Orhan Veli Kanık (ödev acil)

Konu 'Edebiyat 9.Sınıf' bölümünde kübra2094 tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. kübra2094

    kübra2094 Üye

    Katılım:
    2 Kasım 2011
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0

    orhan velinin edebi hayatını ve şiire verdiği katkıları nelerdir? maddeler halinde yazınız. ödevime yardım lütfen:)
  2. '-Miss.Aysee

    '-Miss.Aysee Üye

    Katılım:
    17 Şubat 2011
    Mesajlar:
    11
    Beğenileri:
    18
    Ödül Puanları:
    0
    Hayatının içinde var öyLe atayım mı?
    SEBİHA ve kübra2094 bunu beğendi.
  3. kübra2094

    kübra2094 Üye

    Katılım:
    2 Kasım 2011
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    evet olabilir teşekkürler
  4. '-Miss.Aysee

    '-Miss.Aysee Üye

    Katılım:
    17 Şubat 2011
    Mesajlar:
    11
    Beğenileri:
    18
    Ödül Puanları:
    0
    rica ederm hemen atıyorum
    kübra2094 bunu beğendi.
  5. '-Miss.Aysee

    '-Miss.Aysee Üye

    Katılım:
    17 Şubat 2011
    Mesajlar:
    11
    Beğenileri:
    18
    Ödül Puanları:
    0
    ORHAN VELİ KANIK


    13 Nisan 1914’te İstanbul’da doğdu. 14 Kasım 1950’de yine İstanbul’da yaşamını yitirdi. Cumhurbaşkanlığı Armoni Orkestrası şefi Veli Kanık'ın oğlu. Galatasaray Lisesi'nde başladığı eğitimini, babasının tayini nedeniyle Ankara'da tamamladı. 1933'te Ankara Gazi Lisesi'nden mezun oldu. Bir süre İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne devam etti. Bitirmeden ayrıldı. 1936'da Ankara'da PTT Genel Müdürlüğü'nde çalıştı. 1945'te Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu'na girdi. 1947'de bu görevden ayrılıp yaşamını yazarlık ve çevirmenlikle kazanmaya başladı. Mehmet Ali Aybar'ın çıkardığı "Hür" ve "Zincirli Hürriyet" gazetelerinde eleştiriler, 1948'de Ulus gazetesinde "Yolcu Notları" başlığıyla yazılar yazdı. 1 Ocak 1949’da yayınlamaya başladığı "Yaprak" dergisini 15 Haziran 1950’ye değin 28 sayı çıkardı. Ankara’da belediyenin açtığı bir çukura düşüp yaralandı. 4 gün sonra İstanbul'da bir dostunun evinde rahatsızlandı. Kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastanesi'nde beyin kanaması sonucu yaşamını yitirdi. Rumelihisarı'ndaki Aşiyan Mezarlığı'nda toprağa verildi. 1 Şubat 1951'de anısına tek sayfalık "Son Yaprak" isimli bir degi çıkarıldı.

    İlk şiirleri 1936'da Varlık dergisinde yayınlandı. Aruzu çok iyi bilen, hece şiirinin özelliklerini kavramış, çocukluk anılarını, aşk, özlem temalarını, uç bir duyarlılığa götüren genç bir şair olarak tanındı. Ahmet Muhip Dıranas, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Fransız simgeci şairlerden izler taşıyan ölçü ve uyağın çok iyi kullanıldığı, müzik öğelerinin belirgin olduğu şiirler yazdı. Asıl ününü çocukluk arkadaşları Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday'la birlikte 1941'de yayınladıkları "Garip" isimli kitabın adını taşıyan şiir akımını başlatarak kazandı. Garip'in Orhan Veli'nin yazdığı önsözünde, "hece ölçüsü ve uyağın şiiri yozlaştırdığı" savunuluyor, "şiirin insanın beş duyusuna değil, beynine seslenen bir söz sanatı olduğu" belirtiliyordu. "Şiire, egemen sınıfların beğenilerinin sonucu yerleşen kalıplaşmış öğeler kaldırılmalı, şairaneliğe son verilmeli ve şiir toplumun çoğunluğuna seslenmeliydi. Bu amaç da ancak yeni yollar ve yeni araçlarla gerçekleştirilebilirdi." Orhan Veli ve arkadaşlarının Türk edebiyatında "Birinci Yeni" diye de adlandırılan bu çıkışları, şiirdeki sözcük hiyerarşisini ve parıltılı sözcüklerin egemenliğini yıktı. Sokaktaki insanı ön plana çıkardı, biçim şiirin kalıbıyken kendisi haline geldi. Yaprak dergisi döneminde şiirde yeni eğilimler içine giren Orhan Veli, şaşırtıcılıktan, yadırgatıcılıktan uzaklaşırken, duygular, yaşama sevinci, gündelik yaşamın ve sokaktaki insanların sorunlarına ağırlık vermeye başladı. Durmadan araştırmalar yaparak, yeni denemelerle şiirini sürekli ileri götürmeye çalıştı. Moliere, Gogol, Sartre gibi yazarlardan çeviriler yaptı, eleştiri ve öyküler yazdı. Nasrettin Hoca fıkralarını şiirleştirip "Nasrettin Hoca Hikayeleri" kitabında topladı.
    SEBİHA bunu beğendi.
  6. Moderatör Sevgi

    Moderatör Sevgi Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    13 Aralık 2010
    Mesajlar:
    630
    Beğenileri:
    1.190
    Ödül Puanları:
    0
    ŞİİRE SAĞLADIĞI KATKILAR
    -Orhan veli kanık Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi Garip akımının kurucusudur.
    -Geleneklerin dışına çıkan eserleri, önce şaşkınlık ve yadırgama, daha sonra eğlenme ve aşağılamayla karşılansa da hep ilgi uyandırdı. Bu ilgi ise kısa zamanda şaire duyulan anlayış, sevgi ve hayranlığın artmasına yol açtı
    - Türk şiirindeki eski yapıyı temelinden değiştirmeyi amaçlayarak sokaktaki adamın söyleyişini şiir diline taşıdı.


    Edebi hayatı
    1920 – 1940 yılları arasında yeni bir devlet kurulmuş ve memlekette karışık bir kültürel yapı oluşmuştur. Bu dönemde birbirinden farklı ve yeni edebi akımlar yan yana gelişmiştir.

    Orhan Veli KANIK – Oktay RİFAT – Melih Cevdet ANDAY… Kendi edebi hareketlerini kurmak üzere bir araya gelen üç arkadaşın hikayesi lise yıllarında başlar. En büyük tutkuları şiir olan bu üç genç ANKARA lisesinde A.H.TANPINAR gibi çok değerli hocaların öğrencisi olma şansına sahiptirler. İlk edebi çalışmalarına ANKARA lisesindeyken başlarlar. Lisenin çıkarttığı “Sesimiz” adlı dergide O.Veli KANIK’ın “Yahudi’nin Fendi Arnavut’u Yendi” adlı piyesi yayınlanır. Arkadaşlarının da öykü ve şiirleri yine bu dergide yayınlanır. Lise yıllarından sonra O.Veli arkadaşlarının şiirleri ‘’Varlık’’ dergisinde yayınlanır. Orhan Veli şiielerinde bazen kendi adını bazen de Mehmet Ali SER adını kullanır.


    Orhan Veli ilk şiirinde hece veznini kullanmış ve kafiyeli şiirler yazmıştır. En çok A.Haşim-N.F.KISAKÜREK-A.Muhip Dranas-A.H.TANPINAR ve C.SITKI’nın üslubundan etkilenir. Boudlarire, Rimbaud, Verlaine gibi batılı şairleri de okur ve onların da etkisinde kalır. Orhan Veli KANIK, bu dönem şiirlerinde de kafadan çok yüreğe gözden çok kulağa seslenmektedir. Bu üç arkadaşın amaçları Oktay Rıfat’ın ifadesiyle “Öncekilerden Bambaşka bir şiir yazmaktır.” Çünkü edebiyat aleminde tutunabilmenin başka yolu yoktur. Orhan Velinin şiir hakkında görüşlerini belirten en ciddi yazıları VARLIK dergisinde yayınlanan 5 makalesidir. Daha sonra bu makaleler birleştirilerek 1941 yılında çıkarılan GARİP kitabının ön sözünde “ Garip Hareketi’’nin poetikası olarak yayınlanır.
    Önsüzünü Orhan Veli’nin yazdığı eserde; Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday’ın şiirleri vardır.
    Orhan Veli’nin Cavit Yamaç adlı arkadaşı, kitabın isim babasıdır. Orhan Veli ve arkadaşı bir gün karşılaştıklarında Orhan Veli kitabına isim bulamadığından söz eder. Kitap ta TAHATTUR adlı Orhan Veli’nin bir şiiri vardır.
    “Alnımdaki bıçak yarası senin yüzünden”
    Tabakam senin yadigarın
    Seni nasıl unuturum ben
    Vesikalı yarim.”
    ORHAN VELİ şiirinin adı olan Tahattur’ü kitabında adı yapmayı düşündüğünü söyler. Arkadaşı bu adın çok eskimiş olduğunu söyleyerek itiraz eder. Yeni ve ilgi çekici bir isim bulmalı, senin şiirlerin yadırganıyor, acayip ve garip bulunuyor, kitabın adı bununla alakalı olmalı, der. Yaban-Garip-Acayip diye sıralarken “Garip” ismi üzerinde dururlar Garip, hem şaşırtıcı-tuhaf hem de gurbette olan kişi anlamlarında olduğu için bu isme karar verirler. Gerçeklerde o dönemde Orhan Veli ve arkadaşları kural dışı, acayip oldukları için kendi memleketlerinde gurbetçi gibiydiler.

    Kitabın ismi olan GARİP bu yeni edebi harekete de ismini vermiştir. Daha sonraları bu yeni edebi hareketin adı “Birinci Yeni” diye de anılmıştır.

    Uzun arayışlar neticesinde belirledikleri şiir anlayışı 1920’li yıllarda batıda tükenmeye yüz tutmuş “sürrealist şiir anlayışı’’dır.

    Garip şiiri bir bakıma bir tepki şiiridir. Geleneksel olana, her türlü modernist biçimlenmeye karşıdırlar. İmgeleri önemsemezler ve çağrışımlardan kaçınırlar. Şiir dilinde her türlü estetik endişeyi reddederler.

    Ön sözde belirtildiği üzere: “Kafiyeyi ilk insanlar ikinci satırı kolay hatırlamak için kullanmışlar, daha sonra bunda bir güzellik bulmuşlardır. Vezninin de ortaya çıkışı aşağı yukarı kafiye ile aynıdır. İnsanlar bu ikisini, yani kafiye vezini bir arada kullanmayı şiirde marifet saymışlardır. Şiirin oluşumunda diğer sanatlarda olduğu gibi bir oyun arzusu vardı. İlkel insan için önemli olabilecek bu durum bu günün insani için gerekli değildir. En anlamayan insana bile okuduğu şeyin şiir olduğunu hatırlatan kafiye ve vezin şiiri şiir yapan asıl ahenk unsuru değildir. Şiirdeki ahenk vezin ve kafiyeye rağmen zaten vardır.’’ Bu görüşte de belirttiği üzere garipçiler şiirlerinde vezin kullanmamış, kafiye yi umursamamışlardır.

    Her türlü edebi sanata karşı çıkarlar. Bununla ilgili olarak da ön sözde: Pek çok şair bu güne kadar binlerce teşbih yapmışlardır. Hayranı olduğumuz insanlar, bunlara birkaç tane daha ilave etmekle acaba edebiyata ne kazandıracaklar? Teşbih / İstiare / Mübalağa ve bunların bir araya gelmesinden meydana çıkacak bir hayal zenginliği ümit ederim ki tarihin aç gözünü artık doyurmuştur’’, der. “Daha önce ki dönemlerde şiir müreffeh sınıflarının zevkine hitap etmiştir, burjuvanın malı olmuştur. Ve layık olduğundan daha mükemmel hale erişmiştir.” diyerek eleştirmiştir. “Oysa bu gün ki dünyayı dolduran insanlar yaşamak hakkını sürekli bir didişme sonucu buluyorlar. Her şey gibi şiirde de onların hakkı” diyerek küçük, sıradan insan tipini şiire sokmuş hatta Garip Şiir Akımı’nın merkezinde bu tip yer almıştır.

    Bu tipi kasaca açıklamak gerekirse: Kendisini geleneksel ve dinsel inanışlardan soyutlamış ve bunlara şüpheyle bakan, içinde bulunduğu toplumun gerçeklerinin farkında olan ama o toplumun içinde bulunduğu olumsuzlukları düzeltme veya toplumu yönlendirme telaşında olmayan, bunun yanı sıra bu toplumun içinde eriyip giden bir eleman olmaya da rıza göstermeyen biridir.

    Asla sosyal, siyasi bir amaç da gütmemişlerdir. Bunu önsözde:‘’Mesele bir sınıfın ihtiyaçlarının müdafaasını yapmak olmayıp; sadece zevkini aramak, bulmak, sanata onu hakim kılmaktır’’ diyerek belirtir.

    Yine önsözde şiirimizde geçmişe ait olan her şey büyük bir eleştiriye tabi tutulur “Yapıyı temelinden değiştirmenin” hedefleri olduğunu Orhan Veli açık açık belirtir. “Biz senelerden beri zevkimize, irademize hükmetmiş, onları yönetmiş, onlara şekil vermiş edebiyatların etkisinden kurtulabilmek için o edebiyatların bize öğrettiği her şeyi atmak zorundayız” der.

    Yazısında Orhan Veli, A.Haşim’in “ Şiir; sözden daha çok musikiye yakındır’’ görüşüne de karşı çıkar O’na göre şiir; söz söyleme sanatıdır. “Şiirde musiki, musikide resim, resimde edebiyat aramak hatadır. Ayrıca bu sanatlar bir birinin içine girdikleri zaman gerçek değerinden pek çok şey yitiriyorlar” der. Söyleyişleri aynı olan harflerin bir araya getirilip, ahenk oluşturmaya çalışmayı da “adi bir hile” olarak nitelendirir.

    Orhan Veli’ye göre şiir tamamen “mana”dan ibarettir. Ve o mana insanın beş duyusuna değil, kafana hitap eder. Şiir muhakkak sade ve basit olmalı. Şairane üsluptan kaçınılmalı.’’ düşünceleriyle önsözünü tamamlar.

    Eserde yer alan küçük çaplı bu şiirler uzun bir maratondan sonra Türk şiirine soluk aldırırlar. 600 yıl ordu disiplini ile yürüyen Türk şiirinin istirahat anı gibidir.

    Aslında Orhan Veli’nin sözünü ettiği ve gerçekleştirmek istedikleri bu görüşlerin hepsini onların kendilerine mal etmek mümkün değildir.

    -Şiir de vezne ve kafiye ye karşı çıkma, sıradan insana ulaşma isteği > Nazım Hikmet
    -Üslubun yalınlaştırılması > Z. Osman SABA - C.S.Tarancı
    -Belli konuların çemberinden kurtulma gereği > Yedi Meşaleciler
    -Şuur altı da konu olarak daha önce F.H.DAĞLARCA‘nın şiirlerinde görülmüştür.

    Kamuoyunda uzun süre ciddiye alınmamış, yadırganmış olmasına rağmen orta sınıf halkın ve bazı genç şairlerin ilgisini çekmeyi başarmışlardır ve benimsenmişlerdir.

    Orhan Veli’de zamanla bu ilkelerini yumuşatarak (bunu Garip adlı eserinin ikinci baskısının önsözünde belirtmiştir) özellikle halk şiir unsurlarını kullanarak, kafiyeye zaman zaman müsaade ederek ve konu bakımından toplumcu şiir tarzına yönelerek kendini yenilemiştir değişmiştir.

    Garipçiler serbest şiire geçebilmeyi, şekil olarak şiirimize yeni bir form getirmeyi başarmışlardır. Ama söyleyiş ve kelime dağarcığı bakımından eksikleri vardır.

    Garip akımı küçümsenmiş, alay edilmiş, eleştirilmiştir. Fakat özellikle 17. ve 18. yy. da iyice ağırlaşmış ve klasikleşmiş imgeleriyle keşfetmeye kapanmış şiir geleneğini basitlik-sadelik-aleladelik ilkelerini benimseyerek yıkmayı başarmıştır.

    Mehmet Kaplan’ın belirttiğine göre Orhan Veli’nin şiirlerini ilk çıktığında şiir olarak kabul etmeyenler çoktu. Özellikle “Kitabe-i Sengi-i Mezar” şiiri herkesin dilindeydi.

    (Kısa olanını bulamadım ama sen aralarından seçip yaz bence)

    UMARIM İŞİNE YARAR :)
    HaYaT SéRSéRi, SEBİHA ve kübra2094 bunu beğendi.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş