Öklid (Euclides) (Öklid (Euclides) Kimdir? - Öklid (Euclides) Hakkında)

Konu 'Bilim Adamları' bölümünde EsrarLı_GözLer tarafından paylaşıldı.

  1. EsrarLı_GözLer

    EsrarLı_GözLer Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    7 Aralık 2007
    Mesajlar:
    1.954
    Beğenileri:
    397
    Ödül Puanları:
    36

    Öklid (Euclides) (Öklid (Euclides) Kimdir? - Öklid (Euclides) Hakkında)


    Rönesans sonrası Avrupa'da Kopernik'le başlayan Kepler Galileo ve Newton'la 17. yüzyılda doruğuna ulaşan bilimsel devrim kökleri Helenistik döneme uzanan bir olaydır. O dönemin seçkin bilginlerinden Aristarkus güneş-merkezli astronomi düşüncesinde Kopernik'i öncelemişti; Arşimet yaklaşık iki bin yıl sonra gelen Galileo'ya esin kaynağı olmuştu; Öklid çağlar boyu yalnız matematik dünyasının değil matematikle yakından ilgilenen hemen herkesin gözünde özenilen yetkin bir örnekti.

    Öklid M.Ö. 300 sıralarında yazdığı 13 ciltlik yapıtıyla ünlüdür. Bu yapıt geometriyi (dolayısıyla matematiği) ispat bağlamında aksiyomatik bir dizge olarak işleyen ilk kapsamlı çalışmadır. 19. yüzyıl sonlarına gelinceye kadar alanında tek ders kitabı olarak akademik çevrelerde okunan okutulan Elementler'in kimi yetersizliklerine karşın değerini bugün de sürdürdüğü söylenebilir.

    Egeli matematikçi Öklid'in kişisel yaşamı aile çevresi matematik dışı uğraş veya meraklarına ilişkin hemen hiçbir şey bilinmemektedir. Bilinen tek şey; İskenderiye Kraliyet Enstitüsü'nde dönemin en saygın öğretmeni; alanında yüzyıllar boyu eşsiz kalan bir ders kitabının yazan olmasıdır. Eğitimini Atina'da Platon'un ünlü akademisinde tamamladığı sanılmaktadır. O akademi ki giriş kapısında "Geometriyi bilmeyen hiç kimse bu kapıdan içeri alınmaz!" levhası asılıydı.

    Öklid'in bilimsel kişiliği unutulmayan iki sözünde yansımaktadır: Dönemin kralı I. Ptolemy okumada güçlük çektiği Elementler'in yazarına "Geometriyi kestirmeden öğrenmenin yolu yok mu?" diye sorduğunda Öklid "Özür dilerim ama geometriye giden bir kral yolu yoktur" der. Bir gün dersini bitirdiğinde öğrencilerinden biri yaklaşır "Hocam verdiğiniz ispatlar çok güzel; ama pratikte bunlar neye yarar?" diye sorduğunda Öklid kapıda bekleyen kölesini çağırır "Bu ****kanlıya 5-10 kuruş ver vaktinin boşa gitmediğini görsün!" demekle yetinir.

    Öklid haklı olarak "geometrinin babası" diye bilinir; ama geometri onunla başlamış değildir. Tarihçi Herodotus (M.Ö. 500) geometrinin başlangıcını Nil vadisinde yıllık su taşmalarından sonra arazi sınırlarını belirlemekle görevli kadastrocuların çalışmalarında bulmuştu. Geometri "yer" ve "ölçme" anl***** gelen "geo" ve "metrein" sözcüklerinden oluşan bir terimdir. Mısır'ın yanı sıra Babil Hint ve Çin gibi eski uygarlıklarda da gelişen geometri o dönemlerde büyük ölçüde el yordamı ölçme analoji ve sezgiye dayanan bir yığın işlem ve bulgudan ibaret çalışmalardı. Üstelik ortaya konan bilgiler çoğunlukla kesin olmaktan uzak tahmin çerçevesinde kalan sonuçlardı.

    Örneğin Babilliler dairenin çemberini çapının üç katı olarak biliyorlardı. Bu öylesine yerleşik bir bilgiydi ki; pi'nin değerinin 3 değil 22/7 olarak ileri sürenlere bir tür şarlatan gözüyle bakılıyordu. Mısırlılar bu konuda daha duyarlıydılar: M.Ö. 1800 yıllarına ait Rhind papürüslerinde onların pi'yi yaklaşık 3.1604 olarak belirledikleri görülmektedir; ama Mısırlıların bile her zaman doğru sonuçlar ortaya koyduğu söylenemez. Nitekim kesik kare piramidin oylumunu (hacmini) hesaplamada doğru formülü bulan Mısırlılar dikdörtgen için doğru olan bir alan formülünün tüm dörtgenler için geçerli olduğunu sanıyorlardı.

    Aritmetik ve cebir alanında Babilliler Mısırlılardan daha ilerde idiler. Geometride de önemli buluşları vardı. Örneğin "Pythagoras Teoremi" dediğimiz bir dik açılı üçgende dik kenarlarla hipotenüs arasındaki bağıntıya ilişkin önerme "bir dik üçgenin dik kenar karelerinin toplamı hipotenüsün karesine eşittir" buluşlarından biriydi. Ne var ki doğru da olsa bu bilgiler ampirik nitelikteydi; mantıksal ispat aşamasına geçilememişti henüz.

    Ege'li Filozof Thales'in (M.Ö. 624-546) geometrik önermelerin dedüktif yöntemle ispatı gereğini ısrarla vurguladığı bu yolda ilk adımları attığı bilinmektedir. Mısır gezisinde tanıştığı geometriyi dağınıklıktan kurtarıp tutarlı sağlam bir temele oturtmak istiyordu. İspatladığı önermeler arasında; ikizkenar üçgenlerde taban açılarının eşitliği; kesişen iki doğrunun oluşturduğu karşıt açıların biribirine eşitliği vb. ilişkiler vardı.

    Klasik çağın "Yedi Bilgesi"nden biri olan Thales'in açtığı bu yolda Pythagoras ve onu izleyenlerin elinde matematik büyük ilerlemeler kaydetti sonuçta Elementler'de işlenildiği gibi oldukça soyut mantıksal bir dizgeye ulaştı. Pythagoras matematikçiliğinin yanı sıra sayı mistisizmini içeren gizliliğe bağlı bir tarikatın önderiydi. Buna göre; sayısallık evrensel uyum ve düzenin asal niteliğiydi; ruhun yücelip tanrısal kata erişmesi ancak müzik ve matematikle olasıydı.

    Buluş ve ispatlarıyla matematiğe önemli katkılar yapan Pythagorasçılar sonunda inançlarıyla ters düşen bir buluşla açmaza düştüler. Bu buluş karenin kenarı ile köşegenin ölçüştürülemeyeceğine ilişkindi. gibi bayağı kesir şeklinde yazılamayan sayılar onların gözünde gizli tutulması gereken bir skandaldi. Rasyonel olmayan sayılarla temsile elveren büyüklükler nasıl olabilirdi? (Pythagorasçıların tüm çabalarına karşın üstesinden gelemedikleri bu sıkıntıyı daha sonra tanınmış bilgin Eudoxus oluşturduğu irrasyonel büyüklükler için de geçerli olan Orantılar Kuramı'yla giderir).

    Öklid Pythagoras geleneğine bağlı bir ortamda yetişmişti. Platon gibi onun için de önemli olan soyut düşünceler düşünceler arasındaki mantıksal bağıntılardı. Duyumlarımızla içine düştüğümüz yanlışlıklardan ancak matematiğin sağladığı evrensel ilkeler ve salt ussal yöntemlerle kurtulabilirdik. Kaleme aldığı Elementler kendisini önceleyen Thales Pythagoras Eudoxus gibi bilgin-matematikçilerin çalışmaları üstüne kurulmuştu. Geometri bir önermeler koleksiyonu olmaktan çıkmış sıkı mantıksal çıkarım ve bağıntılara dayanan bir dizgeye dönüşmüştü. Artık önermelerin doğruluk değeri gözlem veya ölçme verileriyle değil ussal ölçütlerle denetlenmekteydi. Bu yaklaşımda pratik kaygılar ve uygulamalar arka plana itilmişti.

    Kuşkusuz bu Öklid geometrisinin pratik problem çözümüne elvermediği demek değildi. Tam tersine değişik mühendislik alanlarında pek çok problemin bu geometrinin yöntemiyle çözümlendiği; ama Elementler'in eğreti olarak değindiği bazı örnekler dışında uygulamalara yer vermediği de bilinmektedir.Öklid'in pratik kaygılardan uzak olan bu tutumunun matematik dünyasındaki izleri bugün de rastladığımız bir geleneğe dönüşmüştür.

    Gerçekten özellikle seçkin matematikçilerin gözünde matematik şu ya da bu işe yaradığı için değil yalın gerçeğe yönelik sanat gibi güzelliği ve değeri kendi içinde soyut bir düşün uğraşı olduğu için önemlidir.

    Matematiğin tümüyle ussal bir etkinlik olduğu doğru değildir. Buluş bağlamında tüm diğer bilimler gibi matematik de sınama-yanılma tahmin sezgi içedoğuş türünden öğeler içermektedir. Yeni bir bağıntıyı sezinleme değişik bir kavram veya yöntemi ortaya koyma temelde mantıksal olmaktan çok psikolojik bir olaydır. Matematiğin ussallığı doğrulama bağlamında belirgindir. Teoremlerin ispatı büyük ölçüde kuralları belli ussal bir işlemdir; ama sorulabilir: Öklid neden geometrinin ölçme sonuçlarıyla doğrulanmış önermeleriyle yetinmemiş bunları ispatlayarak mantıksal bir dizgede toplama yoluna gitmiştir?

    Öklid'i bu girişiminde güdümleyen motiflerin ne olduğunu söylemeye olanak yoktur; ancak Helenistik çağın düşün ortamı göz önüne alındığında başlıca dört noktanın öngörüldüğü söylenebilir:

    1) İşlenen konuda çoğu kez belirsiz kalan anlam ve ilişkilere açıklık getirmek;

    2) İspatta başvurulan öncülleri (varsayım aksiyom veya postulatları) ve çıkarım kurallarım belirtik kılmak;

    3) Ulaşılan sonuçların doğruluğuna mantıksal geçerlik kazandırmak (Başka bir deyişle teoremlerin öncüllere görecel zorunluluğunu yani öncülleri doğru kabul ettiğimizde teoremi yanlış sayamayacağımızı göstermek);

    4) Geometriyi ampirik genellemeler düzeyim aşan soyut-simgesel bir dizge düzeyine çıkarmak (Bir örnekle açıklayalım: Mısırlılar ile Babilliler kenarları 3 4 5 birim uzunluğunda olan bir üçgenin dik üçgen olduğunu deneysel olarak biliyorlardı; ama bu ilişkinin 3 4 5 uzunluklarına özgü olmadığını başka uzunluklar için de geçerli olabileceğini gösteren veriler ortaya çıkıncaya dek kestirmeleri güçtü; buna ihtiyaçları da yoktu. Öyle kuramsal bir açılma için pratik kaygılar ötesinde salt entellektüel motifli bir arayış içinde olmak gerekir. Nitekim Egeli bilginler somut örnekler üzerinde ölçmeye dayanan belirlemeler yerine bilinen ve bilinmeyen tüm örnekler için geçerli soyut genellemeler arayışındaydılar. Onlar kenar uzunlukları a b c diye belirlenen üçgeni ele almakta üçgenin ancak eşitliği gerçekleştiğinde dik üçgen olabileceği genellemesine gitmektedirler).

    Öklid oluşturduğu dizgede birtakım tanımların yanı sıra beşi "aksiyom" dediği genel ilkeden beşi de "postulat" dediği geometriye özgü ilkeden oluşan on öncüle yer vermiştir (Öncüller teoremlerin tersine ispatlanmaksızın doğru sayılan önermelerdir). Dizge tüm yetkin görünümüne karşın aslında çeşitli yönlerden birtakım yetersizlikler içermekteydi. Bir kez verilen tanımların bir bölümü (özellikle "nokta" "doğru" vb. ilkel terimlere ilişkin tanımlar) gereksizdi. Sonra daha önemlisi belirlenen öncüller dışında bazı varsayımların belki de farkında olmaksızın kullanılmış olması dizgenin tutarlılığı açısından önemli bir kusurdu.

    Ne var ki matematiksel yöntemin oluşma içinde olduğu başlangıç döneminde bir bakıma kaçınılmaz olan bu tür yetersizlikler giderilemeyecek şeyler değildi. Nitekim 18. yüzyılda başlayan eleştirel çalışmaların dizgeye daha açık ve tutarlı bir bütünlük sağladığı söylenebilir. Üstelik dizgenin irdelenmesi beklenmedik bir gelişmeye de yol açmıştır: Öncüllerde bazı değişikliklerle yeni geometrilerin ortaya konması. "Öklid-dışı" diye bilinen bu geometriler sağduyumuza aykırı da düşseler kendi içinde tutarlı birer dizgedir. Öklid geometrisi artık var olan tek geometri değildir. Öyle de olsa Öklid'in düşünce tarihinde tuttuğu yerin değiştiği söylenemez.

    Çağımızın seçkin filozofu Bertrand Russell'ın şu sözlerinde Öklid'in özlü bir değerlendirmesini bulmaktayız: "Elementler'e bugüne değin yazılmış en büyük kitap gözüyle bakılsa yeridir. Bu kitap gerçekten Grek zekâsının en yetkin anıtlarından biridir. Kitabın Greklere özgü kimi yetersizlikleri yok değildir kuşkusuz: dayandığı yöntem salt dedüktif niteliktedir; üstelik öncüllerini oluşturan varsayımları yoklama olanağı yoktur. Bunlar kuşku götürmez apaçık doğrular olarak konmuştur. Oysa 19. yüzyılda ortaya çıkan Öklid-dışı geometriler bunların hiç değilse bir bölümünün yanlış olabileceğini bunun da ancak gözleme başvurularak belirlenebileceğini göstermiştir."

    Gene Genel Rölativite Kuramı'nda Öklid geometrisini değil Riemann geometrisini kullanan Einstein'ın Elementler'e ilişkin yargısı son derece çarpıcıdır: "Gençliğinde bu kitabın büyüsüne kapılmamış bir kimse kuramsal bilimde önemli bir atılım yapabileceği hayaline boşuna kapılmasın!"
  2. Jettmen

    Jettmen Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    561
    Beğenileri:
    224
    Ödül Puanları:
    0
    Öklid!...

    [​IMG]
    ÖKLİD

    M.Ö.300 yıllarında yaşamış olan Öklid hakkında bilinenler çok azdır. Elementler adlı meşhur kitabını 40 yaşında yazdığı söylenmektedir. Gençliğinde Atina’da, Platon’un Akademisinde eğitim görmüş, astronomi, aritmetik, geometri ve müzik konularına burada ilgi duymaya başlar. Elementleri İskenderiye’ce yazmıştır. Öklid geometrisinin aksiyomları şunlardır:

    1-Aynı şeye eşit olan şeyler birbirlerine de eşittirler.

    2-Eğer eşit miktarlara eşit miktarlar eklenirse, elde edilenler de eşit olur.

    3-Eğer eşit miktarlardan eşit miktarlar çıkartılırsa, eşitlik bozulmaz.

    4-Birbirine çakışan şeyler birbirine eşittir.

    5-Bütün, parçadan büyüktür.

    Öklid geometrisinin postülaları ise şunlardır.

    1-İki yol arasını birleştiren en kısa yol, doğrudur

    2-Doğru doğru olarak sonsuza kadar uzatılabilir.

    3-Bir noktaya eşit uzaklıkta bulunan noktaların geometrik yeri çemberdir.

    4-Bütün dik açılar birbirine eşittir.

    5-İki doğru bir üçüncü doğru tarafından kesilirse, içte meydana gelen açıların toplamının 180 dereceden küçük olduğu tarafta bu iki doğru kesişir.

    6-Bir üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir.

    7-Bir doğruya dışındaki bir noktadan yalnızca bir tek paralel çizilebilir.

    Öklid ‘in üç tane de uzay kabulü vardır.

    1-Uzay üç boyutludur.

    2-Uzay sonsuzdur.

    3-Uzay homojendir​

Sayfayı Paylaş