ödev=halkın yaşayış tarzını ve değerlarini anlatan manz

Konu 'Edebiyat 11.Sınıf' bölümünde eto_mehmet tarafından paylaşıldı.

  1. eto_mehmet

    eto_mehmet Üye

    Katılım:
    27 Eylül 2008
    Mesajlar:
    7
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1

    halkın yaşayış tarzını ve değerlarini anlatan manzumeler

    YARINA,lazm
  2. punkcı

    punkcı Üye

    Katılım:
    4 Nisan 2010
    Mesajlar:
    74
    Beğenileri:
    18
    Ödül Puanları:
    0
    Milli Edebiyatta Halkın Yaşayış Tarzını ve Değerlerini Anlatan Manzumeler (FAS)
    Bu anlayışın temsilcisi Mehmet Akif'tir. Şair, yaz*dığı şiir ve manzumelerde halkın dinî ve millî değerle*ri, yaşama tarzı üzerinde durur. Millî Edebiyat yılların*da Mehmet Akif, daha önce Tevfik Fikret'te gördüğü*müz "nazmı nesre yaklaştırma" anlayışını sürdürüp geliştirmiştir. Şiirde Tevfik Fikret'ten devraldığı "ger*çekçiliği" geliştirmiş, "hayal ile alışverişi olmadığını, her ne demişse görüp de söylediğini, en beğendiği mesleğin hakikat olduğunu" bildirmiştir. Manzumele*rinde halkın yaşama biçimini gerçekçi biçimde yansıt*mıştır. Mehmet Akif, Halkın yaşamını yansıtmasına kar*şın, hece ölçüsünü değil, aruz veznini kullanmıştır.
    Şimdi anlat bakalım, neydi senin hastalığın?
    - Nezle oldun sanırım, çünkü bu kış pek salgın,
    - Mehmed Ağa'nın evi akmış. Onu aktarmak için
    Dama çıktım, soğuk aldım, oluyor on beş gün.
    Ne işin var kiremitlerde a sersem desene
    İhtiyarlık mı nedir, şaşkınım oğlum bu sene.
    Hadi aktarmıyayım... Kim getirir ekmeğimi?
    Oturup kör gibi, nâmerde el açmak iyi mi?
    Kim kazanmazsa bu dünyâda bir ekmek parası:
    Dostunun yüz karası; düşmanının maskarası!
    Bu dizeler Türk edebiyatında manzum hikâye türünün en başarılı örneklerini veren Mehmet Akif'in Seyfi Ba*ba şiirinden alınmıştır. Bu dizelerde şairle Seyfi Baba'nın arasında geçen diyaloglar yer almaktadır. Şiirde gerçeklik duygusu ön plandadır. Mehmet Akif, bu şii*rinde de gördüğünü, yaşadığını anlatmıştır. Mehmet Akif'in toplumu bilinçlendirme, ona mesaj verme çaba*sı da özellikle son beyitte açıkça görülmektedir. Yuka*rıdaki dizelerde yalın ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır. Şi*ir aruz vezni ve beyit nazım birimiyle yazılmıştır.
    Nihayet millî bir edebiyatın oluşumunu isteyen şairle*rin bu dağınıklığını ortadan kaldırmak, onların çalışma*larını birleştirmek için 1917'de "Şairler Derneği" adın*da bir dernek kurulmuştur. Ancak üyeleri arasında farklı edebiyat anlayışına sahip sanatçıların tam anla*mıyla bir birlik oluşturmaları imkânsızdı. Nitekim top*lantı yeri Türk Ocağı binası, yayın organı da Servet-i Fünûn olan dernek, üyelerini istedikleri sanat anlayışı*nı benimsemekte serbest bıraktı. Onlardan sadece "konuşma dilinin ve hece ölçüsünün kullanılmasını" is*teme kararını aldı. Kuruluşundan başlayarak bütün edebî hareketlere sayfalarını açan Servet-i Fünûn'un da harekete katılması ve özellikle Yeni MecmuaBüyük Mecmua (1919) gibi dergilerin sürekli yayınlarıyla şiirde dil ve vezin birliği Cumhuriyetin ila*nından önce tamamıyla sağlanmış olur. (1917),
    "Halka doğru" gitmek isteyen aydının, halkla anlaşma ve aradaki uçurumu doldurma çabası, ortaya ilk olarak "dil" sorununu çıkarmıştır. Böylece, ta Tanzimat edebi*yatından beri zaman zaman üzerinde durulup da bir türlü gerçekleştirilemeyen ve Şinasi'nin deyişiyle "bü*tün halkın kolaylıkla anlayabileceği yolda" yazma, ya*ni konuşma dilini yazı dili yapma davası bu devirde ke*sin olarak benimsenmiştir. Bu dava, Selanik'te Ömer Seyfettin, Ali Canip ve Ziya Gökalp tarafından çıkarılan Genç Kalemler (Nisan 1911) dergisinde "Yeni Lisan" adıyla ileriye sürülmüş ve "millî edebiyat"ın "millî lisan"dan doğabileceği görüşü savunulmuştur. Yalnız sözde kalmayıp başarılı örneklerle de desteklenen bu hare*ket kısa bir zamanda tutunmuş ve bütün 20. yüzyıl Türk edebiyatının ayırıcı niteliği olmuştur. Bu bakım*dan, 1911 yılını, "Millî Edebiyat" akımının olduğu kadar 20. yüzyıl Türk edebiyatının da başlangıç tarihi olarak kabul etmek mümkündür.
    eto_mehmet bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş