Mensur Şiirin Özellikleri

Konu 'Edebiyat 11.Sınıf' bölümünde akıllı kız_98 tarafından paylaşıldı.

  1. akıllı kız_98

    akıllı kız_98 Üye

    Katılım:
    22 Mart 2009
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    mensur siirinin özellikleri yardımcı olun arkadaşlar
    Son düzenleyen: Moderatör: 22 Mart 2009
  2. gulhan

    gulhan Üye

    Katılım:
    14 Eylül 2008
    Mesajlar:
    429
    Beğenileri:
    127
    Ödül Puanları:
    16
    MENSUR ŞİİR:

    MENSUR şiir duygu , düşünce ve hayallerin şiirde görüldüğü incelikte anlatan ancak ölçüye ve uyağa bağlanmayan bir düz yazı türüdür.

    Türk edebiyatında mensur şiire mensure adı verilmiştir.bu tür yazılarda iç ahenge şiirde olduğu gibi önem verildiği için cümleler çokluk dilbilgisi kurallarına bağlı kalmaz.

    Mensur şiir türü 19. yy ikinci yarısında Fransa’da doğmuştur.


    “Mensur şiir” adı, 1886’da Halid Ziya’nın Hizmet gazetesinde yazdığı ve daha sonra “Mensur Şiirler” başlığıyla topladığı örneklerle karşımıza çıkmaktadır.
    Servet-i Fünun ve Meşrutiyet yıllarında da bu adlandırma yaygınlık kazanmıştır.

    . Türk edebiyatı, Tanzimat’ın ikinci kuşak sanatçılarının elinde sosyal yarar peşinde koşmaktan uzaklaşarak, bireysel ihtiras ve ıstırapların ifade aracına dönüşür. Şiirin biçimindeki asıl bilinçli yenilik de bu kuşağın eseridir. Özellikle; renkli, sorunlu, karmaşık iç dünyasını bir kalıba sokmakta zorlanan Abdülhak Hamit’in yaptıkları “bir biçim ihtilali” olarak değerlendirilir. Recaizade Mahmut Ekrem, Ta’lim-i Edebiyat, Takdir-i Elhan, III. Zemzeme Mukaddimesi ve diğer teorik yapıtlarında yeni edebiyatın estetiğini hazırlar.

    Sanat yaşamının ilk yıllarından itibaren mensur parçalar kaleme alır, düzyazı-şiir çevirileri yapar. Bu dönemdeki sanatçıların yenilik arayışlarının, bunu destekleyen teorik söylemlerin ve edebi çabaların arkasında, kuşkusuz Fransız edebiyatı vardır.

    Fransız edebiyatında “sanatkârane düzyazı” anla.mına gelen ve “prose poetique” adıyla anılan bazı yapıtlar kaleme alındıktan sonra, edebi bir tür olarak düzyazı-şiirin ilk örneklerine “poeme en prose” adıyla Aloysius Bertrand’ın 1842’de yayımlanan “Gecelerin Gaspard’ı” başlıklı yapıtından itibaren rastlanmaya başlanır. Bertrand’ı, Maurice de Guerin’in “Le Gentaure” ve “La Bacchante” adlı ürünleriyle izlemesi, bu dönemdeki Fransız şairlerin dikkatinin bu yeni tür üzerinde toplanmasına zemin hazırlar. Çok geçmeden, Charles Baudelaire “Küçük Mensur Şiirler”, Arthur Rimbaud “Renkli Gravürler”, “Cehennemde Bir Mevsim”, Stephane Mallarme “Hezeyanlar” adlı yapıtlarıyla öne çıkarlar. Tür, Fransa’da kimliğini bulduktan sonra diğer Batı edebiyatlarına da yansır. Pek çok araştırmacı, özellikle mensur şiir çevirilerinin, düzyazı-şiir türünün Türk edebiyatında doğup gelişmesinde büyük bir etkisi olduğunda görüşünde birleşmektedir.


    1980’lerde Batılı şairlerden yapılan düzyazı-şiir tercümelerinin de şefaatiyle, ayrıca iç dünyaların ifade edilme çabasına denk düşen bir tür olarak gündeme gelir düzyazı-şiir. Şükrü Erbaş, Ahmet Erhan, Kemal Özer, Hüseyin Ferhad, Semih Baylan, Salih Bolat, Ali Cengizkan, Engin Turgut, Hasan Öztoprak, Necat Çavuş bu bağlamda şiirler yazan isimlerdir.


    Düzyazı-şiir konusu, esasen bir sorun ya da güçlü / kalıcı bir eğilim olarak gündeme gelmemiştir bizde. Kimi başarılı çabaların ve örneklerin yanı sıra, özellikle 80 sonrasında, şiir ortamındaki genel ölçüsüzlük ve disiplinsizlik eşliğinde karşımıza çıkmıştır. Günümüzde her şeye şiir olarak bakma eğiliminin arttığını görüyoruz zaten. Hem görsel boyutun, işi geometrik şekillere hatta harflere kadar götüren deneysel arayışların öne çıkışı hem de dille ilgili zevk değişimi, geniş bir ölçekte değerlendirilmesi gereken bir sorunlar yumağı oluşturmaktadır. Bu alandaki çeşitlilik, bir kriter krizi mi doğurmaktadır, bir imkân olarak mı önümüzde durmaktadır? Şiirin özgürleşip yenilenmesi de kötürüm ve kekeme bir hale bürünmesi de bu soruya aranacak yanıtla ilintili olarak karşımızda durmaktadır.

Sayfayı Paylaş