Mehmet Akif Ersoy ŞiirLeri..

Konu 'Alıntı Şiirler' bölümünde Moderatör Güleda tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113

    [​IMG]






    Âhiret Yolu

    sokakta sâde bir 'âmîn! ' sadâsıdır gidiyor:
    mahalle halkı birikmiş, imam duâ ediyor.
    basık bir ev; kapının iç yanında bir tâbût,
    başında çınlayan âvâzı dinliyor, mebhût;
    denildi: 'fâtiha! '; âmîni kestiler bu sefer,
    göğüsler inledi, derken, açık duran eller,
    hazîn alınları bir kerre okşayıp indi;
    deminki zemzemeler bir zaman için dindi.
    duyuldu sonra imâmın nidâ-yı mağmûmu,
    diyordu:
    - söyleyin allâh için şu merhûmu,
    nasıl bilirsiniz ey müslümanlar?
    - iyi biliriz!
    -yarın huzûr-i ilâhîde toplanıp hepiniz,
    bu yolda hüsn-i şehâdet edersiniz ya?
    - evet!
    - imâm efendi, helâllık da iste, merhamet et...
    - helâl edin hadi öyleyse şimdi hakkınızı.
    - helâl edin hadi bekletmeyin adamcağızı!

    cemâatin yüreğinden kopup 'helâl olsun! '
    nidâ-yı saffeti, birden cenâze, ah-ı derûn,
    misâli uğradı evden; fezâda yükseldi
    içerde başladı bir cûş-i nevhadır şimdi;
    baş örtüsüyle kadınlargözüktü pencereden:
    -bıraktın öyle mi, en sonra kardeşim, bizi sen!
    -yıkıldı dostlar evim, barkım... ah gitti kocam! ..
    -dayım melek gibi insandı; ben nasıl yanmam!
    -tamam otuz senedir komşuyuz da bir kerre,
    kızıp da 'ey! ' demiş insan değildi, hemşîre!
    -zavallı remziye! boynun büküldü evlâdım...
    -babam ne oldu?
    -baban... öldü.
    -etme ayşe hanım,
    bu söylenir mi ya? hicrân olur zavallı kıza...
    ayol, şu öksüzü bir parçacık avutsanıza...
    açın da cumbayı etrâfa baksın ağlamasın...

    göründü cumbada baktım ki tombalak, sanşın,
    sevimli bir küçücek kız... beiinde ancak var.
    donuk yanakları üstünde parlayan yaşlar,
    zavallının eriyen ruh-i bî-günâhı idi.
    benim o mersiye yâdımda ağlıyor ebedî.
    sefine pâre ki sırtında mevc-i bî-hissin,
    yüzer... önünde ademden nişâne bir engin,
    çeker durur onu sâhil-cüdâ açıklarına;
    bakar mı bir taşın üstünde durmuş ağlıyana?
    cenâze dûş-i cemâatte çalkalandıkça,
    o tahta pâreye benzerdi, düşmüş emvâca.
    nasıl duyar ki uzaklarda inleyen kadını?
    nasıl görür ki yetîmin huruş eden yaşını?
    bu hây ü hûy-i kıyâmet-nümûn içinde söner,
    samîm-i hilkati sûzân eden enîn-i beşer.

    değilmiş öyle geniş nâlenin hudûdu meğer:
    sokak bitip dönülürken kesildi mâtemler.
    o tahta pâre-i câmid, o iğbirâr-ı samût,
    güzer-gehindeki eşbâhı bir mehîb sükût
    içinde haşr ederek dalgalarla seyrediyor;
    zemîne bakmıyor artık semâ deyip gidiyor.
    bu mahmilin neye sık sık değişsin efrâdı?
    suâli fikre büyük bir hakîkat anlattı:
    evet bekâ ezecek cism-i zâr-ı fânîyi,
    vücûd çekmiyecek ömr-i câvidânîyi,
    bu bâr-ı müdhişin altında titreyip dizler,
    dayanmıyor üç adımdan ziyâde dûş-i beşer!
    ağır ağırgidiyorken cenâze kâfilesi,
    nihâyet oldu musallâ birinci merhalesi.
    çıkınca üstüne son minberin hatîb-i memât,
    açıldı dîde-i im'âna perde perde hayât.
    *******
    senin en son serîrindir şu bî pervâ uzanmış taş;
    ki nermin hâb-gâhından çıkar, bir gün vurursun baş!
    elinden yok halâs imkânı, mâdâme'l-hayât uğraş...
    o, mutlak sedd-i râhındır, aşılmaz.. muktedirsen aş! '

    musallâ: müncemid bir mevcidir eşk-i yetîmânın;
    musallâ: ahıdır, berceste, mâtem-zâr-ı dünyânın;
    musallâ: minber-i teblîğidir dünyâda, ukbânın;
    musallâ-: ders-i ibrettir durur pîşinde, irfânın.

    bu minberden iner nâsûta en müdhiş hakîkatler,
    bu yerden yükselir lâhûta en hâlis kanâ'atler.
    civârından geçer zulmette bî pâyan hayâletler:
    kefen-ber-dûş geçmişler, kalan üryan sefâletler!

    babam, kardeşlerim, evlâdım, annem... belki bunlardan
    muazzez bildiğim kıymetli birçok yâr-ı can el'ân
    bu taştan atfeder zanneylerim dünyâya son im'ân...
    benim rûhum bu heykelden duyar hâmûş bin efgân!
    serîr-i saltanatlar devrilir, alt üst olur dünyâ;
    müşeyyed bürc ü bârülar düşer bir bir, bu taş hâlâ,
    zamânın dest-i tahrîbiyle, durmuş, eyler istihzâ;
    bütün mevcûda hâkim bir adem timsâlidir gûyâ.

    namaz kılındı; duâ bitti. kârban, yoluna
    düzüldü taht-ı memâtın girip birer koluna.
    yarım sâat henüz olmuştu. yolcular durdu;
    demek ki; komşusu dünyânın âhiret yurdu.
    cenâze indi omuzdan yavaş yavaş, sonra,
    sokuldu servilerin ortasında bir çukura,
    atıldı üstüne üç beş kürek kemikli çamur
    kabardı toprağın altında bir an, bir ur!
    evet, çıban, ki yatan duymuyorsa dehşetini,
    dönün de arkadakinden sorun fecâ'atini·
    sükûn içinde uyurken şu bir yığın toprak
    ilel'ebed o küçük rûh çırpınıp duracak! ...

    Mehmet Akif Ersoy


  2. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113


    Atiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak

    Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
    Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
    Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
    İmânı olan kimse *****mez bu ölümle:
    Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.'
    Davransana... Eller de senin, baş da senindir!
    His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
    Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.
    Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
    Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?
    Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
    Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın!
    Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
    Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.
    Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
    Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
    Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın
    Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?
    Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
    Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
    Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
    Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar
    Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez...
    En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez!
    Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile sirkin;
    Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin
    Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
    Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan,
    Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma;
    Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!

    Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş...
    Sesler de: 'Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş! '
    Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
    Tek kol da demiyor bir tarafından!
    Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
    Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.
    Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...
    Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.
    Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır!
    Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!
    'İş bitti... Sebâtın sonu yoktur! ' deme, yılma.
    Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.



    14 Mart 1913

    Mehmet Akif Ersoy




  3. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113

    Ayrılık Hissi Nasıl Girdi Sizin Beyninize?

    Müslümanlık sizi gayet sıkı, gayet sağlam,
    Bağlamak lazım iken, anlamadım, anlıyamam,

    Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?
    Fikr-i kavmıyyeti şeytan mı sokan zihninize?

    Birbirinden muteferrik bu kadar akvamı,
    Aynı milliyetin altında tutan islam'ı,

    Temelinden yıkacak zelzele, kavmiyettir.
    Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir...

    Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez..
    Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez!

    Sizi bir aile efradı yaratmış Yaradan;
    Kaldırın ayrılık esbabını artık aradan.

    Siz bu davada iken yoksa, iyazen-billah,
    Ecnebiler olacak sahibi mülkün nagah.

    Diye dursun atalar: 'Kal'a içinden alınır.'
    Yok ki hiç bir kişiden... Millet-i merhume sağır!

    Bir değil mahvedilen devlet-i islamiyye...
    Girdiler aynı siyasetle bütün makbereye.

    Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
    Toplu vurdukca yürekler, onu top sindiremez.

    Bırakın eski hükümetleri meydandakiler
    Yetişir, şöyle bakıp ibret alan varsa eğer.

    işte Fas, işte Tunus, işte Cezayir, gitti!
    işte Irak'ı da taksim ediyorlar şimdi.

    30 Muharrem 1331
    27 Kanunuevvel 1328
    1913

    Mehmet Akif Ersoy













    Azmine Sarıl

    Ye's öyle bir bataktır ki,
    Düşersen boğulursun
    Azmine sarıl sımsıkı
    Bak ne olursun

    Mehmet Akif Ersoy










  4. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Bayram

    BAYRAM


    Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır;

    Bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır!


    Bayramda güler çehre-i mâ'sûm-i sabâvet,

    Ümmîd çocuk sûret-i sâfında ıyandır



    Her cebhede bir nûr-i mücerred lemeânda;

    Her dîdede bir rûh demâdem cevelândır.



    Âlâm-ı hayâtın iki kat büktüğü ecsâd

    Feyzindeki te'sîr ile âsûde revandır.



    Ferdâ-yı sükûn perveridir sâl-i cidâlin,

    Nevmîd düşen kalbe ümîd-âver-i candır.



    Heycâ-yi maîşetteki feryâd-ı mehîbin

    Dünyâda biraz dindiği an varsa bu andır.



    Subhunda bahârın şu sabâhat bulunur mu?

    Bak çehre-i gabrâya: Nasıl şen, ne civandır!



    Her sînede bir kalb-i meserret darabanda,

    Her kalbde bir âlem-i eşvâk nihandır.



    Raksân oluyor cünbüş-i dûşiyle anâsır,

    Gûya ki bütün sadr-ı zemin pür-galeyandır.



    Eşbahı da cûşân ediyor feyz-i mübîni,

    Yâ Rab bu nasıl rûh-i avâlim-sereyandır!



    Bayramda gelir yâ da ne hoş hâtıralar ki:

    Bin ömre verilmez, o kadar kadri girandır,


    Iydin bana dâim görünür levh-i kerîmi:

    Mâzî-i tufûliyyetimin yâd-ı besîmi.


    Birinci gün hava bir parça nâ-müsâiddi;

    İkinci gün açılıp, sonra pek güzel gitti.



    Dedim ki: 'Fâtih'e çıksam yavaşça, bir yanda

    Durup o âlemi seyreylesem de meydanda,



    Ziyâret etsem ehibbâyı sonradan... Hoş olur.

    Bütün gün evde oturmak ne olsa pek boştur. '



    Bu arzû-yi tenezzüh gelince, artık ben

    Durur muyum? Ne gezer! Fırladım hemen evden.



    Gelin de bayramı Fâtih'te seyredin, zirâ

    Hayâle, hâtıra sığmaz o herc ü merc-i safâ,



    Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan

    Tutun da, tâ dedemiz demlerinden arta kalan,



    Asırlar ölçüsü boy boy asâli nesle kadar,

    Büyük küçük bütün efrâd-i belde, hepsi de var!



    Adım başında kurulmuş beşik salıncaklar,

    İçinde darbuka, teflerle zilli şakşaklar,



    Biraz gidin; Kocaman bir çadır... Önünde bütün,

    Çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için



    Nöbetle bekleşiyorlar. Acep içinde ne var?

    'Caponya'dan gelen insan suratlı bir canavar! '



    Geçin: sırayla çadırlar. Önünde her birinin.

    Diyor: 'Kuzum, girecek varsa durmasın girsin.'



    Bağırmadan sesi bitmiş ayaklı bir îlân,

    'Alın gözüm buna derler...' sadâsı her yandan.



    Alettirikçilerin keyfi pek yolunda hele:

    Gelen yapışmada bir mutlaka o saplı tele.



    Terazilerden adam eksik olmuyor; birisi

    İnince binmede artık onun da hemşerisi:



    'Hak okka çünkü bu kantar... Frenk îcâdı gıram

    Değil! Diremleri dörtyüz, hesapta şaşmaz adam.'



    - Muhallebim ne de kaymak!

    - Şifalıdır macun!

    - Simit mi istedin ağa?

    - Yokmuş onluğun, dursun.



    O başta: Kuşkunu kopmuş eğerli düldüller,

    Bu başta: Paldimi düşmüş semerli bülbüller!



    Baloncular, hacıyatmazlar, fırıldaklar,

    Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar;



    Sağında atlıkarınca, solunda tahtırevan

    Önünde bir sürü çekçek, tepende çifte kolan



    Öbek öbek yere çökmüş kömür çeken develer...

    Ferâğ-ı bâl ile birden geviş getirmedeler.



    Koşan, gezen, oturan, mâniler düzüp çağıran.

    Davullu zurnalı 'dans' eyliyen, coşup bağıran,



    Bu kâinât-ı sürûrun içinde gezdikçe,

    Çocukların tarafındaydı en çok eğlence,



    Güzelce süslenerek dest-i nâz-ı mâderle;

    Birer çiçek gibi nevvâr olan bebeklerle



    Gelirdi safha-i mevvâc-ı ıyde başka hayât...

    Bütün sürûr u şetâretti gördüğüm harekât!



    Onar parayla biraz sallandırdılar... Derken,

    Dururdu 'Yandı! ' sadâsıyle türküler birden,



    - Ayol, demin daha yanmıştı a! Herif sen de,

    - Peki kızım, azıcık fazla sallarım ben de.



    'Deniz dalgasız olmaz

    Gönül sevdasız olmaz

    Yâri güzel olanın

    Başı belâsız olmaz!

    Haydindi mini mini maşallah

    Kavuşuruz inşallah...'



    Fakat bu levha-i handâna karşı, pek yaşlı,

    Bir ihtiyar kadının koltuğunda gür kaşlı,



    Uzunca saçlı güzel bir kız ağlayıp duruyor.

    Gelen geçen 'Bu niçin ağlıyor? ' deyip soruyor.



    - Yetim ayol... Bana evlâd belâsıdır bu acı

    Çocuk değil mi? 'Salıncak' diyor...

    - Salıncakçı!


    Kuzum, biraz da bu binsin... Ne var sevâbına say...

    Yetim sevindirenin ömrü çok olur...

    - Hay hay!


    Hemen o kız da salıncakçının mürüvvetine

    Katıldı ağlamıyan kızların şetâretine.


    MEHMET AKİF ERSOY

    Mehmet Akif Ersoy












  5. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113


    Bir Gece

    On dört asır evvel yine bir böyle geceydi
    Kumdan ayınon dördü bir öksüz çıkıverdi
    Lakin o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler
    Halbuki kaç bin senedir bekleşmedelerdi
    Nerden görecekler göremezlerdi tabi
    Bir kere zuhur ettiği çöl en sapa yerdi
    Bir kere de ma'mure-i dünya ozamanlar
    Buhranlar içindeydi bugünden de beterdi
    Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta
    Dişsiz mi bir insan onu kardeşleri yerdi
    Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin
    Salgındı bugün Şark'ı yıkan tefrika derdi

    Derken büyüyüp kırkına gelmişti ki öksüz
    Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi
    Bir nefhada kurtardı insanlığı o masum
    Bir hamlede kayserleri kisraları serdi
    Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi
    Zulmün ki, zeval akılına gelmezdi, *****di
    Alemlere rahmetti evet şer-i mübini
    Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi
    Dünya neye sahipse onun vergisidir hep
    Medyun O'na cemiyeti medyun O'na ferdi
    Medyundur o masuma bütün bir beşeriyyet
    Ya Rab! Bizi mahşerde bu ikrar ile haşret

    Mehmet Akif Ersoy



















    Birlik

    Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.
    Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz;

    Düşer mi tek taşı sandın harim-i namusun,
    Meğer ki harbe giden son nefer şehid olsun.

    Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa,
    Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,

    Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar
    Taşıp da kaplasa âfakı bir kızıl sarsar,

    Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;
    Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;

    Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,
    Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz!

    Mehmet Akif Ersoy











  6. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113


    birlik bağı

    Müslümanlık nerde bizden geçmiş insanlık bile
    Alem aldatmaksa maksat aldanan yok nafile
    Kaç hakiki müslüman gördümse hep makberdedir
    Müslümanlık bilmem ama galiba göklerdedir

    Varsa şayet söyleyin bir parçık insafınız
    Böyle kansızmıydı haşa kahraman eslafınız
    Böyle düşmüşmüydü herkes ayrılık sevdasına
    Benzeyip şirasesiz bir mushafın eczasına
    Hiç görülmüşmüydü olsun kayd ı vahdet tarumar
    Böyle olmuşmuydu millet can evinden rahnedar
    Böyle açlıktan bogazlarmıydı kardeş kardeşi
    Böyle adetmiydi bi perva yemek insan leşi

    Irzımızdır çiğnenen evladımızdır doğranan
    Hey sıkılmaz ağlamassan bari gülmekten utan

    Kurt uzaklardan bakar dalgın görürmüş merkebi
    Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi
    Lakin aşk olsunki aldırmazda otllarmış eşşek
    Sanki tavşanmış gelen yahud kılıksız köstebek
    Kar sayarmış bir tutam fazla olsun yutmayı
    Hasmı derken çullanırmış yutmadsan son lokmayı

    Bir hakikattır bu bildiğin usluba sok
    Halimiz merkeple kurdun aynı asla farkı yok
    Burnumuzdan tuttu düşman biz boğaz kaynındayız
    Bir bakın halamı hala ihriras ardındayız
    Saygısızlık elverir bir parça olsun arlanın
    Vakti çoktan geldi hem geçmektedir arlanmanın
    Davranın haykırmadan nakus-u izmihlaliniz
    Öyle bir buhrana sapmıştırki zira haliniz
    Zevke dalmak şöyle dursun vaktiniz yok mateme
    Davranın zira gülünç olduk aleme
    Bekleşirken gökte yüzbinlerce ervah intikam
    Yerde kalmış naşa benzer kavm için durmak haram
    Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yokmudur
    Yoksa istikbalinizden korkulur pek korkulur

    Mehmet Akif Ersoy








  7. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113


    Bülbül

    Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;
    Nihâyet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.
    Şehirden kaçmak isterken sular zâten kararmıştı;
    Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdiyi sarmıştı.
    Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl...
    Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl.
    Muhitin hâli 'insâniyyet'in timsâlidir, sandım;
    Dönüp mâziye tırmandım, ne hicranlar, neler andım!
    Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
    Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryâd,
    O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu:
    Ki vâdiden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu.
    Ne muhrik nâğmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi:
    Ağaçlar, taşlar ürpermişti, güyâ Sur-ı Mahşerdi!


    -Eşin var, âşiyânın var, baharın var, ki beklerdin;
    Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?
    O zümrüd tahta kondun, bir semâvi saltanat kurdun;
    Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.
    Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen,
    Gezersin, hânumânın şen, için şen, kâinâtın şen.
    Hazansız bir zemin isterse, şâyed ruh-ı ser-bâzın,
    Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkum-ı pervâzın,
    Değil bir kayda, sığmazsın -kanatlandın mı- eb'ada;
    Hayâtın en muhayyel gâyedir ahrâra dünyâdâ.
    Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perişandır?
    Niçin bir damlacık göğsünde bir umman huruşandır?
    Hayır, mâtem senin hakkın değil...Mâtem benim hakkım:
    Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
    Teselliden nasibim yok, hazân ağlar bahârımda:
    Bugün bir hânumansız serseriyim öz diyârımda!
    Ne hüsrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
    Serâpâ Garb'a çiğnettim de çıktım hak-i ecdâdı!
    Hayâlimden geçerken şimdi; fikrim hercümerc oldu,
    Selâhaddin-i Eyyubi'lerin, Fâtih'lerin yurdu.
    Ne zillettir ki: Nâkuus inlesin beyninde Osmân'ın;
    Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın!
    Ne hicrandır ki: En şevketli bir mâzi serâb olsun;
    O kudretler, o satvetler harâb olsun, turâb olsun!
    Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden Yıldırım Hân'ın;
    Şenâ'atlerle çiğnensin muazzam kabri Orhan'ın;
    Ne haybettir ki: Vahdet-gâhı dinin devrilip, taş taş,
    Sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaş!
    Yıkılmış hânumanlar yerde işkenceyle kıvransın;
    Serilmiş gövdeler, binlerce, yüzbinlerce doğransın!
    Dolaşsın, sonra, İslâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem...
    Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!

    Mehmet Akif Ersoy















    canan yurdu

    Eyvah! sevgilininyurdu ıssız kalmış
    Ayak bastığı heryer kırgın bir mezar olmuş
    İçindeki ahenk uçmuş da
    Ses seda kalmamış yuvada
    Yer yer gömülü durur emeller
    Sanki kıyamet gününü beklerler...
    Ya rab! niye böyle bir yığın toprak
    Olmuş yatıyor o temiz saha?
    Ya rab! niçin o parıltı ortada yok?
    Ya rab! niçin uzayıp gitmekte bu gölge?
    Ya rab! sevgilinin yuvası üzerine
    Gerilmiş bu kat kat aydınlık perdesinin anlamı ne?

    Mehmet Akif Ersoy





  8. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113


    Cenk marşı

    Ey sürüden arkaya kalmış yiğit
    Arkadaşın gitti haydi sen de git
    Bak ne diyor ceddi şehidin işit
    Haydi git evladım uğurlar ola
    Haydi git evladım açıktır yolun
    Zalimlere karşı bükülmez kolun
    Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
    Uğurun açık olsun uğurlar ola.

    Eşele bir yerleri örten karı
    Ot değil onlar dedenin saçları
    Dinle şehit sesleridir rüzgarı
    Haydi git evladım uğurlar ola
    Haydi git evladım açıktır yolun
    Zalimlere karşı bükülmez kolun
    Bayrağı çek on safa geçmiş bulun
    Uğurun açık olsun uğurlar ola
    Haydi levent asker uğurlar ola

    Yerleri yırtan sel olup taşmalı
    Dağ demeyip taş demeyip aşmalı
    Sende ki coşkunluğa er şaşmalı
    Kahraman askerim uğurlar ola
    Haydi git evladım açıktır yolun
    Zalimlere karşı bükülmez kolun
    Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
    Haydi levent asker uğurlar ola
    Haydi git evladım uğurlar ola.

    Mehmet Akif Ersoy


  9. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Çanakkale Şehitlerine

    Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
    -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
    Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
    Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
    Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
    Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
    Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
    Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
    Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
    Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
    Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
    Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
    Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
    Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
    Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
    Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

    Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
    **üm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
    O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
    Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
    Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
    Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

    Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
    Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
    'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
    Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
    Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
    Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
    Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
    'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
    Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
    'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
    Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
    Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
    Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
    Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
    Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
    Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
    Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
    Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
    Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

    Mehmet Akif Ersoy











  10. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Durmayalım

    Sa'di diyor ki: 'Bir gece biz kervan ile
    Ağır ağır gitmekte iken yolumuz düştü bir çöle.
    Hızla geçmek için o korkutucu ıssız çölü,
    Bütün yolcular istirahati feda ederek,
    Gitmektelerdi.Bir aralık bende yürümeye güç
    Hiç kalmamış ki düşmüşüm artık uykuya yenik.
    Avare bir yolcuyu bekler mi kafile?
    Çaresiz yola devam edecek varıncaya dek konak yerine.
    Bir de uyandım ki başucuma dikilmiş bir deveci şunları
    söylemekte:
    'Kalk ey zavallı yolcu, uzaklaştı kervan!
    Uykum benim de yok değil ama bu çöl,
    İstirahat yeri olurmu ki bin türlü korku var?
    Varmak istediği yere varıp durmayıp giden;
    Yoktur kurtuluş ümidi bu çöller geçilmeden.
    Yazık ki yolda böyle düşen uyku derdine,
    Hep yolcular gider de kalır kendi kendine! '

    Gerçi olayın kendisi önemsizdir, bunda haklısın, ancak düşün:
    İnsaflı ol, bundan başka hikmet dolu bir prensip varmı bugün?
    Varmak istersen -diyor Sa'di eğer maksada,
    Tuttuğun yollar hiç bitmeyecek gibi olsada;
    Yola devam et, durmayıp git, yolda kalmaktan sakın!
    Azim sahibi insan için neymiş uzak, neymiş yakın?
    Hangi güçlüktür ki gayrete gelince kolaylaşmasın?
    Hangi korkunç şey varki insandan korkmasın?

    Mehmet Akif Ersoy



Sayfayı Paylaş