Osmanlı'da Kaptanı Derya

Konu 'Osmanlı'da Kültür ve Medeniyet' bölümünde Moderatör Latif tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Latif

    Moderatör Latif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    28 Eylül 2011
    Mesajlar:
    1.367
    Beğenileri:
    626
    Ödül Puanları:
    113

    Kaptan-ı Deryalık Kurumu

    KAPTAN-I DERYÂLIK KURUMUNUN ORTAYA ÇIKIŞI VE MERKEZÎ İDÂREDEKİ GELİŞİMİ

    Osmanlı Devleti’nde önemli bir kurum olarak ortaya çıkan ve gelişerek önemli bir mevkiye gelen Kaptan-ı Deryâlık’ın öncelikli olarak kökeni ve terimsel anlamı üzerinde durmak, konumuzun daha iyi bir şekilde anlaşılması bakımından yerinde olacaktır.

    1. Kaptan-ı Deryâ Terimi Üzerine

    Kaptan-ı Deryâ kelimesinin kökeni, Lâtince “capitaneus” veya “capitanus” kelimelerin-den gelmekle birlikte, özellikle “paşa”, “deryâ” ve kısmen “bâhir(bahr)” kelimeleri ile eş anlama gelmektedir. Kelime terimsel olarak ise, Osmanlı Devleti deniz kuvvetlerinin en büyük askerî ve mülkî amiri anlamına gelmektedir.

    Kelimenin diğer kullanımları, “Kapudan-ı Deryâ”, “Kaptan Paşa” ve “Kapudan Paşa”dır. Nitekim bu kullanımları, Kaptan-ı Deryâlık kurumunun gelişimini incelerken göreceğimiz için burada yer vermiyoruz.

    2. Kaptan-ı Deryâlık Kurumunun Ortaya Çıkışı

    Bu unvanın, Türkçe’ye İtalyanca’dan, daha doğrusu Venedik ve Cenevizli gemiciler aracılığıyla geçtiği belirtilmektedir. Aslında Türk denizciliğinde eskiden beri kullanılan bir çok terim, yabancı dillerden ve özellikle Venedikliler, Cenevizliler ve İspanyollar gibi Latin milletlerinden alınmıştır. Fakat, A. İhsan Gencerve İ. Parmaksızoğlu’nun belirttiğine göre; Kaptan Paşalık kurumu tamamen Türklere has bir teşkilât olup, burada Bizans dahil başka bir milletin etkisini ya da bu kurumun herhangi bir şekilde Türkler tarafından kopya edildiğini düşünmek yanlıştır. Bu nedenle Kaptan-ı Deryâlık kurumunu Osmanlı denizciliği teşkilatı içerisinde değerlendirmek gerekmektedir.

    Ancak biz bu düşünceye katılamıyoruz. Çünkü Osmanlı Devleti’nin özellikle denizcilik teşkilatına ait birçok kurum ve kuruluş bir esinlenmenin veya uyarlamanın ürünüdür. Bu bakımdan diyebiliriz ki, Osmanlı denizcilik teşkilatında çok önemli bir yere sahip olan Kaptan-ı Deryâlık kurumu, Türklere has bir kurum olmayıp, bu konuda özellikle Batılı devletlerden esinlenilmiştir. Nitekim daha önce Venedikliler, Cenevizliler ve İspanyollar gibi milletlerin denizcilik konusunda etkilerinin olduğunu da belirtmiştik.

    Tüm bunların yanında, Osmanlı Devleti’nde deniz teşkilatının ilk temellerinin atıldığı Yıldırım Bayezid döneminde, Gelibolu Sancak Beyliği çerçevesinde ve “Deryâ Beyi”unvanıyla görülen Kaptan-ı Deryâlık’ın kuruluşunda, Venedik ve Cenevizlilerden faydalanıldığı gibi Türk ve İslâm devletlerinden de faydalanılmıştır. Nitekim, Deryâ Beyi unvanı yanında, “reîs” tabiri uzun süre denizcilik unvanı olarak kullanılmış ve Osmanlı hizmetinde çalışan yabancı gemiciler aracılığıyla Türkçe’ye geçen “Kaptan” kelimesi, XVI. yüzyılda “Reîs-Kaptan” şeklinde amiral anlamını ifade etmeye başlamıştır.

    3. İlk Kaptan-ı Deryâ Konusu

    Osmanlı Devleti’nde ilk Kaptan-ı Deryâ konusunda kaynaklar çeşitli bilgiler vermektedir. Ancak Osmanlı denizcilik tarihinde, tespit edebildiğimiz kadarıyla Kaptan-ı Deryâlık görevi alan ilk kişinin, İzmit Körfezi’nde bir ince donanma kuran Karamürsel Bey olduğunu söyleyebiliriz.

    B) KAPTAN-I DERYÂLIK KURUMUNUN MERKEZÎ İDÂREDEKİ DURUMU VE GELİŞİMİ

    a. Merkezî İdâredeki Gelişimi

    Kaptan-ı Deryâ’ların rütbesi önceleri sancak beyi derecesinde olup, bu görev Geli*bolu sancak beylerine verilirdi. Kaptan-ı Deryâ’ların sancak beyi dere*cesinde oluşları Barbaros Hayreddin Paşa’ya kadar devam etmiş; daha sonra Barbaros Hayreddin Paşa’nın Osmanlı donanmasına katılmasıyla birlikte, bu dönemde kurulan Cezâyir-i Bahr-i Sefîd eyaletinin Beylerbeyiliğine getirilmiş, XVI. yüzyıl sonlarıyla XVII. yüzyıl başlarında ise Beylerbeyilik yanında vezirlik rütbesine de sahip olmuşlardır.

    Kendisine vezirlik rütbesi verilen ilk Kaptan-ı Deryâ’nın Piyâle Paşa olduğunu görüyoruz. İkinci Selim’in damadı olan Piyâle Paşa’ya ve*zirlik verilince, o zamana kadar Kaptan-ı Deryâ’lara vezirlik verilmesi âdet olmadığı için Kaptan-ı Deryâlıktan ayrılmış ve kubbe vezirleri arasında yer almıştır.

    Piyâle Paşa ile Kaptan-ı Deryâlar için vezirlik yolu açılmakla beraber, XVII. yüzyıl başlarına kadar bu göreve, en çok beylerbeyi rütbesindekiler getirilmiş; XVII. yüzyıldan itibaren ise, Kaptan-ı Deryâlar özellikle vezir rütbesinde olanlardan tayin edilmiştir.

    Bunun yanında, Beylerbeyi derecesinde olanların aynı zamanda paşa rütbesinde bulunmaları sebebiyle, bundan sonra Kaptan-ı Deryâ’lar için “Kaptan Paşa” tabiri kullanılmaya başlanmıştır.

    b. Divân-ı Hümâyûn’daki Yeri

    Kaptan Paşa eğer vezir rütbesindeyse, merkezde bulunduğu sırada Divân-ı Hümâyûn’un doğal üyesi sayılır, Divân-ı Hümâyûn toplantılarına katılırve kendi göreviyle ilgili konularda davalara bakıp karar verirdi. Ayrıca eyâletinin mevcut tımar ve zeâmet dağılımını da yapardı.

    KAPTAN-I DERYÂ’NIN TEMEL NİTELİKLERİ

    A) KAPTAN-I DERYÂ’NIN ATANMA (TAYİN) ÖZELLİKLERİ

    1. Kaptan-ı Deryâ’nın Atanmasında Gerekli Koşullar

    Genel olarak Kaptan-ı Deryâ’ların mutlaka denizcilikten yetişmeleri şart değildi; eyalet valilerinden ve kubbe vezirlerinden herhangi bir vezir Kaptan-ı Deryâ olabilirdi. Fakat bu uygulamadan zarar görülmüş ve hatta bu durum karşısında Kaptan-ı Deryâlık’ın devamlı olarak denizcilikten yetişmiş olanlara verilmesi bazı kanunlara rağmen yine mümkün olamamıştır.

    Kaptan Paşalığa denizcilikten yetişmiş birinin tayininde de özel bir şart ve kanun yoktu; bazen Kaptan Paşa’dan sonra en büyük donanma kumandanı olan kapudane-i hümâyûn denilen amiralden ve bazen de Kaptan Paşa eyaletindeki sancak beylerinden ve bazı kere de Tersâne reisi ile Tersâne kethüdasından tayin olunuyordu. Kaptan Paşa tayininde bunların makamlarına oturdukları zaman rütbelerine yani beylerbeyi ve vezir oluşlarına göre top atılması kanundu.

    2. Kaptan-ı Deryâ’nın Atanmasında Yapılan Tören ve Değişiklikler

    Kanunnâmelere ve geleneklere göre bu göreve atanan Kaptan-ı Deryâ, başlıca şu törenle göreve başlardı:

    Kaptan Paşa ilk olarak Paşa Kapısına gider, burada sadrazamla bir süre sohbet edip kahve ve çubuk[18]içerdi. Bundan sonra “şerbet, buhûr ve gülsuyu resmî” denilen bir törenle Paşa Kapısı ricali huzuruna alınır, atama fermanı okunduktan sonra Kaptan-ı Deryâ’ya sadrazam tarafından hil’at giydirilirdi.

    Daha sonra Kaptan Paşa, çavuş başının eşliğinde alayla Kireç İskelesi’ne iner, buradan filikaya binerek Tersâneye geçerdi. İskelede Tersâne emini ve kethüdası tarafından karşılanarak Büyük Köşk’e götürülür, burada kahve içilip çavuş başına ve Kaptan-ı Deryâ’ya hil’atlar giydirilirdi. Bu tören sırasında Tersâne şeyhi de dua ederdi. Aynı zamanda toplar atılarak yeni Kaptan-ı Deryâ’nın göreve başladığı ilan edilirdi.

    XVIII. yüzyılın son yarısıyla XIX. yüzyıl başlarında Kaptan Paşalığa atanacak kişi yukarıda sözünü ettiğimiz törenle göreve başlıyordu. Ancak bu söz konusu tören, Divân-ı Hümâyûn kurumlarının kaldırılması nedeniyle değişikliğe uğramıştır.

    Örnek olması açısından, İ.H. Uzunçarşılı’dan edindiğimiz bilgiye göre, 19 safer 1237 (1821)’de Kapudane-i hümâyûn Ali Bey’e vezirlikle Kaptan Paşalık unvanı verildiği zaman aşağıdaki tören yapılmıştır:

    “Ali Bey, Bab-ı ali’ye davet edilmiş, Hazine odasında otururken vezirlik takımı hazırlanmış ve kendisi teşrifatçı delaletiyle sadrazam tarafından kabul olunup sadrazam oturduğu minderden ayağa kalkmak suretiyle istikbal eylediği sırada Ali Bey etek öpmüş ve sonra sadrazamın oturmasını müteakip o da oturmuştur. Bunun üzerine kahve ve çubuk içilmiş ve bir müddet hususi surette görüşülmüş ve sonra başındaki şalı, destar-ı adiye tebdil edilip şerbet, buhur, gülsuyu resmi icra olunmuştur. Bu sırada Çinili odada mevcut Bab-ı ali ricali sadrazamın huzuruna girip yerlerine oturduktan sonra teşrifatçının işaretiyle Ali Bey ayağa kalkmış ve vezirlik fermanı reisülküttab efendi tarafından okunduktan sonra kendisine vezirlere mahsus serasere kaplı samur kürk giy*dirilmiştir. Ali Bey kürk giydikten sonra sadrazamın eteğini öpüp sadrazam kendisini salonun ortasına kadar teşyi etmiş ve vezir Ali Paşa Bab-ı ali ricali tarafından aşağı divan*hanenin ortasına kadar teşyi olunup aşağıdaki binek taşında ata binmiş, çavuşbaşı ve maiyeti yeni Kaptan Paşayı alayla Kireç iskelesine karlar getirmişler ve oradan kendisi filika ve kayıklarla Tersâneye gitmiştir. Tersâne iskelesine çıkan Kaptan Paşayı orada Tersâne emini ile Tersâne kethüdasının karşılamaları kanundu.

    Kaptan-ı Deryâ Ali Paşa doğruca Tersânenin Büyükköşkü’ne gitmiş, kahve içildikten sonra çavuşbaşıya hilat giydirmiş ve bundan başka teşrifat defterine göre icab edenlere Kaptan Paşa tarafından hil’atIar giydirilmiş ve bunu müteakip Tersâne ricalinin kendisini tebrik eylemeleri için elindeki sedefli asası alı*narak Divanhaneye gelmiştir. Burada Tersâne şeyhi dua ederek kendisine erkan sincap kürk giydirildikten sonra mehterhane*nin ahengi arasında Tersâne ricali tebrik merasimini yapmışlar ve sonra tekrar Büyükköşk’e gelinerek teşrifat defteri mucibince hilater ilbas olunmuştur.

    21 safer 1237’de yani tayininin üçüncü gününde Ali Paşa teşekkür zımnında Bab-ı aliye gidip sadrazamı ziyaret etmiştir. Burada Bab-ı ali ricali kendisini karşılayıp önüne düşerek sadrazamın huzuruna götürmüşler, orada kahve, şerbet vesaire ikramından sonra avdet ederken sadrazam kendisini odanın ortasına kadar teşyi etmiş ve binek taşında sadrazam tarafından hediye edilen ata binerken kaide üzere maka*m-ı teşekkürde atın yularını öpüp binerek doğruca şeyhülislâmın ziyaretine gitmiştir. 27 saferde kanun üzere mir-i alem tarafından Kaptan Paşanın tuğları ve nişancı tarafından da vezirlik diviti Tersâneye götürülmüştür.”

    Ali Paşa’ya yapılan bu törenin, XIX. yüzyılın başlarında Kaptan Paşa’ların atama törenlerinde yapılan değişiklikler hakkında bir fikir vermesi açısından yeterli olabileceğini söyleyebiliriz.

    B) KAPTAN-I DERYÂ’NIN GÖREV VE YETKİLERİ

    a. Kaptan-ı Deryâ’nın Görevleri
    Kaptan Paşa ya da Kaptan-ı Deryâ olarak anılan bu kişi, önemli denizaşırı eyaletleri ve ada1arı yönetir; bahriyeye ait büyük, küçük bütün atamalardan ve donanmanın her an güçlü tutulmasından sorumlu sayılırdı. Hemen her yıl belli bir mevsimde donanma ile merkezden ayrılır ve gerekli yerlere giderek denetimlerde bulunurdu. Ayrıca, tımarların ve zeametlerin dağıtımını yapar, Tersâne-i Hümâyûn’u teknik ve malî olarak yönetirdi.

    Kaptan-ı Deryâ’lar, barış zamanında Tersâne ve donanma işleriyle meşgul olurlar, seferde ise donanma kumandanlığı görevini yerine getirir, askere alma işlemini de yapardı.

    Kaptan Paşa’lar İstanbul’da bulunurlarken, Cuma namazından sonra Paşa kapısına gelip Arz odasında sadrazamla, sadrazam seferde ise sadaret kaymakamıyla görüşürler ve arzuya göre bazen iki haf*tada bir defa sadaret kethüdasının odasına da uğrarlardı.

    Kaptan Paşa’nın önemli bir görevi de, Kasımpaşa ve Galata sakinlerinin şikayetlerini dinleyip gerekeni yerine getirmek; Akdeniz ve Karadeniz sularının güvenliğini, böylece İstanbul’a dönük zahire, yolcu ve ticaret trafiğinin devamlılığını sağlamaktı. Bu konudaki başarısızlığı İstanbul’da kıtlığa neden olurdu. Özellikle de Karadeniz limanlarından zahire, Akdeniz’den Mısır malları nakliyesinin durması, İstanbul’da büyük sorunlara neden olmaktaydı. Bu nedenle bu bölgelerin güvenliği ve aktif olması çok büyük önem taşımaktaydı.

    Kaptan Paşa kendisine donanma inşaatının tamamlanmasıyla da oldukça yakından ilgilenmekteydi. Örneğin Barbaros Hayreddin Paşa, 1534 yılının kış mevsimini Tersânede gemi inşasıyla geçirmiş, Kılıç Ali Paşa da İnebahtı’da yok edilen Osmanlı donanmasını yeniden inşa edebilmek için o kışı Tersânede geçirmiştir.

    Osmanlı denizciliğinde bir dönüm noktası olan 1804 Kanunnâmesinde de Kaptan-ı Deryâ’nın görevleri belirtilmiştir. Bu konu kanunnâmede şu şekilde belirtilmektedir:

    “... bundan böyle umur-ı bahriyye iki kısma taksim olunmağla bir kısmı ya’ni donanma-yı humayun’un sefer ve hazerde intizam-ı hali ve techiz ve tanzimi ve ruy-ı deryada i’malat ve bilcümle ka*pudan ve zabitan ve neferatın zapt u raptı ve vakt-i seferde muha*rebe ve mukabele vecibesinin kema-hiye-hakkıha icrası ve sefer ve hazerde sefain ve neferatın hıfz ve idaresi müstakilen Kapudan Paşalara muhav’vel ve müfevvez olmağla umur-ı me’murelerinde vech-i layıkı üzere bezl-i makderet ideler ve mücedden müretteb gedikli olarak neferat tanziminde nazırlar, Kapudan Paşa bulu*nan zat ile müzakere kaidesine riayet edüp o hususta Kapudan Paşaların rey ve ma’rifeti munzam ola ve Kapudan Paşalar Do*nanma-yı humayun ile taşralarda bulundukça Tersâne’de kalan neferat ve zabitanın zapt u raptı ve idareleri hususlarına nezaret ve Kapudan Paşalara müteferri, hususata vekalet ve dikkat etmek üzere Umur-ı Bahriye Nazırı olanlar kadimi vechile, Kapudan Paşalara vekil olalar...”

    Yine bu kanunnâmeye göre; askere alma işlemi Kaptan Paşa tarafından yürütülecek, bu işlemler yürütülürken de kesinlikle zor kullanılmayacak, buna özen gösterilecekti.

    Bu kanunnâmede, Kaptan Paşa’nın, donanmanın gerek savaş zamanında gerekse barış döneminde teçhiz ve tanzimi ile görevli olduğu, ayrıca subay ve erlerin disiplinlerinden sorumlu olduğu açıkça ifade edilmiştir.

    b. Kaptan-ı Deryâ’nın Yetkileri

    Yetkileri çok geniş olan Kaptan Paşa, azletme ve teftiş etme hakkına sahipti. Gerektiğinde padişah adına buyrultu yazar ve tuğra çekerdi. Bunlardan başka Tersânenin asayişinin temini ve buradaki idâri davalara bakmak dahi yetkileri arasında olduğundan gerektiğinde idam hükmünü verir ve gerçekleştirebilirdi.

    Bunların yanı sıra Kaptan Paşa’nın, derya beylerinin faaliyetlerini kontrol ederek, görevini yerine getirmeyenlerin gemilerini ellerinden alıp bir başkasına vermeye de yetkisi vardı.

    Kaptan-ı Deryâ, yetkileri dahili dışına çıkan konularda sadrazam ile birlikte karar vermek zorundaydı. Nitekim sadrazamın donanmaya ait tüm işlere müdahale etme hakkı vardı. Hatta bazı durumlarda Kaptan Paşalık görevini bile yerine getirdiği olmuştur. Örneğin Arnavut Kara Mustafa Paşa, sadareti döneminde, Kaptan Paşalığı bir yıl kadar idare etmiştir.

    Bunların dışında, 1840 yılında kurulan İlk Bahriye Meclisi’nin düzenlenmesi, âzâların yenilenmesi veya değiştirilmesi de tamamen Kaptan Paşa’nın yetkisi dahilindeydi.

    C) KAPTAN-I DERYÂ’NIN GELİRLERİ

    Kaptan Paşa’ların gelirleri, ilk dönemlerde Gelibolu Sancağı ile sınırlıydı. Ancak daha sonraki gelişmelere bağlı olarak Kaptan Paşa’nın önemi artınca, paşalık hassından başka, salyane olarak 3 sancak daha almışlardır. Bu nedenle Kaptan Paşa’ların geliri 1017 (1608) tarihinde tam 85.000 akçe tutuyordu. Gerçekte Kaptan Paşa’nın geliri 8 yük, 85.300 (885.300) akçe olarak kaydedilmiş, ayrıca XVII. yüzyılda bu gelirlerin yanında malikâne sahibi de oldukları görülmüştür. Bunların dışında Kaptan Paşa’lar, denizcilerden bir miktar bahşiş ve yaptıkları tayin işlerinden bir miktar da ücret alma hakkına sahiplerdi. Ayrıca Kaptan Paşa eyaletindeki adalardan otuz üç küçük adayı iltizama verir ve buradan yetmiş beş bin kuruş hasılat, atadığı memurlardan da “câize”adı altında vergi alırlardı.

    Bunların dışında Kaptan Paşa’ların bütün adalarda, Tunus, Trablus ve Cezayir ocaklarında bir tür kontrolleri olduğu için, mirî mukataa artıklarından, aidatlardan ve resmî hediyelerden de bir çok gelirleri vardı.

    Yücel Özkaya’nın[43]belirttiğine göre; Kaptan Paşa’lar gelirlerinin önemli bir kısmını “imdâd-ı hazeriyye”[44]ve “imdâd-ı seferiyye” olarak alıyorlardı. Bu rakamlar devamlı artmaktaydı. Örneğin, İzmir halkının Kaptan-ı Deryâ olanlara her sene “imdâd-ı hazeriyye ve ta’amiye” olarak verdikleri toplam yardımın üzerine her yıl zam yapılmış ve 1788 yılında bu yardım miktarı 15.000 kuruşa yükselmiştir. Oysa bu rakam, 1718 yılında imdâd-ı hazeriyye olarak 2474 kuruş 1 sülüs, ta’amiye olarak ise 300 kuruştu.

    Fakat bu gelirlerine karşılık seferden dönüşlerinde Yalı Köşkü’ne geldiğinde, İç Hazine için 1.600.000 akçe “döşem baha”, padişaha, valide sultanlara ve kadın efendilere hediyeler getirirlerdi. Ayrıca her sefere çıkışta iyi yetişmiş 1.000 kadar askeri hazır bulundurmaları gerekiyordu. Görüldüğü gibi Kaptan Paşa’nın yapmış olduğu görev itibariyle oldukça fazla geliri vardı. Fakat bu gelire karşılık olarak birtakım görevleri de yerine getirmesi gerekiyordu.

    D) KAPTAN-I DERYÂ’NIN TERSÂNEDEKİ KONUMU VE İKÂMET YERİ

    Kaptan Paşa’ların Tersânede oturdukları daireye Divanhâne denilirdi. Di*vanhâne, hem resmî daire hem de Kaptan-ı Deryâ’nın eviydi. Padişahlar Tersâneye geldikleri zaman burada oturup istirahat ederlerdi.

    Padişahların Tersâneyi teftiş veya denize gemi inmesi sebebiyle buraya gelişlerinde, hükümdarın, sadrazamın sunduğu ata binerek Tersâneyi dolaşması ve sadrazam ile Kaptan Paşa’nın sedefli asa ile padişahın önünde yürümeleri kanun gereğiydi. Kaptan-ı Deryâ’nın sedefli asası, onun alameti sayılıyordu.

    E) KAPTAN-I DERYÂ’NIN KULLANDIĞI KAYIKLAR

    Kaptan Paşa’ların kayıkları, yedi şifte ve kadırga burunlu olup diğer vezirlerin kayıkları ise kanca burunluydu. Kaptan Paşa’nın bindiği biri ay yıldızlı al, diğeri zülfikâr resimli iki sancağı bulunan gemiye de “Paşa Gemisi” ya da “Kapudane-i Humâyun” adı verilirdi.

    Kaptan-ı Deryâ İstanbul’da iken üç fenerli “Kaptan Paşa baştardası”na, sefere çıktığı zamanlarda ise baştarda yedeğine binerdi. Ayrıca Haliç ve Boğaziçi gezilerinde 7 çifte, kadırga burunlu özel kayığı ile dolaşırdı.

    1701–1702 tarihinden itibaren Kaptan Paşa’ların savaş zamanlarında baş kapudane denilen kalyona binmeleri, üç fener ve üç bayrak takmaları ve barış dönemlerinde yine baştardaya binmeleri kanun olmuştur.

    F) KAPTAN-I DERYÂ’NIN TÖREN VE TOPLANTILARA KATILIMI

    Kaptan Paşa İstanbul’daki tören ve toplantılara, başında yalnız sağ tarafı sırma şeritli kallâvi; sırtında yeşil atlas kaplı, dört yenli samur kürk giyimli ve belinde mücevherli hançerle katılırdı. Padişah huzurundaki törenlerde sadrazamın altında, vezirlerin yukarısında dururdu. Daha önce de belirttiğimiz gibi, padişah Tersâneyi gezmek ya da burada geminin denize indirilmesinde bulunmak istediği zaman, sadrazam ve Kaptan Paşa sedef asalarıyla padişahın önünden giderlerdi.

    G) KAPTAN-I DERYÂ’NIN SEFERE ÇIKIŞI VE DÖNÜŞÜ (TÖRENLER)

    a. Sefere Çıkışı ve Tören

    Kaptan Paşa öncelikle törenle Tersâneye gelir, burada Tersâne emini tarafından karşılanırdı. Bu sırada Mehterhâne Divanhane önünde hazır olurdu. Tersâne emini önde, teşrifatçı ve Tersâne reisi kollarına girerek paşa yerine otururdu. Divanhâne imamı ve hatibi dua ettikten sonra Mehter çalmaya başlar ve Tersâne ricali etek öperlerdi. Sonra tatlı yenir, kahve içilir ve buhur ikram edilirdi. Arkasından Kaptan Paşa Hazinesi’nden verilen hil’atler giydirilirdi.

    Kaptan Paşa, sadrazam ve ilgili devlet ricali Tersâneye gelerek Kaptan Paşa ve gemi kaptanlarından Donanma hakkında gerekli bilgileri alır, nok*sanlık kalmadığını anlamak için genel bir denetim yapılır, deryâ beyleri, patrona, kaptan, liman reisi, baş mimar ve mimarlar, başağa ve ağalar, baş*çavuş ve çavuşlar, katipler, yiğit başları ve kethüdalar, topçu başları gibi Tersâne ricaline hil’atler giydirilirdi. Bundan sonra sadrazam Yalı Köşkü’ne giderek durumu padişaha arz eder, padişahın izniyle Donanma Tersâne’ den hareket ederdi.

    Donanma Bahçekapısı hizasına gelince bekler, haseki ağa, bostancı ba*şının sandalıyla Kaptan Paşayı alıp getirir, bu sırada bostancı başı ve ağalar “divanî” kıyafetleriyle sahilde onu selamlayıp karşılarlardı. Kaptan Paşa kallavi kavuk giyinmiş olarak doğru sadrazamın yanına gelir, burada kahveler içildikten sonra sadrazam ve şeyhülislâmla birlikte padi*şahın huzuruna arza davet edilirlerdi.

    Arzda önce sadrazama serasere kürk giydirildiğinde Divan çavuşları alkış tutar; sonra şeyhülislam “ak libas” giyer ama alkışlanmaz, arkasından Kaptan Paşa’ya “serasere kürk” giydirilir, alkışlanır. Donanmanın başarısı için şeyhülislâm ile birlikte dua edilirdi. Bu sırada Kaptan Paşa’nın verdiği defter üzerine kaptanlara, liman reisine teşrifat halifesi eliyle hil’atler giydirilirdi.

    Hazır oldukları zaman mücevveze kavuklarını giymiş bostancı başı, çavuş başı ve diğer görevli ağaların eşliğinde padişah huzurunda yer öptürülür ve sadrazam elindeki deftere göre kendini takdim ederdi. Bittiğinde önce Kaptan Paşa, sonra şeyhülislam ve en son da sadrazam huzur*dan ayrılır, Dâr-üs-saâde ağasının yerinde şerbet ve buhur verilirdi.

    Kaptan Paşa kallavî kavuk ve serasere kürk giymiş vaziyette 24 kürekli kayığına binerek gemisine dönerdi. Daha sonra önde “Paşa gemisi” olmak üzere görkemli bir alay düzeni ile yola çıkılırdı.

    Topkapı Sarayı’nın liman ağzında bulunan Yalı Kasrı önünde amiral gemisinden top ve tüfek atılarak padişah selamlanır; Paşa gemisini izleyen bütün gemiler Yalı Köşkü’ndeki padişahı yine top ve tüfek atışlarıyla selamlar, Sarayburnu’nda bulunan toplar da donanmanın selamına cevap ve*rirlerdi. Sonra donanma Beşiktaş’a doğru yönelir, Barbaros Hayreddin Pa*şa’nın türbesini ziyaret etmek üzere Beşiktaş önünde “lenger”atılır, donanmanın son denetlemeleri yapılırdı.

    b. Seferden Dönüşü ve Tören

    Sefer dönüşünde, çıkışındaki törene benzer bir tören yapılır, ayrıca Kaptan-ı Deryâ İstanbul halkına bir gösteri maiyetinde yakalanan azılı korsanları donanma gemilerinin direk ve sirenlerine astırırdı. Sefere çıkışta olduğu gibi, dönüşte de padişaha “döşeme baha” adı altında 20.000 kuruş ödemede bulunurdu.

    Kaptan Paşa, donanma ile geldiği sırada Sadrazam tarafından bir baş “bisat”lı eğerlenmiş at, 20 çuhadar ve 10 mehter Bahçekapısı’nda hazır bekletilir, kapıcılar kethüdası Kaptan Paşa’yı davet için donanmaya gönderilirdi. Daha sonra, Kaptan Paşa 24 kürekli kayığı ile kıyıya gelip, kendisi için hazırlatılmış ata biner, Kapıcılar kethüdası önünde olmak üzere Bâb-ı Âli’ye, sadrazamın sarayına gelirlerdi.

    Burada Kaptan-ı Deryâ’yı; Kapıcılar kethüdası ve selam ağası karşılayıp Kaptan Paşa’nın koluna girip, diğerleri önlerinde olarak Arz Odası’nda sadrazamın huzuruna götürürler. Sadrazam minderinden birkaç adım yürüyerek karşılar. Vezirler etek öptükten sonra tekrar minderine geçer, kapı halkı da Kaptan Paşa’nın eteğini öper. Bundan sonra tatlı yenir, kahve ve şerbet içilir, buhur ikram edilir ve Kaptan Paşa gitmek üzere ayrılır. Gelirken yapılan karşılama merasiminin benzeri tekrarlanır. Gelirken bindiği atla iskeleye gider, at geri gönderilir. Ancak seferden dönen Kaptan Paşa’ya kürk ve at verilmez.

    Kaptan-ı Deryâ’nın sefere çıkışı ve seferden dönüşünde gerçekleştirilen bu törenlere baktığımızda, Osmanlı denizciliği içerisinde Kaptan-ı Deryâ’nın son derece saygınlığı ve önemi olduğunu; ayrıca bu kurumun oldukça ciddi bir yapılanmaya sahip olduğunu görmekteyiz. Fakat ileri ki bölümlerde de göreceğimiz gibi bu saygınlık ve ciddi yapılanma çeşitli nedenlere bağlı olarak bozulmalara uğrayacak ve kaldırılacaktır.

    H) KAPTAN-I DERYÂ’NIN YARDIMCILARI

    Kaptan-ı Deryâ’nın daha önceki bölümlerde belirttiğimiz görevlerinde ona yardımcı olan bazı görevliler de vardı. Bu görevliler arasında belki de en önemlisi, Kaptan Paşa’nın vekili durumunda olan Tersâne ağasıdır. Daha sonraki görevliler ise sırasıyla; adalarla ilgili işleri gören Deryâ Tercümanı veya Donanma Tercümanı ,şer’i konularda gerekli hükümleri veren bir yargıç konumundaki Donanma Kadısı ya da Ordu Kadısı, Kapta-ı Deryâ’nın İstanbul’daki sorumluluklarını yerine getiren Tersâne Kethüdâsı ve Tersânenin malî ve idâri işlerine bakan Tersâne Emini’dir.

    KAPTAN-I DERYÂLIK KURUMUNUN KALDIRILMASI VE BAHRİYE NEZÂRETİNİN KURULMASI

    A) KAPTAN-I DERYÂLIK KURUMUNUN KALDIRILMASI

    a. Kaptan-ı Deryâlık Kurumunun Kaldırılmasının Nedenleri

    Osmanlı Denizcilik Teşkilâtı içerisinde önemli bir yere sahip olan Kaptan-ı Deryâlık Kurumunun kaldırılması sürecinde, gerek ekonomik gerek siyasî ve gerekse teknolojik anlamda pek çok gelişmenin bunda etkili olduğu görülmektedir.

    XIX. yüzyılda Avrupa’nın denizcilikte önemli gelişmeler kaydetmesi ve Kaptan Paşa’ların denizcilikten anlamayan kişilerden atanması önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanında Kaptan Paşa’ların öncelikli olarak kendilerine çıkar sağlamaya başlaması da bu durumun yaşanmasında son derece etkili olmuştur.

    A. İ. Gencer’in belirttiğine göre; Barbaros Hayreddin Paşa’dan sonra yetiştirilen denizcilerin yetersiz kalması sonucu yerlerini tutan olmayınca, saraydan çıkan ve Yeniçeri Ağalığı’ndan gelen tecrübesiz Kaptan Paşa’ların bir iş görmemesi; ayrıca denizlerde başarılı olmaktan ziyâde, işi zararsızca idare etmeyi başarı saymaları, bu kurumun yozlaşmasına ve bozulmasına neden olmuştur.

    Ayrıca, Bahriye ve Tersâne Müsteşarlığının 1861 yılında kaldırılmasıyla birlikte, Kaptan Paşa’nın idarî ve malî sorumlulukları tek başına yürütmek zorunda kalması ve Kaptan Paşa’ların bu dönem içerisinde ayrıca çeşitli memuriyetlerinin olması, esas sorumlu olduğu deniz işlerini yürütmekte güçlük çekmeye başlamasına, yani bu kurumun tam anlamıyla işlerliğinin kaybolmasına neden olmuştur.

    Yukarıda belirttiğimiz bu nedenler sonucu, Osmanlı denizciliğinde önemli bir kurum olarak yer edinen Kaptan-ı Deryâlık, kurum olarak hızlı bir şekilde bozulma ve akabinde kaldırılma sürecine girmiştir.

    b. Kaldırılma Sürecinde İlk Bahriye Meclisi ve Dâimî Bahriye Meclisi’nin Oynadığı Roller

    Osmanlı denizciliğinde, özellikle son dönemlerde meydana gelen siyasî, ekonomik, kültürel, teknolojik vb. gelişmelere ayak uydurulamaması ve Avrupa’dan geri kalınması sonucunda, XIX. yüzyılda girişilen reform hareketlerine bağlı olarak bir takım yeni adımların atılmasının gerekliliği ortaya çıkmıştır. Buna bağlı olarak da yeni teşkilâtlanmalar oluşturma girişimleri hız kazanmıştır. Kurulan bu yeni teşkilâtlardan ilki, 1840 yılında kurulan ve reformların planlanması ve yürütülmesinde önemli rol oynayan “Bahriye Meclisi”dir.

    Bu günkü ifadeyle bir bakıma Amirallik konseyi durumunda olan ilk Bahriye Meclisi’nin kurulması ile denizcilikte yapılacak ıslahat hareketleri bir sonuca kavuşturulmuştur. Zira meclisin kurulma ve faaliyet tarihine gelinceye kadar Kaptan Paşa’nın vereceği takrir ve buyrultularla yürütülmeğe çalışılan reform hareketleri, bundan böyle tamamen denizci paşa ve subaylardan oluşan, dolayısıyla deniz sorunlarından anlayan bir komisyon tarafından planlanıp yürütülmeğe başlanmıştır.

    1840 tarihinde kurulan bu ilk Bahriye Meclisi, denizciliğin ıslahı için köklü bir girişimde bulunamamış ve sonuçta bir yıllık bir faaliyetten sonra 1841 yılında kaldırılmıştır. Ancak faaliyetleri kısa da olsa bu meclis, bazı ileri atılımlara bir basamak oluşturması bakımından önem taşımaktadır. Nitekim 1845 tarihinde kurulan “Daimi Bahriye Meclisi”ne öncülük etmesi bakımından önemlidir.

    Meclisin kaldırılmasından sonra denizcilik işleri, Tersâne ve donanmanın malî işlerinde söz sahibi olan Tersâne Müsteşarı tarafından yürütülmüştür. Tersâne Müsteşarı’nın başkanlığında toplanan bahriye ileri gelenleri Tersâne ve donanmanın ıslahı için çalışmalarını sürekli olarak sürdürmezler, sadece gerektiği zaman toplanıp karar verirlerdi.

    Ancak böyle bir sistemle, Tersâne ve donanmanın ıslahının ve girişilecek reform hareketlerinin tam anlamıyla yürütülemeyeceği kısa zamanda kendini göstermiş ve tekrar bir Bahriye Meclisi’nin kurulması için teşebbüse geçilmiştir.

    Bu noktada, devletin diğer kurumlarında daha önce kurulan meclislerin önemini ve çalışma sistemlerini iyi bilen devlet ileri gelenleri, Tersânenin durumuna değinerek, Avrupa’nın denizci devletlerinde olduğu gibi, bir meclisin kurulmasının yerinde olacağını belirtmişlerdir. Bu suretle de denizcilik işlerinin tek kişinin vereceği karar üzerine yürütülmesi gibi bir keyfiyet kalkıyor ve yerine bir kaç kişinin düşüncesine müracaat edilerek işlerin yürütülmesi keyfiyeti kabul edilmiş oluyordu.

    Dâimî Bahriye Meclisi’nin kurulmasına ilişkin kararnâmede ise Kaptan Paşa’nın durumu kısaca şu şekildedir: Erkân-ı Devletin hazırladığı Şubat 1845 tarihli mazbatada[85], bu konuyla ilişkili olarak dikkati çeken en önemli noktalardan biri, “Kumanda Heyeti”nin bu tarihlerde oluşturulmak istenmesi ve dolayısıyla donanmanın bu heyetten birisinin kumandasında denize açılmasının veya sefere çıkartılmasının sağlanmak istenmesidir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu teklife kadar donanma başkumandanı sürekli Kaptan Paşa görevinde olan kişiydi.

    Diğer taraftan yine bu tarihte Kaptan Paşalık unvanının kaldırılması da devlet ricalinin hazırladığı mazbatada belirtilerek, bundan böyle Kaptan Paşalık yerine, “Bahriye Müşiri” denilmesi teklif edilmiş, ayrıca Bahriye Meclisi’nin de kurulması tavsiye edilmiştir.

    B) BAHRİYE NEZÂRETİ’NİN KURULMASI (12 MART 1867)

    Kaptan-ı Deryâ unvanı 1867 tarihine kadar devam etmiş ve bu tarihte donanma kumandanlığı Kaptan-ı Deryâ’ya bırakılarak, denizcilikteki Maliye Nezâreti Kaptan-ı Deryâ üzerinden alınıp Bahriye Nezâreti ismiyle yeni bir kurum oluşturulmuştur (12 Mart 1867).

    O sırada Kaptan-ı Deryâ olan Mehmed Ali Paşa, bu gelişme üzerine istifa etmiş ve bu istifadan bir hafta sonra da Kaptan-ı Deryâ unvanı kaldırılmış, bunlara Bahriye Nâzırı denilmiştir. Ayrıca, Kaptan-ı Deryâ olanların tayinlerinde rütbelerine göre top atılması, paşa gemisi olarak bilinen gemiye bayrak çekilmesi ve paşanın bindiği filikaya başlı kıçlı bayrak asılması adetleri de Kaptan Paşalıkla birlikte kaldırılmıştır.

    Kaptan-ı Deryâlık unvanı 1876 yılında, Kayserili Ahmed Paşa’nın ikinci Bahriye Nazırlığı döneminde tekrar gündeme getirilmişse de, bu unvan aynı yıl içerisinde tekrar Bahriye Nezâreti’ne çevrilmiştir.

    Bunun yanında, Bahriye Nezâreti’nde görevli olan Bahriye Nâzırı ile Kaptan Paşa arasında belli başlı farkların olduğunu görmekteyiz. Nitekim bu konu Kanunnâmede şöyle belirtilmiştir: “TersâneKethüdâsı’ndan imtiyazını mucip olmak Kaptan Paşa’dan dahi müsavât mahzûru bertaraf kılınmak için nâzır-ı mûmâileyh dümensiz yedi çifteye suvâr ola...”

    Görüldüğü gibi kanunnâmede dikkati çeken önemli farklardan biri, Bahriye Nâzırı’nın Kaptan-ı Deryâ’dan küçük, Tersâne Kethüdası’ndan büyük bir memuriyet olmasıdır. Diğer bir fark da, Bahriye Nâzırı’nın dümensiz yedi çiftesine karşılık, Kaptan Paşa’nın dümenli ve kadırga burunlu yedi çiftesinin olmasıdır.

    12 Mart 1867 tarihinde Kaptan-ı Deryalık kurumunun ve bu kurumun tüm özelliklerinin kaldırılıp yerine Bahriye Nezâreti’nin kurulması, Osmanlı Denizciliği açısından son derece önemli bir gelişmedir. Nitekim dönemin koşullarına göre yapılan ıslahatların, Osmanlı denizciliğine yansımasının bir ürünü olan bu yeni kurum, daha sonraki gelişmeler için âdetâ bir mihenk taşı olmuştur.

    SONUÇ

    Türk Denizcilik Teşkilâtı’nın içerisinde yer alan ve Avrupalı denizci ülkelerden esinlenerek ortaya çıkan Kaptan-ı Deryâlık ya da Kaptan Paşalık kurumu, Osmanlı döneminde büyük bir gelişme göstermiş; özellikle de XVI. yüzyılda yani Barbaros Hayreddin Paşa’nın 1533 yılında Osmanlı Deniz Kuvvetleri’ne katılmasıyla da âdetâ altın çağını yaşamıştır.

    Kaptan-ı Deryâlık kurumu; atanma koşullarından gelirlerine, görev ve yetkilerinden merkezî idâredeki gelişimine kadar bir çok yönden, önemli bir kurum olarak Osmanlı Denizcilik Teşkilâtıyla özdeşleşmiş; Osmanlı Devleti döneminde 1324 – 1867 yılları arasında tam 543 yıllık bir döneme damgasını vurmuştur. Nitekim bu süreç içerisinde yaklaşık olarak 200 Kaptan-ı Deryâ bu kuruma hizmette bulunmuştur.

    Osmanlı denizciliğinin ve deniz gücünün gelişmesinde son derece önemli bir yere sahip olan Kaptan-ı Deryâlık kurumu, gerek Avrupa’nın denizcilikteki gelişmelerine ayak uydurulamaması, gerekse kurum olarak kendi içerisinde ortaya çıkan yozlaşmalar, aksaklıklar ve bozulmalar nedeniyle, XIX. yüzyılda girişilen ıslahat hareketlerine paralel olarak kaldırılmış ve yerini 12 Mart 1867 yılında kurulan Bahriye Nezâreti’ne bırakmıştır.
    Son düzenleyen: Moderatör: 16 Kasım 2013

Sayfayı Paylaş