müslümanım diyen herkesin bilmesi gereken ilmihal bilgileri..

Konu 'İslam' bölümünde Moderatör Güleda tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113



    Din

    Din: Akıl sahiplerini kendi arzu ve istekleriyle dünya ve âhirette saâdet ve selâmete ulaştıran ilâhi bir nizamdır.

    Allâhü Teâlâ hazretleri, ilk insan ve ilk peygamber Âdem (aleyhisselâm)'dan itibaren insanlara peygamberleri ile dinlerini bildirmiş olup bu dinler esas itibarı ile İslâmdır. Bu ilahi dinlerin sonradan bozulup asılları kaybolduğu için Cenâb-ı Hakk, Peygamberimiz (a.s.) vasıtasiyle hakîki dinlerin en sonuncusu ve en mükemmeli olarak bu günkü İslâm dinini bildirmiştir. İslâm dinine inanan kimseye müslüman denir. Biz de Elhamdülillah müslümanız

    Şerîat

    Şerîat, din manasına geldiği gibi dinin, ibâdet ve muâmelelere ait hükümlerine de şerîat denir

    ÎMAN
    Îman, Peygamber Efendimiz (s.a.v) in Hazret-i Allâh tarafından getirip tebliğ buyurduğu hususların tamamını kabul ve tasdik etmektir. İman, bu tasdikten ibarettir. Fakat kişinin, hayatında ve ölümünde kendisine müslüman muâmelesi yapılması için kelime-i şehâdeti dili ile söyleyip kalbi ile tasdik etmesi şarttır.

    İmanın şartları altıdır. Bu altı şart aşağıda Arapça aslını ve tercümesini göreceğimiz Âmentü'de açıklanmıştır.


    „Âmentü billâhi ve melâaiketihî ve kütübihî ve rusülihî ve'l yevmi'l-âhıri ve bi'l-kaderi hayrihî ve şerrihî mine'llâhi teâlâ ve'l-ba'sü ba'de'lmevti hakkun eşhedü en lâa ilâhe illallâah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh.“

    Mânâsı:

    „Ben Allâhü Teâlâ'ya ve onun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere; hayır ve şerrin Allâhü Teâlâ'nın yaratmasıyla olduğuna inandım. **dükten sonra dirilmek de haktır. Ben şehâdet ederim ki, Allâhü Teâlâ'dan başka ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed (s.a.v.) onun kulu ve Peygamberidir.“

    Edille-i Şer'iyye
    Edille-i ser'iyye, dînî ve ser'î hükümlerin çikarildigi ve dayandiklari kaynaklardir ki, bunlar da dörttür:

    1. Kitap: Kur'an-i Kerîm.
    2. Sünnet: Peygamberimizin mübârek sözleri, isle-dikleri ve baskalari tarafindan yapilan islerde o isi tasvip mâhiyetindeki sükûtlaridir.
    3. Icmâ-i ümmet: Bir asirda, Ümmet-i Muhammed'in müctehidlerinin bir mesele hakkinda ittifak etmeleridir.
    4. Kiyâs-i Fukahâ: Bir hâdisenin kitap, sünnet ve icmâ-i ümmetle sâbit olan hükmünü; ayni illete, ayni sebebe ve ayni hikmete dayandirarak o hâdisenin tam benzerinde de isbat etmekten ibârettir.

    Ictihad: Ser'î hükmü, ser'î delîlinden çikarma hususunda olanca ilmî kuvvetini sarfetmektir.

    Müctehid: Herhangi bir ser'î hükmü âyet-i kerîme ve hadîs-i seriflerden çikaran, kiyas yapabilen büyük âlimdir. Müctehid olabilmek için, bütün islâmî ilimlere vakif olduktan sonra mevhibe-i ilâhî (Allâh vergisi) olan ledünnî ilme de mazhar olmak lâzimdir.
    ! NuRaY ! bunu beğendi.
  2. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113



    Îmanın Şartları
    1. Allâhü Teâlâ'ya inanmak,
    2. Meleklerine inanmak,
    3. Kitaplarina inanmak,
    4. Peygamberlerine inanmak,
    5. Âhiret gününe inanmak,

    Kadere; hayir ve serrin Allâh'tan olduguna, öldükten sonra dirilmenin hak olduguna inanmaktir.
    Imanin bu alti sartindan birini kabul etmeyen, hepsini inkâr etmis sayilir. Meselâ, imanin bes sartini kabul edip, âhirete inanmayan kimse müslüman olamaz

    Allâhü Teâlâ'ya İman
    Îmanın altı şartından birincisi, Allâhü Teâlâ'ya imân etmektir. Şöyle ki; Allâhü Teâlâ vardır. Onun zâtı, bütün kemâl sıfatları ile muttasıf (Yani, bütün güzelliklere eksiksiz olarak sahip), bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve uzaktır.

    Hz. Allâh'ın sıfatları, sıfât-ı zâtiyye ve sıfât-ı sübûtiyye olmak üzere iki kısımdır

    Sıfât-ı Zâtiyye

    Hz. Allâh'in Sifât-i Zâtiyyesi 6'dir:

    1. Vücud: Var olmak.
    2. Kidem: Evveli olmamak; ezelî olmak.
    3. Bekâ: Sonu olmamak; ebedî olmak.
    4. Vahdâniyet: Birlik. Zâtinda ve sifatlarinda tek olup, ortagi yoktur
    5. Muhâlefetün lilhavâdis: Sonradan olanlara hiç benzememek.
    6. Kiyam binefsihi: Var olmasinda baska bir seye muhtaç olmamak

    Sıfât-ı Subûtiyye
    Allâhü Teâlâ'nin Sifât-i Sübûtiyesi sekizdir:

    1. Hayat: Diri olmak. (Allâhü Teâlâ diridir ve dirilticidir.)
    2. Ilim: Bilmesi olmak. (Allâhü Teâlâ her seyi, hattâ kalblerde gizlenen niyetleri dahi bilir.)
    3. Semi: Isitmesi olmak. (Allâhü Teâlâ her seyi isitir.)
    4. Basar: Görmesi olmak. (Allâhü Teâlâ; karanlik gecede, kara tasin üstünde, kara karincanin yürüdügünü görür ve ayaginin sesini isitir.)
    5. Irâdet: Dilemesi olmak. (Yani irâde sahibidir ki, diler ve ne dilerse onu diledigi gibi yapar.)
    6. Kudret: Gücü her seye yeter olmak. (Allâhü Teâlâ her seye kaadirdir.)
    7. Kelâm: Konusmasi olmak. (Allâhü Teâlâ'nin harf ve sese muhtaç olmadan söylemesi demektir.)
    8. Tekvîn: Yoktan var etmek, meydana getirmek, yaratmak.

    Meleklere İman

    Îmanın ikinci şartı meleklere inanmaktır.
    Melekler nurdan yaratılmış, istedikleri sûret ve şekillere girebilen rûhânî ve latif varlıklardır.
    Meleklerde erkeklik ve dişilik yoktur. Onlar, emrolundukları şeylerde Allâh'a isyan etmezler. Yorulup usanmazlar. Yemek, içmek gibi ihtiyaçları yoktur. Kimi gökte, kimi yerde, kimisi de Arş'ta vazifelidirler. Sayılarını ancak Allâhü Teâlâ bilir. İçlerinden dört büyüğü meleklerin peygamberidir.

    Dört Büyük Melek

    1. Cebrâil (a.s.): Cenâb-i Hakk'in kitaplarini peygamberlere getirmeye, yâni vahye memur, Allâh ile resülleri arasinda bir vâsitadir.
    2. Mîkâil (a.s.): Bir kisim hâdiselerin; Meselâ rüzgârlarin, yagislarin, hubûbatin ve bitkilerin meydana getirilmesine memurdur.
    3. Isrâfil (a.s.): Sûrun üfürülmesi, kiyâmet gününün meydana gelmesi ve insanlarin kiyâmette tekrar dirilmeleri hususlarina memurdur.
    4. Azrâil (a.s.): **eceklerin ruhlarini almaya memurdur.

    Ayrica her insanda, vazifeli 384 melâike vardir. Bunlardan, Kirâmen Kâtibîn ve Hafaza melekleri insan ne yaparsa onu yazmakla vazifelidirler.

    Kitaplara İman
    Îmanın üçüncü şartı kitaplara inanmaktır.

    Cenâb-ı Hakk, kendi irâdelerini, emirlerini, nehiylerini, hikmetlerini kullarına bildirmek için zaman zaman peygamberlerine kitaplar indirmiştir. Bu kitapların tam***** ilâhî kitaplar denir.

    Cebrâil (a.s.) vâsıtası ile peygamberlere vahiy olarak gönderilen kitap ve suhufun (sayfaların) adedi 104'tür.

    Suhuf (Sayfalar)

    10 Suhuf, ÂDEM aleyhisselâm'a,
    50 Suhuf, ŞİT aleyhisselâm'a,
    30 Suhuf, İDRİS aleyhisselâm'a,
    10 Suhuf, İBRAHİM aleyhisselâm'a, gönderilmiştir ki, tamamı 100 sahifedir.

    Kitaplar
    1. Tevrat, Mûsa aleyhisselâm'a,
    2. Zebur, Dâvud aleyhisselâm'a,
    3. Incil, Isa aleyhisselâm'a,
    4. Kur'ân, Peygamberimiz MUHAMMED Aleyhisselâm'a, gelmistir. Kur'anin gelmesiyle ilk üçünün hükmü kaldirilmistir. Kur'an-i kerim 114 sûre, 6666 âyettir. Iki durak arasina bir âyet denir. Kur'an'in bir harfi bile degismemistir. Dünyadaki bütün Kur'an'lar aynidir. Kur'an-i Kerim kiyâmete kadar Allâh'in himâyesinde olup degismeyecektir

    Peygamberlere İman

    Îmanın dördüncü şartı peygamberlere inanmaktır.

    Peygamberler, Cenâb-ı Hakk'ın, şerîatını, emirlerini, yasaklarını, haberlerini kullarına bildirmek için gönderdiği müstesna zatlardır. Peygamberler insanları, Allâh'a şirk koşmak ve puta tapmak gibi dalâletlerden kurtarmaya, inananları hem dünyada hem de âhirette saâdete erdirmeye vesiledirler. İnsanların akılları gerçek kurtuluş yolunu bulmakta yetersiz olduğundan Hazreti Allâh, kullarının ebedî saadeti için peygamberler göndermiştir. Peygamberler, Allâh tarafından mûcizelerle kuvvetlendirilmişler; Allâh'ın izni ile bir çok hârikulâde yani eşi görülmemiş ve olamaz diye bilinen şeyler, onların elinde kolayca olmuştur.

    İlk insan ve ilk peygamber Âdem aleyhisselâm'dır. İşte bunun içindir ki, yaratılışı itibariyle üstün bir varlık olan insanın, aslı, bazı yanlış düşünenlerin iddiâ ettiği gibi maymun değil; yine insandır. Esasen “İnsanın aslı maymundur” diyenlerin bu bâtıl iddiâsını asrımızın inkişaf eden ilmi ve fenni de kökünden çürütmüştür. Hiç şüphesiz bilinmelidir ki, bizim aslımız maymun değil; Cennetten gelme, tertemiz, Hazreti Âdem ile Hazret-i Havvâ'dır

    Peygamberlerin Sıfatları

    Peygamberler hakkinda bilinmesi vâcip ve zarûri olan sifatlar bestir.

    1. Sidk: Peygamberler dogrudurlar. Asla yalan söylemezler.
    2. Emânet: Emindirler. (Her hususta kendilerine inanilir.)
    3. Teblig: Hz. Allâh'in emir ve yasaklarini hiç noksansiz ve çekinmeden teblig ederler.
    4. Fetânet: Son derece zekîdirler.
    5. Ismet: Mâsumdurlar; günah islemekten uzaktirlar.
    Bizim Peygamberimizin diger peygamberlerden ayri bes vasfi daha vardir:

    1. Bütün peygamberlerden efdâldir (Üstündür).
    2. Bütün insanlara ve cinlere gönderilmistir.
    3. Peygamberler silsilesinin son halkasi (Hâtemü'l-Enbiyâ) yâni son peygamberdir. Ondan sonra peygamber gelmeyecektir.
    4. Bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmistir.
    5. Serîati, kiyâmete kadar devam edecektir.

    Kur'an'da İsimleri Geçen Peygamberler

    Hazret-i Âdem aleyhisselâmdan Peygamberimize kadar bir rivâyete göre 124 bin, diğer bir rivâyete göre ise 224 bin peygamber gelmiştir. Bunlardan ancak 28 tanesinin isimleri Kur'ân-ı Kerim'de zikredilmiştir. Kur'ân-ı Kerim'de adları geçen ve bilinmeleri vâcip olan peygamberlerin mübârek isimleri şunlardır:

    1. Âdem 8. İsmâîl 15. Hârûn 22. Zekeriyya
    2. İdris 9. İshâk 16. Dâvûd 23. Yahyâ
    3. Nûh 10. Yâkûb 17. Süleyman 24. Îsâ
    4. Hûd 11. Yûsüf 18. Yûnus 25. Üzeyr*
    5. Sâlih 12. Eyyûp 19. İlyas 26. Lokman*
    6. İbrâhîm 13. Şuayb 20. Elyesa 27. Zülkarneyn*
    7. Lût 14. Mûsâ 21. Zülkifl

    28. Hazret-i Muhammed. (Aleyhimüsselam)

    * Bu üç mübârek zâta evliya diyenler de vardır.

    Âhiret Gününe İman
    İmanın beşinci şartı âhiret gününe inanmaktır.

    Sûr'un üflenmesi, bütün ölülerin dirilip kabirlerinden kalkması, amel defterlerinin kendilerine verilmesi ve mahşer meydanında toplanıp suâl ve hesaba çekilmesi ile mizan, şefâat, sırat, kevser, cennet ve cehennem gibi âhiret hayatına ait hususlara inanmaktır.

    Âhiret, bu dünyadan sonraki sonsuz hayattır. Allâhü Teâlâ, bu dünyayı ve bütün varlıkları geçici bir zaman için yaratmıştır. İsrafil Aleyhisselâmın birinci sûru üfürmesiyle kıyâmet kopup bütün canlılar ölecek, dünya ve dünya dışındaki her şey parçalanıp yok olacaktır. İkinci sûrun üflenmesi ile de mahlûkât yeniden dirilerek hesap vermek için mahşer yerine toplanacaklardır. Mahşerde Allâh'ın huzurunda bütün yaratıklar yaptıklarından hesâba çekilecek, en ince teferruatına kadar hesap verecekler, haklı, haksızdan hakkını alacaktır. Hesap işi bittikten sonra, iyiler Cennet'e, kötüler Cehennem'e girecektir. Cennet'e girecek olan insanların bir kısmı orada Cenâb-ı Hakk'ın cemâlini göreceklerdir. Âhirete inanmayan, Allâh'a ve peygambere da inanmamış olur.

    Kader ve Kazâya İman
    Îmanın altıncı şartı kadere inanmaktır.
    Kader
    Kader, ezelden ebede kadar hayır ve şer (iyi kötü) meydana gelecek bütün hâdiseler hakkında Cenâb-ı Hakk'ın kendi ilmi icabı bilip takdir buyurmasıdır

    Kazâ
    Kazâ, Cenâb-ı Hakk'ın ezelde takdir buyurduğu hâdiselerin, zamanı gelince ilim ve irâdesine uygun olarak meydana gelmesidir.


    (Kader ve kaza meselesi bazan zor anlaşıldığından, kolay kavrayabilmek için, önce insandaki irâde-i cüz'iyye'yi izah e****m.)
    ! NuRaY ! bunu beğendi.
  3. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113



    İrâde-i Cüz'iyye

    İrâde-i cüz'iyye: Cenâb-ı Hakk'ın kuluna verdiği mahdut bir salâhiyet ve tercih hakkıdır. Fakat ehemmiyeti pek büyüktür. Zira insan, irâdesini hayra sarf ederse Mevlâ hayrı, şerre sarf ederse şerri yaratır. Bu itibarla insan, Cenneti de, Cehennemi de bu irâde ile kazanır. Evet, Hâlık (Yaratıcı) yalnız Cenâb-ı Hakk'tır. O dilemezse, o yaratmazsa hiç bir şey olmaz. Şu kadar ki, kul kâsib yani isteyip çalışan, Mevlâ ise Hâlik yani yaratan'dır.

    İnsana verilen irâde-i cüz'iyye otomobilin direksiyonu gibidir . İnsan direksiyonu ne tarafa çevirirse otomobil o tarafa gider. Bu sebeple, isyan içinde olan bir kimse, “Ben ne yapayım Allâh böyle dilemiş, böyle yaratmış” deyip mes'uliyeti üzerinden atıp sıyrılamaz. Evet, Allâh dilemiştir ama, kulun irâdesi ve çalışması bu yolda olduğu için dilemiştir. Zâten kulda, böyle bir irâde-i cüz'iyye yâni tercih hakkı olmasaydı, Cenâb-ı Hakk kuluna imtihan fırsatı vermemiş, onu hayra veya şerre zorlamış olurdu. Halbuki Cenâb-ı Hakk kuluna zorla bir günahı yaptırıp, sonra da cezalandırmaktan münezzehtir.

    Bâzı kimseler, “Ezelde bâzılarının rûhu secde etmiş, bâzılarının etmemiş; işte ezelde rûhu secde etmeyenler kâfir gider.” derler. Aslâ böyle bir şey yoktur. Bu iddiâ insanın itikadını kökünden sarsar. Ezel itiraz yeri değildir. Orada isteyerek veya istemeyerek herkes secde etti. Cenâb-ı Hakk, ruhları imtihana çekerek, “Elestü birabbiküm (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?)” diye sorduğunda bütün ruhlar istisnâsız olarak, “Belâ (Evet Rabbimizsin Yârabbi)” diye ahid verdiler.

    Yine bâzı yanlış düşünenler diyorlar ki: “Sen ne yaparsan yap, Allâh dilediğine hidâyeti dilediğine dalâleti halkeder.” Bu düşünce de aslâ doğru değildir. Bu husustaki Âyet-i Kerîmeyi çokları yanlış tefsir ve izah ediyor. Üstâzım, Hocam Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Hazretleri bu husustaki Âyet-i Kerîmeyi: “Allâh, hidâyeti isteyip, hidâyeti dileyenlere hidâyeti; dalâleti isteyip, dalâleti dileyenlere de dalâleti halkeder” diye tefsir ve izah ederlerdi.

    Ayrıca bu mevzuu izah ederken derlerdi ki: “Ezelde Ahmed Cennetlik, Mehmed Cehennemlik diye zât ve şahıs üzerine bir hüküm yoktur. Ancak elbiseler biçilmiş; (İman elbisesi, itâat elbisesi, nur elbisesi) şu elbiseleri giyenler cennetliktir denilmiş; ayrıca küfür, isyân, zulmet elbiseleri biçilmiş, bunları giyenler de Cehennemliktir denilmiştir. Kul, irâde-i cüz'iyyesiyle bu elbiseleri seçmekte tamâmen serbest bırakılmıştır. Binâenaleyh, insan irâde-i cüz'iyyesiyle bunlardan hangisini seçer ve giyerse oraya gider.”

    Kul bütün fiillerinden kendisi mes'ul olduğuna göre artık kula lâzım gelen isyan etmek değil, mukadderâta boyun eğmek ve başa gelene râzı olmaktır. Bununla beraber görünür görünmez belâlardan bizi koruması ve ömrümüzü sıhhat ve âfiyet içinde geçirmemiz için Cenâb-ı Hakk'a yalvarmak da üzerimize düşen mühim bir vazifedir. Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde, "Sadaka vermek belayı defeder, ömrü uzatır" buyurmuşlardır.

    .
    ! NuRaY ! bunu beğendi.
  4. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113



    İmanın Devamının Şartları Dünyada insan için birinci derecede lüzumlu olan imandir. Her insan iman etmek ve bu imani âhirete götürmekle mükelleftir. Bunun için de, bütün müminlerin asagidaki hususlara dikkat etmesi lâzimdir:

    1. Gaybe inanmak. Gayb, bes duyu ile anlasilamayan seylerdir. Allâh, melek, Cennet, Cehennem ve cin gibi.
    2. Helâlin helâl olduguna inanmak. Yâni helâl seylere haram dememek.
    3. Haramin haram olduguna inanmak. Yâni haram olan seylere helâl dememek. Meselâ: Bira dahil alkollü içkilere, faize ve diger haram olan seylere helâl dememek.
    4. Dâima Allâh'dan korkmak.
    5. Mukaddesâta (Islam'in mukaddes saydigi seylere) hürmetkâr olup hafife almaktan kaçinmak.
    6. Allâh'in rahmetinden ümidini kesmemek.
    7. Kâfiri kâfir bilmek, mü'mini mü'min bilmek. Meselâ: Bir kimse, sözle, yaziyla veya fiilen din düsmanligi yapan birine müslüman dese dinden çikar.
    Ayrica, dine hizmet eden ve dini yaymaya çalisan iman sahiplerine de kâfir diyen, yine dinden çikmis olur.
    8. Allâh'a mekân izâfe etmemek. Meselâ, Allâh göktedir demek insani dinden çikarir.
    9. Kur'ân'a süphesiz inanmak. Meselâ, Kur'anin eksik veya fazla oldugunu söylemek, Cebrâil hata etti demek, insani dinden çikarir.
    Îmanın Koruyucu Kaleleri
    Îman, mü'minin kalbinde Allâh'in yaktigi bir mes'ale, bir nurdur. Bunun koruyucu kaleleri, çerçevesi, surlari ise, asagidaki sekilde görülecegi gibi farzlar, vâcibler, sünnetler, müstehablar, mendublar ve nâfilelerdir.
    Îman, bu ibâdetlerle çerçevelenip kale içine alinarak korunur. Imani koruyan bu kaleleri yikanlar yani, farzlari, vâcibleri, sünnetleri terk edenler, imanlarini kolay kolay muhafaza edemezler.




    Rızık Mes'elesi
    Rızık, Allâhü Teâlâ'nın, hayat sahiplerine gıdalan-maları için verdiği ve onların da yediği şeylerdir. Lâkin insan kendi öz irâdesi ile rızkını helâl veya haram yollardan kendisi seçer ve Allâhü Teâlâ da o yoldan verir. İşte bunun için, rızkını helâlden talep etmeyip haram yiyenler irâde ve ihtiyarlarını kötüye kullandıklarından kendileri mes'uldürler.

    Rızka değil, Rezzak'a yani rızkı verene bağlanmak lâzımdır. Her canlının rızkını veren Rezzak-ı Âlem olan Hz. Allâh'dır. Ona inanmak ondan istemek gerekir. Zira, onun hazinesi büyüktür, sonsuzdur. Ona hakîki bir imanla bağlananlar sıkıntı çekmezler. Fakat, Rezzâk olan Allâh'ı unutup da rızka bağlı kalanlar çok sıkıntı çekerler ve hüsrandan kurtulamazlar

    Tevekkül
    Tevekkül, maksada erişmek için, maddî ve mânevî sebeplerin hepsini yerine getirdikten sonra, neticesini Allâh'dan beklemektir. Kişi şâyet beklediğine ulaşamazsa, üzülmemeli; "Hakkımda belki bu daha hayırlıdır" diyerek, kaderine râzı olmalıdır. Çünkü, Kur'ân-ı Kerîm'de Cenâb-ı Hakk, "Siz birşeyi seversiniz, onun için çalışır ve onu elde etmek istersiniz, fakat bilmezsiniz ki, onun sonunda sizin için şer vardır. Yine siz birşeyi sevmezsiniz, hoşunuza gitmez ve istemezsiniz, fakat bilmezsiniz ki, sizin için onun sonunda hayır vardır" buyuruyor.
    ! NuRaY ! bunu beğendi.
  5. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113



    Müslümanın Dikkatle Kaçınması Gereken Hususlar
    1. Ehl-i Sünnete uymayan bozuk i'tikatlar,
    2. Ameli terk etmek,
    3. Niyette ve islerinde dogruluktan ayrilmak,
    4. Günahta israr etmek,
    5. Islâm ni'metine sükrü terk etmek,
    6. Îmansiz gitmekten korkmamak,
    7. Baskalarina zulmetmek,
    8. Sünnet üzere okunan ezana icâbet etmemek,
    9. Dine aykiri olmayan yerlerde, Anne ve babasina âsi olmak,
    10. Çok yemin etmek.
    11. Namazi hafife almak, tadîl-i erkâni terk etmek,
    12. Haram olan içkileri içmek,
    13. Müslümanlara eziyet vermek,
    14. Velî olmadigi halde velilik iddiasinda bulunmak,
    15. Günahini unutmak,
    16. Kendini begenmek, kendisini çok âlim görmek,
    17. Koguculuk ve giybet etmek,
    18. Mümin kardesine hased etmek, çekememek,
    19. Ülü'l-emre itaat etmemek,
    20. Bir adama, tecrübe etmeden, iyi veya kötüdür diye pesin hükümde bulunmak,
    21. Yalan söylemek,
    22. Dîni ögrenmekten kaçinmak,
    23. Erkeklerin kadinlara, kadinlarin erkeklere benzemeye çalismasi,
    24. Din düsmanlarina sevgi beslemek,
    25. Hakîki din âlimlerine düsman olmak. ​
    ! NuRaY ! bunu beğendi.
  6. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113


    İSLAMIN ŞARTLARI
    Islâm: Resûlullah Efendimiz'in teblig buyurdugu seyleri dil ile ikrar, kalb ile tasdik ederek Cenâb-i Hakk'a itâat etmektir.

    Islâm'in sarti bestir. Yani Islâm dini bes esas üzerine kurulmustur.

    1. Kelime-i sehâdet getirmek,
    2. Namaz kilmak,
    3. Zekât vermek,
    4. Ramazan orucunu tutmak,
    5. Haccetmek.
    Islamin sartlarini yerine getiren kimseye mümin ve müslüman denir. Bu sartlardan herhangi birini inkâr eden ise dinden çikmis olur.

    Kelime-i Şehâdet
    Islâm'in birinci sarti olan kelime-i sehâdet sudur:




    اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ



    „Eshedü en lâ ilâhe illallâh ve eshedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh“

    Mânâsi:

    „Ben sehâdet ederim ki, Allâh'dan baska ilâh yoktur. Yine sehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm onun kulu ve resûlüdür.“
    ! NuRaY ! bunu beğendi.
  7. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113



    Namaz
    Cenâb-ı Hakk'a ve Peygamber Efendimiz'e imandan sonra İslâmın şartlarının en büyüğü ve en mühimmi namazdır. Namaz îmânın alâmetidir. Bütün ilâhî dinlerde namaz ibâdeti vardır.

    Namazın farzları onikidir. Namazın dışındaki farzlarına şart, içindeki farzlarına ise rükün denir.

    Namazın Şartları ve Rükünleri
    Namazin Sartlari Namazin Rükünleri
    1. Hadesten tahâret,
    2. Necâsetten tahâret,
    3. Setr-i avret,
    4. Istikbâli-i Kible,
    5. Vakit,
    6. Niyet.


    1. Iftitah tekbiri,
    2. Kiyam,
    3. Kiraat,
    4. Rukû,
    5. Secde,
    6. Kaade-i Ahîre.

    Hadesten Tahâret
    Namazın şartlarından birincisi hadesten tahârettir.

    Hades iki kısımdır:

    Küçük hades: Abdesti olmamaktır.
    Büyük hades: Cünüb olmak, ayrıca kadınların lohusa veya hayızlı (aybaşı hâli) olmasıdır.

    Kadın olsun erkek olsun; namaz kılacak kimselerin abdestsiz ise abdest alması, cünüp ise gusletmesi yani bütün vücutlarını yıkamaları şarttır. Kadınların da lohusalık ve aybaşı hallerinden sonra da gusletmeleri farzdır.

    Abdest
    Abdest, belli organları usûlüne göre yıkamaktan ve meshetmekten ibâret dinî bir temizliktir. Pek çok ibâdet abdestsiz yapılamaz. Meselâ: Abdestsiz bir kimse namaz kılamaz, Kâbe'yi tavaf edemez, Kur'ân-ı Kerîme el sûremez. Abdestsiz olduğunu bildiği halde namaz kılan dinden çıkar.

    Abdestin Farzları
    Abdestin farzlari dörttür:


    1. Yüzünü yikamak,
    2. Kollarini (dirsekleriyle beraber) yikamak,
    3. Basinin dörtte birini meshetmek, yâni elini su ile islatarak basina sürmek,
    4. Ayaklarini (topuklariyla beraber) yikamak.

    Abdestin Sünnetleri

    1. Niyet etmek,
    2. Eûzü ve Besmele ile baslamak,
    3. Evvela ellerini bileklerine kadar yikamak,
    4. Misvak kullanmak,
    5. Bir âzâ kurumadan digerini yikamak,
    6. Agzina ve burnuna üç kere su vermek,
    7. Kulagini meshetmek,
    8. Parmaklarini hilâllemek; yâni bir elin parmaklarini diger elin parmaklari arasina geçirip çekmek,
    9. Âzâlari üçer kere yikamak,
    10. Basini kaplama meshetmek,
    11. Abdesti tertip üzere almak; yâni abdest âzâlarini sirasiyla yikamak,
    12. El ve ayaklarini yikamakta parmak uçlarindan baslamak.
    Abdest alirken okunacak birçok duâ olmakla beraber evlâ olan bütün âzâlarini yikarken besmele çekip sehâdet getirmektir.

    Abdestin Mekruhları
    1. Sag el ile sümkürmek,
    2. Abdest âzâlarindan birini üç defadan fazla veya eksik yikamak,
    3. Suyu yüzüne çarpmak,
    4. Güneste isinmis su ile abdest almak.
    5. Suyu çok az kullanmak veya israf etmek,
    6. Abdest alirken konusmak,
    7. Sünnetlerini terk etmek,
    Abdesti Bozan Şeyler

    1. Önden ve arkadan çikan idrar, kan, meni, gaita gibi necasetler
    2. Vücuttan kan, irin ve sari su akmak,
    3. Agiz dolusu kusmak,
    4. ****rmek,
    5. Sarhos olmak,
    6. Bayilmak,
    7. Arkadan yel çikmak,
    8. Yan yatarak veya iki ayagini yana çikarip oturagi bosta kalacak sekilde veya bagdas kurarak oturup uyumak. (Oturagi yere tamamen yerlestirmek suretiyle uyumak abdesti bozmaz)
    9. Namaz içinde baskasi isitecek derecede gülmek,
    10. Dislerin arasindan çikan kan, tükürükle müsâvi veya tükürükten fazla olmak.
    Kan tükürükten az oldugu zaman, abdesti bozmadigi gibi, tras olmak, tirnak kesmek de abdesti bozmaz.

    Abdest Nasıl Alınır
    1. Mümkünse kibleye dönülür, yüksek bir yere oturulur, Eûzü ve Besmele çekilir.
    2. Eller bileklere kadar üç kere yikanir. Parmaklar birbiri arasina geçirilerek hilâllenir. Parmaktaki yüzük oynatilarak altina su ulastirilir. 3. Besmele çekilerek agiza su alinir.
    Varsa misvak kullanip, yoksa bas ve sehâdet parmagiyla disler ovalanir. Agiz üç defa çalkalanir.
    4. Besmele çekilir, burna su verilir. Oruçlu degilse su burnun yumusagina kadar çekilip, sol elle burun temizlenir. Bu is iki kere daha yapilir.
    5. Abdeste kalb ile niyet edilip, Besmele çekerek avuca su alinip yüz saç bitiminden çene altina, yan taraflardan da kulak yumusaklarina kadar yikanir. Kaslarin alti islatilir. Bu is iki kere daha yapilir. Her yikamada yüz ovalanir.
    6. Besmele çekerek sag kol dirsekle beraber ovalanarak yikanir. (Resim: 6) Bu is iki kere daha yapilir. Sag kolda oldugu gibi, sol kol da üç kere yikanir.
    7. Besmele çekerek sag elle basin dörtte biri mesh edilir. (Resim: 8) Sonra sehâdet parmaklariyla sag ve sol kulaklar, basparmakla da kulagin arkasi meshedilir. Elin bas ve isâret parmaklari hariç, diger üç parmaklar ile de boyun meshedilir.
    Basin tam***** mesh sünnettir. Buna kaplama mesh denir.
    Kaplama mesh söyle yapilir:
    Evvelâ, iki el islatilir, bas ve isaret parmaklari ayri tutulup üç bitisik ince parmaklar birbirine yapistirilir. Iç taraflari basin önünde saçlarin baslangicina konulur. Bas ve sehâdet parmaklari ve avuç içi havada olup, basa dokundurulmaz. Iki el geriye dogru çekilerek meshedilir. Avuçlarin içi ile basin yan tarafi, arkadan öne dogru çekerek meshedilir. Sonra isaret parmaklari ile kulaklarin içi meshedilir. Basparmaklar da kulak arkasina konulup, kulak arkalari yukaridan asagiya meshedilir. Diger üç parmaklarin dis yüzleri ile de ense meshedilir. Bogaz meshedilmez.
    8. Besmele ile sag ayagin ucundan yikamaya baslanir. Ve ayak parmaklari sol elin küçük parmagi ile hilâllenir. Hilâllemeye sag ayakta küçük parmaktan, sol ayakta ise bas parmaktan baslanir ve alttan üste dogru çekilerek yapilir. Sag ayak gibi sol ayak da, besmele ile yikanir.
    Abdestten sonra artan sudan ayakta ve kibleye karsi birkaç yudum su içilir. 1, 2 veya 3 defa “Kadr sûresi” okumak menduptur.
    ! NuRaY ! bunu beğendi.
  8. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113



    Gusül
    Gusül, cünüplük, hayız ve nifastan çıkmak için ağzın ve burnun içini bütün vücutla birlikte yıkamaktır.
    Gusül, cinsi münâsebet, ihtilâm sebebiyle, hayız ve nifasın bitmesiyle icap eder.
    ihtilâm, uyku halinde meninin tenasül uzvundan şehvetle dışarı çıkmasıdır.

    Guslün Farzları Guslün farzlari üçtür:

    1. Agiza su vermek,
    2. Burna su vermek,
    3. Bütün bedeni yikamak,

    Guslün Sünnetleri
    1. Niyet etmek
    2. Besmele çekmek,
    3. Önce avret mahallini yikamak,
    4. Önce basina, sonra sag, daha sonra sol omuzuna üçer defa su dökmek ve her defasinda vücudu ovmak,
    5. Avret mahallini örtülü tutmak.

    Gusül Abdesti Nasıl Alınır

    Sünnet üzere gusül abdesti söyle alinir:

    1. Gusle niyet edilir. Eller yikanir. Temiz olsalar dahi ön ve arka avret yerleri yikanir.
    2. Besmele çekilip tam bir namaz abdesti alinir. Yalniz, ayaklari altinda su toplaniyorsa ayaklar en sonunda yikanir.
    3. Bu abdesti alirken agiz ve burna su bolca çekilir. Çünkü bu yikama ile, gusüldeki farz olan agiz ve burna su vermek de yerine gelmis olur.
    4. Basa üç defa su dökülür. Ve her döküste ovulur. Bu esnada, sakal, biyik ve saç altina suyu ulastirmak lâzimdir.
    5. Sag omuza üç defa su dökülür ve her döküste vücut ovulur.
    6. Sol omuza üç defa su dökülür ve her döküste vücut ovulur. Vücut, göbek çukuru dâhil hiç kuru yer kalmayacak sekilde ovularak yikanir.

    Gusül Abdesti ve Kaplama Diş Mes'elesi
    Bazı kimselerin, kaplama veya dolgu dişi olanların gusüllerinin câiz olmadığını ve böylelerinin cünüplükten kurtulamayacaklarını söylediklerine şâhit oluyoruz.

    Hanefî mezhebine göre, gusülde ağız ve burun, bedenin dış kısmı kabul edildiğinden yıkanması farzdır. Şâfiî mezhebine göre ise sünnettir.

    Gusledecek kimsenin ağzındaki dişler kaplatılmış veya doldurtulmuşsa kaplanan ve doldurulan dişin, kaplama ve dolgunun dışının yıkanmasıyla gusül tamam olur. Ancak dişler sâbit değil de çıkarılabilecek şekilde ise, çıkarılması icap eder.

    Bu husus; yara ve sargı üzerine meshin câiz olduğu gibidir. Yaranın üzerindeki sargıyı söküp, altını yıkamak mecburiyeti olmadığı gibi, diş için de hüküm aynıdır.

    Kezâ abdestte yüzü yıkamak farz olduğu halde, sakalı sık olan kimsenin sâdece sakalının üzerini yıkamasının kâfi geldiği ve sakalının diplerini yıkamak mecburiyeti olmadığı gibi, kaplanmış dişi söküp veya söktürüp altını yıkamak icap etmez. Kaldı ki, dişte zarûret de vardır.

    Diş Doldurtma Mes'elesi
    Dişinin birazı çürümüş veya kırılmış olan kimsenin dişini doldurtması veya kaplatması câizdir. Ancak, zarûretsiz, süs olsun diye keyfî şekilde yapmak câiz değildir.

    Hanefî mezhebi müctehidlerinden İmam Muhammed Rahimehullah'a göre sallanan dişleri altın tel ile bağlatmak, düşen ve çıkarılan diş yerine altın diş takmak câizdir.İmâm-ı Âzam Ebû Hanife'ye göre ise altın ile kaplatmak câiz değil, gümüş ile caizdir. İmam Ebû Yusuf da (bir rivâyette) İmam Muhammed gibi buyurmuştur. Altın ile kaplamada İmam Muhammed'in ictihadiyle amel edilebilir. Âlimler imameyn'in (İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammed'in) ictihadı üzerine fetvâ vermişlerdir.

    Ayrıca Osmanlı ulemasından, Şeyhulislam Uryanizâde, diş doldurmak için ve Şeyhulislam Mûsâ Kâzım Efendi de, altın diş takmak için fetva vermişlerdir.

    İslâm dininde, kolaylık yapacağız diye, şerîatin cevâz vermediği bir hususa, elbette caizdir denilemez. Fakat caiz olan bir mesele için de, câiz değildir denilerek zorluk çıkarılamaz
    ! NuRaY ! bunu beğendi.
  9. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113



    Teyemmüm
    Teyemmüm, Abdest almak veya gusletmek için suyun bulunmaması veya kullanılamaması hâlinde, hangi maksatla teyemmüm edeceğine niyet edip ellerini toprak cinsinden bir şeye iki defa vurarak, birincide yüzünü, ikincide dirseklerine kadar ellerini meshetmektir

    Teyemmümün Farzları
    Teyemmümün farzi ikidir:

    1. Niyet,
    2. Iki darp (vurmak) ve mesh.

    Teyemmüm Nasıl Yapılır
    Bir müslüman gusletmek, yahut abdest almak için su bulamazsa veya bulduğu suyu kullanmasına hastalığının şiddetlenmesi, düşman tehlikesi vesâire gibi ciddî bir mâni mevcutsa, niyet ederek toprak cinsinden bir şeyle teyemmüm eder.

    Şöyle ki; Niyet edip Eûzü -Besmele çekerek bir defa ellerini toprak veya toprak cinsinden bir şeye vurup ileri-geri sürter. Onunla yüzünü mesheder. İkinci defa ellerini aynı şekilde vurup, ileri - geri sürter. Evvelâ sağ, sonra sol kolunu mesheder.

    Teyemmüm alırken parmaktaki yüzüğün çıkartılması yüzüğün yerinin de meshedilmesi ve parmak aralarının hilâllenmesi zarûrîdir.

    Mestler Üzerine Mesh
    Erkek ve kadin müslümanlar için, mestler üzerine meshetmek câizdir.

    Bunun için su sartlar gereklidir:

    1. Mestler, abdestli iken giyilmis olmalidir.
    2. Mestler topuklarla birlikte ayaklari örtmeli ve en az 12 bin adim yürünebilecek vasifta olmalidir.
    3. Mestlerin hiç birinde, (ayak parmaginin en küçügü ile) üç parmak miktari ****k ve yirtik bulunmamalidir.
    4. Içine kolayca su almayacak sekilde ve baglamak-sizin ayakta duracak kadar kalin olmalidir.
    5. Mest giyilecek ayagin ön kismindan, en az üç el parmagi genisliginde bir yer bulunmalidir. (Bir ayagi kesilmis ve sadece topugu kalmis bir kimse, diger ayagina da meshedemez).

    Meshin Miktarı
    Meshin farzı, mestin ön kısmından üç serçe parmağı kadar bir yeri ıslatmaktır. Sünnet üzere yapılan mesh ise, ıslatılan el parmaklarını açarak, ayağın ucundan itibaren mestin koncuna doğru çekmektir.

    Meshi Bozan Şeyler
    1. Mestin ayaktan çikmasi,
    2. Mestler ayakta iken, ayaklardan birinin ekserisinin islanmasi,
    3. Mesh müddetinin dolmasi. (Mest giyen kimse seferî degilse, mestini giydigi andaki abdestinin bozulmasindan itibaren 24 saat, seferî ise 72 saat mesheder.)
    Ayrica, abdesti bozan her sey meshi de bozar. Bu sebeple, mestin müddeti henüz bitmemisse yeniden alinacak abdestte mestlere yeniden mesh yapilir.
    Sargı ve Yara Üzerine Mesh
    Bir uzvun çıkması, kırılması veya yaralanması halinde üzerine sargı yahut alçı sarılsa, o uzvu yıkamak mahzurlu ise sargının çoğu üzerine meshedilir. Eğer mesh de zarar verecek olursa, mesh de yapılmaz.

    Sargının mest gibi bir zamanı yoktur. Özür devam ettikçe meshedilmeye devam edilir. Abdestli olarak sarılması şart değildir. Meshedildikten sonra sargı açılsa veya düşse, yahut mevcut sargı üzerine ikinci bir sargı bağlansa, meshi yenilemek icap etmez
    ! NuRaY ! bunu beğendi.
  10. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113

    Kadınlara Mahsus Haller
    Kadinlara mahsus üç hal vardir:

    1. Hayiz,
    2. Nifas,
    3. Istihâza.
    • Hayiz: Kadinlik çagina ulasmis birinin rahminden, muayyen müddetler içinde gelen kandir. En erken 9 yasinda baslar, en geç 55 yasinda biter. Bu sûrette gelen kana “hayiz kani”, bu hâle “hayiz hâli” veya “aybasi hâli”denir.
    • Nifâs: Dogumdan hemen sonra kadinin rahminden akan kandir. Lohusalik kani da denir.
    • Istihâza: Hayiz görmekte olan bir kadindan üç günden eksik, yahut on günden fazla gelen kana istihaza kani denir. Lohusa kadindan ise, 40 günden fazla gelen kan istihâza kanidir. Bu kan, kadinin namazina, orucuna ve diger ibâdetlerine mâni olmadigi gibi, cinsî yakinliga da engel teskil etmez. Istihâza kani gelen kadin, her vakit basinda abdest alir, namazini kilar. Bu, kesilmeyen burun kani gibidir.
    • Hayiz; en az üç gün üç gece, en çok on gün on gece devam eder.
    • Iki adet arasindaki temizlik haline “tuhur”, denir. Bunun en az müddeti 15 gün olup, en çok müddeti için ise hudut yoktur.
    • Nifâsin en az müddeti için konulmus bir hudut yoktur. Hattâ bazi yerlerin kadinlarinda çocuk dogduktan sonra kan gelmez, veya gelse bile hemen kesilir. Onlarin derhal yikanarak namaz ve diger ibâdetlerini yerine getirmeleri lâzimdir. Nifâsin en çok müddeti dogumdan baslayarak kirk gündür. Ikiz doguran bir kadinin nifâs günleri evvelki çocugun dogdugu vakitten hesaplanir.
    • Kadinin mûtad (kendisince alisilmis) hayiz müddeti gerek az, gerek çok olsun, onun hayiz müddetinin arasina giren tuhûr yâni kan gelmeyen zaman, hayizdan sayilir. Meselâ: en az hayiz müddeti olan üç günün birinci ve üçüncü günlerinde kan gelip, arada geçen ikinci gününde kan gelmemis olsa, bu ikinci gün de hayizli sayilir.
    • Hayizin bittiginin anlasilmasi için akintinin renginin tamamen beyaza dönmesi lâzimdir. Kan kirmizi renkte olmakla beraber, toprak rengi, bulanik, yesil, sari ve siyah olarak da gelebilir.
    • Bazi kadinlarda âdet günleri sâbit degildir. Meselâ bir ay alti, diger bir ay bes gün âdet görebilir. Bu durumda kesildigi gün olan besinci gün yikanir, namazini kilar, orucunu tutar fakat ihtiyâten kocasi ile beraber olamaz. Mûtadi olan günü sayar.
    • Bazi kadinlarin âdet günleri muayyendir. Meselâ, her ay alti veya yedi veya dokuz gün âdet görürler. Bir âdet bir defa ile kararlasmis sayilir. Söyle ki; ilk defa âdet görmeye baslayan bir kiz 7 gün kan, bundan sonra temizlik görse, âdeti 7 gün olarak kararlasmis olur.
    • Kadinlarin muayyen âdet günleri bazi kere degisir. Bir âdetin degismis olmasi için ona zit iki âdet hali görülmelidir. Her ay alti gün âdet gören bir kadin, üst üste iki ay Meselâ sekiz gün âdet görecek olsa artik âdeti alti gün degil, sekiz gün olur
    Hayız ve Nifas Hallerinde Yapılması Haram Olan Şeyler

    1. Namaz kilmak. Hayiz ve nifas hâlinde olan hanimlar namaz kilamaz. Bu halde kilinmayan namazlar sonradan kazâ da edilmez. Tilâvet ve sükür secdesi de yapilmaz. Ancak, arzu edilirse namaz vakitleri girdiginde abdest alip, seccadeye oturulup; "Estagfirullah, Sübhânallâh, Elhamdülillah" gibi tesbihlerle mesgul olunur.
    2. Oruç tutmak. Hayiz ve nifas halinde oruç tutulamaz. Ancak; ramazan orucu sonradan kaza edilir.
    3. Kur'an-i Kerim okumak. Sadece zikir, senâ yahut duâ makaminda olan âyetler bu maksatlarla okunabilir. Fakat, hüküm ve haber bildiren âyetler duâ, senâ ve zikir maksadiyle de olsa okunamaz.
    4. Kur'ana el sürmek (Bir âyet bile olsa...). Kâgit, bez ve duvar üzerinde bile olsa, âyete dokunamaz. Ancak, yapisik ve dikisli olmayan bir kilif ile dokunabilir. Elbisenin yeni ile tutmak da tahrîmen mekruhtur.
    5. Mescide girmek. (Tekke ve medreseye girebilir.)
    6. Kâbe'yi tavaf etmek.
    7. Kocasi ile zevciyyet muâmelesinde bulunmak.
    8. Pisirdigi yemekler ve içtigi sularin artiklari da mekruh degildir.
    ! NuRaY ! bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş