milli edebiyat döneminde kurulan Türk dernekleri ve bunların amaçları

Konu 'Edebiyat 11.Sınıf' bölümünde mezarci245 tarafından paylaşıldı.

  1. mezarci245

    mezarci245 Üye

    Katılım:
    18 Nisan 2011
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    milli edebiyat döneminde kurulan Türk dernekleri ve bunların amaçları nelerdir ?yardımcı olursanız sevinirim
  2. Sanalika Kız

    Sanalika Kız Üye

    Katılım:
    18 Nisan 2011
    Mesajlar:
    9
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ
    Siyasi Durum:
    Batı ülkelerinin gelişmeleri zayıflayan Osmanlı devleti üzerinde etkili olmaya başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin bu durumunu düzeltmek için padişahlar çalışma yapsalar da kötü gidişe dur diyemiyorlardı.
    Tanzimat ile başlayan yenileşme hareketleri, gelenekçiler ile yenlikçiler arasında çatışmaya sebep olmuştur.
    II. Abdülhamit yönetimi sürerken bazı aydınlar, bu yönetime son vererek meşrutiyeti yeniden uygulamak ve devletin çıkarlarını göstererek Batı’nın “Şark Sorunu” (Doğu Sorunu) adını verdiği duruma son vermek için 1889’da Selanik’te “İttihat ve Terakki Cemiyeti”ni kurdular. İttihatçılar, Rumelili subayların da desteğiyle 1908’de Meşrutiyet’in ilan edilmesini sağladılar.
    Yıllardır sıkı bir yönetim altında olan sanatçıları düşünrler ve basın çevreleri büyük coşkuyla istekleri gerçekleştirmek için çalıştılar. Ancak bu durum gelenekçilerin tepkisine neden oldu.
    Bu dönemdeki Trablusgarp, Balkan, 1. Dünya Savaşı, Arnavutluk Ayaklanması devleti yeni çıkmazlara itti. Bu çıkmazlar aydınların bazı çıkar yollar denemelerine sebep oldu. Bazı akımlar bu dönemde varlık gösterdi.
    OSMANLICILIK: Osmanlıcılık, devlet içindeki ulusları Osmanlılık ruhu içinde birleştirmeyi amaçlar. Bu amaçla devletin bütünlüğünü korumak için dil, din, ırk farkı gözetilmemeli, herkes aynı hak ve yetkilere sahip olmalıdır. II. Meşrutiyet’in ilk yarısına hakim olan bu düşünce, Balkan Savaşı’nın kaybedilmesi ile geçerliliğini kaybetmiş ve yerini Türkçülük düşüncesine bırakmıştır.
    İSLAMCILIK: Osmanlı Devleti’nin bütünlüğünü korumak amacıyla 19. yüzyılın ikinci yarısında önem kazanan bir düşünce akımıdır. Önce siyasi düşünce olarak ortaya çıkmış, sonra edebiyat ve düşünürler tarafından savunulmuştur. Amacı; farklı ırklardan Müslümanları birleştirip kalkındırmak, Hıristiyan dünyasının karşısında bir denge unsuru haline getirmektir. Aynı zamanda Balkanlar’daki Müslüman unsurların devletten kopmasını önlemek amacını taşır. Bu akım II. Abdülhamit tarafından desteklenmiştir. 1908’den sonra daha da gelişmiştir.
    Bu akıma göre toplumun temel direği dindir. Din ile millet birdir. Bütün Müslümanların halifenin etrafında birleşmesi gerekir. Batı taklitçiliğine karşı çıkmışlardır.
    Yayınları: Sırat-ı Müstakim, Sebilürreşât, Mekatip, İslam
    Sanatçılar ve Düşünürler: Mehmet Akif Ersoy, M. Şemsettin Günaltay, Sait Halim Paşa, Cevdet Paşa, Şeyhülislam Musa Kazım Efendi, Hacı Zihni Efendi, Eşref Edip
    BATICILIK: Tanzimat ile birlikte devleti korumak ve modernleştirmek yolunda ortaya çıkan fikir akımlarından biri de “batıcılık”tır. Kaynağını Tanzimat hatta ondan önceki ıslahat hareketlerinden alır. Bu hareketlerin ilk önderleri padişahlar ve sadrazamlardır. Tanzimat döneminde Namık Kemal, Şinasi ve Ziya Paşa edebiyat aracılığıyla Batı’nın kültürel gelişimi devlete yansıtmada öncülük etmişlerdir.
    I. Meşrutiyetten sonra Batılılaşmanın önderleri yönetim kadrosunun dışında bulunan Jön Türklerdir. Bunlar devletin ancak Batılılaşarak kurtulabileceğini savunurlar.
    Yayınları: İçtihad
    Sanatçılar ve Düşünürler: Abdullah Cevdet, Baha Tevfik, Tevfik Fikret, Celal Nuri.
    TÜRKÇÜLÜK: Osmanlıcılık ve İslamcılık ideolojilerinin uygulamam alanı bulamadığı bir zamanda devleti kurtarma adına ortaya çıkmıştır.
    Bu düşünce akımın göre devlet ancak dili, dini, soyu ve ülküsü Türk olan bir topluma dayanarak ayakta durabilir. Türkçülük, dil, tarih, edebiyat alanlarındaki çalışmalarla, yani bir kültür hareketi olarak başlamış zamanla siyasi bir nitelik kazanmıştır. İlk çalışmalar Tanzimat döneminde başlamıştır. Ahmet Vekif Paşa’nın Ali Suavi’nin Ahmet Cevdet Paşa’nın ve Şemsettin Sami’nin Türkçülük alanında çalışmaları vardır. 1897 yılındaki Yunan Harbi sırasında M. Emin Yurdakul’un “Cenge Giderken” şiirinde dillendirdiği “Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur.” mısrası Türkçülük akımının sloganı olmuştur.
    Dernekler: İlk dernek 1908’de kurulan 1911’de kendi adıyla bir dergi yayınlayan Türk Derneği. Daha sonra bu dernek Türk Yurdu adını alır. Ahmet Hikmet, Yusuf Akçura, Ağaoğlu Ahmet bu derneğin kurucularıdır.
    12 Mart 1912’de tıbbiyeli gençler bir araya gelerek “Türk Ocağı”nı kurarlar. 1913’te “Halka Doğru” dergisini çıkarırlar. Bunların yanında “Yeni Mecmua, Türk Sözü, Milli Tetebbular Mecmuası” gibi dergiler çıkarırlar.
    Yayınlar: Türk Derneği (Türk Yurdu), Halka Doğru, Yeni Mecmua, Türk Sözü, Milli Tetebbular Mecmuası
    GENÇ KALEMLER: Ali Canip ile Ömer Seyfettin tarafından çıkarılan “Genç Kalemler” dergisi ile milliyetçilik edebiyatta da başlamış olur. Dergide ilk defa Milli Edebiyat Kavramı kullanılır.
    Milli bir edebiyat oluşturulması için önce dilin millileştirilmesi gerektiğinden Yeni Lisan anlayışı ortaya atılır. Bu anlayışta konuşma dili ile yazı dili birbirine yaklaştırılmaya çalışılmıştır. Bu hareket özellikle Ziya Gökalp’la büyük hız kazanmış ve gelişme göstermiştir.
    11 Nisan 1911’de çıkan “Genç Kalemler” dergisinin başmakalesi “Yeni Lisan” başlığı taşır.
    Ziya Gökalp, Türkçülük akımını ilk defa sosyolojik bir metotla incelenmiş ve bir sistem haline getirmiştir. Türkçülük akımının felsefi ait yapısını oluşturmuş, milliyetçilik ile ırkçılığı birbirinden ayırt etmiştir.
    Türkçülük Akımının İçinde Yer Alanlar:
    Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Hamdullah Suphi.
    Bu akımın edebiyata yansımasıyla dilde sadeleşme başlamış, Yeni Lisan hareketiyle de Türkçeyi ve kurallarını esas alan bir dil anlayışı başlamıştır.
    Ayrıca hece-aruz tartışmasında Mehmet Emin’le birlikte, Ziya Gökalp’ın etkisiyle genç şiarlar heceye dönmüştür.
    Aslında bu ve benzer düşünceler daha önce de ortaya konulmuştur fakat uygulanmamıştır. Genç Kalemler’in farkı söylediklerini uygulamaları olmuştur. Yeni Lisan Hareketi ile konuşma dili edebi dilin yerini tamamen almıştır.
    Milli Edebiyat Akımının Özellikleri:
    1911 yılında Selanik’te çıkan “Genç Kalemler” dergisinde Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan” adlı makalesinin yayımlanmasıyla “Milli Edebiyat” akımı başlar. Milli edebiyat hareketi öncelikle bir dil hareketidir. Dergi yazarları ilk olarak dilin millileştirilmesiyle işe başlarlar. Sade Türkçenin bir dava olarak ele alınması ilk kez bu dergide ortaya konmuştur. “Milli Edebiyat” terimi de ilk kez bu dergide kullanılmıştır.
    Amaçları:
    1. Dil sade olmalıdır.
    2. Ulusal kaynaklara ve yurt sorunlarına eğilmek gerekir.
    3. Şiirde yalnız hece vezni kullanılmalıdır.
    Genel Özellikleri:
    1. Şiirde daha çok bireysel konulara yönelen dönem sanatçıları, roman ve öyküde sosyal meselelere yönelmişlerdir. Milliyetçilik düşüncesi, Kurtuluş Savaşı gibi konuları ele almışlardır. Konuların İstanbul dışına çıkması en belirgin özelliklerdendir.
    2. İstanbul halkının günlük konuşama dili esas alınmıştır. Arapça ve Farsça sözcükleri Türkçede söylendiği gibi yazmayı tercih etmişlerdir.
    3. “Aşk” bu dönem roman ve hikâyesinin en önemli teması olarak dikkat çeker. Bu eserlerde dil günlük konuşma dilidir.
    4. Milli edebiyat ile birlikte yeni ve halka dönük, halk diline önem veren yeni bir edebiyat akımı doğmuştur.
    5. Milli Edebiyat Akımı Türk edebiyatında Toplum ve ülke meselelerine geniş yer veren sade Türkçeyi ve hece veznini kullanma yoluna giden bir edebiyat akımdır.
    6. Milli Edebiyatçılar, dili sadeleştirme konusunda birtakım ilkeler belirledikten sonra edebiyatta da taklitçilikten kaçınılmasını, sanatçıların Türk halkının hayata yönelerek yaratıcı nitelikler kazanmalarını ve yapıcı eserler vermelerini istediler.
    7. “Hikâye, roman tiyatro konularını, kahramanlarını yerli hayattan almalıdır.” İlkesini benimsediler.
    8. Türkiye’de cumhuriyet ilan edilirken Milli Edebiyat temsilcilerinin büyük çabalarıyla konuma dili edebiyat dili olarak yaygınlaşmıştır.

    Milli Edebiyat Döneminde Şiir:

    “Genç Kalemler”, şiir anlayışı konusunda Fecr-i Âtî şairlerinden pek ayrılmadılar. Şiirde konu seçimini şaire bırakmaları, onları sanat anlayışları bakımından ikiliğe düşürdü. Edebiyat-ı Cedîde ve Fecr-i Âtî şairlerinin ferdiyetçi sanat anlayışlarından bütünüyle ayrılamadılar. Aruzun yerine heceyi, getirmeleri sadece şekil açısından bir değişiklik oldu.
    Eski şairleri şiirlerindeki samimi, lirik ve mistik atmosferi şiirlerinde devam ettirmek istediler, milli geçmişe bağlanarak edebiyatın milli olabileceğini savundular. Bu arada Yahya Kemal ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu Nev-Yunanilik adını verdikleri akımda, Eski Yunan edebiyatının örnek alma yoluna gittiler. Bu altılımlar beklenen sonucu doğurmamıştır.
    Milli edebiyat akımına taraftar olan bazı şairler, Milli Edebiyat kavramını farklı şekilde yorumlamışlar ve şiirlerini kendi yorumlarına göre yazmışlardır. 1917’de kurulan Şairler Derneği’nde sadece ”konuşma dilinin ve hece vezninin kullanılması“ konusunda görüş birliğine varılmıştır.

    Milli Edebiyat Roman ve Hikâye:
    1908”den sonra, konularını genellikle toplumsal meselelerden alan, konuşma dilini ve üslubunu tercih eden yeni bir hikâye ve roman anlayışı kendini göstermeye başladı.
    Ebubekir Hazım, Küçük Paşa; Refik Halit, Memleket Hikâyeleri gibi bazı yapıtlarında toplumsal meseleler İstanbul dışındaki çevrelerden alındı.
    Halide Edip Adıvar, Yeni Turan; Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Gönül Hanım yapıtlarında olduğu gibi bazı eserlerde milliyetçilik siyasi bir ideoloji olarak işlendi.
    Hailde Edip”in Ateşten Gömlek; Yakup Kadri’nin Yaban romanlarından olduğu gibi Kurtuluş Savaşı’nın çeşitli görünümlerini yansıtıldı.
    Yakup Kadri’nin bazı romanlarında olduğu gibi Türk toplumunun Tanzimat’tan beri geçirdiği toplumsal aşamalar, betimleyici, çözümleyici bir üslupla anlatıldı.
  3. Sanalika Kız

    Sanalika Kız Üye

    Katılım:
    18 Nisan 2011
    Mesajlar:
    9
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Yardımcı Olabildim Mi?
  4. Rüzgar

    Rüzgar Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    31 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.028
    Beğenileri:
    875
    Ödül Puanları:
    113

    TÜRK DERNEĞİ
    1909 yılında Selanik’te Yusuf akçura, rıza Tevfik, necip asım tarafından kurulan bir dernek ve aynı isimli bir dergidir. Derginin özelliği kültürel çalışmalara yani Türk dili, Türk tarihi, ile ilgili araştırmalara ağırlık vermesidir. Mehmet emin, Hüseyin Cahit yalçın, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Fuat köprülü derginin önemli yazarlarıdır. Dergi Mehmet Fuat köprülünün bir edebiyat araştırmacısı olarak milli edebiyata kazandırılması bakımından önemlidir.


    TÜRK YURDU
    1911 yılında Selanik’te kurulan bir dernektir. Bu dernek aynı isimli bir de dergi çıkarır. Kurucuları: Yusuf akçura, Ahmet Ağaoğlu, a.hikmet müftü oğlu’dur. Dergi “Türkçülük” düşüncesini savunması bakımından siyasi bir içerik niteliği taşır.


    HALKA DOĞRU—TÜRK SÖZÜ
    Halka doğru 1913 yılında Türk sözü 1914 yılında Türk yurdu derneğine bağlı olarak haftalık çıkarılan dergilerdir. Dergilerin yönetmeni celal sahil er ozan başyazarlığı ise Ömer Seyfettin yapmıştır. Dergi 1. dünya savaşı sırasında kapanır.

Sayfayı Paylaş