osmanlıda batılaşma hareketleri

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi 10. Sınıf' bölümünde ...begh... tarafından paylaşıldı.

  1. ...begh...

    ...begh... Üye

    Katılım:
    16 Ocak 2010
    Mesajlar:
    12
    Beğenileri:
    47
    Ödül Puanları:
    0

    osmanlıdaki batılaşma hareketleri nelerdir?
  2. ~Dryad

    ~Dryad Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.197
    Beğenileri:
    512
    Ödül Puanları:
    36
    Batılılaşma : Osmanlı Devleti'nde 18. yüzyılda başlayan ve devletin düştüğü bunalımı Batılı devlet ve toplum yapısını örnek alarak gidermeyi amaçlayan siyasetin yarattığı , giderek etkisi derinleşen tarihsel sürece verilen ad.

    Batılılaşma Eşiğinde Osmanlı Devleti :


    Osmanlı siyasal tarihinde birbiriyle ilişkili iki ana temel vardır iç siyasi düzende hükümdarın , merkezin gücü,dış siyasal ilişkilerde devletin askeri gücüne dayanan genişleme geleneği , fetih politikası.

    Osmanlı İmparatorluğunun çekirdeği bir akıncı toplumuydu ; bu savaşçı çekirdekten çıkan devlet yapısı şekillendikçe devlet kurumlarının askeri niteliği önde gelmiş, genişleme siyaseti sürdürülmüştü.Devlet içinde savaşçıların,askerlerin, rolü o derece önemliydi ki, toplumun ilk ve en köklü bölünmesi askerî olanlar ve olmayanlar arasındaydı.Tabii bunda güç sahibi 'olmanın da etkisi göz ardı edilemez.Aslında Askerî terimi Osmanlı Devleti kurumları ile igili, devlete hizmet eden ve bunun karşılığında dirlik,geçinme , alan bütün görevlileri kapsıyordu.Osmanlı Devleti'nde asker Devlet anl***** geliyordu

    Akıncı toplumundan devlete geçişte en büyük ve en önemli gelişme toplumun başındaki beyin rütbesinin yükselmesi ile hükümdarlığa, padişahlığa geçişle yaşanmıştı.Devlet düzeninin sağlanması da her sözü kanun olan padişahın dizginleri elinde tutmasına bağlıydı.
    Devletin düzenli ordusu dışa genişlemede ve dış siyasette çok etkili bir kurum haline geldi.

    Buna karşın Osmanlı devletinin ve toplumunun daha 1600 'lu yıllarda geçirdiği sarsıntılardan, çağın gerisinde kalındığının anlaşılmasından , toplumsal düzende , hukukta çatlamalar meydana gelmesinden sonra oluşan değişim rüzgarı 18. yüzyılda karşımıza çok farklı bir imparatorluk çıkarmıştı.Baş edememeye başladığı Avrupa'nın karşısında tutunabilmek için Avrupalılar 'dan daha çok şey öğrenmeye Avrupa kurumlarını taklit etmeye
    batılılaşmaya başladı.

    Osmanlı kurumlarının iç düzende ve dış genişlemedeki etkinliği birbirleriyle ilişkili olduğu gibi bu kurumların değişiminde iç ve dış etkenler birlikte etkili oldu.Osmanlı Devleti coğrafi etkenler nedeniyle diğer Asya devletlerine nazaran iç etkenlerin çatışması sonucundan çok Avrupa'nın etkisi sonucunda kurumlarında değişiklik yaşadı.

    18. yüzyılın başlangıcından itibaren Osmanlı genişleme politikasını gözden geçirmek zorunda kaldı.1739 yılındaki Belgrat anlaşmasından sonra Osmanlı tarihinde ilk defa 30 yıllık bir barış sürecine adımını attı.Bu süreç Osmanlı'nın değişmekte olan dış siyasetinin yeni temellerinin daha iyi anlaşılmasına sebep oldu.Bu yeni siyaset bir barış siyaseti idi.Devletin bundan sonra birden fazla cephede savaşa girmesine karşı çıkılıyordu.Batıda da Rusya'nın ve Avusturya'nın birlikte yürüttükleri politikaların Osmanlı Devleti için büyük bir sorun oluşturduğu düşünülüyordu.Kısacası Osmanlı Devleti eski genişleme siyasetinin gittikçe güçlenen düşmanlarına karşı işe yaramayacağını anlamış ve daha barışçı diplomasiyi kullanan bir dış siyasete yönelmişti.

    Osmanlı dış siyasetindeki bu değişim aynı zamanda iç dengelerinde sivilleşmeye doğru kaymasına sebep oldu.Devletin ikinci en büyük makamı olan vezirlik bu döneme kadar daha çok askerî kökenden olan kişilerle askerî bilgisi fazla olan kişilere verilirken, yeniçerilerin kontrol altına alınması ve barışçı politikanın etkisini arttırmasıyla yeniçeri ağalarının ve kapıkulunun vezirlik üzerinde etkisi tamamen silindi.

    Osmanlı Devleti'nin doğusunda ve batısındaki devletlerin dini ideolojilere dayanan yönetimlerinin olması (şiilik,ortosluk) Osmanlı Devleti'nde de Sünnî- İslamî niteliğini vurgulamasına böylece bunun sözcüsü durumunda olan ulemanın güçlenmesine , Osmanlı yönetiminin sivilleşmesine sebep oldu.Ayrıca Osmanlı düzenindeki bozulmayla adaletin de uygulanamamaya başlanmasıyla adalet gücü padişahın ellerinden şeriata doğru kaydı. Bu da ulema sınıfının güçlenmesindeki başka bir etken oldu.
    ...begh... bunu beğendi.
  3. ~Dryad

    ~Dryad Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.197
    Beğenileri:
    512
    Ödül Puanları:
    36
    Osmanlı Batılılaşması

    Türkçenin ve aydınlarımızın geçirdiği değişim süreci içinde muasırlaşmak, garplılaşmak, asrileşmek, çağdaşlaşmak gibi konaklardan geçen Batılaşma kavramı bugün hem Batılaşma (Batı gibi olma) hem de batılılaşma şeklinde ifade edilmektedir. Batılaşma ve batılılaşma biçimine ifade edilen kavram genelde ayrı toplumsal değişme sürecinin farklı, fakat birbirlerini tamamlayan, ama arada birbirleriyle çelişen iki ayrı sözcükle belirtilmek zorundadır. Bu iki kavram, Türkiye’nin hayatında 18. yy’dan bu yana rahatsız eder, görünmeyip hissedilen bir Demokles kılıcı gibi var. II. Meşrutiyet’ten günümüze kadar ortada dolaşıyor. Batı nedir? Avrupa diye cevap verenlerin yanında, Amerika’yı, dahası Japonya’yı da Batı uygarlığına alanlar var.
    Batı uygarlığı, Helen-Hırıstiyan bir uygarlıktır. Batı medeniyeti, farklı lisan konuşan aynı kıta ve hatta ayrı kıta üstünde farklı iklimlerde yaşayan bu grupların ortak özellikleri var. Ortak yaşanan bir tarih ve kurumlar çerçevesinde biçimlenmiş bir uygarlıktır bu… Batı uygarlığı ve Batı toplumu bir değişim toplumudur. Her toplum değişimin bilincine Batı kadar erken varmış değildir. Değişimi fark eden ve ona müdahale etmeye kalkan bir bilinçtir Batılılık. 18. yy sonlarına kadar batı Avrupa için Grek-Ortodoks Hıristiyanlığı, hiç de Hıristiyanlık değildir. Daha doğrusu Hıristiyanlık Batılılık için yeterli değildir. Bulgar bilinmiyordu, Yunanlı ile Türk pek ayırt edilemiyordu; Rus çok uzak bir insan tipiydi. İsa’nın ümmetinden olmak Batılılık, Avrupalılık için yeterli değildi.
    Batı Avrupa’nın 13. yy’da içine girdiği ekonomik değişmeyle birlikte, Pazar ilişkileri önem kazanıp, yeni bir üretim tarzı önem kazanmıştır. Önceleri ticari nitelikte olan ve sonradan kapitalizm adıyla olan bu yeni tarz 15. ve 16. yy lardaki Rönesans hareketinin yol açtığı bilimsel devrimle de birleşerek yavaş yavaş bir sınai kapitalizm haline dönüşmeye başlamıştır. Üretim birimi başına verimliliğin artması, sermaye yatırımlarını da çoğaltmıştır. U da ancak teknolojinin gelişmesiyle mümkün olmuştur. 16. yy’dan itibaren ulusal devletlerin ortaya çıkmaya başlamaları; Rönesans hareketinin bireyi cemaat cenderesinden kurtarması; Reformasyon hareketiyle evrensel kilise idealinin yıkılması, ekonomik gelişimlerin dayattığı coğrafi keşifler ve sömürgeleştirme hareketi Batı Avrupa’yı tamamen başka bir evren haline getirmiştir. Avrupa hem kültürünü, hem de ekonomisini dünya ölçeğinde yayma durumundadır.
    Osmanlı Devleti Rusya ile birlikte Batı’nın hemen yanında, fakat batılı olmayan iki ülkeden biridir. Osmanlı Devleti 16. yy’ın sonlarına kadar Batı’ya karşı kendini hep üstün görmüştür. 16. yy’ın sonlarından, 17. yy’ın ikinci yarısında duyulmaya başlanan bozuklukları gidermenin yolu olarak hep eskiye dönüşün uygun olacağı ortaya atılmıştır.
    ...begh... bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş