milli mücadele başlıyor özet

Konu 'Sosyal Bilgiler 8. Sınıf' bölümünde Moderatör Burcu tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Burcu

    Moderatör Burcu Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    21 Ekim 2010
    Mesajlar:
    656
    Beğenileri:
    826
    Ödül Puanları:
    93

    Milli Uyanış, Yurdumuzun İşgaline Tepkiler

    20. YÜZYILIN BAŞINDA OSMANLI DEVLETİ VE AVRUPA'NIN DURUMU
    OSMANLI DEVLETİ
    Siyasi Durum
    Osmanlı Devleti, 18. yüzyıla kadar dünyanın sayılı devletlerinden birisiydi. Ancak gerek Avrupa'daki, gerek kendi bünyesindeki gelişmelerin etkisiyle gücünü kaybetmiştir.
    Osmanlı Devleti'ni siyasi alanda etkileyen önemli gelişmeler şunlardır:
    Fransız İhtilali
    Osmanlı Devleti, geniş sınırlara ulaşmasıyla birlikte farklı ırk ve dinden bir çok ulusu da bünyesinde barındırmaya başlamıştı. Fransız İhtilali ile ortaya çıkan milliyetçilik hareketi, Osmanlı Devleti içindeki milletler arasında hızla yayıldı. 19. yüzyılda Balkanlarda ve Arap eyaletlerinde belirli bölgeleri Osmanlı idaresinden ayırarak bağımsız devletler kurma çabaları ortaya çıktı. Avrupa devletleri, özellikle de Rusya, bu ayaklanmaları destekliyordu. Balkanlarda yoğun olarak görülen bu ayaklanmaların bağımsızlık ile sonuçlanması Osmanlı Devleti'nin sınırlarının daralmasına neden olmuştur.
    II. Meşrutiyet
    İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin çalışmaları sonucu 1908 yılında meşrutiyet yönetimi yeniden kuruldu. Ancak bu rejime karşı olanlar İstanbul'da bir ayaklanma çıkardılar. 31 Mart Olayı denilen bu ayaklanmayı Selanik'ten gelen Hareket Ordusu bastırdı. Mahmut Şevket Paşa komutasındaki bu orduda Mustafa Kemal de yer almıştır.
    Osmanlı Devleti'ndeki bu iç kargaşa ortamından yararlanan Avusturya, Bosna-Hersek'i topraklarına katmış, Girit Yunanistan'a bağlanmış, Bulgaristan da bağımsızlığını ilan etmiştir.
    i
    a
    Trablusgarp Savaşı
    Sömürgecilik yarışında geç kalan İtalya'nın gelişen sanayisi için ham madde ve pazara ihtiyacı vardı. Bundan dolayı Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durumdan yararlanarak Trablusgarp'a saldırdı (1911).
    Osmanlı Devleti, Trablusgarp'ta aralarında Mustafa Kemal'in de bulunduğu az sayıdaki vatansever subayın mücadelesiyle önemli başarılar kazandı. Ancak bu subaylar Balkan Savaşlarının başlaması üzerine geri dönmek zorunda kaldılar. İtalya ile yapılan Uşi Antlaşması (1912) ile de Trablusgarp İtalya'ya bırakıldı. Böylece Osmanlı Devleti, Kuzey Af-rika'daki son toprağını da kaybetmiştir.
    Balkan Savaşları
    Osmanlı Devleti, Balkan topraklarını yaklaşık 450 yıl egemenliği altında bulundurmuştu. Ancak 20. yüzyıl başlarında Balkan devletlerinin kendi aralarında kurduğu ittifakla yapılan savaşlar bu egemenliği de büyük ölçüde sona erdirmiştir.
    Balkan uluslarından Sırbistan, Yunanistan, Bulgaristan ve Karadağ Osmanlı Devleti'ne karşı birlikte hareket etmişlerdir. 8 Ekim 1912'de Karadağ'ın Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmesiyle başlayan I. Balkan Savaşı'nda Osmanlı Devleti başarılı olamamıştır.
    Osmanlı Devleti'nin başarılı olamamasında,
    > Bazı komutanlar arasında anlaşmazlıklar olması
    > Savaş sırasında askeri birliklerin birbirleriyle bağlantı kuramamaları
    > Ordunun ihtiyaçlarının yeteri kadar karşılanamaması
    > Balkanlardaki Osmanlı ordusunun düzensiz olması ve bir kısmının savaştan önce serbest bırakılması
    gibi nedenler etkili olmuştur.
    Birinci Balkan Savaşı 30 Mayıs 1913'te imzalanan Londra Antlaşması ile sona erdi. Osmanlı Devleti bu antlaşma ile Edirne dahil Balkanlardaki bütün topraklarını kaybetmiştir.
    Balkan devletlerinin Osmanlı Devleti'nden aldıkları toprakları paylaşamamaları İkinci Balkan Savaşı'na neden olmuştur. Yunanistan, Sırbistan, Karadağ ile I. Balkan Savaşı'ndayer almayan Romanya birleşerek Bulgaristan'a savaş açtılar. Bu durumdan yararlanan Osmanlı Devleti saldırıya geçerek Edirne ve Kırklareli'yi geri almıştır.
    Bulgaristan'ın yenildiği bu savaştan sonra Balkan devletleri arasında Bükreş Antlaşması imzalandı. Osmanlı Devleti de Bulgaristan ile İstanbul, Yunanistan ile Atina, Sırbistan ile de İstanbul Antlaşma-sı'nı imzaladı.
    Osmanlı Devleti bu antlaşmalarla Balkanlarda kalan Türklerin haklarını korumaya çalışmıştır.
    Ekonomik Durum
    Osmanlı Devleti; Coğrafi Keşifler, kapitülasyonlar, Sanayi İnkılabı ve sömürgecilik faaliyetleri sonucunda ekonomik alanda zor durumda kalmıştır.
    Kapitülasyonlar
    Kanuni Sultan Süleyman'ın Avrupa'da Osmanlı Devleti'ne karşı oluşabilecek Hristiyan birliğini bozmak amacıyla Fransa'ya tanıdığı ayrıcalıklar bir süre sonra diğer devletlere de tanındı. Zamanla kapitülasyonlar üzerindeki denetimini kaybeden Osmanlı Devleti, Avrupa devletlerinin açık pazarı haline geldi. Bu durum Osmanlı ekonomisinin önemli ölçüde zarar görmesine neden olmuştur.
    Ekonomik gücü iyice azalan Osmanlı Devleti, 19. yüzyılda Avrupa devletlerinden borç alma yoluna gitti. Ancak alınan borçların ödenememesi üzerine alacaklı devletler, Duyun-u Umumiye (Genel Borçlar) İdaresi'ni kurarak Osmanlı Devleti'nin önemli gelir kaynaklarına el koydular. Bu durum Osmanh Devleti'nin bağımsız ekonomi politikası takip etmesini engellemiştir.
    Sömürgecilik
    Avrupa devletleri, bilim ve teknikteki gelişmelerden yararlanıp askeri ve ekonomik alanlarda güç kazanırken Osmanlı Devleti bu yeniliklerden yeterince yararlanamadı. Coğrafi Keşifler sonucunda yeni ticaret yollarının bulunması, Osmanlı Devleti'nin ekonomik alanda zarar görmesine neden oldu. Sanayi İnkılabı ile birlikte sanayileşme sürecini tamamlayan devletler ham madde ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve pazar bulabilmek amacıyla Osmanlı topraklarına göz diktiler. Bu amaçla Fransa; Cezayir (1830) ve Tunus'u (1881), İngiltere ise Kıbrıs (1878) ve Mısır'ı (1882) işgal etmiştir.
    AVRUPA DEVLETLERİ
    18. yüzyılın ikinci yarısında meydana gelen Sanayi inkılabı ve Fransız İhtilali, Avrupa devletlerini siyasi ve ekonomik açıdan önemli ölçüde etkilemiştir.
    İlk defa ingiltere'de başlayan Sanayi İnkılabı daha sonra diğer Avrupa ülkelerine de yayıldı. Bu ülkeler büyük fabrikaların kurulması ile birlikte ucuz ve bol miktarda ürettikleri ürünler için ham madde ve pazar aramaya başladılar. Başta İngiltere olmak üzere Fransa, Belçika, Hollanda gibi devletler kendi sınırları dışında kalan bölgelerde egemenlik kurdular. Böylece ekonomik ve siyasi çıkar elde ettiler. Bu devletlere daha sonra İtalya ve Almanya da katıldı.
    19. yüzyılın ikinci yarısında İtalya ve Almanya'nın siyasi birliklerini kurması Avrupa'daki dengenin bozulmasına neden oldu. Devletler arasında yaşanan rekabet Birinci Dünya Savaşı'nın çıkmasında etkili oldu.
    Ekonomik bakımdan gelişerek dünyanın sayılı devletlerinden biri olmayı amaçlayan Rus Çarlığı, sıcak denizlere inme ve Slav ulusları bir çatı altında toplama politikası takip ediyordu. Bu politikaları doğrultusunda Osmanlı Devleti'ne saldırıyor, Balkan uluslarını kışkırtıyordu.
    Devletlera rasındaki ilişkilerde önemli rol oynayan unsurlardan birisi de Fransız İhtilali'nin yaydığı fikirlerdir. 1789 yılındaki Fransız İhtilali sonucunda milliyetçilik, eşitlik, adalet ve özgürlük gibi kavramlar öne çıkmıştır. "Her milletin kendi devletini kurması" esasına dayanan milliyetçilik akımı Osmanlı Devleti ve Avusturya - Macaristan İmparatorluğu gibi çok uluslu devletlerin yıkılmasında etkili olmuştur.
    Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp ve Balkan Savaşlarında toprak kaybetmesi, I. Dünya Savaşı'na girmesinde etkili olmuştur.
    Sanayi İnkılabı ve Fransız ihtilali, Birinci Dünya Savaşı'ndan önce Avrupa devletlerinin iç ve dış siyasetlerinin belirlenmesinde etkili olmuştur.
    I. DÜNYA SAVAŞI (1914 - 1918) Savaşın Nedenleri Sömürge Yarışı
    18. yüzyılda Avrupa'da başlayan Sanayi İnkılabı sonunda üretimdeki artış, hammadde ve pazar ihtiyacını artırdı. Sanayileşen ülkeler hammadde ve pazar ihtiyacını karşılamak için büyük sömürge imparatorlukları kurdular. Bu konuda başı çeken ülkeler İngiltere ve Fransa oldu. 1870'li yıllarda siyasi birliğini tamamlayıp sanayisini geliştiren Almanya, dünyada sömürgeleştirilecek fazla bir yer kalmadığı için İngiliz ve Fransız sömürgelerine göz dikti. Bu durum I. Dünya Savaşı'nın en önemli nedeni oldu.
    Bloklaşma ve Silahlanma Yarışı
    Almanya ile İngiltere arasında başlayan gerginlik olası bir savaş durumuna karşı silahlanma yarışına neden oldu.
    Almanya, Avusturya - Macaristan ve İtalya ile birlikte İttifak Devletleri grubunu kurdu. Buna karşılık İngiltere de Fransa ve Rusya ile anlaşarak İtilaf Devletleri grubunu oluşturdu.
    Gruplaşmalar devletler arasındaki rekabeti ve silahlanma yarışını daha da artırdı.
    Milliyetçilik Akımının Etkileri
    19. yüzyılda milliyetçilik hareketleri etkisini iyice artırdı. Etnik açıdan son derece karmaşık bir yapıya sahip olan Balkanlarda bu durum daha fazla hissedilmekteydi.
    I. Dünya Savaşının Başlaması
    1914'te Saraybosna'yı ziyaret etmekte olan Avusturya - Macaristan veliahdı Ferdinand bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürüldü. Bu durum I. Dünya Sa-vaşı'nı başlatan olay oldu.
    Avusturya - Macaristan İmparatorluğu, Ferdinand'ın öldürülmesi olayının sorumluluğunu Sırbistan'a yükledi. Katillerin Sırbistan tarafından korunduğunu ileri sürerek Sırbistan'a savaş açtı. Rusya, Sırbistan'ın yanında yer aldı. Fransa ve İngiltere de Rusya'yı destekledi. Almanya ise Avusturya - Macaristan'ın yanında savaşa katıldı. İtalya savaşın başlarında tarafsızlığını ilan etti. Bir süre sonra da Almanya'dan ayrılıp İtilaf Devletleri'nin yanında savaşa girdi.
    Savaş sırasında Osmanlı Devleti ile Bulgaristan Almanya'nın yanında, Japonya, ABD, Romanya ve Yunanistan ise İtilaf Devletleri'nin yanında I. Dünya Savaşı'na girmiştir.
    Osmanlı Devleti'nin Savaşa Girmesi ve Savaştığı Cepheler
    Osmanlı Devleti'nin savaşa girmesinde,
    > Son zamanlarda kaybedilen (Kars, Ardahan, Ba-tum, Mısır, Batı Trakya, Ege adaları vb.) yerleri geri alma
    > Siyasi yalnızlıktan kurtularak devletin parçalanmasını önleme
    > Kapitülasyonları kaldırma
    > İktidardaki ittihat ve Terakki liderlerinin aşırı Alman hayranı olması ve savaşı Almanya'nın kazanacağına inanmaları
    düşünceleri etkili olmuştur.
    Almanya başlangıçta Osmanlı Devleti ile bir ittifak yapmaktan kaçınmıştır. Ancak savaşın uzayacağı anlaşılınca Osmanlı Devleti'ne duyduğu ihtiyaç artmıştır.
    Almanya, Osmanlı Devleti'ni kendi yanında savaşa sokarak,
    > Cephe sayısını çoğaltıp savaşı geniş bir alana yaymayı, bu yolla Avrupa'daki savaş yükünü azaltmayı
    > Süveyş Kanalı ve Boğazları kontrol ederek İtilaf Devletleri'nin sömürgeleri ve Rusya ile bağlantısını kesmeyi
    > Osmanlı hükümdarının halifelik sıfatından yararlanarak bütün Müslümanları İtilaf Devletleri'ne karşı kullanmayı
    > Osmanlı Devleti'nin insan gücü ve hammadde kaynaklarından yararlanmayı
    amaçlamıştır.
    i
    Bu gelişmeler sonunda İttihatçılarla Almanlar arasında gizli bir antlaşma yapıldı. Bu antlaşmadan sonra Akdeniz'de İngilizlerden kaçan iki Alman savaş gemisi Osmanlı Devleti'ne sığındı. Osmanlı Devleti'nin satın aldığını ilan ettiği bu iki gemi daha sonra Karadeniz'e çıkarak Rus limanlarını bombaladı. Bunun üzerine Rusya, Osmanlı Devleti'ne savaş açtı. Böylece Osmanlı Devleti de I. Dünya Sa-vaşı'na girmiş oldu. Osmanlı Devleti'nin savaşa girmesiyle, savaş daha geniş bir alana yayılmıştır.
    OSMANLI DEVLETİ'NİN SAVAŞTIĞI CEPHELER
    Kafkas Cephesi
    Bu cephe 1914'te Rus saldırısıyla açıldı. Osmanlı kuvvetleri Rusları durdurmayı başardı. Bu sırada Almanlarla da anlaşan Enver Paşa karşı taarruza geçmeye karar verdi. Amacı; Doğu Anadolu'daki Rus ordusunu arkadan çevirmek, Azerbaycan'ı ele geçirerek Baku petrollerini kontrol altına almak ve Türkistan'a ulaşmaktı. Enver Paşa'nın Sarıkamış üzerinden başlattığı karşı taarruz ağır kış şartları, açlık ve salgın hastalıklar yüzünden büyük kayıplar ve başarısızlıkla sonuçlandı. İlkbaharda saldırıya geçen Ruslar, Erzurum, Muş, Bitlis ve Erzincan'ı aldı.
    1916'da Doğu Cephesi'ne atanan Mustafa Kemal Paşa, Muş ve Bitlis'i Ruslardan geri aldı. Bu sırada Rusya'da ihtilal çıktı. İktidarı ele geçiren Sovyet Rusya ile Brest Litowsk Antlaşması yapıldı (1918). Bu antlaşma ile Rusya, 1878'de Berlin Antlaşması'yla aldığı Kars, Ardahan ve Batum'u Osmanlı Devleti'ne geri verdi. Böylece bu cephe kapanmış oldu.
    Çanakkale Cephesi
    Bu cephe İtilaf Devletleri tarafından açıldı.
    İtilaf Devletleri,
    > Boğazlar yoluyla zor durumda bulunan Rusya'ya erzak ve cephane yardımı yapmayı
    > İstanbul'u alarak Osmanlı Devleti'ni savaş dışı bırakmayı
    > Balkan devletlerini kendi yanlarında savaşa sokarak Balkanlardan Almanya'ya karşı yeni bir cephe açmayı
    istemişlerdir.
    İtilaf Devletleri bu amaçlara ulaşmak için kuvvetli bir donanma hazırladılar. Ancak deniz ve kara savaşlarında ağır yenilgilere uğradılar. Çanakkale Savaşları Osmanlı Devleti'nin galibiyetiyle sonuçlandı.
    Çanakkale Savaşları sırasında 34 yaşında kurmay yarbay olan Mustafa Kemal, aldığı kararlar ve yaptığı uygulamalar ile hem savaşın hem de Türk milletinin kaderi üzerinde etkili oldu. Askeri ve araziyi çok iyi tanıması, harita okuma ve alan araştırması konusunda detaylı düşünebilmesi başarısında önemli bir rol oynamıştır. Mustafa Kemal, Arıburnu ve Anafartalar'da, Çimentepe'ye doğru ilerleyen düşman kuvvetlerinin geri püskürtülmesinde ve Conkbayırı'ndan düşmanın atılmasında önemli rol oynadı. Mustafa Kemal'e başarılarından dolayı "Muharebe Altın Liyakat Madalyası" verildi.
    Çanakkale Savaşları,
    > I. Dünya Savaşı'nın bir süre uzamasında
    > İngiltere ve Fransa'dan yardım alamayan Rusya'da karışıklıklar çıkmasında
    > Bulgaristan'ın Osmanlı Devleti ve Almanya'nın yanında savaşa girmesinde
    > Mustafa Kemal'in Türk halkı tarafından tanınmasında ve milli mücadele ruhunun doğmasında
    etkili olmuştur.
    Irak Cephesi Bu cephe;
    > Irak petrollerini ele geçirmek,
    > Türk ordusunun İran'a girmesini engellemek,
    > Kafkasya üzerinden Rusya'ya yardım ulaştırmak
    isteyen İngilizler tarafından açılmıştır.
    Osmanlı Devleti Irak'ta önemli başarılar elde etti. Kut El Amara Savaşları kazanılarak İngiliz kuvvetleri esir edildi. Ancak bu başarılar devam ettirilemedi. Toparlanan İngilizler çok büyük kuvvetlerle yeniden saldırıya geçtiler.
    1917'de Bağdat'ı alan İngilizler, 1918'de Musul sınırlarına kadar geldiler. Mondros Ateşkes Anlaşmasından üç gün sonra da Musul ve Kerkük'ü işgal ettiler.
    f
    Kanal - Filistin ve Suriye Cephesi
    Osmanlı Devleti, Almanların da isteğiyle; İngiltere'nin Hindistan sömürgeleriyle en kısa yolu olan Süveyş Kanalı'nı almak ve Mısır'ı yeniden ele geçirmek amacıyla Kanal harekatını başlattı.
    1915'de başlatılan harekat başarısızlıkla sonuçlandı. Çok büyük kuvvetler toplayan İngilizler önce Sina yarımadasını ele geçirdiler, ingilizler Arapları da isyan ettirerek ilerlemeye başladılar. 1917'de Filistin'i ele geçirdiler. 1918'de Suriye'yi de alarak Anadolu sınırlarına kadar dayandılar.
    1918'de Yıldırım Ordularına atanan Mustafa Kemal, İngilizleri Halep'in kuzeyinde durdurdu. Bu sırada Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandı ve bu cephede de savaşlar sona erdi.

    GALİÇYA CEPHESİ
    RUSYA
    AVUSTURXA-, MACARİSTAN'
    Ana Cepheler
    Müttefiklerine Y Ettiği Cepheler
    ^tl Müttefiklerine Yardım
    I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin savaştığı cepheler
    Diğer Cepheler
    Osmanlı Devleti yukarıdaki cepheler dışında Hicaz ve Yemen'de isyan eden Araplar ve İngiliz kuvvetleriyle savaştı. Ayrıca müttefiklerine yardım amacıyla, Makedonya, Romanya ve Galiçya'da Rus, Romen ve Sırplara karşı kuvvet gönderdi.
    Savaşın Sona Ermesi
    1914'te başlayan I. Dünya Savaşı dört yıl sürdü. 1917'de Rusya'da çıkan Bolşevik İhtilali Almanya ve müttefiklerini ümitlendirdi. Ancak kısa bir süre sonra ABD'nin savaşa girmesiyle durum değişti. Taze, dinç ve çok iyi silahlanmış Amerikan kuvvetlerinin Avrupa'ya çıkmasıyla Almanların batı cephesi çöküverdi. Böylece Almanya, Avusturya - Macaristan, Bulgaristan ve Osmanlı Devleti'nin içinde yer aldığı İttifak Devletleri yenildi.
    Savaşta yenen ve yenilen bütün devletler çok zarar gördü. Milyonlarca insan öldü. Şehirler yakılıp yıkıldı. Savaştan sonra yenenlerle yenilenler arasında önce ateşkes sonra da barış antlaşmaları yapıldı. Avrupa'nın haritası yeniden çizildi. İmparatorluklar yıkıldı. Milli devletler kuruldu. Devletlerin yönetim sekililerinde köklü değişiklikler oldu.
    Osmanlı Devleti savaşın yenilgiyle sonuçlanacağının anlaşılması ve müttefiklerinin savaştan çekilmeye başlaması üzerine 30 Ekim 1918'de İtilaf Devletleriyle Mondros Ateşkes Anlaşması'nı imzalayarak savaştan çekildi.
    MONDROS ATEŞKES ANLAŞMASI
    (30 Ekim 1918)
    1914'te başlayan I. Dünya Savaşı yaklaşık dört yıl sürdü. 1918 sonlarına gelindiğinde ABD'nin savaşa girmesiyle Almanların batı cephesi çökmüştü. Bulgarların savaştan çekilmesiyle Almanya ile Osmanlı Devleti arasındaki bağlantı da kesilmişti. İtilaf Devletleri bir taraftan Suriye ve Irak'ı alarak Anadolu kapılarına dayanmışlar, bir taraftan da Balkanlardan yeni bir cephe açarak doğrudan İstanbul üzerine yürümeye hazırlanıyorlardı.
    Durumun tamamen ümitsiz bir hal aldığını gören İttihatçıların birçoğu yurt dışına kaçmışlardı. Böyle bir durumda yapacak bir şey kalmadığını gören Osmanlı yöneticileri İtilaf Devletleri ile 30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Anlaşması'nı imzalamak zorunda kaldılar.
    Mondros Ateşkes Anlaşmasının Önemli Maddeleri
    1. Çanakkale ve istanbul Boğazlan açılacak, buralardaki istihkamlar İtilaf Devletleri tarafından işgal edilecektir.
    > Anlaşmanın bu maddesi İstanbul ile Anadolu arasındaki bağlantının kesilmesine neden olmuştur.
    2. Sınırların korunması ve iç güvenliğin sağlanması için bırakılacak bir miktar kuvvet dışında Osmanlı ordusu terhis edilecek, Osmanlı savaş gemileri, ağır silahlar ve cephaneler itilaf Devlet-leri'nin gözetiminde olacaktır.
    > Bu madde ile Osmanlı Devleti'nin savunma gücü ortadan kaldırılmıştır.
    3. Anadolu dışında savaşan Osmanlı kuvvetleri en yakın itilaf Devleti birliğine teslim olacaktır.
    4. Osmanlı Devleti bütün liman ve tersaneleri, To-ros tünellerini, demiryollarını, telgraf ve telefon hatlarını İtilaf Devletleri'nin denetimine verecektir.
    > İtilaf Devletleri bu madde ile yapacakları işgaller sırasında ulaşım ve haberleşme hatlarını kontrol ederek Türk halkının organize olarak işgallere karşı koymasını engellemek istemişlerdir.
    5. itilaf Devletleri ile Ermenilere ait esirler serbest bırakılacak, Türk esirler ise bırakılmayabilecektir.
    > Bu madde devletlerin eşitliği ilkesine aykırıdır.
    6. Doğudaki altı vilayette (Van, Erzurum, Diyarbakır, Bitlis, Elazığ, Sivas) karışıklık çıkarsa oralar da işgal edilecektir.
    > itilaf Devletleri bu madde ile Doğu Anadolu'nun Ermenilere verilmesine zemin hazırlamışlardır.
    7. itilaf Devletleri, güvenliklerini tehlikeye düşürecek herhangi bir olay olursa istedikleri yerleri işgal edebilecektir.
    > İtilaf Devletleri bu madde ile ileride yapacakları işgaller için gerekçe oluşturmayı amaçlamışlardır.
    Mondros Ateşkes Anlaşması ile Osmanlı Devleti'nin savunma gücü ortadan kalkmış, orduları dağıtılmış, orduya ait bütün silah ve cephanelere limanlara, ulaşım ve haberleşme hatlarına el konulmuştur. Bu durum Osmanlı Devleti'nin fiilen sona erdiğini göstermektedir.
    PARİS BARIŞ KONFERANSI (1919)
    İtilaf Devletleri I. Dünya Savaşı'ndan sonra yenilen devletlerle yapacakları barış antlaşmalarının esaslarını belirlemek üzere Paris'te bir konferans topladılar. Konferansla İngiltere, Fransa ve İtalya etkiliydi.
    Konferans sonunda,
    > Dünya barışının korunması ve devletler arası sorunların çözümü için Milletler Cemiyeti kuruldu.
    > Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan ile yapılacak barış anlaşmalarının esasları belirlendi.
    > Manda ve himaye sistemi kabul edildi.
    > İzmir'in Yunanistan'a verilmesi kararlaştırıldı.
    İtilaf Devletleri aralarındaki bazı anlaşmazlıklardan dolayı Osmanlı Devleti ile yapılacak barışın esaslarını belirleyemediler. Bu nedenle Osmanlı Devleti ile yapılacak barışı sonraya bıraktılar.
    İŞGAL HAREKETLERİ
    İtilaf Devletleri Mondros Ateşkes Anlaşması'ndan hemen sonra aralarındaki gizli anlaşmalara uygun bir şekilde Osmanlı topraklarını işgal etmeye başladılar. İlk işgal ateşkesten üç gün sonra İngilizlerin Musul'u almasıyla başladı. Ardından 13 Kasım 1918'de İtilaf Devletleri'nin donanması İstanbul önlerine geldi.
    Aynı gün Mustafa Kemal Paşa da Suriye Cephe-si'nden İstanbul'a dönmüştü. Boğazdan geçerken işgal güçlerinin donanmasına bakıp yaverine dönerek, Geldikleri gibi giderler." demiştir.
    İtilaf Devletleri, Mondros Ateşkes Anlaşması'nın çeşitli hükümlerine dayanarak Osmanlı topraklarını işgal etmeye başladılar, ingilizler, Musul'dan sonra Antep, Maraş, Urfave Mardin'i işgal ettiler. İngilizler daha sonra Irak'ta hak iddia etmemesi şartıyla Antep, Maraş ve Urfa'yı Fransızlara bırakmışlardır.
    Fransızlar; İskenderun, Dörtyol ve Adana'yı işgal ettiler, italyanlar; Antalya, Burdur, Muğla ve Konya'ya asker çıkardılar.
    İzmir'in İşgali (15 Mayıs 1919)
    I. Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri'nin aralarında yaptıkları gizli anlaşmalarda İzmir ve çevresinin İtalya'ya verilmesi kararlaştırılmıştı. Ancak savaştan sonra toplanan Paris Barış Konferansı'na Yunan Başbakanı Venizelos bazı sahte belgeler sundu.

    Bu belgelerde Batı Anadolu'da Rum nüfusun Türklerden fazla olduğu, Rumların Türkler tarafından katledildiği iddia ediliyordu. Yunanistan bu iddiaları ileri sürerek İzmir'in işgalini haklı gerekçelere dayandırmaya çalışıyordu.
    İngiltere, Doğu Akdeniz ve Ege'de kuvvetli bir italyan varlığını çıkarlarına aykırı buluyordu. Bu nedenle Venizelos'un iddiaları İngilizler tarafından da desteklendi. Nitekim İtalya'nın tüm itirazlarına rağmen İzmir ve çevresinin Yunanistan'a verilmesi kararlaştırıldı.
    Yunanlılar, İtilaf Devletleri'nin donanmasının da desteğiyle 15 Mayıs 1919'da İzmir'i işgal ettiler. Yunan askerleri bölgedeki Rumların da desteğiyle İzmir ve çevresinde işgal ettikleri yerlerde Türklere karşı geniş çaplı bir katliam uyguladılar. İzmir'in işgali Anadolu'da geniş yankı buldu.
    Türk halkı işgale sert tepki gösterdi. Bölgedeki askeri birliklerin de desteğiyle Kuvayı Milliye birlikleri kuruldu. Yunan işgaline karşı şiddetli bir direniş başladı.
    İzmir'in işgali Türk halkının işgallere karşı direnişinin artmasına neden olan en önemli olay olmuştur.
    İŞGALLERE KARŞI TEPKİLER
    Azınlıkların Tepkileri
    Osmanlı Devleti içerisinde değişik ırk ve dinden azınlık gruplar yaşamaktaydı. Bu azınlık gruplar Osmanlı yöneticilerinin hoşgörüsü sayesinde dinlerini, dillerini ve kültürlerini korumuşlardı. Bu azınlık gruplardan bir kısmı Avrupalı devletlerin yardım ve desteğiyle Osmanlı Devleti'nden ayrılarak bağımsızlıklarını elde etmişlerdi.
    Anadolu'da yaşayan Rumlar ve Ermeniler ise bulundukları yerlerde küçük bir azınlığı teşkil ettiklerinden Osmanlı Devleti'ne bağlı kalmışlardı. Anadolu'da yaşayan Rumlar ve Ermeniler Mondros Ateşkes Anlaşması'ndan sonra Osmanlı Devleti'nin içine düştüğü güç durumdan yararlanmak istediler. Temel amaçları işgalleri kolaylaştırmak ve bağımsız devlet kurmaktı.
    İtilaf Devletleri tarafından da desteklenen Rumlar ve Ermeniler amaçlarına daha kolay ulaşabilmek için çeşitli cemiyetler kurdular.
    Bu cemiyetlerin yardımlarıyla oluşturulan Rum ve Ermeni çeteleri Türklere karşı baskı ve zulüm yapmaya başladılar. Amaçları Türkleri göçe zorlayarak bulundukları yerlerde nüfus üstünlüğünü ele geçirmekti.
    İstanbul Hükümetinin Tutumu
    İstanbul Hükümeti işgaller karşısında tamamen sessiz kaldı. Onlara göre işgalci güçlere karşı koymak imkansızdı. Oysa Osmanlı Devleti'nin devamı, padişah ve halifenin varlığı her şeyden önemliydi. Bu nedenle tamamen yok olmaktansa küçük bir toprak parçası üzerinde, büyük devletlerden birinin himayesinde de olsa devletin varlığını devam ettirmesi önemliydi.
    İstanbul Hükümeti'ne göre; İtilaf Devletleri'ne karşı gelmek onların işgallerini daha da artırabilirdi. Bu nedenle onların her istediği derhal yerine getirilmeliydi. İstanbul Hükümeti'nin bu görüşlerini destekleyen ve körü körüne padişaha bağlı olanlar da vardı. Bu kişiler padişah ve halifeyi, İstanbul Hüküme-ti'ni desteklemek amacıyla birçok cemiyet kurmuştur. Bu cemiyetler Anadolu'daki Milli Mücadele hareketinin karşısında yer almışlardır.
    Türk Halkının Tutumu
    Türk halkı, yabancı işgalleri ve azınlıkların zararlı çalışmaları karşısında sessiz kalmamıştır. Yapılan işgaller ve haksızlıklar karşısında İstanbul Hükümeti'nin hiçbir şey yapmadığını görünce derhal harekete geçmiştir.
    Türk halkı ilk olarak haklarını hukuksal yollardan korumak amacıyla müdafaa-i hukuk cemiyetleri kurmuştur. Bölgesel kurtuluş yolları araştıran bu cemiyetler çeşitli yollarla dünya kamuoyunu etkilemeye çalışmış, ancak istediği başarıyı elde edememiştir.
    Yabancı işgallerin giderek yaygınlaşması ve azınlıkların zararlı çalışmalarının artması üzerine Türk halkı silahlı mücadele yoluna başvurmuştur. İşgaller karşısında vatanı koruma ve bağımsız yaşama isteğinin sonucu olarak halkın içinden çıkan bu direniş ruhuna Kuvayı Milliye (Milli Kuvvetler) denmiştir. Türk milletinin direnme gücünü ve vatanseverliğini simgeleyen Kuvay-ı Milliye Ruhu Kurtuluş Savaşı kazanılana kadar devam canlı kalmıştır.
    Mustafa Kemal'in Tutumu
    Mondros Ateşkesi imzalandığı sırada Suriye'de Yıldırım Orduları Grup Komutanı olan Mustafa Kemal Paşa 13 Kasım 1918'de İstanbul'a geldi. Aynı gün İtilaf Devletleri donanması da istanbul'a gelmişti. Bunu gören Mustafa Kemal Paşa kurtuluşa olan inancını "Geldikleri gibi giderler!" söziyle ifade etmiştir.
    Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'da bulunduğu sürece yurdun kurtuluşu için çalışmalar yapmış, ancak burada bir şey yapılamayacağını görmüştür.
    Mustafa Kemal Paşa; Anadolu'daki milli cemiyetlerin birleştirilmesi ve Türk halkının yeterince bilinçlendirilmesi halinde kurtuluşun mümkün olduğuna inanıyordu. Bu nedenle Anadolu'ya geçmek istiyordu. Bu sırada 9. Ordu Müfettişi olarak Samsun'a gitmesi, orada hem 9. Ordu'nun terhis işlemlerini yapması, hem de bölgedeki Türklerle Rumlar arasındaki çatışmaları önlemesi istendi. Mustafa Kemal bu kararı Milli Mücadele hareketi için bir fırsat olarak değerlendirip kabul etti. 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkarak Milli Mücadele hareketini başlattı.
    YARARLI ve ZARARLI CEMİYETLER
    Mondros Ateşkes Anlaşması'ndan sonra ortaya çıkan durum, Osmanlı Devleti içerisinde çeşitli cemiyetlerin kurulmasına neden olmuştur. Bu cemiyetlerden bir kısmı; işgalci güçlerle işbirliği yapmışlar, vatanın bütünlüğünü ve milletin bağımsızlığını yok etmeye yönelik çalışmalar içinde olmuşlardır.
    Bu cemiyetlere "Milli Varlığa Düşman Cemiyetler" denmiştir. Bir kısım cemiyetler ise Türk halkının haklarını savunmaya, vatanın bütünlüğünü ve milletin bağımsızlığını korumaya çalışmışlardır. Bu cemiyetlere ise "Milli Cemiyetler" denmiştir.
    Devamı var..
    sila_m_ben bunu beğendi.
  2. Moderatör Burcu

    Moderatör Burcu Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    21 Ekim 2010
    Mesajlar:
    656
    Beğenileri:
    826
    Ödül Puanları:
    93
  3. Moderatör Burcu

    Moderatör Burcu Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    21 Ekim 2010
    Mesajlar:
    656
    Beğenileri:
    826
    Ödül Puanları:
    93
    MİLLİ VARLIĞA DÜŞMAN CEMİYETLER
    Bu cemiyetler genelde işgalci güçlerle işbirliği içerisinde vatanın bütünlüğünü parçalamaya yönelik çalışmalar içinde olmuştur. Bu cemiyetlerden bir kısmı azınlıklar tarafından kurulmuştur. Bir kısım cemiyetler ise Türkler tarafından kurulmuş olmasına rağmen çalışmaları, vatanın bütünlüğüne ve milletin bağımsızlığına zarar vermiştir.
    f
    Azınlıkların Kurduğu Cemiyetler
    Ermeni Taşnak ve Hınçak Cemiyeti: Doğu Anadolu'nun Ermenilere verilmesi için çalışmıştır.
    Mavri Mira Cemiyeti: Rumlar tarafından kurulmuştur. Amacı Batı Anadolu ve Trakya'yı Yunanistan'a katmaktır. Cemiyet bölgede nüfus çokluğunu sağlayabilmek için Rusya'dan Rum göçmen getirmiştir.
    Etniki Eterya: Bizans İmparatorluğu'nu yeniden canlandırmak isteyen Rumlar tarafından kurulmuştur.
    Pontus Rum Cemiyeti: Artvin'den Samsun'a kadar uzanan kıyı şeridinde bir Rum devleti kurmak için çalışmıştır.
    Türkler Tarafından Kurulan Cemiyetler
    Sulh ve Selamet-i Osmaniye Cemiyeti: Bu cemiyet İstanbul Hükümeti'nin başında bulunan Damat Ferit Paşa'nın düşünceleri doğrultusunda hareket etmiştir. Milli cemiyetlere karşı düşmanca bir tutum içinde olmuştur.
    İngiliz Muhipler (Sevenler) Cemiyeti: İstanbul'daki ileri gelen pek çok kişinin de üyesi olduğu bu cemiyet İngiliz mandası altına girmeyi savunmuştur.
    Wilson İlkeleri Cemiyeti: Amerikan mandasını savunanlar tarafından kurulmuştur.
    İslam Teali Cemiyeti: İstanbul'daki medrese mensupları tarafından da desteklenen bu cemiyet kurtuluşun İslami kurallara sıkı sıkıya bağlı kalmakla mümkün olacağını savunmuştur.
    Kürt Teali Cemiyeti: Halifelik ve saltanat yanlısı olmakla beraber Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bir Kürt devleti kurmayı da amaçlamıştır.
    Milli varlık açısından zararlı olan bu cemiyetler;
    > İstanbul Hükümeti ve İtilaf Devletleri'nin güdümünde olmuşlardır.
    > Halifelik ve saltanat yanlışıdırlar.
    > Anadolu'da başlayan Milli Mücadele hareketine şiddetle karşı çıkmışlardır.
    > Manda ve himaye (Osmanlı Devleti'nin varlığını güçlü bir devletin himayesinde sürdürmesi düşüncesi) fikrini savunmuşlardır.
    MİLLİ CEMİYETLER
    Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: Merkezi Erzurum olmak üzere Doğu Anadolu'nun Ermenilere verilmesi tehlikesine karşı kurulmuştur. Bölgenin etnik ve kültürel açıdan Türklüğünün korunması için; bölgeden göçün önlenmesi, bölgenin tarihi ve kültürel açıdan Türk olduğunun ortaya konması, bölgenin ekonomik açıdan kalkındırılmasına yönelik çalışmalar yapmıştır. Erzurum Kongre-si'nin toplanmasını sağlayan cemiyetin Milli Mücadele açısından çok önemli bir yeri vardır.
    Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: Trakya'nın Yunanistan'a verilmesi ihtimaline karşı kurulmuştur.
    İzmir Müdafaa-i Hukuki Osmaniye Cemiyeti: İzmir'in Yunanlılara verilmesi ihtimaline karşı kurulmuştur.
    Redd-i İlhak Cemiyeti: İzmir'in işgalinden hemen önce kurulmuştur. Yunanlılara karşı Batı Anadolu'daki direnişi örgütleyen cemiyet olmuştur.
    Trabzon Muhafazaa-i Hukuki Milliye Cemiyeti:
    Trabzon ve çevresinde faaliyet gösteren Pontusçu Rumlara karşı kurulmuştur.
    Kilikyalılar Cemiyeti: Çukurova ve çevresindeki Ermeni faaliyetlerine karşı kurulmuştur. Milli Kongre Cemiyeti: Merkezi İstanbul olan bu cemiyet Türk halkının haklılığını basın yayın organları yoluyla savunmaya çalışmıştır.
    Milli Cemiyetlerin Genel Özellikleri
    > Kuruluşlarında vatan, millet ve Türklük duygusu hakimdir.
    > Bölgesel olarak faaliyet göstermişler, Sivas Kongresi'nde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla bir çatı altında toplanmışlardır.
    > Türk halkının işgallere karşı bilinçlenip, direnişe geçmesinde ve Milli Mücadele hareketinin başlamasında etkili olmuşlardır.
    > İşgallere karşı basın yayın ve hukuk yollarını kullanarak mücadele etmişlerdir.
    sila_m_ben bunu beğendi.
  4. Moderatör Burcu

    Moderatör Burcu Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    21 Ekim 2010
    Mesajlar:
    656
    Beğenileri:
    826
    Ödül Puanları:
    93
    HAVZA GENELGESİ (29 Mayıs 1919)
    Mustafa Kemal, Samsun'daki çalışmalarını tamamladıktan sonra asıl düşüncelerini gerçekleştirmek, yani Milli Mücadele hareketini başlatmak üzere Anadolu içlerine doğru ilerlemeye başladı. Samsun'dan Havza'ya geçti. Buradan, ülkedeki bütün askerî ve sivil amirlere telgraflar çekerek bazı isteklerde bulundu.
    Bu istekler şunlardır:
    > İşgallere karşı yurdun her yerinde protesto mitinglerinin yapılması
    > İstanbul'daki işgal güçleri ve hükümet yetkililerine protesto telgraflarının çekilmesi
    > Millete, ülkenin içinde bulunduğu acı durum ve felâketin boyutlarının anlatılması
    > İşgallere gerekçe oluşturmamak için azınlıkları rencide edici söz ve davranışlardan kaçınılması
    Mustafa Kemal Paşa Havza Genelgesi'ni yayınlayarak; milletin işgallere karşı bilinçlenmesini ve tepki göstermesini sağlamayı amaçlamıştır.
    Genelgenin yayınlanmasından sonra başta Havza ve istanbul olmak üzere yurdun pek çok yerinde işgalleri protesto eden mitingler yapılmış, İstanbul'a protesto telgrafları çekilmiştir. Bu sıralarda İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edilmesi de protesto ve mitinglerin hızlanmasını sağlamıştır. Bu durum Havza Genelgesi run hedeııne ulaştığının göstergesidir.
    AMASYA GENELGESİ (22 Haziran 1919)
    Havza'dan Amasya'ya geçen Mustafa Kemal, ülkenin işgali karşısında rahatsız olan sağduyu sahibi komutanları buraya davet etmiştir. Bunlardan Rauf Bey (Orbay), Refet Bey (Bele) ve Ali Fuat Paşa (Ce-besoy) ile Amasya'da bir toplantı yapmıştır. Bu toplantıda alınan kararları Konya'daki Cemal Paşa ile Erzurum'daki Kazım Karabekir Paşa'nın onayı alındıktan sonra bir genelge ile tüm ilgili kişilere duyurulmuştur. Bu durum Mustafa Kemal Paşa nın Milli Mücadele hareketini kişisel davası olmaktan çıkararak millete mal etmeye çalıştığını gösterir.
    sila_m_ben bunu beğendi.
  5. Moderatör Burcu

    Moderatör Burcu Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    21 Ekim 2010
    Mesajlar:
    656
    Beğenileri:
    826
    Ödül Puanları:
    93
    ERZURUM KONGRESİ
    (23 Temmuz - 7 Ağustos 1919)
    Mondros Ateşkes Anlaşması, Doğu Anadolu'da bir Ermeni Devleti, Doğu Karadeniz'de ise bir Pontus Rum Devleti kurulması gibi tehlikelerin ortaya çıkmasına neden olmuştu. İtilaf Devletleri'nin desteğini alan Ermeni ve Rumların bu topraklarda bağımsız olmak amacıyla ayrılıkçı hareketlere girişmesi vatansever Türk halkını harekete geçirmiştir.

    Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk ve Trabzon Muha-fazaa-i Hukuk Cemiyetleri bu yörelerin Ermeni ve Rumlara verilmesini engellemek için mücadele etmeye başlamıştır. Bu cemiyetler Erzurum'da bulunan 15. Kolordu komutanı Kâzım Karabekir Pa-şa'nın desteği ile Erzurum'da bir kongre toplayıp ortaya çıkan tehlikelere karşı yapılabilecek çalışmaları görüşmeye karar vermişlerdir. Mustafa Kemal bölgesel kurtuluş yollan aramak yerine bütün milleti kapsayan bir mücadelenin başlatılması gerektiğine inanıyordu. Bölgesel kurtuluş yolları aramanın ülkenin bölünmesine yol açabileceğini düşünüyor, bu nedenle bölgesel kongrelerin toplanmasını uygun bulmuyordu. Buna rağmen Kazım Karabekir'in desteğini almak, kongreden milli kararlar çıkmasını sağlamak ve yurt genelinde örgütlenmeyi başlatmak amacıyla Erzurum Kongresi'ne katılma kararı aldı.
    Kongre başkanlığına da seçilen Mustafa Kemal kongrede milli kararlar alınmasını sağlamıştır.
    Erzurum Kongresinin toplandığı okul binasının günümüzdeki görünümü
    Erzurum Kongresi'nde Alınan Kararlar
    > Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez.
    > Vatanın bağımsızlığını korumada istanbul Hükümeti üzerine düşen görevi yerine getiremezse geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümetin üyeleri millî kongre tarafından seçilecektir. Kongre toplanmamışsa bu görevi şimdilik Temsil Heyeti yapacaktır.
    > Manda ve himaye kabul edilemez.
    > İçimizdeki Hristiyan azınlıklara, siyasî hâkimiyetimizi ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez.
    > Osmanlı Mebuslar Meclisi derhal toplanmalı, İstanbul'daki hükümetin çalışmaları meclis denetimine girmelidir.
    > Kuvayı Milliye'yi âmil (etken) ve millî iradeyi hâkim kılmak esastır.
    Erzurum Kongresinin Önemi
    > Erzurum Kongresi; toplanış amacı, şekli ve yapısı bakımından bölgesel bir kongredir. Buna karşın alınan kararlar tüm yurdu ilgilendirdiğinden millî bir kongre olarak kabul edilmiştir.
    > Milli sınırlar ifadesi, vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı ilk kez bu kongrede ilân edilmiştir. Bu madde daha sonra Misak-ı Millîde yer almıştır.
    > O güne kadar kurtuluş yollarından biri olarak görülen manda ve himaye (bir başka devletin koruması altına girmek) fikri ilk defa reddedilmiştir. Böylece tam bağımsızlıktan yana karar alınmıştır.
    > İlk kez azınlıklara ayrıcalık tanınmasına karşı çıkılmıştır.
    > İlk kez geçici bir hükümet kurulması gündeme gelmiştir.
    > Millet iradesine dayalı bir yönetimden bahsedilmiştir. Gerekirse yeni bir hükümetin kurulması kararlaştırılmıştır.
    > Kongre sonunda, alınan kararları uygulamak amacıyla 9 kişilik bölgesel bir Temsil Kurulu oluşturulmuştur. Kurulun başkanlığına da Mustafa Kemal getirilmiştir.
    > Erzurum Kongresi'nde alınan kararlar Sivas Kongresi, Mebusan Meclisi ve TBMM'ye ışık tutmuştur.
    sila_m_ben bunu beğendi.
  6. Moderatör Burcu

    Moderatör Burcu Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    21 Ekim 2010
    Mesajlar:
    656
    Beğenileri:
    826
    Ödül Puanları:
    93
    SİVAS KONGRESİ (4-11 Eylül 1919)
    Mustafa Kemal Erzurum'dan sonra Sivas'a geldi. Amasya Genelgesi'nde kararlaştırıldığı şekilde, ülkenin her tarafından seçilen delegelerin katılımıyla Sivas Kongresi toplandı.
    İstanbul Hükümeti, Sivas Kongresi'nin toplanmasını engellemek için çeşitli girişimlerde bulunmuştur. Sivas valisine Mustafa Kemal'in tutuklanması emri verilmiştir. Ancak vali, Mustafa Kemal'in aldığı önlemler nedeniyle bu isteği yerine getirememiştir. İtilaf Devletleri'nin işgal tehditleri de kongrenin toplanmasına engel olamamıştır.
    Sivas Kongresi'ne katılan delegeler vatanın kurtuluşu ve milletin mutluluğundan başka hiçbir kişisel amaç izlemeyeceklerine ve mevcut siyasi partilerden hiçbirinin amaçlarına hizmet etmeyeceklerine dair yemin etmişlerdir. Bu durum Milli Mücadele hareketinin tamamen milleti ve memleketi kurtarma amacına yönelik bir hareket olduğunu açıkça ortaya koymuştur.
    Kongrenin ilk günlerinde Amerika'nın mandasına girilmesi konusu tartışılmıştır.
    Manda ve Himaye Sistemi: I. Dünya Savaşı'n-dan sonra ABD başkanı Wilson'un önerisi doğrultusunda ortaya atılmıştır. Bu sisteme göre güçsüz devletler, bir süre büyük devletlerin yönetimi ve koruması altında yaşayarak gelişimlerini tamamlayacaklardı.
    Mandater yönetim anlayışı, sömürülen ulusların bağımsızlık bilincinin ve kendi kendilerini yönetme yeteneğinin gelişmesini önlemiştir. II. Dünya Savaşı'ndan sonra sömürge altında bulunan birçok ulusun bağımsız olmasıyla önemini kaybetmiştir.
    Atatürk, Sivas Kongresi öncesinde manda isteklerinin kendisine ulaştırılması üzerine, "Amerikan mandası diye çırpınanlar, bu millete ve bize inanmayanlardır. Bizim hayal ve macera peşinde koştuğumuzu sananlardır. Eğer, bunlar Anadolu'nun ve Türk milletinin gerçek duygularını bilseler, bizim çalışmalarımızın hedefini kavrayabilseler, Erzurum Kongresi kararlarının nasıl bir millî vicdan ürünü olduğunu takdir edebilseler, bu sakim (hastalıklı) fikirlerinden dolayı utanç duyarlar.
    Bunlar, ümitsizlik ve bozgunluk içinde gerçeklerden uzak olarak yaşayan ve ne yapacaklarını, ne yapılmakta olduğunu bilmeyen insanlardır. Heyet-i Temsiliye (Temsil Kurulu) kararını vermiştir. Millî irade şuur ve istikametini bulmuştur. Davamız yürümektedir ve yürüyecektir. Başarılı olmamak için hiçbir sebep yoktur. Hiçbir olumsuz kararı tanımayacağız. Tek ve değişmez parola şudur: Tek tepe, tek kurşun kalıncaya kadar mücadele, yahut da: Ya İstiklal, Ya Ölüm!" cevabını vererek bağımsızlığın koşulsuz olarak sağlanacağına vurgu yapmıştır.
    Rauf (Orbay) Bey'in teklifi ile "Amerika'da yıllardan beri aleyhimizde yapılmakta olan olumsuz propagandaların doğurduğu yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için Amerika'dan bir kurul istenmesine ve inceleme sonucunda gerçeklerin gösterilmesi" kararına varılmıştır. Böylece mandayı savunanlar küs-türülmeyerek bu sorun çözüme kavuşturulmuştur.
    Sivas Kongresi'nde Alınan Kararlar
    > Erzurum Kongresi'nde alınan kararlar genişletilerek kabul edilmiştir.
    > Ülke genelinde faaliyet gösteren bölgesel nitelikteki millî cemiyetler, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmiştir.
    > Manda ve himaye fikri kesin olarak reddedilmiştir.
    > Osmanlı Mebuslar Meclisi'nin açılması için sürdürülen çalışmalara devam edilmesi kararlaştırılmıştır.
    > Kongrede alınan kararları uygulamak ve cemiyetin faaliyetlerini yürütmek üzere Temsil Heyeti oluşturulmuştur. Heyetin başkanlığına Mustafa Kemal getirilmiş ve bir hükümet gibi çalışması öngörülmüştür.
    Sivas Kongresi sonunda Milli Mücadele hareketinin propagandasını yapmak ve yapılan çalışmaları halka duyurmak amacıyla irade-i Milliye adıyla bir gazete çıkarılması kararlaştırılmıştır.
    i
    Sivas Kongresi'nin Önemi
    > Sivas Kongresi, toplanış amacı, yöntemi ve alınan kararlar bakımından millî (ulusal) bir kongredir.
    > Millî cemiyetler birleştirilerek, ulusal güçler tek merkezden yönetilmeye başlanmıştır.
    > Manda ve himaye fikri kesin olarak reddedilmiştir.
    > Erzurum Kongresi'nde oluşturulan Temsil Heye-ti'ne 6 yeni üye ilave edilerek bütün yurdu temsil edecek şekilde genişletilmiştir. Böylece Amasya Genelgesi'nae oıuşıurulması istenen milli heyet kurulmuş ve bir hükümet gibi çalışmaya başlamıştır.
    > Mustafa Kemal, Temsil Heyeti'nin başkanlığına seçilmiştir.
    sila_m_ben bunu beğendi.
  7. Moderatör Burcu

    Moderatör Burcu Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    21 Ekim 2010
    Mesajlar:
    656
    Beğenileri:
    826
    Ödül Puanları:
    93
    Sivas Kongresi'nden Sonraki Gelişmeler
    Sivas Kongresi ve sonrasındaki gelişmeler İstanbul'daki Damat Ferit Paşa Hükümeti'ni harekete ge-, çirdi. Damat Ferit Paşa önce Mustafa Kemal ve arkadaşlarını tutuklatmaya çalıştı. Ancak başarılı olamadı. Milli Mücadele hareketini engellemek için yoğun bir propagandaya girişti.
    Sivas Kongresi sonunda Mustafa Kemal Paşa'nın doğrudan padişahla görüşme isteği Damat Ferit Paşa tarafından engellendi. Bunun üzerine Mustafa Kemal istanbul'la Anadolu arasındaki haberleşme-I nin kesilmesini istedi. Bundan sonra hükümet işleri için yazışmaların Sivas'ta bulunan Temsil Heyeti ile yapılmasını istedi. Bunun sonunda Anadolu ile irtibatı kesilen Damat Ferit Paşa Hükümeti istifa etmek zorunda kaldı. Yerine daha ılımlı görüşlere sahip olan Ali Rıza Paşa Hükümeti kuruldu.
    Bu olay Temsil Heyeti'nin İstanbul Hükümeti'ne karşı kazandığı ilk siyasi basandır.
    AMASYA GÖRÜŞMELERİ (20-22 Ekim 1919)
    Damat Ferit Hükümeti'nin istifasından sonra yönetime gelen Ali Rıza Paşa Hükümeti, Milli Mücadele hareketine karşı ılımlı bir tavır almıştı. Anadolu ile ilişkilerin devam etmesini istemekteydi. Bu düşünceler doğrultusunda Ali Rıza Paşa, Mustafa Kemal ile görüşmek üzere İstanbul Hükümeti adına Bahriye Nazırı Salih Paşa'yı Anadolu'ya gönderdi. Mustafa Kemal ile Salih Paşa arasında Amasya Görüşmeleri yapıldı.
    Amasya Görüşmeleri'nde Alınan Kararlar
    > Türk vatanının bağımsızlığı ve bütünlüğü korunacak, Müslüman olmayan topluluklara, ülkemizin siyasi ve sosyal dengesini bozacak haklar verilmeyecektir.
    > İstanbul Hükümeti Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile Temsil Heyeti'ni tanıyacaktır.
    > İstanbul Hükümeti, Temsil Heyeti'nin görüşlerini almadan işgalci devletlerle barış görüşmeleri yapmayacaktır.
    > Osmanlı Mebuslar Meclisi açılacak, milletvekili seçimleri serbestçe yapılacak, seçimlere müdahale edilmeyecektir.
    > Mebuslar Meclisi'nin İstanbul dışında daha güvenli bir yerde toplanması sağlanacaktır.
    Mustafa Kemal, Mebuslar Meclisi'nin işgal altındaki bir yerde hür iradesiyle kararlar alamayacağını düşünüyordu. Bu nedenle meclisin Anadolu'da işgalden uzak bir yerde toplanmasını istiyordu. Böylece meclise doğrudan müdahale etme olanağı da olacaktı. Mustafa Kemal'in bu konuda ne kadar ileri görüşlü olduğu daha sonra İtilaf Devletleri'nin İstanbul'u resmen işgal etmesiyle ortaya çıkmıştır.
    Amasya Görüşmelerinin Önemi ve Sonuçlan
    > İstanbul Hükümeti bu görüşmeleri yapmakla Temsil Heyeti'nin varlığını resmen tanımış oldu. Böylece Temsil Heyeti yasal bir kuruluş haline geldi.
    > Temsil Heyeti'nin nüfuzu ve güvenilirliği arttı.
    > İstanbul Hükümeti, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde alınan kararları onaylamış oldu.
    > Mebuslar Meclisi'nin toplanması sağlanarak hükümet çalışmalarının denetim altına alınması imkanı doğdu.
    Görüşmelerden sonra İstanbul'a dönen Salih Paşa, alınan kararlardan sadece Osmanlı Mebuslar Meclisi'nin toplanmasını hükümete kabul ettirebilmiştir.
  8. Moderatör Burcu

    Moderatör Burcu Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    21 Ekim 2010
    Mesajlar:
    656
    Beğenileri:
    826
    Ödül Puanları:
    93
    TEMSİL HEYETİ'NİN ANKARA'YA GELMESİ
    istanbul Hükümeti Osmanlı Mebuslar Meclisi'nin İstanbul'da toplanmasına karar verdi. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, ileri gelen komutanlarla bir görüşme yaptı.
    Görüşmede Mebuslar Meclisi'nin serbestçe çalıştığı görülene kadar Temsil Heyeti'nin Anadolu'da kalması kararlaştırıldı. Toplantıdan sonra Mustafa Kemal Mebuslar Meclisi ile daha yakından temaslarda bulunmak amacıyla Temsil Heyeti ile birlikte Ankara'ya geldi (27 Aralık 1919). Bu gelişmelerden sonra ¦ ı yeni merkezi haline gel-
    Ankara'nın merkez olarak seçilmesinde,
    > Ulaşım ve haberleşme imkanlarının iyi olması
    > İşgallerden uzak, güvenli bir konumda bulunması,
    > İstanbul'daki gelişmeleri daha yakından takip etme imkânının bulunması,
    > Ankara'nın, Batı Cephesi'ne yakın olması etkili olmuştur.
    sila_m_ben bunu beğendi.
  9. Moderatör Burcu

    Moderatör Burcu Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    21 Ekim 2010
    Mesajlar:
    656
    Beğenileri:
    826
    Ödül Puanları:
    93
    SON OSMANLI MEBUSLAR MECLİSİ'NİN TOPLANMASI
    Erzurum ve Sivas Kongreleri ile Amasya Görüşmelerinde, Mebuslar Meclisi'nin açılması yönünde karar alınmıştı. İstanbul Hükümeti'nin de bu durumu kabul etmesiyle yurt genelinde seçimler yapılarak milletvekilleri belirlendi.
    Mustafa Kemal, meclisin İtilaf Devletleri'nin kontrolünde olan İstanbul'da toplanmasını istemiyordu.
    Çünkü böyle bir ortamda milletin iradesini yansıtacak kararların alınmasının mümkün olmayacağını biliyordu. Fakat bu konuda İstanbul Hükümeti ile görüş birliği sağlanamadı.
    Mustafa Kemal, İstanbul'a giden Milli Mücadele yanlısı milletvekilleri ile Ankara'da görüştü. Onlara düşüncelerini ve mecliste ne yapmaları gerektiğini anlattı. Mebuslar Meclisi 12 Ocak 1920'de İstanbul'da toplandı. Mustafa Kemal, Erzurum'dan milletvekili seçilmiş olmasına rağmen güvenlik sorunu nedeniyle İstanbul'a gitmemiştir.
    Misak-ı Millinin İlan Edilmesi
    Mebuslar Meclisi çalışmalarına başladıktan sonra Millî Mücadelenin düşünce ve gayelerini temsil eden Felâh-ı Vatan (Vatanın Kurtuluşu) Grubu oluşturuldu. Bu grup Mustafa Kemal'in kendilerine verdiği program doğrultusunda çalışmalarda bulunmuştur.
    Bu grubun çalışmaları sonucunda mecliste 28 Ocak 1920'de Misak-ı Millî (Millî Yemin) kararları kabul edilmiştir.
    Misak-ı Millî Kararları
    > Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandığı sırada Türk askerlerinin elinde bulunan topraklar bir bütündür, parçalanamaz.
    > Arap topraklarının geleceği bu topraklarda yaşayan halkın vereceği oy ile belirlenmelidir.
    > Batı Trakya Türklerinin geleceği bölge halkının vereceği oy ile belirlenmelidir.
    > Kars, Ardahan ve Batum için yeniden halkoyuna başvurulabilir.
    > Osmanlı başkenti ile Marmara Denizi'nin güvenliği korunmalıdır. Bu sağlandıktan sonra Boğazların dünya ticaretine ve ulaşımına açılmasında bizimle birlikte ilgili devletlerin vereceği kararlar geçerli olacaktır.
    > Azınlıklara tanınacak haklar çevre ülkelerdeki Türk ve Müslümanlara tanınan haklar kadar olacaktır.
    > Tam bağımsızlığımızı, siyasi ve ekonomik gelişmemizi engelleyici sınırlamalar kesinlikle kaldırılmalıdır. Osmanlı borçları ödenecektir.
    Misak-ı Millî'nin Önemi ve Sonuçları
    > Misak-ı Millî ile Türk vatanının sınırları çizilmiştir.
    > Kapitülasyonlar, Boğazlar, azınlık hakları ve dış borçlar konusu gündeme getirilmiştir. Kapitülasyonlara karşı çıkılmıştır.
    > Tam bağımsızlık ve ülkenin bütünlüğünün korunması yolunda önemli bir adım atılmıştır.
    > Erzurum ve Sivas Kongrelerinde alınan kararlar Mebuslar Meclisi tarafından onaylanmıştır. Bu durum Milli Mücadele hareketini güçlendirmiştir.
    > Misak-ı Milli kararlarının ilan edilmesi İtilaf Devletleri'nin İstanbul'u resmen işgal etmelerine yol açmıştır.
    İSTANBUL'UN İŞGALİ (16 Mart 1920)
    Mebuslar Meclisi'nin Misak-ı Millîyi ilân etmesi üzerine böyle bir kararın çıkmasını beklemeyen İtilaf Devletleri önce, alınan kararları değiştirmeye çalıştılar. Başarılı olamayınca da Milli Mücadele yanlılarına gözdağı vermek amacıyla; İstanbul'u resmen işgal edip meclisi dağıttılar. Millî Mücadele yanlısı olarak gördükleri bazı milletvekillerini tutuklayıp, Malta Adası'na sürgün ettiler (16 Mart 1920).
    Kaçmayı başaran bazı milletvekilleri Ankara'ya geldiler. İtilaf Devletleri yayınladıkları bir bildiri ile; İşgalin geçici olduğunu amaçlarının padişah halifenin durumunu güçlendirmek olduğunu ilan ettiler. İtilaf Devletleri bu yolla işgale gösterilecek tepkileri azaltmayı amaçladılar.
    I
    İtilaf Devletleri; Misak-ı Milli kararları üzerine İstanbul'u işgal edip meclisi dağıtmakla Türk halkının düşünce ve kararlarına saygılı olmadıklarını göstermişlerdir.
    İstanbul'un İşgaline Karşı Tepkiler
    Mustafa Kemal, İstanbul'un işgali üzerine derhal harekete geçti. Öncelikle işgal olayını dünya kamuoyu önünde protesto etti. Ardından bir dizi önlemler aldı:
    > İstanbul'la her türlü haberleşmenin kesilmesini istedi.
    > İtilaf Devletleri'nin Ankara'ya asker sevk etme ihtimaline karşı Gebze ve Ulukışla istasyonlarını tahrip ettirdi.
    > İstanbul'daki tutuklamalara karşılık Anadolu'daki İtilaf Devletleri subaylarının tutuklanmasını istedi.
    > Anadolu'da bulunan resmi ya da özel bütün mali kuruluşların para ve kıymetli eşyalarının İstanbul'a gönderilmesi yasaklandı.
    İstanbul'un İşgalinin Sonuçları
    > Mebusan Meclisi çalışamaz hale gelmiştir.
    > İtilaf Devletleri'nin Osmanlı yönetimi üzerindeki etkinliği artmıştır.
    > İstanbul Hükümeti'ne güveni azalan halkın Milli Mücadele'ye katılımı artmıştır.
    > Ankara'da yeni bir meclisin açılmasına ortam hazırlamıştır.
    İtilaf devletleri Osmanlı devletinin misakı milli kararını kabul etmesi üzerine istanbulu resmen isgal etmişlerdir.

    ßiR teşekkür yeter ;)
    sila_m_ben bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş