Osmanlıda Devlet Anlayışı

Konu 'Osmanlı'da Kültür ve Medeniyet' bölümünde Moderatör Latif tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Latif

    Moderatör Latif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    28 Eylül 2011
    Mesajlar:
    1.367
    Beğenileri:
    626
    Ödül Puanları:
    113

    A. Osmanlılar'da Devlet Anlayışı

    Osmanlı devlet yönetiminde, Orta Asya Türk geleneğinin ve sonraki Türk - islâm devletlerinin etkileri olmuştur. Osmanlı Devleti, Türk gelenekleri ve islâm dininin kurallarına göre yönetilmiştir.

    Padişahlık Kurumu

    Osmanlı Devleti'nin başında "padişah" bulunuyordu. Padişahlar yönetim, ordu, maliye ve hukuk konularında geniş yetkilere sahiplerdi. Devletin mutlak hakimi durumundaydılar. Padişah Osmanlı hanedanına mensuptu. Osman Gazi'nin soyundan gelen ailenin erkek bireyleri, saltanat makamına geçiyorlardı. Saltanatın Osmanlı ailesine ait olduğu anlayışı, devletin yıkılışına kadar devam etmiştir.

    XVII. yüzyıla kadar, devletin başına kimin geçeceği konusunda bir düzenleme yoktu. Eski Türk geleneklerinden kaynaklanan "Ailenin bütün erkek bireyleri, taht üzerinde hak sahibidir." anlayışı geçerliydi.

    Osmanlı egemenlik anlayışında başlangıçta "Ülke, hanedan üyelerinin ortak malıdır." anlayışı geçerliydi, l. Murattan itibaren "Ülke, hükümdar ve oğullarının malıdır." anlayışı geçerlilik kazandı. Osmanlılar birçok Türk devletinden ayrı olarak "ülkenin ve hakimiyetin bölünmezliği ilkesi" ni bastan itibaren benimsediler.

    XVII. yüzyıl başlarında I. Ahmet yaptığı düzenlemeyle, tahta Osmanlı ailesinin en yaşlı ve olgun olanının geçmesi yöntemini getirdi (Ekber ve Erşed sistemi). Osmanlı Devleti kurulduğunda küçük bir beylik olduğundan devletin başında "bey" ya da "gazi" denilen bir hükümdar vardı. "Sultan" unvanı ilk defa l. Murat tarafından kullanıldı. Bundan başka "han", "hakan", "hünkâr" gibi unvanlar da kullanılıyordu. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'nda da ilk defa "halife" unvanı kullanıldı. II. Murat'tan itibaren hükümdarlara "padişah" denildi.

    Devlet yönetiminde padişahların çok geniş yetkileri vardı. Devlet adamlarının görüşlerine başvurulsa bile, son karar padişaha aitti. Padişahın emirleri kanun sayılırdı. Ordulara komuta etmek, büyük devlet adamlarını tayin etmek ve gerekli durumlarda divana başkanlık yapmak padişahın görevleri arasında yer alıyordu.

    Padişah islâm dininin koyduğu hukuk kurallarıyla çelişmeyecek şekilde, kural koyma yetkisine sahipti. Padişahın bu yetkisi ve koyduğu kurallar örfe dayanmaktaydı. Padişahın koyduğu kurallar, "ferman" denilen belgelerle ilgililere gönderilirdi. Örf kavramı, yasama ve yürütmeyi içine alıyordu.

    XIX. yüzyılda Tanzimat Fermanı ve Meşrutiyetle padişahların yetkileri yeniden düzenlendi. Fakat padişahlar, mutlak egemenlik hakkını kullanmayı sürdürdüler

    Şehzadeler

    Padişahların erkek çocuklarına "şehzade" deniliyordu. Şehzadeler küçük yaşlarda sancaklara gönderilir, askerlik ve yönetim alanlarında yetiştirilirlerdi. Şehzadelerin yanında "Lala" adı verilen tecrübeli bir devlet adamı görev yapardı. XVI. yüzyılın sonlarında şehzadelerin sancaklara gönderilmesi uygulamasına son verildi. Şehzadeler sarayda yetiştirilmeye çalışıldı. Bu yeni uygulama, şehzadelerin devlet yönetimiyle bağlantılarının kesilmesine ve tecrübesiz bir şekilde tahta çıkmalarına yol açtı.

    B. Merkez Teşkilatı

    Osmanlı merkez teşkilatı, padişahın mutlak egemenliğini gerçekleştirmeye yönelik olarak kuruldu. Hükümet, eyaletlerin yönetimi ve ordu doğrudan padişahın şahsına bağlı olarak teşkilatlandırılmıştı. Osmanlı yönetim teşkilatının merkezinde padişah ve saray teşkilatı vardı.

    1. İstanbul'un Yönetimi

    Başkent olmasından dolayı İstanbul'un yönetimi ayrıca düzenlenmişti. Şehrin genel düzen ve güvenliği doğrudan sadrazamın sorumluluğundaydı. Sadrazam, sefere çıktığında İstanbul'la ilgilenmek üzere bir Sadaret Kaymakamı bırakırdı. Şehrin güvenliği, yeniçeri ağası, subaşı ve asesbaşı tarafından sağlanırdı. Belediye hizmetlerinden şehremini, adalet işlerinden taht kadısı sorumluydu. Sivil kuralları çiğneyen yeniçeriler ve diğer askerler arasında düzeni Muhzır Ağa sağlardı, İstanbul'daki her türlü ticaret faaliyetlerinin denetlenmesi "muhtesib" in göreviydi.

    2. Divan-ı Hümayun

    Merkez teşkilatının temeli Divan-ı Hümayun'du. Osmanlılarda ilk Divan, Türkiye Selçukluları örnek alınarak Orhan Bey zamanında oluşturuldu. O dönemde hükümdar, vezir ve Bursa kadısı Divan toplantılarına katılıyordu. Fatih'e kadar, Divan toplantılarına padişah başkanlık etti. Fatih'ten itibaren Veziri azamlar bu görevi üstlendiler. Padişahlar, Divan toplantılarını "kasr-ı adi" denilen pencereden izlediler.

    Divan'da siyasi, idari, askeri, örfi, şer'i, adli ve mali konular ile şikayet ve davalar görüşülerek karara varılırdı. Alınan kararlar sadrazam tarafından padişahın onayına sunulurdu. Divan'da, padişahın yetkilerini kullanmak üzere görevlendirilmiş olan üç kolun temsilcileri yer alıyordu. Bunlar; seytiye, ilmiye ve kalemiyedir.

    Divan Üyeleri ve Görevleri Vezir-i Azam (Sadrazam):

    Padişahtan sonra en yetkili kişidir. Padişahın mutlak vekili sayılır ve padişahın mührünü taşırdı. Orhan Bey zamanında ilk defa vezir tayin edildi. Zamanla sayıları artınca, birinci vezire "Vezir-i azam" adı verildi. Vezir-i azam, büyük devlet memurlarının tayini ve görevden azlinden sorumluydu. Padişah sefere çıkmazsa "Serdar-ı ekrem" unvanıyla ordunun başında bulunurdu. Vezir-i azamlar önce Paşakapısı, daha sonra Babıali'de oturdular.

    Vezirler:

    Çeşitli devlet işlerinde yetişmiş kişilerdi. Devlet işlerinde görüşlerine başvurulur ve vezir-i azamın verdiği işleri yaparlardı. XVI. yüzyıl sonlarında sayıları yediye çıkmıştı.

    Kazaskerler:

    1362'de /. Murat, ilk defa kazasker tayin etti. Sayıları Fatih zamanında ikiye çıktı. Divan'da büyük davalara bakmak, kadı ve müderrislerin tayinlerini yapmak ve görevden almak kazaskerlerin göreviydi.

    Defterdarlar:

    Osmanlı Devleti'nde maliyenin başında bulunan, gider ve gelirlere bakan görevlidir. Başlangıçta bir tane iken, sınırların genişlemesiyle sayıları üçe çıktı. Bunlar başdefterdar, Anadolu defterdarı ve şıkk-ı sanidir.

    Nişancı:

    Padişah fermanlarına tuğra çekmekle ve devletin arazi kayıtlarını tutmakla görevliydi.

    Reisülküttap:

    Nişancıya bağlı olarak bürokrasiyi düzenlerdi. Divan üyesi olmamasına rağmen, tecrübesinden dolayı önemi büyüktü. Divanda verilen kararları tamamlamak, fermana uygun emirleri yazmak, padişah ve vezir-i azama gelen mektupları tercüme ettirerek cevaplar hazırlamak görevleri arasındaydı. Bütün bu işleri, kendisine bağlı kalemlerle yapardı. Bu kalemler beylikçi kalemi, tahvil kalemi, ruus kalemi ve amedi kalemiydi. XVIII. Reisülküttap yüzyıldan itibaren dışişlerinin sorumlusuydu.

    Yeniçeri Ağası:

    Yeniçeri Ocağı'nın en büyük komutanıydı. Vezir rütbesinde ise Divan'daki görüşmelere katılırdı.

    Kaptan-ı Derya:

    Donanma ve denizcilikten sorumluydu. XVI. yüzyılda divan üyesi durumuna gelmiştir.

    Müftü (Şeyhülislam):

    Divan'da alınan kararların islâmiyet'e uygunluğuyla ilgili "fetva" verirdi. Müftü, XVIII. yüzyıldan itibaren Şeyhülislam adını almıştır. Divan- Hümayun'da alınan kararların yürürlüğe girmesi, padişahın onayına bağlıydı.

    Merkez Teşkilatında Değişiklikler

    XVI. yüzyılın sonlarına doğru Divan-ı Hümayun'un önemi azalmaya başladı. XVIII. yüzyılda devlet işleri tamamen sadrazama bırakıldı. Sadrazamların güçlenmesiyle Divan-ı Hümayun, Babıali'de toplanmaya başladı. Babıali artık Osmanlı Hükümeti anlamına kullanılmaya başladı.

    Devletler arası ilişkilerin artmasıyla reisül küttablık, dış ilişkileri yürüten bir makam durumuna geldi.

    XIX. yüzyılda merkez teşkilatında önemli gelişmeler oldu. II. Mahmut, Divan-ı Hümayun'u kaldırarak yerine Heyet-i Vüke-lâ'yı oluşturdu. Bugünkü anlamda bakanlıklar oluşturuldu. Yeni meclisler ve komisyonlar kuruldu.

    Tanzimat Dönemi'nde düzenlemeler devam etti. Meclis-i Vâlâ-i Ahkâm-ı Adliye yeniden düzenlendi. Yenilikler bu mecliste planlandı. 1854'te Meclis-i Âli-i Tanzimat, 1868'de Şura-i Devlet (Danıştay) kuruldu. Tanzimat döneminde kara kuvvetleri komutanlığı durumunda olan "Seraskerlik" oluşturuldu. l. Meşrutiyetle birlikte Meclis-i Ayan ve Meclis-i Mebusan oluşturuldu. Yürütme gücüne sahip olan padişah, sadrazam ve bakanları seçerdi. Hükümet de padişaha karşı sorumluydu. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla, yeniden Meclis açıldı. Kanun-u Esasi'nin meclis - hükümet ilişkilerine yeni düzenlemeler getirildi. 1912'den sonra siyasi partiler faaliyete geçti ve parti hükümetleri kuruldu.

    C. Taşra Teşkilatı

    1. Osmanlı Kuruluş Devrin'de Taşra Teşkilatı

    Osmanlı Devleti kuruluşunun ilk dönemlerinde tek merkezden yönetiliyordu. Temel idare birimi de "Sancak"tı. Sancakların başında sancakbeyi bulunuyordu. Sivil yönetici olarak kadılar görev yapıyordu. Sınırların genişlemesi sonucunda yönetim yönünden eyaletler oluşturuldu, l. Murat döneminde (1362 -1389) Rumeli Beylerbeyliği, Yıldırım Bayezid döneminde (1389 -1402) Anadolu Beylerbeyliği oluşturuldu. Eyaletlerin başında "beylerbeyi" denilen yöneticiler vardı.

    2. XVI. Yüzyıldan itibaren Taşra Teşkilatı

    a. Askeri ve İdari Teşkilat:

    XVI. yüzyılda Osmanlı Devletinin sınırları çok genişledi. Yeni eyaletlerin de oluşturulmasıyla eyaletler, yönetim bakımından üçe ayrıldı.

    I. Merkeze Bağlı Eyaletler:

    "Tımar sisteminin uygulandığı eyaletlerdi. Bu eyaletlere salyanesiz (yıllıksız) eyaletler deniyordu. Bu eyaletlerin gelirleri dirliklere ayrılarak görevlilere verilirdi.

    II. Özel Yönetimi Olan Eyaletler:

    Bunlar,tımar sisteminin uygulanmadığı, vergilerin iltizam yöntemiyle yıllık olarak toplandığı eyaletlerdi. Bu yıllık olarak alınan sergiye, "saliyane" denirdi.

    III. İmtiyazlı Eyaletler:

    iç işlerinde serbest, dış işlerinde Osmanlı Devleti'ne bağlı olan hükümetlerdi. Bunlar: Kırım Hanlığı, Eflâk Beyliği, Boğdan Beyliği. Erdel Beyliği, Hicaz Emirliği, Raguza ve Sakız Cumhuriyetleriydi. Bunların yöneticileri kendi soyluları arasından padişah tarafından tayin edilirdi. Bu hükümetler savaş zamanlarında kuvvetleriyle Osmanlı ordusuna katılır ve her yıl düzenli bir şekilde vergi öderlerdi (Hicaz ve Kırım hariç).

    b. Kaza - İdari Teşkilat:

    Sancaklar "kaza" denilen idari birimlere ayrılmıştı. Kazaların başında yönetici olarak kadı bulunurdu. Kadı her türlü idari işlemi yargı denetiminde tutuyordu,

    Kadılar:

    - Merkezden gönderilen emirlerin halka ulaşmasını sağlarlardı.

    - Mahkemeye intikal eden davaları sonuçlandırırlar, nikah, şirket kurulması gibi işlemleri onaylardı , Reayanın istek ve şikayetlerini Divana ulaştırırlardı,

    - Her türlü belgeyi onaylardı (noterlik).

    - Vergilerin adaletli bir şekilde toplanmasını, toplanan vergilerin merkeze gönderilmesini sağlarlardı.

    c. Diğer Görevliler: Taşra teşkilatında beylerbeyi, sancak beyi ve kadılar dışında, bunlara bağlı olarak görev yapan Muhtesip, Kapan Emini, Beytülmal Emini, Gümrük ve Bac Emini gibi görevliler vardı. Bu görevliler, hazineden ücret almazlardı. Reaya'ya gördükleri hizmetler karşılığında, kanunlarda belirtilen vergi, resim ve harçları alıyorlardı.

    d. Mahalli Teşkilat

    Mahalle Teşkilatı:

    Şehirleri meydana getiren mahalleler, genellikle dini kurumların veya pazarların etrafında oluşmuştu. Mahallede mahalle imamı, hükümet'in temsilcisi olarak görev yapar, padişah emirlerini halka duyururdu.

    Köy Teşkilatı:

    Osmanlı Devleti'nde en küçük yerleşim ve yönetim birimi köydü. Köy, köy ihtiyar heyeti ve bu heyetin başında bulunan köy kethüdası tarafından yönetilirdi Köylerde bazen kadının temsilcisi, naip bulunurdu.

    Esnaf Teşkilatı:

    Osmanlı toplumunda esnaf, lonca denilen bir teşkilata üyeydiler .Her esnaf kendi mesleğiyle ilgili bir loncaya üye olur, loncanın denetimine girer, imkanlarından yararlanırdı. XIII. ve XIV. yüzyıllardaki Ahi hareketlerinin devamı olan loncalar yönetim örgütü içinde önemli bir birim olarak yer aldı. Başlangıçta bütün din mensupları aynı loncada yer alırken, daha sonra XVI. yüzyılda loncalar ayrıldı.

    Loncaların Görevleri:

    • Üye sayısını, malların kalitesini ve fiyatını belirlemek

    • Esnaf ile hükümet'in ilişkilerini düzenlemek

    • Üyelerinin zararlarını karşılamak ve kredi vermek

    • Çalışamayacak durumdaki üyelerini korumak

    • Esnaflar arasındaki haksız rekabeti önlemek

    Cemaat idareleri:

    Osmanlı Devletin'de "cemaat" kavramı, Türk ve Müslümanlar dışında kalan Hristiyan ve Museviler için kullanılmış Ermeni, Rum ve Yahudi cemaati şeklinde isimler verilmiştir. Devlet bunları zımmi olarak değerlendirmiş ve can. mal güvenliklerini garanti altına almıştır. Zımmiler'in kendi iç düzenleri ve geleneklerini devam ettirmelerine imkân sağlanmıştır.

    Cemaatlerin başkanı kendi din adamlarıydı. Rum Patriği, Ermeni Patriği ve Yahudi Hahambaşısı gibi din adamları, kendi cemaatlerinin devlete karşı temsilcisi durumundaydılar.

    3. Taşra Teşkilatındaki Değişmeler

    XVIII, yüzyıldan itibaren taşra teşkilatı bozulmaya başladı. Eyalet ve sancaklar arpalık olarak yüksek görevlilere verilmeye başladı. Bu yolla göreve gelen beylerbeyi ve sancakbeyleri görev yerlerine gitmeyip vekil gönderdiler. Önceleri "müsellim" sonradan "mütesellim" denilen bu vekiller, başlangıçta beylerbeyi ve Sancak Beyleri'nin maiyetindeki kişilerdi. Daha sonradan "ayan" ve "eşraf" tan kişiler bu görevlere getirildi. Ayanlar giderek güçlendiler ve yönetimle çatışmaya başladılar. Tımar sisteminin bozulmasıyla, vergiler yetersiz kaldı. Bu durum yeni vergilerin konulmasında ve eski vergilerin artırılmasında etkili oldu.

    Tanzimat döneminde (1839 - 1876) 1842'de idare teşkilatı değiştirildi, iltizam kaldırıldı. Kaza birimleri oluşturularak başına kaza müdürlerinin atanması kabul edildi. Kaza müdürlerinin atanmasında, halkın isteğinin de dikkate alınması kararlaştırıldı. Eyaletlerde eyalet yöneticilerinin katılımıyla "Büyük Meclis" denilen meclis kuruldu. Sonradan bu meclise "Eyalet Meclisi" denildi. Sancakların yönetimi kaymakamlara verildi. Güvenlik için zaptiye teşkilatları kuruldu. 1864 yılında Vilayet Nizamnamesi ile taşra yönetim birimleri vilayet, liva (sancak), kaza, köy şeklinde birimlere ayrıldı. 1871'de köy ile kaza arasında nahiyeler oluşturuldu. Sancaklarda mutasarrıflar, kazalarda kaymakamlar yönetici oldular. Nahiyeler'in başına seçimle belirlenen nahiye müdürleri getirilmesi kararlaştırıldı.


    Moderatör Barış bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş