milli edebiyat dönemi şairleri

Konu 'Edebiyat 11.Sınıf' bölümünde hayal1347 tarafından paylaşıldı.

  1. hayal1347

    hayal1347 Üye

    Katılım:
    19 Şubat 2009
    Mesajlar:
    5
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0


    milli edebiyat dönemi ve şairler ve onların bütün şiirleri yardımcı olursanız sevinirim :97:

  2. melike_carlos

    melike_carlos Üye

    Katılım:
    22 Mart 2009
    Mesajlar:
    52
    Beğenileri:
    10
    Ödül Puanları:
    0
  3. --su--

    --su-- Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2008
    Mesajlar:
    606
    Beğenileri:
    40
    Ödül Puanları:
    0
    HALİT FAHRİ OZANSOY

    1891'de İstanbul’da doğdu. 1971’de yine İstanbul’da yaşamını yitirdi. Bakırköy Rüştiyesi ve Galatasaray Lisesi’ni bitirdi. Uzun yıllar Muğla ve İstanbul’da lise öğretmenliği yaptı. **ümüne kadar Tercüman gazetesinde tiyatro eleştirileri ile edebiyat yazıları yayımlandı. Fecr-i Ati’nin etkisinde kaldığı ilk şiirleri 1912'de "Rübâb" ve "Şehbal" dergilerinde yayınlandı. Şiirlerini bir süre aruz vezniyle yazdı. "Aruza Veda" şiiriyle bu kalıbı bıraktı, hecee ölçüsüne ve yalın Türkçe'ye yöneldi. "Yeni Mecmua" çevresinde toplanan "Hecenin Beş Şairi" arasında yer aldı. "Nedim" adında bir edebiyat dergisi çıkardı. Şiirleri Yarın, Hayat, Aydabir, Yarımay, Çınaraltı, Varlık, Hisar gibi dergilerde yayınlandı. Servet-i Fünun dergisinin yazıişleri müdürlüğünü yaptı. Hüzün yansıtan şiirlerinde daha çok aşk ve kadın temalarını işledi. Şiirin yanısıra yayınlanmış roman ve oyunları ile anı kitapları da var.





    Sulara Dalan Gözler

    Gözlerim daldı gitti bir rüya denizine,
    Sularda uzun uzun baktım ayın izine
    Dedim: Yirmi yaşımın ay ışığı değil bu,
    Hani başım düşerdi bir sevgili dizine.

    Sular gene o sular, kıyı gene o kıyı,
    Gene çamlar dinliyor uzaktan bir şarkıyı,
    Ah artık görmüyorum eridi mi ne oldu?
    İri yeşil gözlerde gördüğüm pırıltıyı!


    ENİS BEHİÇ KORYÜREK

    11 Mart 1891'de İstanbul'da doğdu, 18 Ekim 1949'da Ankara'da yaşamını yitirdi. Hecenin Beş Şairi'nden biri. Selanik, Üsküp ve İstanbul idadilerinde öğrenim gördü. 1913'te Mülkiye Mektebi'nden mezun oldu. Hariciye Nezareti'nde çalışmaya başladı. Bükreş ve Budapeşte'de görev yaptı. 1921'de Türkiye'ye döndükten sonra Kurtuluş Savaşı'nı destekleyen "Müdafaa-i Milliye" adlı gizli örgüte katıldı. Cumhuriyetten sonra Fransızca ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Uzun yıllar Ticaret, İktisat ve Çalışma bakanlıklarında çalıştı. 1946 seçimlerinde Demokrat Parti'den milletvekili adayı oldu, seçilemedi. Yaşamının son dönemini zorluklar içinde geçirdi. Servet-i Fünun etkisi taşıyan ilk şiirleri 1912'de "Şehbal" dergisinde yayınlandı. Daha sonra Ziya Gökalp'in etisiyle hece veznini benimsedi ve Milli Edibiyat akımına katıldı. Ulusal duyguları ön plana çıkaran ve yiğitlik temalarını uç noktalara götüren şiiler yazdı. Bazı şiirlerinde biçim açısından hece kalıplarını kırma çabası da gösterdi. 1946'dan sonra mistik bir şiire yöneldi. Bir mevlevinin ruhuyla bağlantı kurduktan sonra yarattığını öne sürdüğü tasavvufi şiirler yazdı.

    Hatira


    Geçsin günler, haftalar,
    Aylar, mevsimler, yillar...
    Zaman, sanki bir rüzgar
    Ve bir su gibi aksin...
    Sen gözlerimde bir renk,
    Kulaklarimda bir ses
    Ve içimde bir nefes
    Olarak kalacaksin…

    YUSUF ZİYA ORTAÇ

    1895'te İstanbul'da doğdu. 11 Mart 1967'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. "Hecenin Beş Şairi" grubunun üyesi ve öncülerinden. İstanbul Vefa İdadisi'ni bitirdi. 1915'te Darülfünun-ı Osmani'nin (İstanbul Üniversitesi) açtığı yeterlilik sınavını kazanarak edebiyat öğretmeni oldu. Çeşitli okullarda dersler verdi. Orhan Seyfi Orhon'la birlikte çıkardığı "Akbaba" mizah dergisini ölümüne değin yayınladı. 1946-1954 arasında Ordu milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bulundu. Şiire aruzla başladı. Ziya Gökalp'in etkisiyle hece ölçüsünü benimsedi, bu türün başarılı örneklerini verdi. "Hecenin Beş Şairi"nden biri olarak ünlendi. Şiirleri Türk Yurdu, Servet-i Fünun ve Büyük Mecmua'da yayınlandı. Akbaba dergisinde akıcı bir dille, rahat okunur bir tarzda yazdığı fıkralarında siyasal mizahın özgün örneklerini verdi. Şiir ve gülmece yazılarının yanısıra roman, öykü ve oyunlar da yazdı

    RÜYA

    Gök dibinde havuzun
    Sularda ellerimiz
    Bütün emellerimiz
    Anlaştı uzun uzun

    Sular soğuk bir ışık,
    Bakıyoruz havuza;
    Suda omuz omuza
    İki gölge karışık!

    Bir kırık ay havuzda
    Ağır ağır kayboldu.
    Havuz şafakla doldu
    Gün doğdu ufkumuzda

    Gün doğdu ucundan
    Ellerimi bıraktı.
    Birkaç damla yaş aktı.
    Parmaklarımın ucundan!
  4. --su--

    --su-- Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2008
    Mesajlar:
    606
    Beğenileri:
    40
    Ödül Puanları:
    0
    ORHAN SEYFİ ORHON

    23 Ekim 1890’da İstanbul’da doğdu. 22 Ağustos 1972’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1914'te Hukuk Mektebi’ni bitirdi. Meclis-i Mesuban’ın Kavanin Kalemi’nde memurluk, ardından gazetecilik ve öğretmenlik yaptı. Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul Hükümeti’ni destekleyen "Aydede" dergisinde çalıştı. 1946’da CHP’den Zonguldak miletvekili seçildi. 1950’de gazeteciliğe döndü. 1960’tan sonra Adalet Partisi’ne girdi. 1965’te bu partiden İstanbul milletvekili seçildi. 1922-1946 arasında Milliyet, Tasvir-i Efkar, Cumhuriyet, Ulus, Zafer, Havadis gazetelerinde mizah ve köşe yazıları yazdı. Yaşamının son döneminde Son Havadis gazetesinde yazarlık yaptı. İlk şiirleri arkadaşlarıyla birlikte çıkardıkları "Hıyaban" isimli dergide yayınlandı. 1917’de Yeni Mecmua’da çıkan şiirleriyle adını duyurdu. Türk şiirinde "Hecenin Beş Şairi" grubundan biri olarak ün kazandı. Yusuf Ziya Ortaç’la birlikte Papağan, Güneş, Ayda Bir, Çınaraltı dergilerini çıkardı. Şiire Aruzla başladı. "Fırtına ve Kar" isimli uzun şiirinde bunun başarılı bir örneğini verdi. Daha sonra Milli Edebiyat ve Genç Kalemler akımlarının etkisinde kalarak hece veznine döndü. Hece ile yazdığı şiirlerinde yalın bir dil kullandı. Divan şiiri kalıplarını hece veznine uyarlayarak yazdığı gazel benzeri şiirleri de var. Yirmiden fazla şiiri bestelendi.


    GÖNLÜM

    Benim gönlüm bir kelebek
    Dolaşıyor çiçek çiçek.
    Tükenecek ömrü böyle
    Çırpınarak, titreyerek

    Ne şerefli bir adı var,
    Ne bir büyük maksadı var.
    Her gün biraz zedelenen
    İki ipek kanadı var!

    Sabırlıdır, gözü toktur,
    Zavallının derdi çoktur.
    Yorulunca konacağı
    Bir yuvası bile yoktur.

    Her şey ona karşı durur:
    Güneş yakar, kış dondurur.
    Bazı tutar kanadından
    Bir fırtına yere vurur.

    Benim gönlüm bir kelebek
    Dolaşıyor titreyerek.
    Zavallının bir baharlık
    Ömrü böyle tükenecek
  5. --su--

    --su-- Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2008
    Mesajlar:
    606
    Beğenileri:
    40
    Ödül Puanları:
    0
    FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL

    18 Mayıs 1989'da İstanbul’da doğdu. 8 Kasım 1973’te Akdeniz’de seyreden Samsun gemisinde yaşamını yitirdi. Türk şiirinde "hecenin 5 şairi" diye bilinen şairlerden biri. Yenilikçi edebiyatımızın geçiş döneminde dili, tekniği ve romantik İstanbul’lu kişiliğiyle de olsa, Anadolu gerçeğine açıldı. Türkçenin gelişmesine büyük katkı sağladı. Milli edebiyat akımına verdiği güçle kendisinden sonra gelen kuşaktaki biçok şairi etkiledi. Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Haşim şiirinin yanında üçüncü bir kümenin oluşmasına neden oldu. İstanbul Darülfünun'u Tıp Fakültesi'ndeki eğitimini yarım bıraktı. Kayseri, İstanbul ve Ankara’da liselerde ve öğretmen okullarında edebiyat dersleri verdi. 1946-1960 arasında Demokrat Parti'den İstanbul’dan milletvekili seçildi. 27 Mayıs 1960’tan sonra bir süre Yassıada’da tutuklu kaldı. Biraz Cenap Şahabettin'den, büyük ölçüde de Yahya Kemal Beyatlı'dan etkilenerek ilk şiirlerini aruz vezniyle yazdı. Sonra hece veznine döndü. Anadolu insanının duygularını işleyerek Milli edebiyat akımının yurtçu duyarlılığını zengileştirdi. Erkek bencilliğini yücelten aşk şiirleri de yazdı. Anayurt adlı dergiyi 8 sayı çıkardı. "Çamdeviren", "**** Ozan" gibi takma isimlerle mizah şiirleri yazdı. Fıkra, manzum oyun, roman türünde eserleri de var




    CENNET VE CEHENNEM



    Bu akşam bilmediğim bir âlem içindeyim,

    Ya rüyada bir seyyah, ya semavi Çin'deyim,

    Bir orman yangınıyle kızardı karşı dağlar,

    Taraf taraf tutuştu meş'aleler, çırağlar,

    Bir renge girdi eşya günün altın tasında,

    Bu kızıl kâinatın gezerken ortasında.

    Birden alev alıyor düşünceler, duygular,

    Ateştir burda hattâ ateşe düşman sular...

    Burda her göz ateştir, her gönül ateşperest,

    Ateş vermiş çizdiği esere bir çiredest!



    Duyuyorum bu akşam, din gibi, sevda gibi,

    Ne duyarsa içinden bir Mecûsi rahibi:

    Andırıyor hisarlar birer tütsü kabını,

    Leylekler ezberliyor Zerdüşt'ün kitabını,

    Benziyor bir mermere alnını koyan dere

    Bu ateş mabedinde bir ateşten ejdere.



    Parlıyor bir damla kan çamların sorgucunda

    Birer kâğıt fenerdir meyveler dal ucunda,

    Gördüm, sihirbaz gibi geçtiğini üç kızın

    Bu ateş âleminin içinden yanmaksızın! ...

    Sandım, ömrüm bitecek, bitmeyecek bu yanma! ...
  6. ~~Özge~~

    ~~Özge~~ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2008
    Mesajlar:
    1.865
    Beğenileri:
    1.697
    Ödül Puanları:
    36

Sayfayı Paylaş