Organik ve İnorganik bileşenler

Konu 'Biyoloji 9. Sınıf' bölümünde masumdengesiz tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. masumdengesiz

    masumdengesiz Üye

    Katılım:
    4 Kasım 2009
    Mesajlar:
    3
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    araştırırmısınız ayrıntılı bir şekilde bilen var sa yazsın...:confused:
  2. masumdengesiz

    masumdengesiz Üye

    Katılım:
    4 Kasım 2009
    Mesajlar:
    3
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    MİNERALLER

    • Sindirilmeden direk olarak kana alınırlar.Enzimlerin yapısına katılırlar.Vitaminlerle birlikte düzenleştirici olarak görev yaparlar.Vücudumuzda Cl ,P, S ve N elementlerinin asit bileşikleriyle Na, K, Ca, Mg, Fe, Mn ve Cu metallerinin baz özelliğindeki bileşiklerine rastlanmaktadır.
    • Mineraller hücrede protein,karbonhidrat,yağ gibi,organik maddelere bağlı olarak bulundukları gibi hücrede tuz halinde de bulunabilirler.
    • Minareller, vitamin-hormon-enzim v.b. moleküllerin yapısına katılır.70 kg ağırlığındaki bir insanda ortalama 3 kg mineral tuzları vardır.
    • Organizmanın yapısında az da olsa minerallere ihtiyaç vardır.
    Mineraller kanın kanın osmotik basıncının ayarlanmasında ,kas kasılmasında,kanın pıhtılaşmasında, ve sinirlere uyarının iletilmesinde önemli role sahiptir.
    • Minareller bazı enzimlerin yapılarına katılarak katalizör görevi yapar.
    • İdrar,ter ve dışkı ile dışarı atıldığından mineral içeren besinlerin düzenli olarak vücüda alınması gereklidir.Yiyeceklerde bulunan ve mineral olarak adlandırılan bütün maddeler aslında tuzdur.Yeterli mineral içermeyen besin maddeleri ile beslenilirse,tuz atılması devam edeceğinden kas krampı gibi bazı bozukluklar görülür.Sıcak ortamlara maruz kalan insanlar daha fazla terledikleri için dışarıdan yeterince tuz almalıdır.
    Sodyum ve klor bütün vücut sıvıları içinde iyon olarak bulunur.Ancak kan gibi hücre dışı sıvılar içindeki bu iyonların miktarı daha fazladır.Sodyum ve klor dokularda suyu tutarak vücudu su dengesini sağlar.Sodyum ve klor kas ve sinir sistemi işlevleri için gereklidir.Ancak bazı böbrek hastalıklarında,yüksek
    • Tansiyonu olan insanlarda suyun az alınması gerekir.Çok küçük çocukların böbrekleri fazla tuzu süzemediğinden fazla miktarda alınan tuzdan zarar görürler.
    • Sodyumla birlikte vücut sıvılarında bulunan ve hücrelerin çalışmasını kontrol eden mineral potasyumdur.Vücutta hücre ara sıvısı ile hücre sıvısı arasında bir sodyum,potasyum oranı vardır.Sodyum gibi potasyumun da büyük bir kısmı,tüketilen besinlerden kolayca emilir.Fazlası böbreklerden atılır.İshal gibi,su kaybının fazla olduğu durumlarda potasyum kaybı da fazla olur.
    • Vücutta en bol bulunan mineral kalsiyumdur.Kalsiyumun büyük bir kısmı fosforla birlikte kemiğin ve dişin yapısına katılır.Geri kalan kısmı kasların kasılmasında ,sinirlerde,kanın pıhtılaşmasında ve bazı enzimlerin çalışmasında görev yapar.Vücuda alınan kalsiyumun bir kısmı emilir.Emilmeyen kısmı dışkı ile atılır.D vit***** kalsiyumun emilmesine etki eder.Vücuda fazla kalsiyum alınsa bile D vit***** yetersiz olursa kalsiyum bağırsaklarda emilemez.Küçük çocuklarda kalsiyum ve D vit***** yetersizliğine bağlı olarak’raşitizm’ denilen hastalık görülür.Yetişkin insanlarda potasyum kaybı ile ‘osteomalazi’ denilen kemik yumuşaması hastalığı ortaya çıkar.Vücutta en bol bulunan minerallarden biri de fosfordur.Fosfor kalsiyumla birlikte kalsiyum fosfat şeklinde kemiklerin ve dişin yapısına katılır.Fosfor ,nükleik asit,yağ,protein ve karbonhidrat gibi moleküllerin yapısına da katılır.Vücudun yapısına katılan minerallerden biri de demirdir.Vücudumuzdaki demirin yarıdan fazlası kana kırmızı rengini veren hemoglobinin içinde bulunur.Demir aynı zamanda kas proteinleri karaciğer,dalak ve kırmızı kemik iliğinde bulunur.Vücuda yeteri kadar demir alınmamamsı yada vücuttan atılan demir miktarının alınandan fazla olması durumunda demir yetersizliği başlar.Demir eksikliğinde,hemoglobin yapılamaz ve ‘kansızlık’(anemi) görülür.Demir bakımından zengin yiyeceklerle beslenmek sureti ile kansızlık önlenir.İyot, tiroid bezi hormonu olan tiroksinin yapısına katılır.Vücuda yeteri kadar iyot alınmazsa tiroid bezi iyi çalışamaz ve tiroksin hormonunu az salgılar.Tiroksinin az salgılanması tiroid bezinin büyümesine neden olur.Basit ‘guatr’ hastalığı denilen bu durum lahanayı çok tüketen insanlarda,bulunan bir madde tiroid bezinde iyot bağlanma tepkimesini engellemektedir.Sülfatlar kaslarda bulunur ve proteinlerin yapısına katılır.Flüor dişlerin yapısına katılır.Flüorün azlığı dişlerin çürümesine,fazlalığı dişlerin sararmasına yol açar.Bakır bazı enzimlerin yapısına katılır.

    Yani kısaca ;

    • Vücut içindeki birçok enzimin ve hemoglobin gibi moleküllerin yapısını oluştururlar.Bunlar,demir,fosf or gibi elementlerdir.

    • Kemiklerin ve dişlerin normal olarak gelişmesini sağlarlar.Bunlar için gerekli olan madensel maddeler, kalsiyum, fosfor,magnezyumdur.

    • Vücut ve hücre sıvısının osmotik basıncını düzenlerler. Bunlardan hücre içi sıvıda sodyum,klor,hücre dışı sıvıda potasyum,magnezyum,fosfor bulunur.

    • Sinirsel uyarı iletiminde, kas kasılmasında ,kanın pıhtılaşmasında rol alırlar.


    Tuzlar
    Asitlerle bazlar karıştığında asitin H+ iyonu ile bazın OH- iyonu birleşir.Bu birleşim sırasında bir molekül su açığa çıkar ve tuz meydana gelir.

    HCI + NaOH -------------> H20+ NaCl

    Hidroklorik asit + sodyum hidroksit(baz) ------> su + sodyum klorür (tuz)
  3. masum_gulus

    masum_gulus Üye

    Katılım:
    16 Kasım 2008
    Mesajlar:
    618
    Beğenileri:
    388
    Ödül Puanları:
    0
    Organik ve inorganik birleşikler ;
    Organik bileşikler, genellikle canlıların yapısında bulunan ve hepsi mutlaka karbon atomu taşıyan moleküller. Organik moleküllere örnek olarak proteinleri, karbonhidratları, lipidleri ve nükleik asitleri verebiliriz. Ancak, burada bir yanılgıya düşmeyelim, karbon içeren her bileşik organik olmak zorunda değil. Örneğin, yapısında karbon içeren karbonat, bir inorganik molekül.

    İnorganik bileşikler ise, sıklıkla karbon taşımayan moleküller. Bunlara örnek olarak da, anyonlar veya katyonlar olarak sınıflandırılan çeşitli iyonik bileşikler ile kovalent bileşikleri verebiliriz.

    Bir de, “anorganik bileşikler” var. Bu bileşikler de, canlı organizmaların yapısında bulunan ama karbon atomu taşımayabilen moleküller. Organik moleküllerden farklı olarak karbonat ile de bileşikler meydana getirebiliyorlar. İnorganik moleküllerse karbonat ile bileşikler yapamıyorlar. Anorganik moleküllere örnekler de su, çeşitli asit ve bazlar ile tuzlar.

    İnsan vücudunun işlevleri, sıklıkla organik ve anorganik bileşiklere gereksinim duyuyor. İnorganik bileşikleriyse, sentezlemek yerine dışarıdan besinlerle almayı yeğliyoruz. Çoğu kaynakta inorganik bileşik olarak sınıflandırıldığını görebileceğiniz su (H2O), vücutta sentezlenebilen, ya da tepkimelerin yan ürünü olarak ortaya çıkan bir bileşik. Herhangi bir maddenin insan vücudunda (ya da başka bir ortamda) sentezlenememesi, sentez tepkimesi için gereken enzim, katalizör ya da benzeri koşulların bulunmamasından kaynaklanır. Organik moleküllerin senteziyse, oldukça ayrıntılı ve çok uzun bir konu. Her organik molekül, uygun bileşenlerin ve enzimlerin varlığında, farklı şekillerde sentezlenir.
  4. KaraKedi

    KaraKedi Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2009
    Mesajlar:
    82
    Beğenileri:
    101
    Ödül Puanları:
    0
    Organik ve inorganik Bileşikler
    Organik bileşikler, genellikle canlıların yapısında bulunan ve hepsi mutlaka karbon atomu taşıyan moleküller. Organik moleküllere örnek olarak proteinleri, karbonhidratları, lipidleri ve nükleik asitleri verebiliriz. Ancak, burada bir yanılgıya düşmeyelim, karbon içeren her bileşik organik olmak zorunda değil. Örneğin, yapısında karbon içeren karbonat, bir inorganik molekül.

    İnorganik bileşikler ise, sıklıkla karbon taşımayan moleküller. Bunlara örnek olarak da, anyonlar veya katyonlar olarak sınıflandırılan çeşitli iyonik bileşikler ile kovalent bileşikleri verebiliriz.

    Bir de, “anorganik bileşikler” var. Bu bileşikler de, canlı organizmaların yapısında bulunan ama karbon atomu taşımayabilen moleküller. Organik moleküllerden farklı olarak karbonat ile de bileşikler meydana getirebiliyorlar. İnorganik moleküllerse karbonat ile bileşikler yapamıyorlar. Anorganik moleküllere örnekler de su, çeşitli asit ve bazlar ile tuzlar.

    İnsan vücudunun işlevleri, sıklıkla organik ve anorganik bileşiklere gereksinim duyuyor. İnorganik bileşikleriyse, sentezlemek yerine dışarıdan besinlerle almayı yeğliyoruz. Çoğu kaynakta inorganik bileşik olarak sınıflandırıldığını görebileceğiniz su (H2O), vücutta sentezlenebilen, ya da tepkimelerin yan ürünü olarak ortaya çıkan bir bileşik. Herhangi bir maddenin insan vücudunda (ya da başka bir ortamda) sentezlenememesi, sentez tepkimesi için gereken enzim, katalizör ya da benzeri koşulların bulunmamasından kaynaklanır. Organik moleküllerin senteziyse, oldukça ayrıntılı ve çok uzun bir konu. Her organik molekül, uygun bileşenlerin ve enzimlerin varlığında, farklı şekillerde sentezlenir
    Öğrenci_Melis bunu beğendi.
  5. alkan_21

    alkan_21 Üye

    Katılım:
    2 Kasım 2009
    Mesajlar:
    10
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    0
    lütfen acil minarelerle ilgili tablo
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş