Osmanlı Tarihi-KÜLTÜR ve MEDENİYET

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi (Soru-Cevap-Konu Anlatım)' bölümünde zombie tarafından paylaşıldı.

  1. zombie

    zombie Üye

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    44
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    6

    II. KÜLTÜR ve MEDENİYET
    A. MERKEZ TEŞKİLATI
    1- PADİŞAH
    Padişahların başa geçmesi (Veraset sistemi)
    Osmanlı Devletinde kimin padişah olacağı konusunda kesin bir kural yoktu. Osmanlı ailesinin bütün erkekleri taht üzerinde hak sahibi idiler. Onun için padişah ölünce oğullarının hangisinin tahta geçeceği konusunda devlet yönetimindeki etkili grupların (ümera,ulema vb.)
    tercihleri önemli rol oynuyordu. Eski Türk Devlet geleneğinden kaynaklanan bu sistem (Kut anlayışı) taht kavgalarına neden oluyordu. Fatih Sultan Mehmet bu sakıncayı ortadan kaldırmak için tahta geçme yöntemini belirleyen bir kanunname düzenlemiştir. Bu kanunla Fatih'in amacı:
    • Taht kavgasına son vererek, ülkenin birlik ve bütünlüğünü sağlamak,
    • en güçlü olanın padişah olmasını sağlamaktı.
    I. Ahmet Dönemi’nde (1603-1617) yapılan değişiklikle en yaşlı ve akıllı olanın (ekber ve erşed) padişah olması esası benimsenmiştir. I. Ahmet sancağa çıkmadan padişah olan ilk kişidir.
    NOT: Ekberiyet sistemi Şehzadeler arasındaki rekabet duygusunu ortadan kaldırması bakımından olumsuz,taht kavgalarına son vermesi bakımından da olumlu sonuçlar doğurmuştur.
    Padişahların yetişmesi
    16. yüzyılın sonlarına kadar şehzadeler 14-15 yaşlarına gelince, Anadolu’daki sancaklara sancakbeyi olarak gönderilmiş, burada bir Lala’nın yanında devlet yönetiminde tecrübe kazanmaları sağlanmıştır.
    NOT: Lala'yı, Büyük Selçuklulardaki Atabeylere benzetebiliriz.
    III. Mehmet'ten sonra şehzadelerin sancağa çıkma usulü kaldırılmış, şehzadeler, devlet tecrübesinden yoksun olarak, sarayda “kafes hayatı” yaşamışlardır.


    (1) Osmanli Devleti’ne parlamento kavramı asağıdakılerden hangisiyle girmistir? (2001 KPSS)
    A. Divan-i Hümayun B. Kanunname-i Al-i Osman C. Saltanat Surasi D. Kanun-i Esasi E. Vilayet Nizamnamesi
    Padişahların ünvanları
    Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında başta bulunan hükümdarlara Bey denilmiştir. Yine Hırıstiyanlara karşı savaştıklarından Gazi de denilmiştir. Hükümdarların aldığı diğer başlıca ünvanlar, Han, Hakan, Hünkâr, Sultan ve genellikle Padişah'dır.
    NOT: Yavuz Sultan Selimin 1517 Mısır seferi sonucu halifelik Osmanlı padişahlarına geçmiştir. Böylelikle Osmanlı hükümdarları padişah olarak devletin, halife olarak da Müslümanların başı olma özelliği taşımışlardır.
    2- SARAY
    Padişahın hem özel hayatının geçtiği, hem de devletin yönetildiği yerdi. Saray, Harem, Enderun ve Birun olmak üzere üç bölümden oluşmuştur. Enderun ve Birun, Bab’üs Saade (Orta kapı) denilen kapıyla birbirine bağlanmıştır.Harem, hükümdarın özel hayatının geçtiği mekândır.
    NOT: Osmanlılarda ilk saray Bursa da yapılmıştır. Başkent Edirne olunca burada daha büyük bir saray yapılmış, İstanbul'un fethiyle Fatih Bayezıt'taki mevcut sarayda oturmuş, buranın yeterli gelmemesi üzerine aynı yerde başka bir saray yaptırılmıştır. Eski Saray denilen bu sarayın da yeterli olmaması üzerine, yine Fatih tarafından Topkapı Sarayı (yeni saray) yapılmıştır. Padişahlar 19. yüzyıla kadar burada oturmuşlar, sonra, Dolmabahçe, Beylerbeyi, Çırağan ve Yıldız sarayları yapılmıştır.
    3- DÎVÂN-I HÜMAYUN (Merkez Teşkilâtı)
    Önemli şikâyetlerin dinlendiği, devlet işlerinin görüşüldüğü Divan-ı Hümayun önceleri Divanhane'de toplanırken, Kanunî zamanında yapılan Kubbealtı denilen yerde toplanmaya başlamıştır. Divan teşkilatı ilk defa Orhan Gazi zamanında kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmet padişahların divân toplantılarına katılma geleneğine son vererek, toplantıları kafesli bir pencerenin arkasından takip emiştir. Divan’da “Berat” ve ”Ferman” denilen iki tür karar çıkmıştır. Berat, bir yetki, görev veya memuriyet veren yazılardı. Ferman ise, yapılması istenen veya istenmeyen buyruklardı. Divan kararlarına “hüküm” denilmiştir.
    Dîvân-ı Hûmâyun üyeleri: (1)
    Padişah (Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nden itibaren Dîvâna sadrazam başkanlık yapmaya başlamıştır)

    Vezir-i Azam (Kanunî Dönemi’nden itibâren “Sadrazam” denilmeye başlanmıştır)



    Kubbealtı Nişancı Kazaskerler Defterdarlar
    Vezirleri (Kalemîye) (İlmîye) (Kalemîye)
    (Seyfîye)
    Rumeli Anadolu Rumeli Anadolu
    Kazaskeri Kazaskeri Defterdarı Defterdarı
    (Başdefterdar)
    NOT: Bunlardan başka eğer vezir rütbesine sahiplerse Yeniçeri Ağası ve Kaptan-ı Derya da divan üyesi olur ve görüşmelere katılırlardı.
    Bunlar askeri,idari,adli,mali ve bürokrasinin en üst yetkilileriydi. Divana katılan fakat oy kullanmayan şeyhülislamın protokoldeki sırası veziri azamla aynıydı. Hem ilmi kişiliği, hem de fetva verme yetkisi dolayısıyla şeyhülislama büyük saygı gösterilmiş, Tanzimat’tan sonra yönetimdeki önemi azalmaya başlamıştır.
    4- MERKEZ TEŞKİLÂTINDA DEĞİŞİMLER
    XVIII. Yüzyıl
    • Tahta Osmanlı ailesinin en yaşlı üyesinin geçmesi, zamanla devlet işlerinin sadrazamlara bırakılması sonucun doğurmuştur. Sadrazamların güçlenmesi ile Divan, Bab-ı Âli'de(Sadrazam kapısı=Yüksek Kapı) toplanmaya başlamıştır
    • 18. yüzyılda devletlerarası ilişkiler ön plana çıkınca diplomasi önem kazanmaya başlamış, böylece, Kalemîye sınıfının özellikle de Reisülküttab’ın etkinliği artmış, dış ilişkileri düzenler konuma gelmiştir.
    II.Mahmut Dönemi
    • 1826'dan itibaren Bab-ı Âli sadrazamın özel ikametgahı olmaktan çıkmış, devletin hükümet binası haline gelmiştir.
    • II. Mahmut zamanında Divân Batı ülkelerinde olduğu gibi yeniden düzenlenmiştir. Divân-ı Hümayûn yerine nezaretlerden (nazırlıklar=bakanlıklar) oluşan yeni bir hükümet modeli oluşturulmuştur. Bu hükümet modeline Heyeti Vükela (Bakanlar Kurulu) veya Meclis-i Has denir. Böylelikle Sadrazamın yetkileri nazırlar arasında dağıtılmıştır. Bu nazırlıklar şunlardır:
    ESKİ YENİ
    Divan-ı Hümayun -----> Heyeti Vükela (bakanlar kurulu)
    Sadrazam -----> Başvekil (Başbakan)
    Sadaret Kethüdası -----> Dahiliye Nazırı (İçişleri)
    Reisülküttab -----> Hariciye Nazırı (Dışişleri)
    Defterdar -----> Maliye Nazırı
    Kazasker -----> Adalet Bakanlığı
    Ayrıca Evkaf ve Ticaret Nazırlığı kurulmuş, yeni meclis ve komisyonlar oluşturulmuştur:
    • Dar-ı Şura-i Askeri (Askerî işleri düzenlemek)
    • Dar-ı Şura-i Bab-ı Ali (İdârî ve bürokratik işler)
    • Meclis-i Vala-i Ahkâm-ı Adlîye (Adalet işleri)
    Tanzimat Dönemi’nde değişiklikler
    3 Kasım 1839 da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile devlet teşkilatında yeni düzenlemelere gidilmiştir. 1876'ya kadar süren dönemde yeni meclis ve komisyonlar kurulmuştur. Bunlar:
    • Meclis-i Ali Tanzimat,
    • Şura-i Devlet
    • Divan-ı Ahkam-ı Adliye'dir. Ayrıca Tanzimat Döneminin bir başka yeniliği de Seraskerlik makamının kurulmasıdır. Kara Kuvvetleri Komutanlığı olan bu makam, Sadrazam ve Şeyhülislama eşit tutulmuştur.

    (1) Osmanlı İmparatorluğu' nda en yüksek karar organı olan Divan-ı Hümayun’da, (2005 KPSS)
    I. İlmiye (öğretim, yargı ve din işlerinde görev alanlar)
    II. Kalemiye (idari ve mali alanda uğraşan üst düzey bürokratlar)
    III. Seyfiye (yönetim ve askerlik işlerinde görev alanlar)
    IV. Azınlıklar (Osmanlı İmparatorluğu uyruğunda olan gayrimüslimler)
    kesimlerinden hangileri temsil edilmekteydi?
    A) I-II B) I-II-III-IV C) IV D) I-II-III E) Yalnız IV

    Meşrutiyet Dönemi’nde değişiklikler
    1876'da Kanuni Esâsi'nin ilan edilmesiyle Meşrûtiyet dönemi başlamıştır. Yapılan seçimlerle iki meclis oluşturulmuştur:
    • Meclisi Mebusan : Hırıstiyan, Yahudi ve Müslüman halkın seçtiği milletvekillerinden oluşuyordu.
    • Âyân Meclisi : Üyelerini padişah seçiyordu.
    B. İDÂRÎ TEŞKİLÂT
    Osmanlı ülkesi idârî bakımdan Eyaletlere, eyaletler Sancaklara, Sancaklar Kazalara, kazalar da Tımarlı Nâhiyelerine ayrılmıştı.
    1- EYALETLER (BEYLERBEYİLİK)
    Eyaletlerin başında Beylerbeyi bulunuyordu. Eyalet içinde beylerbeyinin bulunduğu sancak, Paşa Sancağı adıyla anılırdı. Beylerbeyi Divan-ı Hümayûnun küçük bir kopyası olan "Eyalet divanı"nın başıydı. Eyalet Divanının üyeleri şunlardır:
    • Beylerbeyi: Eyaletin ve eyalet divanının başıydı. Hizmetinde “Kapu Halkı” denilen çok sayıda görevli ve asker bulunurdu. Beylerbeyi tayini çıktığında kapu halkını da beraberinde götürürdü.
    • Beylerbeyi Kethüdası: Beylerbeyinin yardımcısıydı.
    • Eyalet Defterdarı: Eyaletin mâli işlerinden sorumluydu.
    • Eyalet Kadısı: Eyaletin yargı, belediye, noterlik vb. işlerinden sorumluydu.
    • Eyalet subaşısı: Bugünkü emniyet müdürü gibiydi. Suçluların takibi ve yakalanmasında, kadı tarafından verilen hükümler ve merkezden gelen emirlerin uygulanmasından sorumluydu.
    Osmanlı Devletinde eyaletler Salyaneli ve Salyanesiz olmak üzere ikiye ayrılıyordu.
    • Salyaneli (Yıllıklı) Eyaletler: Bu eyaletlerde tımar sistemi uygulanmaz, vergiler yıllık olarak toplanırdı. Mısır, Habeş, Bağdat, Basra, Yemen,Tunus, Cezayir, Trablus salyaneli eyaletlerdendi.
    • Salyanesiz (Yıllıksız) Eyaletler: Tımar(dirlik) sisteminin uygulandığı eyaletlerdir. Bu eyaletlerdeki topraklar has,zeamet ve tımar olarak ayrılmıştı. Merkeze yakın eyaletlerdir.
    Rumeli, Budin, Anadolu, Karaman, Dulkadir, Sivas, Erzurum, Diyarbakır, Halep, Şam, Trablusşam salyanesiz eyaletlerdendi.
    2-SANCAKLAR
    Kazaların birleşmesiyle meydana gelirdi. En üst dereceli yöneticisi Sancak Beyi idi. Sancaklarda asayiş sûbaşı ve Yasakçılar(asesler), kalenin korunması da kale dizdarları tarafından yapılırdı.
    3- KAZALAR
    Hem adlî hem de idârî birimdir. Kazaların başında yönetici olarak kadı bulunurdu.
    4- İMTİYAZLI HÜKÜMETLER
    Osmanlı devletinin hakimiyetini tanıyan Kırım Hanlığı, Mekke Emirliği, Eflak, Boğdan ve Erdel Beylikleri,Sakız Cumhuriyeti imtiyazlı yönetimlerdi. Bunlar iç işlerinde serbest olup, yöneticileri Osmanlı tarafından kendi soyluları arasından atanırdı. Bu hükümetlerden Kırım Hanlığı ve Mekke Emirliği dışındakilerden yıllık belli bir vergi alınırdı.
    5-TAŞRA TEŞKİLATINDAKİ DİĞER GÖREVLİLER
    • Muhtesib: Çarşı ve pazar denetlemesi yapardı.Satılan mal ve fiyatları kontrol ederlerdi (zabıta).
    • Kapan Emirleri: Şehirlere gelen sebze-meyvenin toplandığı yerlere "kapan" denirdi. Kapan emiri buraya gelen malın vergilendirilmesini sağlardı (Hal müdürü).
    • Beytülmal Emini: Herhangi bir yerleşim yerinde kamuya ait çıkarları korumakla görevliydi.
    • Gümrük ve Bac Eminleri: Kasaba veşehirlerde sanat ve ticaretle ilgili vergileri toplarlardı.
    Taşra Teşkilatında değişiklikler
    • 1864'te yayınlanan "vilayet nizamnamesi" ile ülke idarî bakımdan yeniden teşkilatlandırılmıştır. Buna göre taşra yönetimi vilayet, liva (sancak), kaza ve köy birimlerine ayrılmış. Livaların yönetimi Mutasarrıflara verilmiştir.
    • 1871'de kaza ve köy arasına Nahiyeler eklenmiştir.
    6-MAHALLİ TEŞKİLAT
    Mahalle veya köy cemaatinin önde gelen kişisi İmamdı. İmam, cemaatin isteğiyle belirlenir ve Kadı'nın onayıyla göreve başlardı.
    Mahalle ve köy halkının ortaklaşa karşıladığı giderler şunlardır:
    • Cami,okul,çeşme gibi yapıların onarımı ve ihtiyaçlarının karşılanması,
    • İmam, müezzin, muallim gibi görevlilerin ücretlerinin ödenmesi,
    • Divan-ı Hümayûn tarafından olağanüstü durumlarda konulan “Avarız” adı verilen vergilerin ortaklaşa ödenmesi.
    C. HUKUK
    Osmanlı Devletinde hukuk iki temele dayanıyordu: Şer'î Hukuk,Örfî Hukuk
    Şer’i Hukuk
    Şer'i hukukun kaynaklarını Kur'an, Hadis, İcmâ ve Kıyas oluşturuyordu. Şer'i hukuk sadece Müslümanlara uygulanırdı. Kamu hukuku dışında kalan davalarda Müslüman olmayanlar, kendi dinî kurumlarında yargılanırlardı.
    Örfî Hukuk
    Türk gelenek ve göreneklerine göre düzenlenmiş kurallarla, şer'i hukukun esaslarına aykırı olmamak kaydıyla padişahların buyruklarından oluşurdu. Örfi hukukun esasları “Kanunname” adıyla bir araya getirilmişti.
    NOT: ilk Osmanlı Kanunnâmesi Fatih Sultan Mehmet'in kanunnâmesidir (Kanunname-i Âli Osman).
    Hukukun uygulanışı:
    Osmanlı Devletinde şer'i ve örfî bütün meseleler şer'î mahkemelerde çözümlenirdi. Eyalet, sancak ve kazalardaki mahkemelerde "hakim" olarak Kadı bulunurdu. Kadı'nın verdiği karardan şüphe duyanlar üst mahkeme olarak Divan-ı Hümayûna başvurabilirlerdi. Daha küçük yönetim birimlerinde (nahiyelerde) kadı adına hüküm verenlere “Naip” denilirdi. Mahkemelerde görülen davalar “Şeriyye Sicilleri” denilen defterlere kaydedilirdi.
    Hukuk düzeninde değişmeler:
    II. Mahmut Dönemi
    • Görevden alınan memurların mallarına el koyma usulüne (müsadere) son verilmiştir.
    • Memurların yargılanması, hükümet ile halk arasındaki davaların görüşülmesi için Meclis-i Vala-i Ahkam-ı Adliye kurulmuştur.
    • Adalet Bakanlığı(Nezâreti Deavi) kurulmuştur.


    Tanzimat Dönemi
    • 1840'da Ceza Kanunu (kısmen Fransızcadan tercüme), 1850'de Ticaret Kanunu, 1863'de de Deniz ve Ticaret kanunu çıkartılmıştır.
    • 1868'de Şurayı Devlet(Danıştay) kurulmuştur.
    • Tanzimatla birlikte Karma Mahkemeler kuruldu. Karma mahkemelerdeki hakimlerin yarısı yabancı yarısı Osmanlı idi.
    NOT: Yabancıların Türk mahkemelerinde yargıç olarak yer alması devletin egemenlik haklarıyla uyuşmamaktadır.
    • 1870'de Ahmet Cevdet Paşa başkanlığında bir kurul Mecelle'yi hazırlamıştır. Mecelle medenî kanun niteliğindeydi.
    Meşrutiyet Dönemi
    • 1876'da ilân edilen Kanun-ı Esâsî, Osmanlı Devleti’nde anayasa hukukunun başlangıcıdır.
    D. ORDU
    OSMANLI KARA ORDUSU

    KAPIKULU OCAKLARI EYALET ASKERLERİ YARDIMCI KUVVETLER

    KAPIKULU KAPIKULU 1- Tımarlı Sipahiler 1- Bağlı Devlet ve Beyliklerin askerleri
    YAYALARI SÜVARİLERİ 2- Akıncılar 2- Yayalar ve Müsellemler (atlılar)
    1- Acemi Oğlanlar 1- Sipah 3- Azaplar
    2- Yeniçeriler 2- Silahtar 4- Deliler
    3- Cebeciler 3- Sağ Ulufeciler 5- Gönüllüler
    4-Topçular 4- Sol Ulufeciler 6- Beşliler
    5-Top Arabacıları 5- Sağ Garipler
    6-Humbaracılar 6- Sol Garipler
    7- Lağımcılar
    8- Sakalar
    1- ASKERÎ TEŞKİLÂT
    Orhan Gazi döneminde “yaya” ve “Müsellem” adlarıyla ilk düzenli birlikler oluşturulmuştur. I.Murat zamanında ise Kapıkulu ocakları kurulmuştur (1362).
    Kapıkulu Ocakları:
    İslam hukukuna göre savaş esirlerinin beşte biri hükümdara ayrılırdı. Padişah bunları özel hizmetlerinde kullanırdı. Bir bölümü de saray hizmetlileri arasına alınırdı. I. Murad zamanında “Pençik Oğlanı” denilen bu savaş esirlerinin sayısı artmış, bunun üzerine esirlerden düzenli bir ordu kurularak yararlanılmak istenmiştir. Bu sisteme "Pençik Usulü" denilmiştir. Böylelikle Kapıkulu ocakları oluşmuştur. Kapıkulu ocakları kurulduktan sonra bu ocaklara sürekli bir kaynak bulmak amacıyla “Devşirme Usulü” oluşturuldu. Buna göre özellikle Balkanlar'da yaşayan Hırıstiyan ailelerin çocukları alınarak İslâm dinini,Türkçe ve Türk geleneklerini öğrenmek üzere Türk ailelerinin yanına gönderilmişlerdir. Tek çocuklu ailelerin çocukları alınmamıştır. Daha sonra bu çocuklar Acemi Oğlanlar ocağına gönderilirlerdi (1).
    Kapıkulu Yayaları
    Acemi Oğlanlar: Yeniçeri ve diğer Kapıkulu ocaklarına asker yetiştirmek için kurulmuştur. Türk ailelerinin yanından gelen devşirme çocukları burada yapılan askeri eğitimden sonra sınavdan geçirilir, başarılı olanlar Enderûn'a alınırdı. Diğerleri Kapıkulu ocaklarına dağıtılırlardı.
    Yeniçeri Ocağı: Kapıkulu ocaklarının en önemlisidir. Savaş zamanında merkezde bulunur ve padişahı korurlardı. Barışta ise Divân muhafızlığı yapmak, İstanbul'un güvenliğini sağlamak, sınırlardaki kalelerde muhafızlık yapmak gibi görevleri vardı. Yeniçerilere üç ayda bir "Ulufe" denilen maaş, padişah tahta çıktığında "Culüs Bahşişi", ilk sefere çıktığında da "Sefer Bahşişi" verilirdi. Yeniçerilerin komutanına "Yeniçeri Ağası" denilirdi.
    Cebeciler: Yeniçerilerin silahlarını ve zırhlarını yapar, onarır ve silah ambarlarında korurlardı.
    Topçu Ocağı: Bu ocağın görevi top dökmek, ve topları kullanmaktı. Osmanlılar topu ilk kez I.Kosova Savaşında kullanmışlardır.
    Top Arabacıları Ocağı: Top arabalarını yapan ve topları taşıyan ocaktı. Komutanlarına denilirdi.
    Humbaracılar Ocağı: Havan denilen toplarla, humbara denilen gülleleri hazırlayan ve kullanan ocaktı. Komutanına "Humbaracıbaşı" denilirdi.
    Lağımcılar Ocağı: Kale kuşatmalarında, hendek kazarak veya fitil döşeyerek surları yıkan teknik bir sınıftı. Komutanına "Lğımcıbaşı" denilirdi.
    Sakalar: Kapıkulu askerlerinin sularını taşırdı.
    Kapıkulu Süvarileri
    Altı Bölük halkı da denilmiştir. Derece ve maaş yönünden yeniçerilerden üstündüler. Sipah ve Silahtarlar, savaş sırasında padişah çadırını, Sağ ve Sol ulufeciler, saltanat sancaklarını, Sağ ve Sol garipler, ordunun ağırlıklarını ve hazineyi korurlardı.
    Eyalet Askerleri
    Tımarlı Sipahiler: Tımar sistemi daha önceki Müslüman Türk devletlerinde gördüğümüz İkta sisteminin Osmanlılar tarafından geliştirilmiş şekliydi. Tımarlı Sipahiler kendilerine Dirlik verilen kişilerin beslemek zorunda oldukları tamamı Türklerden meydana gelen atlı askerlerdi.Savaş sırasında ordunun sağ ve sol kanatlarında durarak,ordu merkezini yanlardan gelecek saldırılara karşı korurlardı. Kanuni Sultan Süleyman'ın son zamanlarına kadar devletin en önemli ve en büyük askeri gücüydü.
    Akıncılar: Sınır boylarında oturan Türklerden meydana gelen hafif süvari kuvvetleriydi. Başlıca görevleri; ordunun keşif hizmetlerini görmek, kaçan düşmanı kovalamak, düşmanı oyalamaktı.
    Azaplar: Kelime anlamı bekâr demektir. Masrafları kendi şehir ve kasaba halkı tarafından karşılanan gönüllü kuvvetlerdi.
    Deliler: Düşmana korkusuzca saldırmaları nedeniyle "deli" olarak adlandırılmışlardır.
    Gönüllüler: Sınırdaki kasaba ve şehirleri korumakla görevliydiler.
    Beşliler: Her beş haneden bir kişi alınarak oluşturulan bu birlikler sınırdaki kalelerin korunmasında görevlendirilirdi.



    (1) I. Devşirme
    II. İltizam
    III. Müsadere
    Osmanlı Devleti’nde sürekli ve düzenli olarak devlet adamı ve ordunun asker ihtiyacı hangisi ve hangileriyle sağlanmıştır? (2004 KPSS)
    A. Yalnız I B. Yalnız II C. Yalnız III D. I, II E. II, III

    Yardımcı kuvvetler
    Bir savaş zamanında bağlı hükümetlerin (Kırım, Eflak-Boğdan) askerleri de Osmanlı ordusuna yardım ederlerdi. Bunlar içinde en önemlisi Kırım kuvvetleriydi. Yaya ve Müsellemler ise, ordunun önünde gider, yol ve köprüleri onarırlardı
    Deniz Ordusu (Donanma)
    Osmanlılar Orhan Bey zamanında Karesi Beyliğini ele geçirince bu beyliğin donanmasına da sahip olmuşlardır. Yıldırım Bayezit tarafından Gelibolu'da bir tersane yapılmıştır. Fatih zamanında gelişmeye başlayan donanma, II.Beyazıt zamanında Kemal Reis'in, Kanunî zamanında da Barbaros Hayrettin Paşa'nın Osmanlı hizmetine girmesiyle Akdeniz'de en üstün güç haline gelmiştir. Donanma komutanına Kaptan-ı Derya veya Kaptan Paşa, deniz askerlerine ise Levent denilmiştir. Barbaros Hayrettin Paşa, Turgut Reis, Salih Reis, Pirî Reis, Murat Reis, Seydi Ali Reis, Kılıç Ali Reis ünlü Türk denizcileridir.
    2- ORDUDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER VE SEBEPLERİ
    Osmanlı ordusunda meydana gelen bozulmaların temelde iki nedeni vardı:
    • Avrupa’daki gelişmeler,
    • Tımar sistemindeki bozulmalar.
    Tımar sisteminin bozulmasının sonuçları
    • Devlet ulûfeli tüfekli kapıkulu askerinin sayısını artırmak zorunda kalmıştır.
    • Sayıları çoğalan kapıkullarına ulûfe yetiştirmek güçleşti. Hazinenin yükü artmıştır.
    • Eyaletlerdeki tımarlı sipahiler ile kapıkulu birbirine karşı denge unsuru idiler. Tımarlı sipahiler kalkınca, kapıkulları devlete hükmeder hale gelmişlerdir.
    • Kapıkulu askeri ihtiyacı artınca "devşirme sistemi" de bozulmuş, devşirme olmayan kişiler de kapıkulu askeri yapılmıştır.
    • Köylü kapıkulu askeri olmak isteyince toprağını bırakmış, bu yüzden üretim azalmıştır.
    Kapıkulu Ocaklarındaki bozulmalar
    Askerî alandaki başarısızlıkları önlemek için 17. yüzyıldan itibaren askeri teşkilatta yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulmuştur. Ancak bu düzenlemelere Yeniçeri ocakları karşı koydular. Yeniçerilerin başlıca ayaklanmaları şunlardır:
    • Yeniçeriler 17. yüzyılın başında sadrazamın görevden alınması için padişah III. Mehmet'i ayak divanına çağırmışlar, padişah, istekleri kabul etmek zorunda kalmıştır.
    • Padişah II.Osman Lehistan seferi sırasında yeniçerilerin isteksiz davranışını görünce, sefer dönüşü Anadolu, Mısır ve Suriye’den toplayacağı askerle yeniçerileri kaldırmayı düşünmüş, ancak bunu öğrenen yeniçeriler ayaklanarak II.Osman’ı öldürmüşlerdir.
    • IV.Murat saltanatının ilk yıllarında yeniçerilerin isteklerini kabul etmek zorunda kalmış,fakat sonra sert tedbirlerle onları sindirmiştir.
    • IV.Mehmet zamanında zorbalıkları devam eden yeniçeriler devlet adamlarını öldürdüler. [Vakayı Vakvakiye = Çınar Olayı (1656)]
    • 1687'de IV.Mehmet'i tahttan indirerek yerine II.Süleyman'ı geçirdiler.
    • Nizam-ı Cedit’i kuran III. Selim'i tahttan indirmiş ve öldürmüşlerdir (1807 Kabakçı Mustafa Ayaklanması)
    Yeniçerilerin ayaklanmalarının başlıca sebepleri:
    • Padişah ve diğer devlet adamlarının yeniçeri ocaklarında düzenlemeler yapmak istemeleri
    • Saray entrikaları sonucu vezir veya diğer devlet adamlarının yeniçerileri kışkırtmaları
    • Padişah değişikliğinde cülus bahşişi aldıklarından padişahları tahttan indirerek yerine yenisini geçirmenin işlerine gelmesi
    • Pek çoğunun İstanbul'da esnaflık gibi işlerle uğraşmalarından sefere gitmek istememeleri
    • Maaşlarının düşük ayarlı para ile ödenmesi
    • Denge unsuru olan Tımarlı Sipahilerin ortadan kalkmasıyla devlet içinde en etkili güç haline gelmeleri
    • Tımar sisteminin çökmesiyle sayı ve güçlerinin artması
    Kapıkulu Ocaklarında yapılan ıslahat:
    • I.Mahmut (1730-1754) zamanında Fransız asıllı olan Humbaracı Ahmet Paşa ordunun Topçu ve Humbaracı ocaklarını
    • Avrupa yöntemlerine göre ıslah etmiş, Ayrıca bu dönemde Hendesehane kurulmuştur.
    • III.Mustafa(1757-1774) zamanında Topçu Ocağı Baron dö Tot tarafından yeniden ıslah edilmiş, Sürat Topçuları adıyla yeni bir askeri birlik kurulmuştur.
    • III.Selim (1789-1807) Nizam-ı Cedit adıyla yeni bir ordu kurmuştur.
    • II.Mahmut döneminde(1808-1839):
    • Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa Sekban-ı Cedit ocağını kurmuştur.
    • Alemdar Mustafa Paşanın öldürülmesi üzerine Sekban-ı Cedit’i kapatan II.Mahmut, Eşkinci adıyla yeni bir ocak oluşturmuştur.
    • II.Mahmut 1826'da Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldırmış, bu olaya Osmanlı tarihinde "Vakayı Hayriye" denilmiştir. Yeniçeri ocağının yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye adında yeni bir ordu kurulmuş, daha sonra Nizamiye adını almıştır. Komutanına da Serasker (Kara Kuvvetleri Komutanı) denilmiştir.
    • Tanzimat Dönemi’nde askerlik "vatan görevi" olarak kabul edilmiştir (1843). Temel askerlik süresi 5 yıl olarak belirlenmiştir.
    • 1870'de Askeri Zaptiye Teşkilâtı (jandarma) kurulmuştur.
    NOT: Yukarıda dönemler içinde bir çok askeri okul ve kurum da açılmıştır.
    E. VAKIF TEŞKİLÂTI
    Vakıf : Bir Müslümanın malının bir bölümü veya tamamını hayır amacıyla bağışlaması.
    Vâkıf : Vakfeden kişi.
    Mevkûf : Vakfedilen mal.
    Mütevelli : Vakıf yöneticisi.
    Vakfiye : Kadı huzurunda düzenlenen, vakıf şartlarını belirten sözleşme.





    F. OSMANLI TOPLUMU
    Osmanlı Devleti kurulduğunda halkının tamamı Türktü. Sonraki dönemde toprak genişlemesi sonucu bir çok ulus (Yunan,Bulgar,Sırp,Arnavut,Macar,Hırvat,Sloven,Romen,Arap Macar...) Osmanlı yönetimine girdi. Osmanlı Devleti çok uluslu bir imparatorluğa dönüştü.
    NOT: Bu çok uluslu yapının çatırdayarak, Osmanlı Devletinin parçalanmasına neden olan en önemli dış gelişme Fransız İhtilali’dir.
    1- Osmanlı toplumunda sosyal hareketlilik
    Yatay hareketlilik: Bir toplumun ülke coğrafyası üzerinde çeşitli sebeplerle yer değiştirmesi (göç) olayına yatay hareketlilik denilir. Kuruluş ve yükselme dönemlerinde yatay hareketlilik, fethedilen yerlere doğru yerleşme şeklinde görülür. Osmanlı Devleti bu dönemde Balkanlarda Türk nüfusu artırmak için yatay hareketliliği teşvik edici uygulamalar yapmıştır:
    • Bataklık yada ıssız yerlere vakıflar kurmak yoluyla buraların ekonomik hayatını canlandırmış, insanların buraya yerleşmesini
    özendirmiştir.
    • Fethedilen yerlere yerleşeceklere bir takım vergi kolaylıkları sağlanmıştır.
    Duraklama Dönemi sonrası yatay hareketlilik aşağıdaki gibi gerçekleşmiştir:
    • Bu dönemlerde kaybedilen yerlerdeki Türk ve Müslüman halk iç kesimlere göç etmek zorunda kalmıştır.
    • Nüfus artışı, ekonomik güçlükler ve eşkıyalık hareketleri gibi nedenlerle kırsal kesimdeki halk büyük kentlere göç etmiştir.
    Dikey hareketlilik: Sınıf atlamak veya bulunduğu sınıf içinde daha yüksek mevkilere gelmeye Dikey hareketlilik denilir. Ortaçağ Avrupası’nın sınıflı toplumlarında ve Hindistan'daki "Kast" teşkilâtının katı sınıfsal yapısında dikey hareketlilik yoktur. Çünkü buralardaki sınıflar kan bağına dayanmaktadır. Örneğin; baron, dük, kont, Lord olabilmenin şartı bu kimselerin soyundan gelmektir. Osmanlı Devletinde "kan bağına" dayanan sınıfsal bir yapı olmadığından dikey hareketlilik yoğun bir şekilde görülür. “Reaya” dediğimiz yönetilenlerden bir kişinin, yönetenlerden saydığımız Seyfiye, İlmiye ya da Kalemiye’ye geçmesi mümkündür (padişah olmak hariç). Bunun için başlıca iki şart vardı:
    • Müslüman olmak,
    • Eğitim öğretim görmek.
    Reaya içindeki müslüman olmayanların “Devşirme” yoluyla Müslümanlaştığını ve kapıkulu sistemi içinde eğitimlerini tamamlayarak devletin önemli kadrolarında görev aldıklarını görüyoruz. Meselâ 1453-1566 yılları arasında görev yapan 24 veziri azamın 20'si devşirmedir.
    2- Osmanlı toplumunun dînî yapısı
    Osmanlı Devletinde yönetime katılmayan, geçimini tarım ve sanayi alanında üretim yapmak ve ticaretle uğraşmak yoluyla sağlayan ve devlete vergi veren halka REAYA denilmiştir. Reaya çeşitli din,dil ve ırklara mensup topluluklardan oluşuyordu. Osmanlı Devleti’nde millet kavramı günümüzdeki anlamından farklıydı. Aynı din ve mezhepten gelen topluluklar bir "millet" sayılıyordu. Buna göre Müslümanlardan başka 3 temel millet daha vardı: Ortodokslar, Ermeniler ve Yahudiler
    Müslümanlar: Türk, Arap, Acem (Fars), Boşnak ve Arnavutlar.
    Ortodokslar: Ortodoksların devletle ilişkileri FENER PATRİKHANESİ ve PATRİK tarafından yürütülüyordu. Patrik "vezir" seviyesindeydi. Seçimle ve padişahın onayı ile başa geçiyordu.
    Ermeniler: "Monofizm" denilen bir öğretiyi benimsemişlerdi. Ortodoks Kilisesi tarafından dinsizlikle suçlanıyorlardı. Ayrı bir patrikliği bulunmaktaydı.
    Yahudiler: Osmanlı nüfusu içinde sayıları pek fazla olmayan Musevilere (% 1) bir millet olarak örgütlenme imkanı tanınmıştı. Bunlar ticaret, bankacılık gibi işlerle uğraştıkları için kısa zamanda zenginleştiler. Musevilerin devletle ilgili işlerinden İstanbul'daki "hahambaşı" sorumluydu.
    3- Yerleşim durumuna göre Osmanlı toplumu
    Şehirlerde yaşayanlar: Osmanlı Devletinde şehirlerde yaşayan halkı mesleklerine göre 4 grupta inceleyebiliriz: Askeriler(Umera), Tacirler(Tüccar), Esnaf ve zanaatkârlar, diğer gruplar.
    Askerîler: Askerî(yönetenler) ve Reâya(yönetilenler) arasındaki belirleyici fark askerîlerin vergi vermemesi, reâyanın ise vermesiydi.
    Tâcirler: Tüccarlar.
    Esnaf ve zanaatkârlar, Ahîlik: Ahîlik, Anadolu'da 13. yüzyılda yayılmış olan esnaf, zanaatkâr ve işçileri toplayan teşkilâttır. Anadolu Selçuklu Devletinin sosyal düzeninin sağlanmasında ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda etkili olan ahîlik teşkilatı dînî, ahlâkî, sosyal ve ekonomik bir nitelik taşıyordu. Ahîlikte her mesleğin bir pîri ve pîr çevresinde toplanan meslek sahipleri vardı. Bu meslek sahiplerinin güven, doğruluk, tövbe ve hidayet gibi kurallara uymaları zorunluydu. Ayrıca, esnaflar “Lonca” adı verilen teşkilâtlara sahiptiler. Her esnaf mutlaka bir loncaya kayıtlı olur, loncasının koruma ve denetimi altında bulunurdu; bugünkü Barolar Birliği, Mimarlar Odası, Şoförler Cemiyeti gibi... Dükkan açma hakkına “Gedik” denilirdi. Gedik'e sahip olmak için çıraklık, kalfalık yapıp, ustalık belgesini almak gerekirdi. Loncaların başlıca görevleri şunlardı:
    • Üye sayısını, üretilen malların kalitesini,fiyatını belirlemek
    • Esnaf arasındaki haksız rekabeti önlemek,
    • Esnaf ile devlet arasındaki ilişkileri düzenlemek,
    • Üyelerine kredi vermek.
    Her loncada yaşlılardan meydana gelen 6 kişilik bir "ustalar kurulu" vardı. Bunların en yaşlısı başkan olur ve “şeyh” adını alırdı.
    Şeyh : Çıraklık ve ustalık törenlerini yönetir ve cezaların uygulanmasını sağlardı.
    Kethüda : Loncayı dışarda temsil eder, hükümetle ilişkileri düzenlerdi.
    Nakib : Şeyhi temsil eder,esnafla şeyh arasında aracılık yapardı.
    Yiğitbaşı : Disiplin işleri ve esnafa hammadde dağıtımını yapardı.
    Ehl-i Hibre : İki kişiydiler. Mesleğin sırlarını bilen, malların kalitesi bildiren, fiyat belirleyen uzman (bilirkişi).
    Bu 6 kişiden oluşan Lonca kurulunun dışında Lonca teşkilatıyla ilgili devlet görevlileri de vardı. Bunlar:
    Kadı : Lonca birliklerinin en üst makamıydı. Esnaf arasındaki anlaşmazlıkları çözümler ve yukarıda belirtilen altı kişilik kurulun seçilmesini onaylar veya görevden alırdı.
    Muhtesib : Çarşı ve pazar denetlemesi yapardı. Satılan mal ve fiyatları kontrol ederlerdi (zabıta).
    • Diğer gruplar: Şehirlerde Askerîler, tacîrler ve esnaflardan başka meslek ve toplum grupları da vardı. Başlıcaları, yabancı tüccarlar, seyyahlar, yabancı ülke temsilcileri, köyden kente göç etmiş işşizler, seyyar satıcılardır


    Köylerde yaşayanlar
    Çiftçiler (Köylüler) : Dirlik sahiplerinden veya devletten aldıkları 50-150 dönüm arasında “Çiftlik” denilen toprakları işlerlerdi. Ürün vergisi olarak "Öşür" (Müslümanlar) ve "harac" (Müslüman olmayanlar) vergisini öder, toprak vergisi olarak da “Çift Resmi”ni verirlerdi. Üç yıl toprağını ekmeyen veya terkeden çiftçinin toprağı başkasına verilirdi. Bu takdirde bu kişiden “Çiftbozan Akçesi” adıyla bir vergi alınırdı.
    Tımar Beyleri: Köylerde yaşayan beyler, çiftçinin denetimini yapar, güvenliği sağlarlardı.
    Muaflar: Köylüler arasında hiç vergi vermeyen veya çok az verenlere "Muaf" denilirdi. Derbentçiler, emekli sipahiler, kalelerde görev yapanlar, din görevlileri, bilim adamları muaflar içinde yer alıyordu.
    Yörükler (Konar göçerler)
    Türk oymaklarının başındakilere “Bey”, Arap aşiretlerinin başındakilere ”Şeyh” adı veriliyordu. Bunların devletle ilgili işlerini “Kethüda” denilen yardımcıları yürütürdü. Hayvancılıkla uğraşan konar göçerler, devlete “Ağnam” veya sürü başına “Ağıl Resmi” denilen bir vergi öderlerdi.
    G. EKONOMİ
    Osmanlı Devletinde. İlk nüfus sayımı 1831'de II. Mahmut döneminde yapılmıştır. Önceki dönemlere ait nüfus bilgilerini Tahrîr defterlerinden öğreniyoruz. Bir yer fethedildiğinde ya da belirli aralıklarla kaza ve sancakların vergi yükümlüsü "erkek nüfusunu" ve bunların ödeyeceği vergi miktarını saptamak amacıyla "Tahriri" denilen bir sayım yapılırdı. Tahrir defterlerini "Nişancı" tutar, bir örneği de Eyalette saklanırdı.
    1- TOPRAK SİSTEMİ: Osmanlı Devleti’nde ekonominin en önemli kaynağı topraktı. Osmanlı ekonomisinin en önemli sektörü tarımdır. 17. yüzyılın başlarına kadar Osmanlı devleti tarım ürünleri bakımından kendine yeten bir ülkeydi. Ancak, zaman zaman karşılaşılan kuraklık, sel, isyânlar, göçler,ve tımar sisteminin bozulması üretim kayıplarına neden olmuştur. Özellikle tahıl, bağ-bahçe tarımı ön plândayken, 18. yüzyıldan itibaren Avrupa'da sanayinin gelişmesi doğrultusunda tütün, pamuk gibi sanayi bitkilerinin üretimi önem kazanmıştır. Ayrıca Avrupa'nın tarım ürünü ihtiyacı artınca Osmanlı Devletinde “geçimlilik” düzeyde üretimden pazar Ekonomisinin ihtiyaçlarını karşılayacak bir üretim düzeyine gelinmiştir.

    (E)MİRî ARAZİ MÜLK ARAZİ VAKIF ARAZİ

    Havas-ı Paşmaklık Malikâne Yurtluk Dirlik Toprakları Öşrî Haracî
    Hümayun Toprakları Toprakları ve Ocaklık Topraklar Topraklar
    Toprakları Toprakları Has Zeamet Tımar

    (E)mirî Arazi : Mülkiyeti devlete ait olan topraklardır. Mirî toprakların başlıcaları şunlardır:
    Havass-ı Hümayun Toprakları: Gelirleri doğrudan doğruya devlet hazinesine giren topraklar olup, mukataa ve iltizam yoluyla yönetilirdi.
    Paşmaklık toprakları: Gelirleri padişah kız ve padişah eşlerine bırakılan topraklardı.
    Malikâne toprakları: Devlet adamlarına hizmetleri karşılığı mülk olarak verilen topraklardı.
    Yurtluk ve Ocaklık Toprakları: Fetih sırasında bazı kumandanlara, hizmetlerine karşılık olmak üzere verilen topraklardır. Ocaklık topraklarının geliri ile tersane giderleri karşılanırdı.
    Dirlik Toprakları: Vergi geliri, devlet adamlarına ve askerlere hizmet veya maaş karşılığı verilen topraklardır. Dirlik topraklar üçe ayrılırdı: Has, Zeamet, Tımar.
    • Tımar : Savaşta sivrilmiş, tımar beyi olma özelliği kazanmış sipahilere verilen 3-20 bin akçe yıllık vergi geliri olan dirliklerdir.
    • Zeamet : Savaşta üstün yetenek göstermiş olan tımar sahipleri ile devlet merkezindeki divân çavuşlarına, müteferrika ve kâtipler ile eyalet ve sancaklardaki ileri gelen devlet görevlilerine verilen yıllık vergi geliri 20-100 bin akçe arsındaki dirliklerdir.
    • Has : Padişah ve ailesine, sadrazam, vezirler, beylerbeyi ve sancak beylerine verilen geliri 100 bin akçeden fazla dirliklerdir.
    NOT: Tımar sahipleri ilk 3 bin, zeamet sahipleri ise ilk 20 bin akçesini kendi geçimleri için ayırırlardı. Buna “Kılıç Hakkı” denilirdi. Tımar sahipleri geri kalan gelirin her 3 bin akçesi, zeamet ve has sahipleri ise her 5 bin akçesi için tam teçhizatlı bir atlı asker yetiştirmek ve gerektiğinde bunlarla birlikte savaşa katılmak zorundaydı. Bu askere “Cebelü” denilirdi. Dirlik sahipleri kendisine verilen toprakları köylüye 50-150 dönümlük topraklar halinde dağıtır, hasat zamanında köylünün yetiştirdiği ürünün vergisini (öşür yada harac) alırlardı.
    Mülk Arazi: Mülkiyeti kişilere ait topraklardır. İkiye ayrılır;
    Öşrîyye (Öşür topraklar): Bu topraklar, fethedildiği zaman Müslümanlara verilmiş veya fethedildiğinde Müslümanlara ait olan topraklardır. Bu gibi topraklar sahiplerinin malı olup, dilediği gibi kullanırlar, satabilirler, vakfedebilirler ya da çocuklarına miras olarak bırakabilirlerdi. Bu toprakların sahipleri arazi vergisi olarak “Çift Resmi”, ürün vergisi olarak da "Öşür" vergisini verirlerdi.
    Haracîye (Haracî topraklar): Bu topraklar bir yerin fethinden sonra gayrı müslim halkın elinde bırakılan, onlara mülk olarak verilen topraklardır. Sahipleri, dilediği gibi kullanırlar, satabilirler, vakfedebilirler ya da çocuklarına miras olarak bırakabilirlerdi. Bu toprakların sahipleri arazi vergisi olarak “Harac-ı Muvazzaf”, ürün vergisi olarak da Harac-ı Mukassem” vergisini verirlerdi.
    Vakıf Arazi: Gelirleri kişiler ya da devlet tarafından hayır kurumlarına bırakılan topraklardı.
    Toprak Sisteminde Meydana Gelen Değişmeler:
    • Tımar sisteminin bozulmasıyla, Dirlik topraklar Miri Mukataa'ya çevrilerek, yani gelirleri hazineye devredilerek, peşin alınan bir bedel karşılığı üç yıllığına İltizamlara verilmeye başlanmıştır.
    NOT: Mültezîm denen iltizam sahipleri daha fazla vergi toplamak için halka baskı yapmışlardır. Bu durum "Celali İsyânlarına" veya vergisini ödeyemeyen köylünün toprağını terk ederek büyük şehirlere göç etmesine sebep olmuştur.
    • Devletin artan masraflarının karşılanması için Mukataalar mültezîmlere üç yıllık dönemler için değil, ömür boyu verilmeye başlanmıştır. Bu sisteme “Malikane Usulü” denilmiştir (1695'te).
    • Malikâne Usulü’yle sağlanan gelirler de yetmeyince, bu kez Mukataaların yıllık kârları paylara ayrılarak satılmaya başlanmıştır. Bu yönteme de “Esham Usulü” denilmiştir (1775).
    • Tımar ve zeâmet sistemi II. Mahmut zamanında kaldırılarak başta valiler olmak üzere devlet memurları maaşa bağlanmıştır.
    • 1854'te Arazi Kanunnamesi ile “Mülkiyet” sistemine geçilerek, uzun süre bir toprağı kullananlar o toprağın sahibi olmuşlardır (Zilliyet).
    • 1858'de çıkarılan bir başka Arazi Kanunu ile tarım ürünlerinden alınan çeşitli vergiler kaldırılarak, tek vergi olarak "Âşâr" (Öşür) vergisi yürürlükte tutulmuştur.
    • Şehirlerin, köylerin, aşiretlerin ileri gelenlerine "Âyân ve eşraf" denilmiştir. Bu kişiler bulundukları yerlerde en etkili ve zengin kişilerdi. Tımar topraklarının mukataaya çevrilmesiyle, bu toprakları iltizama alanlar genellikle "Âyânlar" olmuştur. Böylelikle Dirlik sahiplerinin haklarına sahip olan âyânlar bulundukları yerleri yönetmeye başlamışlardır.
    • Merkez teşkilatının bozulmasıyla "beylerbeyi" veya "sancak beyi" olarak atananlar makamlarına gitmeyerek o eyalet ya da sancaktaki âyânı “Mütesellim” (vekil) olarak görevlendirmiştir. Âyânlar böylelikle devlet gücünün temsilcisi durumuna gelince daha da güçlenmişlerdir.
    NOT: II. Mahmut, âyânlarla “Sened-i ittifak” denilen bir belge imzalayarak anlaşma yoluna gitmiştir (1808).
    2- İLTİZAM SİSTEMİ
    Osmanlı Devletinde taşra teşkilatının(merkez dışı) temelini tımar (dirlik) sistemi oluşturuyordu. Devlet bazı bölgelerin vergi gelirlerini hizmet veya maaş karşılığı olarak askerlere veya devlet görevlilerine ayırırdı. Bu gelir kaynağına Dirlik denilirdi. Dirlik sisteminde toprağın;
    • mülkiyeti devlete,
    • vergisi dirlik sahibine,
    • kullanım hakkı köylüye aittir.
    Dirlikler 3'e ayrılmıştı:
    İltizâm devlete ait bir gelirin ihale yoluyla şahıslara verilmesidir. 16. yüzyıldan sonra uygulamaya konulan bu sistemde devlete ait bir gelir genellikle 3 yıllık bir süre için açık artırmaya çıkarılır,en yüksek bedeli verene devredilirdi. Bu ihaleyi kazanan kişiye “Mültezim” denilmiştir. Mültezimlere dirlik sahiplerine verilen haklar tanınmıştır. İltizâm yöntemi Tanzimat’la (1839) yürürlükten kalkmış, 1855'de yeniden dönülmüştür.
    Tımarlı Sipahi hangi durumlarda köylüden toprağı geri alabilirdi?
    • Toprağı sebepsiz yere terk edenlerden,
    • sebepsiz yere 3 yıl üst üste ekmeyenlerden,
    • sebepsiz yere vergisini vermeyenlerden.
    Tımarlı Sipahi’nin köylüye karşı görevleri nelerdi?
    • Köylünün güvenliğini sağlamak,
    • köylünün tohum,gübre vb. ihtiyaçlarını temin etmek,
    • köylünün vergisini en kolay şekilde ödemesini sağlamak.
    Dirlik Sistemi’nin yararları ne idi?
    • Devlet merkezinden toplanması zor vergiler toplanabilmiştir.
    • Devlet bazı görevlilerine maaş vermekten kurtulmuştur.
    • Devlet asker yetiştirmekten kurtulmuştur.
    • Devlet toprakları (Miri arazi) boş kalmadığından üretim artmıştır.
    • Tımarlı sipahiler bulundukları yerlerde güvenliği sağlamışlardır.
    NOT: Tımar ve zeamet sistemi II.Mahmut zamanında kaldırılarak başta valiler olmak üzere devlet memurları maaşa bağlanmıştır.
    Tımarların Mukataa durumuna getirilip mültezimlere verilmesi ne gibi olumsuz sonuçlar doğurmuştur?
    • Mültezîm baskısı altında kalan halkın vergisini ödeyememesine ve toprağını terk etmesine.
    • İltizamların genellikle o bölgedeki zengin ve güçlü kişilere (âyân) verilmesiyle, taşradaki âyânlar güç kazanmaya başlamış ve devlete baş kaldırmışlardır
    • Tımar toprakların iltizama verilmesiyle, valiler eskiden tımarlı sipahiye yaptırdıkları güvenlik ve askerlik hizmetini, “Sarıca Sekban” denilen kapılarında besledikleri askerlere yaptırmaya başlamışlardır. Barış döneminde veya beylerinin tayini çıktığında işşiz kalan ve “Levent adını alan bu insanlar eşkıyâlık yaparak karınlarını doyurmaya başlamışlardır.
    3- HAYVANCILIK
    Hayvancılığın Osmanlı ekonomisine katkıları şunlardı:
    Tarım alanında : Toprakları ekmek için öküz, manda gibi hayvanlardan yararlanılıyordu.
    Gıda alanında : Etinden yağından, sütünden yararlanılıyordu.
    Sanayi alanında: Yünü ve derisi giyim, dokuma ve ayakkabı üretiminde ham madde olarak kullanılıyordu.
    Ulaşım alanında: At, katır, eşek gibi hayvanlar taşıma ve ulaştırmada kullanılıyordu.
    Maliye alanında: Hayvanlardan ve hayvansal ürünlerden alınan vergiler devletin başlıca gelir kaynaklarını oluşturuyordu.
    4- MADENCİLİK
    Osmanlı devleti'nde madenler iltizam olarak dağıtılırdı. Çıkartılan madenlerin çoğu ülke içinde işlenemediğinden dışarıya ihraç edilirdi.
    NOT: Osmanlılarda ilk madenin işletilmesi Osman Bey zamanındadır. Bilecik'in fethi ile buradaki demir madeni işletilmiştir.
    5- SANAYİ
    Osmanlı Devletinde sanayi kesimi esnaf birlikleri(Lonca) halinde teşkilâtlanmıştı. Esnafın üretimi el emeği-göz nuruna dayanıyordu. Bu mevcut sanayi öncesi üretim başlangıçta ülke ihtiyaçlarını karşılıyordu. Ankara'da sof, Bursa'da İpek, Selanik'te çuha, Bulgaristan'da aba Kayseri, Manisa ve Tokat'ta dericilik (debbağlık) yaygındı. Ayrıca Osmanlı Devletinde savaş araç ve gereçlerini üretmek için fabrika ve imalathâneler de kurulmuştu. Bunlar:
    Tersane (Gemi yapım yeri): ilk büyük Osmanlı tersanesi Yıldırım Bayezıt tarafından Gelibolu'da yapılmıştır. Daha sonraki dönemlerde İstanbul, Sİnop, İzmit, Süveyş, Basra gibi sahillerde başka tersaneler de kurulmuştur.
    Tophane: İstanbul'un fethinden önce Edirne ve Bursa'da, fetihten sonra da İstanbul'da top döküm tesisleri kurulmuştur.
    Baruthane: İlk baruthane Gelibolu'da açılmıştır.
    Avrupa’daki Ekonomik Gelişmelerin Osmanlı Sanayisine Etkileri:
    • Coğrafi keşiflerle zenginleşen Avrupalılar, artan tüketim eğilimlerini, elde ettikleri altın ve gümüşle Osmanlı pazarlarından karşılayınca esnaf ham madde bulmakta zorlanmıştır.
    • Sanayi İnkılâbı sonucu bol ve ucuz, üstelik kapitülasyonlar nedeniyle düşük gümrüklü Avrupa mallarıyla Osmanlı esnafı rekabet edememiştir.
    NOT: Esnafı zorlayan başka bir konu da, şehirlere göç eden köylünün, yeniçerilerin ve diğer grupların esnaflığı yeni bir geçim yolu olarak görmesiydi. Bu durum esnaf teşkilatlarının disiplinli yapısını bozmuş, artan esnaf sayısı geçimlerini iyice zorlaştırmıştır.


    Osmanlı Devleti’nin Sanayiyi Geliştirmek İçin Aldığı Önlemler:
    • Sanayi ham maddelerinin ihracını yasaklamıştır.
    • Gelişmiş teknolojiyle yeni imalathaneler açmıştır.
    • Islah-ı Sanayi Komisyonu kurarak, esnaf birliklerini canlandırmaya ve onları şirketleştirmeye çalışmıştır.
    • Osmanlı Devleti Tanzimat fermanıyla ülkenin kalkınması için yabancı sermayeden yararlanacağını açıklamıştı. Bu yolla Osmanlı ülkesinde haberleşme ve ulaşımı geliştiren adımlar atılmıştır. Kırım savaşı sırasında ilk defa telgraf hattı döşenmiştir. Yine yeni bir teknoloji olan "demiryolu" Osmanlı ülkesine girmiştir. Verilen imtiyazlarla İngilizler Batı Anadolu hattını, Almanlar da Bağdat Demiryolu’nu inşa etmişlerdir.
    6- TİCARET
    Anadolu’da Ticaret Yolları:
    Sağ Kol: İstanbul'dan (Üsküdar) başlayıp, Konya, Adana üzerinden Halep'e uzanıyordu.
    Orta Kol: İstanbul'dan (Üsküdar) başlayıp, Diyarbakır'a buradan da Musul ve Bağdat'a kadar uzanıyordu.
    Sol Kol: İstanbul'dan (Üsküdar) başlayıp, Erzurum ve Kars'a uzanıyordu.
    Rumeli’de Ticaret Yolları:
    Sağ Kol: İstanbul'dan Bulgaristan, Eflak-Boğdan ve Erdel'e uzanıyordu.
    Orta Kol: İstanbul'dan Edirne,Belgrat üzerinden Avrupa içlerine uzanıyordu.
    Sol Kol: İstanbul'dan Edirne, Selanik üzerinden Mora'ya uzanıyordu.
    Ticaretle İlgili Deyimler:
    Menzil : Yol üzerindeki konaklama noktalarına denilirdi.
    Menzil Teşkilatı: Haberleşme “Tatar” denilen ulaklar tarafından yapılıyordu. Devlet habercilerin çabuk gitmelerini sağlayacak dinlenmiş atları ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılamak için konaklama yerine yakın köy ve kasabalardaki bazı aileleri bu iş için görevlendirirdi. Bu teşkilata "menzil teşkilatı" denilirdi.
    Derbentçi : Ana yolların, boğaz ve geçitlerin güvenliğinden sorumluydu.
    Mekkâri Tâifesi : Yolcu ve mal taşıma işlerini meslek edinen esnaflara verilen ad.
    Osmanlı Ticaret Gelirlerini Etkileyen Faktörler:
    Ticaret yollarının değişmesi (Ümit Burnu)
    1838 Balta Limanı Antlaşması : Bu antlaşma, İngiltere ile II.Mahmut Dönemi’nde imzalanmıştır. Dış satımdan alınan vergiler arttırılırken (%12), dış alımdan alınan vergiler azaltılmıştır (%5). II. Mahmut’un bu antlaşmadan amacı, Mehmet Ali Paşa ve Rusya’ya karşı İngiltere’nin desteğini kazanmaktı. Balta Limanı Anlaşması'ndan sonra diğer devletlere de aynı haklar genişletilerek verilmiş ve Osmanlı ülkesi Avrupa Devletlerinin bir "açık pazarı" haline gelmiştir.
    Kapitülasyonlar :
    • Gümrük,Hukuk,ve ekonomik konularda verilen ayrıcalıklara denir. İlk ticari imtiyazlar Orhan Bey tarafından Cenevizlilere verilmiştir.
    • İstanbul'un fethinden sonra Fatih Ceneviz ve Venediklilere ticarî imtiyazlar tanımıştır.
    • Kanuni Sultan Süleyman 1535' de Fransızlarla Osmanlıların "Ahidname”, Fransızların “Kapitülasyon dediği anlaşmayı yapmıştır. Kanunî’nin amacı, Şarlken’e karşı Fransa’yı yanına çekerek Avrupa Hıristiyan birliğini bozmaktı.
    • Kapitülasyonlar I. Mahmut zamanında sürekli hale getirilmiştir (1740).
    • Kapitülasyonlar 24 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması ile kaldırılmıştır.
    7- DIŞ BORÇLAR (1)
    Osmanlı Devleti bütçe açıklarını kapamak için önce halka ek vergiler getirmiş, yeterli olmayınca hazine bonolarını çıkarmıştır. Bu da yeterli olmayınca dış borca yönelmek zorunda kalmıştır. İlk Dış borç Padişah Abdülmecit Dönemi’nde 1854 yılında Kırım Savaşı sırasında İngiliz ve Fransız sarraflarından alınmış, 20 yıl gibi kısa bir sürede Osmanlı devleti Borç batağına saplanmıştır. 1881'de yayınlanan Muharrem Kararnamesi ile iç ve dış borçlarının ödenmesini Duyun-ı Umumiye (Genel Borçlar) denilen üyeleri alacaklı ülkeler tarafından seçilen bir komisyona bırakmıştır. Osmanlı Devleti borçlarına karşılık tuz, tütün, ipek ve damga vergilerini karşılık olarak göstermiştir. Borçlar konusu, Lozan Antlaşması ile çözümlenmiştir.
    8- MÂLİYE
    Para
    Madenî Paralar (Sikkeler): Osmanlılar 19. yüzyıla kadar altın ve gümüş gibi değerli madenlerden yapılma paralar kullanmışlardır. Bu madenlerden "Darphane"de kesilen yassı yuvarlak parçacıklara “Sikke” denilmiştir. İlk Osmanlı parası Osman Bey tarafından bastırılmıştır. Orhan Bey zamanında bastırılan gümüş paraya “Akçe”, Fatih zamanında basılan altın paraya da “Sultanî” adı verilmiştir. Sikkelere bakır katılmasına“Ayar” denilmiştir. Sonraki dönemlerde çeşitli isimlerde sikkeler piyasaya sürülmüştür. Bunlar “Kuruş, Para, Pul, Metelik, Mecidiye” dir.
    Kâğıt Para: İlk kağıt para Sultan Abdülmecit döneminde basılmış, hazine bonosu niteliğindeki bu paraya “Kaime” denilmiştir.
    9- VERGİ SİSTEMİ
    Osmanlı Devletinde vergi, Şer’i ve Örfî vergiler olmak üzere ikiye ayrılıyordu:
    Şer’i Vergiler: Şeriatın emrettiği vergilerdi;
    Öşür: Müslümanlardan alınan toprak ürünü vergisidir. Elde edilen ürünün onda biri vergi olarak alınırdı.
    Haraç: Müslüman olmayanlardan alınan vergiydi. Harac-ı Mukassem (ürün vergisi) ve Harac-ı muvazzaf (toprak vergisi) şeklinde ikiye ayrılıyordu.
    Cizye: Müslüman olmayan erkeklerden, askerlik görevi karşılığı alına vergidir (2).
    Ağnam: Hayvandan sayısına göre alınan vergi.

    (1) Osmanlı Devleti’nde dış borçlanma hangi padişah döneminde başlamıştır? (2004 KPSS)
    A. Abdülaziz B. Abdülmecit C. II. Abdülhamit D. V. Murat E. II. Mahmut Padişah Abdülmecit döneminde
    (2) Osmanli Devleti’nde,
    I.Yöneticiler
    II. Hanedan üyeleri
    III. Azınlıklar
    Gruplarindan hangileri Cizye Vergisi ödemekle yükümlüydü? (2001 KPSS)
    A. I B. III C. I ve II D. II ve III E. I, II ve III

    Örfî Vergiler: Padişahın iradesiyle konulan vergilerdi.
    Çift Resmi: Reayanın sipahiye ödediği toprak vergisi
    Çift bozan vergisi: Toprağını izinsiz olarak terkeden veya üç yıl üst üste ekmeyenlerden alınırdı.
    Avarız: Olağanüstü hallerde, Divan-ı Hümayun’un kararı ve padişahın emri ile toplanan vergilere denilirdi.
    H. EĞİTİM ve ÖĞRETİM
    Eğitim-öğretim, ilmiye sınıfı tarafından yürütülmüştür. İlmiye sınıfının başlıca üç fonksiyonu vardı:
    • Eğitim-öğretim (müderrisler yerine getirirdi).
    • Fetva görevi (müftiler yerine getirirdi).
    • Yargı ve yönetim görevi (kadılar yerine getirirdi).
    Eğitim ve öğretim esas olarak Sıbyan Mektepleri ve Medreselerde yapılırdı. Bunlardan başka cami ve tekkelerde, özel olarak saray okulları ve vezir konaklarında yapılan öğretim de vardı. Sıbyan mektepleri öğretmenlerine “Muallim” denilirdi. Medreselerde ders verenlere ise “Müderris”, öğrencilere “Talebe, Suhte” veya “Danişment” adı verilmiştir. Müderrislerin yardımcısı olan ve ders tekrarlayan kişiler de MUİD adını taşırlardı.
    smanlı medrese teşkilâtı, Fatih Sultan Mehmet’in Fatih Camii avlusuna yaptırdığı Sahn-ı Seman Medreseleri ile büyük gelişme göstermiştir. Kanunî Sultan Süleyman döneminde Süleymaniye Camii çevresinde kurulan Süleymaniye Medreseleri ile gelişme daha da artmıştır. Süleymaniye Medreselerinin yanına bir Darülhadis Medresesi ve medrese tarihinde ilk kez bir Tıp Medresesi açılmıştır.
    Medreseler dışında eğitim-öğretim yapan en önemli okul, Enderun Mektebi idi. Önceleri Edirne sarayı’nda kurulan bu okul, İstanbul’un fethinden sonra Topkapı Sarayı’nda da açılmıştır. buraya girecek olanlar, Edirne sarayı, İbrahim Paşa sarayı ve Galatasaray Mektebini bitirenler arasından seçilmiştir. Devlet adamı Enderun’dan yetişirdi. Enderun Mektebi, 1908’e kadar varlığını sürdürmüştür.
    İ. SANAT
    1- Dînî Mimârî
    Erken Dönem Osmanlı Sanatı, Klasik Dönem Osmanlı Sanatı ve Geç Dönem Osmanlı Sanatı olarak dönemlere ayrılmaktadır.
    Erken Dönem Osmanlı Mimârîsi (1299-1453, Kuruluş Dönemi)
    Camiler: İlk dönem Osmanlı camilerinin en çok bulunduğu merkezler, İznik, Bursa, Edirne ve İstanbul’dur.
    • Hacı Özbek Camii (İznik/1333). Osmanlıların yaptığı ilk camidir.
    • Yeşil Camii (İznik/1378-1391)
    • Hüdâvendigâr Camii (Bursa/1366)
    • Yeşil Camii (Bursa/1424)
    • Ulu Camii (Bursa/1396-1400). Çok kubbeli camiler grubunun en anıtsal yapısıdır.
    • Eski Camii (Edirne/1403-1413)
    • Hacı Bayram Camii (Ankara/1427)
    • Üç Şerefeli Camii (Edirne/1437-1447)
    Medreseler:
    • Süleyman Paşa Medresesi (İznik/?) İlk Osmanlı medresesi olduğu sanılmaktadır. Orhan Gazi yaptırmıştır.
    • Lala Şahin Paşa Medresesi (Bursa/1339)
    • Yıldırım Medresesi (Bursa/1400)
    • Yeşil Mederese (Bursa/1420-1424)
    Mezar Anıtları:
    • Yeşil Türbe (Bursa/1421)
    • Kırgızlar Türbesi (İznik/?) Orhan Gazi Dönemi’nde yapıldığı sanılmaktadır.
    • Hacı Bayram Türbesi (Ankara/1429).
    • Kuruluş Dönemi’nde yapılan diğer önemli türbeler, İznik Sarı Saltuk Türbesi, İznik Yakup Çelebi Türbesi, Bursa Devlet hatun Türbesi, Bursa Hüma hatun Türbesi ve Gebze Malkoçoğlu Mehmet Bey Türbesi’dir.
    Klasik Dönem Osmanlı Mimârîsi(1453-1700)
    Camiler:
    • Fatih Külliyesi Camii (İstanbul/1463-1470)
    • Bayezid Külliyesi Camii (İstanbul/1501-1505)
    • Haseki Külliyesi (İstanbul/1539). Mimar Sinan’ın ilk eseridir.
    • Şehzade Camii (İstanbul/1544-1548). Mimar Sinan’ın atılım yaptığı, anıtsal mimarinin merkezî yapı denemelerinin ilk büyük örneğini verdiği eserdir. Sinan, bu yapıya “Çıraklık eserim” demiştir.
    • Süleymaniye Külliyesi Camii (İstanbul/1550-1557). Mimar Sinan buna “Kalfalık eserim” demiştir.
    • Selimiye Camii (Edirne/1569-1575). Sinan bu camiyi “Ustalık eseri” olarak kabul etmiştir.
    • Mimar Sinan’ın yukarıdakiler dışında en önemli camileri arasında şunlar da vardır: Şam Hüsreviye Camii, İstanbul Üsküdar Mihrimah Sultan Külliyesi Camii, Tekirdağ Rüstem Paşa Külliyesi Camii, Lüleburgaz Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi Camii, Havza Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi Camii, Diyarbakır Melek Ahmet Paşa Camii.
    • Sultan Ahmet Külliyesi Camii (İstanbul/1609-1617)
    • Yeni Camii (İstanbul/1598-1663)
    Medreseler:
    • Haseki Külliyesi Medresesi (İstanbul/1539)
    • Şehzade Külliyesi Medresesi (İstanbul/1545-1548)
    • Rüstem Paşa Medresesi (İstanbul/1550)
    • Mihrimah Sultan Külliyesi Medresesi (İstanbul/1562-1565)
    • Selimiye Külliyesi Medresesi (Edirne/1569)
    • Kılıç Ali Paşa Külliyesi Medresesi (İstanbul/1580)
    Mezar Anıtları:
    • Eyüp Sultan Türbesi (İstanbul/1459)
    • Fatih Sultan Mehmet Türbesi (İstanbul/1482)

    • Yavuz Sultan Selim Türbesi (İstanbul/1520)
    • Barbaros Hayrettin Türbesi (İstanbul/1541)
    • Şehzade Mehmet Türbesi (İstanbul/1544)
    • Kanunî Sultan Süleyman Türbesi (İstanbul/1566)
    • II. Selim Türbesi (İstanbul/1577)
    Geç dönem Osmanlı Mimârîsi
    Camiler:
    • Nuruosmaniye Camii (İstanbul/1748-1755)
    • Lâleli Camii (İstanbul/1763)
    • Nusretiye Camii (İstanbul/1826)
    • Dolmabahçe Camii (İstanbul/1853)
    • Ortaköy Camii (İstanbul/1854)
    • Aksaray Valide Camii (İstanbul/1871)
    • Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde mimarî alanda yaşanan Neo Klasik Dönem, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da etkisini sürdürmüştür. Bu dönemin en ünlü mimarı Kemalettin Bey’dir. En ünlü eserleri arasında, İstanbul’da Bostancı ve Bebek camileri, Vakıf Hanları, Sultan Mehmet Reşat Türbesi, Ankara’da eski TBMM binası ile Gazi Eğitim Enstitüsü bulunmaktadır.
    2- Sivil Mimârî
    Saraylar: Osmanlı Dönemi’nde yapılan ve günümüzde ayakta duran saraylar Şunlardır: Topkapı, Dolmabahçe, Beylerbeyi, Yıldız, Çırağan, İshakpaşa.
    • Topkapı Sarayı: Fatih Sultan Mehmet Tarafından 1478 yılında Sarayburnu’nda Marmara ve Boğaz’a egemen bir konumda inşa edilmiştir. 400 yılı aşkın bir dönem Osmanlı Devleti’nin yönetim merkezi olmuştur. 700 bin metrekarelik bir alan üzerine kurulu olan saray, 1400 m. uzunluğunda bir surla çevrilidir. Çeşitli dönemlerde ilâveler yapılmıştır. Sarayın içinde çok zengin bir müze bulunmaktadır. “Kutsal Emanetler”in yer aldığı Hırka-i Saadet Dairesi de buradadır.
    • Dolmabahçe Sarayı: Abdülmecit Dönemi’nde, 1853 yılında yapımına başlanmış, 1856 yılında kullanıma açılmıştır (Osmanlı ilk dış borcu 1854’te almıştır dikkatinizi çekerim). 250 bin metrekarelik bir alanı kapsar. Avrupa saraylarının taklit edilmiştir. Hükümdarın kışlık yatak odası olan 71 nolu oda, Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğu oda olarak korunmaktadır.
    • İshakpaşa Sarayı: Doğubeyazıt’ta bölge valisi İshak Paşa tarafından 1784’te yaptırılmıştır. Anadolu’da geç dönem saray mimârîsinin en güzel örneklerinden sayılır. Osmanlı, Selçuklu, Gürcü, Hint, Gotik ve Barok unsurların karışımıyla özgün bir üslûba sahiptir. Üç yönden geçit vermeyen bir tepe üzerinde kuruludur.
    Köşkler: Osmanlı sivil mimârîsinin önemli eserlerinden birisi de köşklerdir. Bunlar çoğunlukla bir saray kompleksi içerisinde yer aldığı gibi bağımsız olarak inşa edilenler de vardır. Erken dönemden (Kuruluş Dönemi) günümüze gelen köşk yoktur. Klasik ve Geç dönemlerden kalma çok sayıda köşk vardır. Klasik Dönem’den kalma köşkler arasında Çinili Köşk (1472), Siyavuş Paşa Köşkü (1571), III.Murat Köşkü (1578), Yalı Köşkü (1592), Revan Köşkü (1636), Bağdat Köşkü (1639), Sepetçiler Köşkü (1643)’nü sayabiliriz. Çinili Köşk, Topkapı Sarayı’nın birinci avlusunun içinde bulunmaktadır. Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Fatih’in İstanbul’da yaptırdığı eserlerin en eskisidir. Bize o dönemin sivil mimârîsi hakkında açık bir fikir verebilecek durumda olan tek eserdir. Geleneksel Türk evi tipinin anıtlaştırıldığı görkemli bir yapıdır. Her hâliyle Selçuklu ve eski Türk mimârîsine işaret eden Çinili Köşk, Osmanlı Mimârîsinde devamı olmayan tek örnektir. Bağdat Köşkü, IV.Murat tarafından Bağdat’ın geri alınmasının anısına yaptırılmıştır. İçini ve dışını kaplayan çiniler, tavan süslemeleri, fildişi, sedef kakmalı kapı ve pencere kanatları ile Türk köşk mimârîsinin XVII. Yüzyıldaki gücünü gösteren bir şaheserdir. Geç Dönem’de ise, Osmanlı Devleti’nin Batılılaşma sürecinin Osmanlı mimârîsine etkisi sonucu çok sayıda köşk inşa edilmiştir. Kurşunlu Mahzen Köşkü (1716), Florya Köşkü (III.Ahmet Dönemi), Yalı Köşkü (1719), bayıldım Köşkü (1748), Sultan Osman Köşkü (1755), Aynalıkavak Köşkü (1791) En önemlileridir.
    Kervansaraylar, hanlar: Osmanlı mimârîsinde önemli bir yeri olan kervansaraylar, iki şekilde inşa edilmişlerdir. Birinci olarak, ticaret yolları üzerinde belirli aralıklarla yapılan kervansaraylar, ikincisi, yerleşim birimlerinde ve külliyelerin içinde yer alan hanlardır. Erken Dönem Osmanlı mimârîsinde yer alan Bursa Emir Han, Orhan Gazi tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklu kervansaraylarının etkisini taşır.
    Geyve Han ve İpek Han Bursa’da Çelebi Mehmet Dönemi’nde inşa edilmiştir. Taş Han II.Murat, Fidan Han yine Bursa’da Fatih Dönemi’nde yapılan hanlardır. Klasik Dönem’in ilk kervansarayları, Fatih Külliyesi Kervansarayı, Çanakkale Çardak’ta Yakup Bey hanı ve Diyarbakır’da Hüsrev Paşa/Deliler Hanı’dır. Klasik Dönem’in mimarı Mimar Sinan’ın kervansarayları arasında en ünlüleri Şehzade Külliyesi Kervansarayı, Edirne Rüstem Paşa Kervansaray’ı, Lüleburgaz Sokullu Mehmet Paşa Kervansaray’ı ve Antakya Payas Külliyesi Kervansarayı’dır. Osmanlılar, Geç Dönem’de de kervansaray/han yapımını sürdürmüşlerdir. XVII. Yüzyılda yapılanlar arasında Kuşadası Öküz Mehmet Paşa Kervansaray’ı, İstanbul Çakmacılar Valide Han’ı İstanbul Vezir Han, Merzifon Taş Han, Safranbolu Cinci han, Ulukışla Mehmet Paşa Kervansaray’ı, Edirne Ekmekçioğlu Ahmet Paşa Kervansaray’ı Diyarbakır-Lice Çeper han, Sivas-Yıldızeli Yeni Han, Bilecik Vezir Han en önemlileridir. Ayrıca, bu dönemde IV.Murat çok sayıda menzil hanları yaptırmıştır. Osmanlı hanlarının, XVIII ve XIX. yüzyıllarda İstanbul ve İzmir’de toplandığı görülmektedir. Bunlardan İstanbul’dakiler, Lâleli Büyük Yeni Han (1764), Sırmakeş/Şimkeşhane hanı, Hasan Paşa Hanı (1740)’dır. İzmir’de bulunanlar arasında Kızlar Ağası Hanı (1744), Mirkelamoğlu Hanı (1784) ve Çakaoğlu Hanı (1805) en önemlileridir.
    Bedesten ve Kapalı Çarşılar: Türk çarşılarının çekirdeğini oluşturan bedestenler, taştan yapılmış ve dört tarafı demir kapılı yapılardır. İçinde değerli malların korunduğu, alınıp satıldığı bedestenler, Osmanlı şehirlerinde belli sınırlar içinde yapılmışlardır. Bedestenlerin büyük bölümünde dışta dükkânlar yer alırken, içte, ayaklara oturan kubbelerden oluşan bir kısım bulunmaktadır. Bedestenleri birbirinden ayıran en önemli özellikleri kubbe sayılarıdır. Bu yapılar içinde 20 kubbesi ile İstanbul Sandal Bedesteni en büyük ve anıtsal olanıdır. Yıldırım Bayezid
    Bursa Bedesteni ilk gerçek Osmanlı bedesteni sayılır. 1417’de inşa edilen Edirne Bedesteni ile İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde ikisi Kapalı Çarşı’da biri de Galata’da olmak üzere üç büyük bedestenin olduğu bilinmektedir. Kapalı Çarşı’daki bedestenlerden biri de Eski (Atik) Bedesten’dir. Osmanlılar, Kendilerine başkentlik yapan üç şehrin dışında da bedestenler yapmışlardır. Geç Dönemde, özellikle XVII. yüzyılda yapılan bedestenler daha çok büyük külliyeler içinde ya da yeni şehir merkezlerinde yapılmıştır. Bu dönemin ilk örneğini Sultan Ahmet Külliyesi’nin bir bölümü olarak yapılan Sipahi Çarşısı’dır. Üstü örtülü bir sokağın iki yanında yer alan ve karşılıklı dükkân dizisinden oluşan Niğde Bedesteni de önemlidir. Bu dönemin en ilginç yapısı ise İstanbul Yeni Camii Külliyesi’nin bir parçası durumundaki Mısır Çarşısı’dır.





    Çeşmeler, Sebiller: İstanbul’da Klasik Dönem’den kalma çeşmeler arasında Davut Paşa çeşmesi (1485), Aşıkpaşazâde Çeşmesi (1546) ve
    Haliç İbrahim Paşa Çeşmesi (1599) önemlidir. Klasik Dönem çeşme tasarımı XVII. Yüzyılda da sürmüştür. Bu yüzyılın en görkemli çeşmesi, Eminönü Yeni Camii Külliyesi yakınındaki Hatice Valide Sultan Çeşmesi’dir (1663). Çeşme tasarımında XVIII. Yüzyılda büyük değişimler
    yaşanmıştır. Barok ve Rokoko üslûplarının etkisiyle süslemede zengin bir çeşitlilik oluşmuştur. Lâle Devri ile birlikte meydan çeşmeleri şehir dokusunun değerli yapıları olarak önem kazanmışlardır. Sultan Ahmet Çeşmesi (1728), Üsküdar III.Ahmet Meydan Çeşmesi (1728) Tophane I.Mahmut Çeşmesi (1730), Fatih Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Çeşmesi (1730) önemlidir. Barok üslûbunu en etkili biçimde Nuruosmaniye Külliyesi’nin girişinde yer alan III.Osman Çeşmesi (1756) tanımlamaktır. XIX. Yüzyılın başında III.Selim ve II.Mahmut dönemlerinde Ampir üslûbuna geçilmiştir. Üsküdar III.Selim Çeşmesi (1802) ve Talimhâne II.Mahmut Çeşmesi (1843) bu üslûbun en güzel örnekleridir. Genellikle İstanbul’da yoğunlaşan sebillere ilk örnekler arasında Hüsrev Kethüda sebili (1566) ve Mimar Sinan Sebili bulunmaktadır. Ayrıca su sesinin dinlendirici ve serinletici etkisinden yararlanmak için selsebiller de yapılmıştır.
    Cesc bunu beğendi.
  2. alican92

    alican92 Üye

    Katılım:
    4 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    osmanlı devleti toplum yapısı

    çok acil lazım dönem ödevi için
  3. cadde1959

    cadde1959 Üye

    Katılım:
    15 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    14
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    1
    çok işimi gördü saol

Sayfayı Paylaş