz deneyimlerinizin izini silecek, gelecek öğrenmeleriniz için yol açacaktır. Bunun için eksiklerinizi bir an önce telafi etmeye başlayın. Basit konuları çok iyi anlayana ve problem çözümünde yeterince otomatikleşinceye kadar soru çözmeye devam edin.


    Olumsuz iç konuşmalara son verin: ‘Bunu asla anlayamam, bu problemi çözmem imkansız, başaramayacağım’ gibi içinizde sürekli tekrarlanan iç konuşmalarınıza kulak vermeyin. Olumsuz iç konuşmaların insana hiçbir faydası yoktur. Bu konuşmalardan kurtulmak için şu yöntemi kullanabilirsiniz:


    Olumsuz iç konuşmalarınız başladığı zaman gözlerinizi kapatın ve konuşan sesi bir hoparlör gibi düşünün.


    Şimdi bu sesi (hoparlörü) öne çağırın gelsin. Ne diyor? Bu sese ihtiyacınız var mı? Size bir faydası var mı? Eğer cevabınız olumsuz ise o hoparlörün sesini kısın, artık hiçbir şey söyleyemesin.


    Ya da o sesi kaale almadığınız biri karşınızda konuşuyormuş gibi düşünün (mesela bir çizgi film karakteri gibi)


    Matematik dersine nasıl çalışılır?

    1. İhtiyaç duyduğunuzda öğretmeninizden ya da bilen bir kişiden yardım isteyin. Yapamadığınız soruların yanına bir işaret koyun. Ev ödevlerinde yapamadığınız soruları atlamayın. En kısa zamanda bu soruların çözümlerini bilen birinden öğrenin.


    2. Sadece öğretmeni izleyerek konuyu anlayamayacağınızı unutmayın. Mümkün olduğunca çok örnek çözün.


    3. Kuralları, formülleri, işlem basamaklarını küçük kartlara yazın. Bu kartlardan birini rastgele çekerek kural veya formül hakkında neler bildiğinizi kontrol edin. Bunu arkadaşlarınızla ya da aile fertlerinizle bir oyun haline getirebilirsiniz


    4. Bir arkadaşınızla birlikte çalışın. Araştırmalar, grupla çalışan kişilerin yalnız çalışanlara göre daha iyi performans gösterdiklerini ispatlamıştır. Zaman zaman birbirinizin işlemlerini kontrol edin.


    5. Konunun başlığını muhakkak yazın. Eve geldiğiniz zaman ödev yapmaya başlamadan önce defterinizdeki başlığı renkli bir kalemle çizin. Bu sizin ne yaptığınızı görmenize yardımcı olacaktır.


    6. İşlem yaparken her basamağın yanına ne yaptığınızı kendi kelimelerinizle tekrar not edin.


    Niye matematik en korkunç ders?


    Matematik, endüstrileşmiş toplumun hemen hemen her ürününde var. Hiçbir gökdelen, hiçbir cep telefonu veya antibiyotik matematik olmadan geliştirilemezdi. Gün****k yaşamda ne kadar çok matematik bilgisi varsa bunları kullanmak için o kadar az matematik bilgisi gerekiyor. Avrupa genelinde yüz binlerce öğrenci OECD adına uluslararası bir uzman ekibi tarafından hazırlanan “Programme for International Student Assessment”ın soru formlarını doldurdu. Araştırma daha çok öğrencilerin matematik kabiliyetini ölçmeye dayanıyordu. Türkiye 40 ülke arasında matematikte 33. sırada, okumada 33. sıra ve tabiat bilimlerinde 35. sırada kaldı.


    Matematik soruları, ezbere dayanmayan problemlerden oluşuyordu. Öğrencilerden formüllerle uğraşmak yerine matematiğin dünyada oynadığı rolünü kavrayarak, mantıklı bir şekilde uygulamaları istendi.


    Gün****k yaşamdaki soruların matematik diline çevrilmesi eğitimciler tarafından dilimize aşağı yukarı ‘matematik okuryazarlığı’ olarak çevrilebilecek, “Matematical Literacy” olarak adlandırılmakta. Başarılı Pisa öğrencileri her test sorusu için uygun formülü aramak zorunda olmasalar da, soruyu çok iyi anlamak zorundadırlar.


    Örneğin 1998 ve 1999 yılları arasında gerçekleştirilen gasp olaylarının gösterildiği bir grafiği, şu soruya göre yorumlamak zorundalar: Gasp olaylarının arttığı doğru mudur?


    Öğrencilerin birçoğu ‘evet’ diyor. Sonuçta yandaki sütun çok daha yüksektir. Oysa eksenlerin derecelendirilmesine bakan öğrenci gerçekte gasp olaylarının artmadığını görür. Diğer sorular da uygun deneylerle çözülebilmekte.


    Listenin sonlarında yer alan Türkiye’de öğrencilerin yarıdan fazlası (yüzde 53) matematikte birinci düzeyin altında kaldı. OECD ülkeleri ortalaması için bu oran yüzde 30’un altındadır. Türkiye’yi diğer ülkelerden ayıran bir özellik, okul türleri arasındaki farklılıkların en büyük olduğu ülke olmasıdır. Japonyanın özellikle de matematikte hep üst sıralarda yer alması, durmadan çalışmayı gerektiren acımasız bir sisteme bağlanıyordu. Tokyo’daki Suginami İlköğretim Okulu’nda yapılan bir ziyaret ilk başta bu önyargıyı kanıtlıyor gibi. Matematik dersi matematik sorularının sınıfça toplu halde çözülmesiyle başlıyor.


    Bir öğrenci, örneğin 36 x 8 eşittir 288 dediğinde, dördüncü sınıfın geriye kalan tüm öğrencileri “doğru” diye yanıt veriyorlar.


    Öğretmen Yasuho Arita sırayla herkesi kaldırıyor ve en sonunda tüm öğrenciler aynı soruları kendi kendilerine çözüyorlar ve Arita öğrencilerin başında kronometreyle bekliyor. Hesap alıştırmaları bittikten sonra Arita’nın “ilginç matematik” dediği başlıyor.


    Öğretmen tahtaya köşeli bir insan çiziyor. Öğrenciler bu figürü yap boz parçalarına benzeyen Tangram taşlarıyla biçimlendiriyorlar. Ve birdenbire Japonya’daki matematik dersinin sanıldığı gibi sadece katı kurallarla işlemediği ortaya çıkıyor. Arita, gayet cazip yöntemlerle öğrencileri matematiğe özendirmekte.


    Ona göre tek başına mekanik alıştırma, zorlu matematik problemlerini çözme hevesini söndürmekten başka hiçbir işe yaramaz. ‘Burada kişisel çaba gerekli.’ diyor Arita... Japon okullarındaki diğer önemli bir konu da problemlerin herkes tarafından tamamen anlaşılana dek sınıfça o problem üzerinde çalışılması.


    Anlaşıldığı üzere Japon öğrenciler toplu halde alıştırma yapma ve “ilginç matematik”le biçimlenen matematik dersinin yararlarını görüyorlar. Oysa ülkemizde diğer derslerde olduğu gibi matematik de büyük ölçüde formüllerin ezberlenmesine dayanır. “Müzik eğitimi alan bir öğrenciye yıllarca nota ezberletmeye benzeyen bu sistem, sanata, nefret duymaktan başka bir şey vermez.” diyor Enzensberger.


    Matematik korkutan bir ders olmamalı. Öğrencilerin sayılarla ilgili bilmece dünyasına olan meraklarını uyandırmak mümkün. Ve bu, sayılarla çevrili bir dünyada pek de şaşırtıcı olmasa gerek.
  3. elifataker

    elifataker Üye

    Katılım:
    4 Mart 2009
    Mesajlar:
    130
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    0
    matematikle ilgili garip bir olay

    Bir zamanlar köyün birinde, böyle bir bayram günü arefesinde köylüler köy odasında toplanmışlar havadan sudan konuşurlarken, muhtar, köydeki fakir aileler için yardım toplama fikrini ortaya atar ve der ki “köyümüzde hali vakti yerinde olmayan 7 aile var. Herkes evinden birşeyler getirse de şu bayram günü onların da yüzü gülse..”. Ve Köylüler derhal evlerine giderler. Akşamüzeri köylüler tekrar toplandıklarında erzaklar biraraya getirilir. Erzakların yekunu 28 çuvaldır. Muhtar köyün en okumuşu, köy öğretmenine hitaben:
    - Hocam sen hesap kitap işlerinden anlarsın, ne de olsa en okumuşumuz sensin. Bu 28 çuvalı 7 aileye nasıl bölüştürürüz?
    Köyün Öğretmeni,
    - “Bunda hesaplanamayacak ne var, 28’ i 7’ ye böleriz” der. Ve başlar hesaba;



    “8’ de 7 bir defa var.
    8 fark 7 bir eder.
    Yukarıdan ikiyi indiririz.
    21’ de 7 üç defa var.
    3 kere 7 yirmibir eder.
    Yirmibir ile yirmibirin farkı sıfır eder ve
    bölme işleminin sonucunu 13 bularak tamamlar”.


    - “Evet”
    der muhtar efendi ve öğretmenin bulduğu 13’ ü bir kağıda yazarak köyün çobanına verir. Ta ki bayram namazından sonra çoban, erzakları herbir fakir aileye kağıtta yazılı miktarlarda dağıtsın.
    Ertesi gün çoban kağıdı cebinden çıkarır ve herbir aileye kaçar çuval dağıtması gerektiğini hatırlamak ister. Fakat çoban en fazla 10’ a kadar sayabildiği için, kağıttaki “13” yazısına bir anlam veremez.
    - “Herhalde her aileye birer ve üçer tane dağıtılacak” der ve koyulur yola.
    Bu arada hesapta bir karışıklık olduğu hissine kapılan ve bu hisle bütün gece rahat bir uyku uyuyamayan öğretmen ertesi gün köyün en çalışkan öğrencisini çağırır ve;
    - “Bak bir soru çözümü göstericem, bakalım hata var mı yok mu bulabilecek misin?” der ve kendi yöntemi ile 28’ i tekrar 7’ ye böler.
    Öğrenci;
    - “Öğretmenin işlem doğru..İsterseniz sağlamasını yapabilirim”
    der ve başlar sağlamaya,



    “7 kere 3 eder 21.
    Ve 7 kere 1, 7 eder. 21’ in altına yazarız..
    7, bir daha sekiz.
    2’ yi aşağıya indiririz.
    Sonuç 28 bulunur” der.


    Öğretmen,
    - “Vay be, helal olsun sana” der.
    Bundan cesaret alan öğrenci,
    - “Öğretmenim, çarpmak bir çeşit toplamak demektir. Öyleyse,



    - “3, 6, 9, 12, 15, 18, 21 , 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28 eder” der...
    sweet_savings ve interasting bunu beğendi.
  4. fırat-hepsi

    fırat-hepsi Üye

    Katılım:
    30 Eylül 2008
    Mesajlar:
    8
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    1
    banada lazımdı teşekkürlerr
  5. interasting

    interasting Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    5
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    çok tşk. ederm çok iyi oldu bu bilgiler
  6. berre özge avcı

    berre özge avcı Üye

    Katılım:
    6 Şubat 2010
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    banada lazımdı teşekkürler
  7. Küçük Kasırga

    Küçük Kasırga Üye

    Katılım:
    17 Kasım 2009
    Mesajlar:
    10
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    MATEMATİKÇİ SEVERSE

    n-bilinmeyenli denklemim derdim sana,

    Hep teorem ispatlardık gelince bir araya

    Koni şeklinde, üçgen şeklinde yuvamızda,

    Dizi dizi, seri seri çocuklarımızla,

    Tam sunacakken san evlilik önerimi,

    Analitiğimiz uymuyor diye terk ettin beni,

    Evet deseydin CAUCHY bile kıskanacaktı bizi.

    Rüyalarımda hep seni görürüm

    Benim biricik hiperbolüm, minik parabolüm.

    Nerde eski determinant,diskriminant formülüm

    Dön bana,integralimi al signum yüzlüm,

    Geldim hayatın analitik çemberdeki yerine,

    Bak şu kalbimin fonksiyonuna, periyoduna,

    Asimtodumu bul da grafiğimi çiz bana

    Söz veriyorum konikçiğim demem sana

    Seni çok seviyorum anlasana…

    Parabol hayatlar yaşamam.




    BAŞKA BİR TANE ŞİİR GİBİ BİR ŞEY


    MATEMATİK HAYATLAR

    Hayatımın kosinüs 30’undayım.Logaritmanın sonu integralin başındayım.

    Karmaşık sayılarla iç içeyim. Üç bilinmeyenli denklemlerde neymiş, ben tam bilinmeyenli denklemim

    Doğal sayıları geçtim rasyonelleri boş verdim. Seni gördüğüm anda, çarpanlara ayrıldım. Elips yüzüne ,matris gözlerine bayıldım. İlk fırsatta aşkımı tümevarımla ispatladım. Geldim hayatın analitik çemberdeki yerine, ben nerdeyim be çemberde? Birinci,ikinci,üçüncü bölge…Hayır,ben tam orijindeyim. Çarpanlara ayrılmam, fonksiyonumu aldırmam.Başka kümelerle kesişmem.Parabol hayatlar yaşamam. Dedim ya; ben hayatımın kosinüs 30’undayım; Logaritmanın sonu, integralin başında…

    UMARIM YARDIMCI OLABİLMİŞİMDİR !....
  8. Küçük Kasırga

    Küçük Kasırga Üye

    Katılım:
    17 Kasım 2009
    Mesajlar:
    10
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    bunlarda güzel bilgiler bak:
    Üçgenin Alanı:
    Baba, küçük çocuğu ile sohbet ediyordu:
    "- Bugün okulda ne öğrendiniz?"
    "-Üçgenin alanını baba."
    "- Ya öyle mi? Söyle bakalım neymiş üçgenin alanı?"
    "- Yatayı ile dikleşiminin vuruşunun bir bolü iki katı¬dır."
    "- Olur mu çocuğum. Üçgenin alanı, tabanı ile yük¬sekliğinin çarpımının yansıdır". Bir köşede onları dinle¬mekte olan dede söze karışır:
    "- İkinizin de söylediği yanlış! Bir müsellesin mesaha-i sathiyesi, kaidesi ile irtifaının hasıl-ı darbının nısfına müsavidir..."





    Hızlı Çarpma:
    Bir arkadaşımızdan, kağıda üç basamaklı bir sayıyı iki defa yazmasını isteriz. İlkinin altına tekrar bir üç basa¬maklı sayı daha yazsın. Biz de diğerinin altına üç basa¬maklı herhangi (!) bir sayı yazalım. Her iki tarafı çarpıp birbiri ile toplamasını isteyelim. Daha arkadaşımız "pe¬kiyi" diyene kadar sonucu başka bir kağıda yazabiliriz.
    Bu nasıl olur? Bir örnek verelim. Arkadaşımız "541" yazmış olsun:





    İkici sayı olan "629" da rast gele bir sayıdır. Ancak bizim yazdığımız "370", 629'un rakamlarının "9"a tüm-leyenidir. Yani ilk rakam 6 için biz 3, ikinci rakam 2 için biz 7 ve üçüncü rakam 9 için sıfır yazarız. Bu işlem, 541'i "999" ile çarpmak demektir. Üç basamaklı bir sa¬yıyı 999 ile çarpmak için sayının bir eksiği alınır (540) ve sağına soldan itibaren rakamların 9'a tümleyeni ilâve edilir (5 için 4, 4 için 5 ve 9 için sıfır). Sonuç 540459'dur. (Ayrıca meselâ 731 sayısının 999 katı kaç denirse hemen 730269 yazılabilir)


    bende mate.gazetesi yaptım var bende pcde ama gönderemiyorum bazı bilgileri buraya aktardım inşallah yardımcı olabilmişimdir.
  9. başak1

    başak1 Üye

    Katılım:
    21 Şubat 2010
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    ya çokk acil bir bakın lütfennnnn

    matematik ders kitabı sayfa 94-95-98-99-100-101-102-103-104 ü acil yaparmisınız :confused: lütfen yardımcı olun birde çalışma kitabı sayfa 62-63-64-65-66-67 yapın lütfen :S
  10. ali4

    ali4 Üye

    Katılım:
    31 Mart 2011
    Mesajlar:
    5
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    0
    ingilizce ders kitabı 9. üniteyi yapanlar söyleyin

    lütfen yardım edin lazım

Sayfayı Paylaş