Paragraf bilgisi ile ilgili test lazım

Konu 'Dil ve Anlatım Konu Testleri' bölümünde Tuknac tarafından paylaşıldı.

  1. Tuknac

    Tuknac Üye

    Katılım:
    25 Eylül 2011
    Mesajlar:
    8
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0

    arkadaşlar benim paragraf bilgisi konusundan teste ihtiyacım var her bir konudan bir test olursa yeter.şimdiden teşekkürler
  2. Özel Üye Esra

    Özel Üye Esra Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2009
    Mesajlar:
    1.272
    Beğenileri:
    465
    Ödül Puanları:
    83
    Şunları bulabildim: :)
    Paragraf Bilgisi (TEST-35 SORU)



    PARAGRAF BİLGİSİ - III (KARMA TEST)



    1. Edebiyat; hava gibi, su gibi, güneş gibi, top*rak gibi vazgeçilmezdi. Onunla yatılıp onunla kalkılıyordu ve yaratıcı gücünün sonsuzluğu*na, edebiyatın insanı insan yapma büyüsüne İnanılıyordu. Toplumun yozlaşmaya ve her şeyin parayla ölçüldüğü, bilgi ve kültüre du*yulan saygının, kredi kartlarına, görselliğe yönelmeye başladığı yıllarda, edebiyat "Bir işlevi yok." düşüncesiyle gazetelerden ko*vuldu. Edebiyat kovulunca da gazeteler çirkinleşti, gazetelerle birlikte dil de espri de düşünce de sığlaşıp yüceliğini yitirdi.

    Bu parçaya dayanılarak, edebiyatla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine varıla*maz?

    A) Ticari bir getirişi olmadığı gerekçesiyle gazetelerden uzaklaştırıldığına
    B) Bir zamanlar yaşamın her alanında varlı*ğını hissettirdiğine
    C) Kendini yenileyemediği İçin ilgi görmedi*ğine
    D) İkinci plana itildiği için, dil, düşünce ve espri kalitesinin düştüğüne
    E) Ticari zihniyetin egemen olmaya başla*masıyla etkisini yitirdiğine

    2. Türkçe benim biricik vatanım, memleketim, evim. Nereye gitsem, onu da beraberimde götürürüm. Ben Türkçeye tutkunum. Uzun yıllar Fransızca öğretmenliği yaptım. Fransızcayı da çok rahat konuşurum. Biraz İngilizce okudum, derken dört yıl İtalyanca kurslarına gittim, İtalyanca öğrendim. Bir parçacık da Almancaya el attım. Ama benim için Türkçenin yeri başka. Her insan kendi dilini se*ver; ama bence Türkçe dünya dillerinin en güzellerinden biri.



    Aşağıdakilerden hangisi bu sözleri söyle*yen yazara ait bir özellik değildir?



    A) Yabancı dil öğrenmeye yatkın olma

    B) Anadil bilincine sahip olma

    C) Türkçeyi diğer dillerden üstün tutma

    D) Anadilini hayatının vazgeçilmezlerinden sayma

    E) Yabancı dilleri çok etkili kullanma



    3. Gülhane Hayvanat Bahçesi'ne herkes gibi ilk olarak ailece gitmiştik. Zürafayı ve maymun*ları çok iyi hatırlıyorum. Alay Köşkü'nü uzun uzun incelemiş ve sonra parkın serinliğine kendimi bırakmıştım. Ama bu geziden bir türlü mutlu olamamıştım. Pislik içindeki kü*çük kafeslerinde sinir hastası olmuş aslanlar, maymunlar, domuzlar ve kediler görmekten içim daralmıştı. Her yer dışkı kokuyor ve her yer kaybedilen özgürlüğün ağıtını söylüyor*du.



    Bu parçada dile getirilmek istenen duygu ya da davranış aşağıdakilerden hangisi*dir?



    A) Pişmanlık

    B) Şaşırma

    C) Düş kırıklığına uğrama

    D) Umursamama

    E) Utanç duyma



    4. (I) Resimde ele alınan konu çok çeşitli olabi*lir. (II) Sanatçı doğayı, sosyal, dini ya da ide*olojik bir temayı, bilineni ya da bilinmeyeni ele alıp tuvaline taşıyabilir. (Ill) Zaten böyle bir özgürlüğe sahip değilse üretmiş olduğu eserin, sanat değeri taşıyıp taşımadığı tartı*şılır. (IV) Önemli olan sanatçının eserinde kendini anlatabilmesi, izleyenin eserde sa*natçıyı görebilmesidir. (V) Bu nedenle konu, resmin temel öğelerinden biri değildir; sade*ce sanatçının iç dünyasını yüzeye aktarabil*mesinde bir aracıdır.



    Bu parçada anlatılmak isteneni içeren en genel yargı numaralanmış cümlelerden hangisidir?



    A)l. B) II. 0) III. D) IV. E) V.



    5. Benim hiçbir öykümde önceden belirlenmiş bir iskelet olmadı. Roman üzerinde istediğim zaman çalışabilmeme karşın, öykünün "eşref saati"ni beklemem gerekirdi hep. Masanın başına oturup "Biraz öykü çalışayım." diye*medim hiç. Buna kalkıştığımda ise altını im*zalamayacağım çok kötü şeyler yazdığımı gördüm. ........

    Bu parçanın sonuna, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?



    A) Roman, öykü gibi yazma süreci içinde oluşmuyor.

    B) Roman, yazarın duygu dünyasını hiçbir zaman öykü kadar yansıtamaz.

    C) Öykünün iletisi, romanınki gibi baştan belli değildir.

    D) Öyküyle romanın yazılma sürecindeki asıl fark bu bence.

    E) Öyküde olay ve kişi sayısı sınırlıdır, ro*mana göre daha azdır.



    6.Türkiye, bazı tarihi nedenlerle uygarlık yarışı*na geç girmiş, büyük kültürel kopukluklar yaşamış bir ülke. Bu gecikmenin sancıları da çok uzun sürmüştür. Türk şair ve yazarları, bu büyük kopukluğun derin acılarını, izlerini yaşıyor hâlâ. Bugün Türk edebiyatında had*dinden fazla bireycilik ve son derece köksüz bir toplumculuk var. Sanki uzayda yaşıyor şair ve yazarlarımız. Halbuki bireycilik de toplumculuk gibi kültürel kökleri olması ge*reken bir olgudur.



    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?



    A) Türkiye'nin yaşadığı kültürel kopuklukla*rın, sanat ve edebiyata yansıtamadığına

    B) Türkiye'de tarihi nedenlerle toplumculuk olgusunun pek gelişmediğine

    C) Türkiye'de kültürel kökleri olmayan bir bireycilik anlayışının gelişmiş olduğuna

    D) Şair ve yazarlarımızın, kimi gerçeklere yabancı kaldığına

    E) Türkiye'nin uygarlık yarışına geç başla*mış bir ülke olduğuna



    7.Bunlar gençlerin pek hoşuna gitmediyse, oturup biraz düşünmelerinde büyük yarar var. Tabii, eğer öykü yazmak, Türk öykücü*lüğüne katkıda bulunmak istiyorlarsa... Gü*nümüzün öykücüleri arasında bu eleştirilerin dışında tutulması gereken, birikimli, yetkin, ilerde çok daha özgün öyküler yazacak olanlar da var; ama genele baktığımızda du*rum pek iç açıcı değil.



    Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?



    A) Eleştirmenler niçin pek sevilmiyor?

    B) Öykücülüğümüzün geleceğini nasıl gö*rüyorsunuz?

    C) Şiir gibi, öykü de ölüyor mu?

    D) Genç öykücülere dönük bu eleştirileriniz biraz sert değil mi?

    E) Sizce genç öykücüler ürünlerini kalıcı kılmak için nelere dikkat etmelidir?



    8. Ne zaman bir roman yazsam birileri, en çok da annem, "Şöyle bir aşk romanı yazsana!" derdi. Hep günün birinde ana teması aşk olan bir roman yazmayı düşünmüştüm. "Za*manın Manzarası" öyle çıktı ortaya. Ama bi*zim gibi yazarlar, insanın yazgısını merak eden, o tür konularla akrabalık kurmuş ya*zarlar, aşkı da yazsalar, yanına başka bir sü*rü konu koyuyorlar.



    Bu parçadan, aşağıdaki yargıların hangi*sine ulaşılabilir?



    A) Romanlar genellikle okurun beklentileri*ne göre biçimlenir.

    B) Sıradan okurlar, aşk romanlarından da*ha çok hoşlanırlar.

    C) Sadece aşk temasını işlemek güçlü ro*mancılara özgüdür.

    D) Romancının asıl görevi insanın kaderini araştırmaktır.

    E) Romanı tek bir konu üzerine kurmak ya*zarın elinde değildir.



    9.Bazı kökler vardır ki insanlık tarihiyle ilgilidir. Düşünce tarihiyle, ülkelerin kimliğiyle, kültü*rüyle, insanın var oluşuyla ilgilidir. Has şiirin kökleri de böyledir. Böyle değilse zaten o şiir yaşama veda eder. Şair, insanlığın bütünü içinde yer aldığı hissine sahip değilse, bu duyguyla yazmıyorsa, bana göre boşlukta*dır; bir yer edinemez edebiyatta.



    Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi çıka*rılamaz?



    A) İnsanlık durumuyla ilgili olmayan şiirin yaşama şansı yoktur.

    B) Bir şairin edebiyattaki yeri ve değeri ne*rede durduğuna bağlıdır.

    C) Şiirin kökleri, öteki sanatlardan daha es*kiye uzanır.

    D) insanlığın bütününe ait bir duygudan yoksun bir şair kalıcı olamaz.

    E) İyi şiir, insanlığın kültürel birikiminden iz*ler taşır.



    10.Ben çok küçükken, yani çocukların itfaiyeci ya da pilot olmak istedikleri dönemde, büyü*yünce bir şey icat etmek, ya da bir şey keş*fetmek isterdim. Bu nedenle de idealim, bir makine icat edebilmek için makine mühen*disi ya da bir ilaç keşfedebilmek için biyolog falan olmaktı. Sanıyorum, bu isteğimin arka planında, insanlığa hizmet ederek tarihe geçmek arzusu vardı. Bunu, biraz bilinçle*nince daha iyi anladım.



    Bu paragrafta kendinden söz eden kişi için aşağıdaki niteliklerden hangisi en uy*gun düşer?



    A) Düş kırıklığına uğrayan

    B) Bilgi edinmekle övünen

    C) Bilme önemli hizmetleri olan

    D) Güçlü bir belleğe sahip olan

    E) Mesleğinde ünlü biri olmayı düşleyen



    11.Yazılarımdaki şiirsellik; sıcaklık kendime kar*şı dürüst olmaya çalışmamdan kaynaklanı*yor. Kendimi aldatırsam okurlarımı da aldat*mış olurum. Okurlarım bana inanıyor, ben de inandığım şeyleri yazıyorum. Modaya uy*mak, tribünlere oynamak, herkesin hoşlana*cağı şeyler yazmak gibi kaygılarım yok.



    Böyle konuşan bir yazar için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?



    A) Bilgi birikimiyle övünen

    B) Kendine ait değer ölçüleri olan

    C) Kendini sürekli yenilemek isteyen

    D) Gerçekleştirmek istediği düşleri olan

    E) Okurlarının beğenisine güvenen



    12. (I) O yıllarda bazı gençler bireyci edebiyatın peşindeydi ve orada var olmanın olanaklarını arıyorlardı. (II) Bireyin içinde bulunduğu du*rumu Batı edebiyatlarına öykündüklerini sez*diren bir tavırla anlatıyorlardı. (III) Kendileri ortada yoktu, kişilikleri çok sonra bizim insa*nımıza döndüklerinde, bizim insanımızın so*runlarını kurcaladıklarında gelişecekti. (IV) Bireyci edebiyatla toplumcu edebiyatın akı*şına katılan gençler, birbirlerine karşı düş*manca bir tutum içindeydiler. (V) Yersiz bir şekilde gizli gizli birbirlerini eleştiriyorlardı. (VI) Böyle olmakla birlikte aynı kahvelere, ay*nı meyhanelere gidiyorlardı; dosttular, arka*daştılar.



    Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense, ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle başla*ması uygun olur?



    A) II. B) III. C)IV. D)V. E) VI.



    13. Ben zaten yazma isteği olan bir çocuktum. Sürekli yazıyordum. Üniversiteye gelince, Sait Faik'i tanıyınca çok sevdim. Bana yaz*ma isteği, yazma coşkusu verdi. Öykülerini ezbere bilirdim neredeyse. Öykülerimde et*kisi, izleri vardır elbette; dünyalarımızın çok ayrı olmasına rağmen...



    Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?



    A) Sait Faik'in öykücülüğünü nasıl değer*lendiriyorsunuz?

    B) Öykülerinizde Sait Faik'in etkisi, izleri var mı?

    C) Sait Faik'i ne zamandan beri tanıyorsu*nuz?

    D) Okuma alışkanlığını çocuk yaşta mı edindiniz?

    E) Okur, olay öyküsünü daha mı çok sevi*yor?



    14. Kendimi çok az döküp saçıyorum. Normal, gündelik bir hayat sürdürüyorum; bu da ba*na yetiyor. Barlarda tartışmak, günde elli ki*şiyle görüşüp konuşmak bana göre değil. Sürekli olarak okuyup yazıyorum. Çok titiz, çok korunaklı yaşıyorum. Alışık olmadığım insanlarla görüşmek beni rahatsız ediyor. Hayran ilişkisi bumerang gibidir; her an nef*rete dönüşebilir; budar, ehlileştirir insanı.



    Böyle konuşan bir kişi için aşağıdakiler-den hangisi söylenemez?



    A) İlişkilerinde çok seçici davranır.

    B) Elindekilerle yetinip mutlu olur.

    C) Sürekli olarak kendini denetim altında tutar.

    D) Sevenleri için bile kişiliğinden ödün ver*mez.

    E) Herkesi kendisi gibi düşünmeye zorlar.



    15. Düş, doğanın veya yaşamın değil, bütünüyle insan beyninin yarattığı en harika eserlerden biridir. Tutarlı tutarsız davranışlarla, evrende rastlanmayan konularla, akılları durduran gö*rüntü ve serüvenlerle bezenmiştir. Zihinde oluşan bir dünyadır ve dokunamaz, avucunuza alamazsınız. Bu hakiki düşün yanında uyanık gözle ve kafayla görülenler, düşle*nenler de var. Katı gerçeklerin ve koşulların sıkboğaz ettiği günlerde sığındığımız, dört elle sarıldığımız renkli, bizleri rahatlatan, avutan, uyuşturan düşler yararlı ve güzeldir.



    Bu parçada, düşle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemistir?



    A) Zihnin en güzel ürünlerinden biri olması*na

    B) İnsanın zor zamanlardaki sığınağı olma*sına

    C) İnsanı oyalayan bir nitelik taşımasına

    D) Anlamının kişiden kişiye değişmesine

    E) Doğaüstü konularla süslenmesine



    16. Yazar için günlük tutmak, bir bakıma yaşam*la yazılı ilişki kurmaktır. Varlığını kanıtlayacak olayları, olguları, durumları bir araya topla*mak, bir yaşantı evreninin temelini atmaktır. Yazarlar, düşüncelerinin gürültülü devinimleriyle ağırlaşan beyinlerine soluk aldırmak, bu arada biriken üretimlerini boşaltarak bilgelik özlemlerini de gidermek amacıyla günlükleri*ne sokulurlar. Bir de şiir, öykü, roman üstü*ne çalışırken karşılaştıkları zorlukları, yapıtla*rını oluştururken geçirdikleri evreleri, duy*dukları estetik kaygıları dile getiren bir "iş takvimleri" vardır. Bunları da buluruz günlük*lerde.



    Bu parçaya dayanılarak, günlükle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine varıla*maz?



    A) İç dökmek, rahatlamak için yazıldığına

    B) Yazarların özlemlerini yansıttığına

    C) Yazma alışkanlığı kazandırdığına

    D) İnsanın var oluşuna, yaşadığına tanıklık ettiğine

    E) Sanatsal üretim süreciyle ilgili ipuçları verdiğine



    17. Turgut Uyar, ölçülü ve uyaklı ilk dönem şiir*lerinde daha çok kişisel yaşantısı üzerinde durdu. Aşk, ayrılık, ölüm temalarını işlediği bu şiirlerinde Garip akımının izleri görülür. Daha sonra yoğun imgelerin ve simgeci bir söyleyişin etkili olduğu şiirleriyle İkinci Yeni'nin başlıca şairlerinden biri oldu. Sanatını, halk şiirinin deyişleri ve Divan şiirinin biçim*lerinden yararlanarak geliştirdi. Büyük kent yaşamını bütün karmaşıklığı ve sarsıntılarıyla içeren bir şiir oluşturdu. Lirik şiirin gelenek*sel sınırlarını zorladı. Şiirle düzyazı arasında*ki ayrımı ortadan kaldırdı; şiirlerindeki zengin doku giderek yalınlaştı.



    Bu parçada sözü edilen sanatçıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?



    A) Bir dönem Garip şiirinden etkilendiğine

    B) Yaptıklarıyla başkalarına örnek olduğu*na

    C) Şehir yaşamının karmaşasını şiirlerine yansıttığına

    D) Sanatını geliştirirken Türk şiir geleneğin*den yararlandığına

    E) Şiirlerini düzyazı havası taşıyan bir dille yazdığına



    18. Öykülerimdeki insanlar yürümeli, el sıkışmalı, kavgayı göze alabilmeli, yargılamalı, isyan etmeli; ama yaşamın sihirli güzelliğinden gözlerini ayırmadan yeni sevgiler ve dostluk*lar da edinmeli. Kendi özeleştirisini yapabil*meli, dünyaya açık olmalı ve bütün bunları okurlarım iliklerinde hissetmeli. Yaşamdan öykülerime, öykülerimden yaşama koşmalı; varlıklarına yeni güzellikler taşımalı. Yaşamın her ayrıntısıyla bütünleşmeli, yaşamın sanat ve edebiyatla yoğrulan birer temsilcisi olmalı ve insanlığa mesaj verebilmeli.



    Bu parçada yazar, öykü kişilerinin ve okurlarının hangi özelliği üzerinde durma*mıştır?



    A) Gerektiğinde risk alabilecekleri

    B) Söyleyecek sözlerinin olduğu

    C) Kendilerini sorgulamaktan çekinmedik*leri

    D) Yaşamla ve edebiyatla iç içe oldukları

    E) Önyargılı olmaktan kaçındıkları



    19. Binlerce yıldır önemli bir ticaret ve yönetim merkezi olan başkent, nedense turistik bir gezi için gelmez aklımıza. Oysa Cumhuriyet tarihinin önemli eserleri, camileri, kale için*deki tarihi evleri, eğlence için ünlü caddeleri, birbirinden popüler restoranları, parkları ve alışveriş merkezleriyle hiç de turistik açıdan hayal kırıklığı yaratacak bir şehir değil. Ayrı*ca çevresindeki ören yerleri Hattuşaş, Yazılı-kaya, Alacahöyük ve Gordion'la da oldukça turist çekiyor. Şehre yaklaşık 100 kilometre mesafedeki Beypazarı ise son zamanlarda yaptığı atakla gezginlerin yeni duraklarından biri olmaya aday.



    Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağı*dakilerden hangisidir?



    A) Son yıllarda en fazla turist çeken illeri*mizden biri de Ankara'dır.

    B) Ankara sadece siyasetin ve diplomasi*nin merkezi değil, zengin kültüre sahip bir kenttir de.

    C) Ankara çevresindeki ören yerleri saye*sinde çok sayıda turistin ilgi odağıdır.

    D) Siyasetin ve yönetimin merkezi olan An*kara turistik açıdan da çok zengin bir ili*mizdir.

    E) Ankara Cumhuriyet tarihinin şaşırtıcı ter-kipleriyle dolu zengin bir yönetim mer*kezidir.



    20. "Satılmıyor" gerekçesiyle şiir dizisini yayın*dan kaldıran büyük yayınevlerine her gün yenileri ekleniyor. Sayısız şiir dergisinin çıktı*ğı, antolojilerin, yıllıkların peş peşe sökün et*tiği bir dönemde üstelik. "Bir antoloji yüz şiir kitabına bedeldir." deniyor adeta. Tadımlık olan doyumluk olanın yerine geçer oldu. Ancak, şiir kitaplarının yeterince satmıyor oluşu sadece şimdiye özgü bir durum değil. Has şiir, her zaman az satılmadı mı? Eskiden de öyleydi; ama medyatik olmak, popüler ol*mak bugün olduğu kadar prim yapmıyordu, göz boyamıyordu.



    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?



    A) Yeni şiir kitaplarında okurun, aradığı tadı bulamadığına

    B) Yayıncıların ticari kaygılarla şiir kitabı yayımlamak istemediğine

    C) Antolojilerin, şiir kitaplarına tercih edil*meye başlandığına

    D) İyi şiirin her dönemde alıcısının az oldu*ğuna

    E) Günümüzde medyatik olana daha çok ilgi duyulduğuna



    21. İnsanoğlu bir gün virgülü kaybetti ve söyle*dikleri birbirine karışmaya başladı. Noktayı kaybettiğinde düşünceleri uzayıp gitti, onları bir araya getiremedi. Bir gün ünlem işaretini kaybetti; sevincini, öfkesini, tüm duygularını yitirdi. Bir başka gün soru işaretini kaybetti; soru sormayı unuttu o zaman da. Derken bir gün iki noktayı kaybetti ve kimseye bir açık*lama yapamaz oldu. Yaşamının sonuna gel*diğinde elinde yalnızca tırnak işareti kalmıştı; içinde de başkalarının düşüncesi vardı yal*nızca.



    Bu parçada aşağıdakilerden hangisi vur*gulanmaktadır?



    A) Bilgi alışverişinde, noktalama işaretleri*nin önemli bir rolü vardır.

    B) Doğru düşünmede noktalama işaretleri*nin payı büyüktür.

    C) Noktalama eksikliği, iletişimi güçleştirir.

    D) Doğru bir anlatım, dilbilgisi kurallarına uymakla mümkündür.

    E) Noktalama yanlışlığı anlam bulanıklığına yol açar.



    22. Tarih boyunca, aşağı yukarı her kültürde se*ramik sanatının, toplumsal kimlikle hayati bir bağı olmuştur. Yunancadan gelen seramik sözcüğü her biçimdeki kil anlamındadır. Bu malzemenin kalitesi sayesinde, müzelerin çoğunda, tarih boyunca sanatçıların kendile*rini toprakla nasıl ifade ettiklerini görebiliriz. Seramik sanatında kullanılan teknikler, tarih öncesi dönemlerden günümüze dek, değiş*meden gelmiştir. Kuşkusuz bu denli köklü bir geleneğe, zengin ifade olanaklarına ve yenilik potansiyeline sahip bir başka el sana*tı daha yoktur.



    Bu parçada seramikle ilgili olarak aşağı*dakilerden hangisine değinilmemiştir?



    A) Sanatçılara kendilerini ifade etmede ge*niş olanaklar sunduğuna

    B) Yeniliklere açık, geleneksel bir el sanatı olduğuna

    C) Toplumsal değişmelerden etkilendiğine

    D) Toplumsal yapıyı yansıtıcı nitelik taşıdı*ğına

    E) Kullanılan tekniklerin her dönemde nite*liğini koruduğuna



    23. Klasik roman, kendi içinde dört dörtlük bir dünyadır. Onun bu kendi kendine yeterliliği, entelektüel seviyesi birbirinden farklı kitlelerce okunabilmesine olanak verir. Oysa mo*dern roman, klasik romanın bu kendi başı-nalığını kırar. Oradaki karakterler, olaylar ya da diyaloglar salt kendilerinden kaynaklan*maz. Modem roman, birçok farklı anlatıdan esinlenir ve oralardan alınan parçalarla ken*dini var eder. Modern roman, dış referansla*rını değersiz olmaktan çıkarıp hayati bir öne*me kavuşturur. Okurundan belli bir entelek*tüel yoğunluk ve zihinsel çaba ister; onda bilmece çözme ve oyun oynama isteği uyan*dırır.



    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?



    A) Klasik romanla modern roman arasında önemli yapısal farklılıklar olduğu

    B) Klasik romanın kendi içerisinde bir bü*tünlüğe sahip olduğu

    C) Modern romanın kendi dışındaki anlatı*lardan yararlanma yoluna gittiği

    D) Klasik romanların daha kalıcı ve daha kolay okunur olduğu

    E) Modern romanları okumanın belli bir zi*hinsel uğraş gerektirdiği



    24. Bizim evde yazmak, defter tutmak adeta günlük yaşamın ayrılmaz bir parçasıydı. Ba*bam inci gibi bir eski yazı ile Yahya Kemal'in şiirlerini defterine yazardı, sonra da onları bi*ze okurdu. Ağabeyim, kilitli bir hatıra defteri*ne eski Türkçe ile anılarını yazardı. Bense il*kokul beşinci sınıfta, tarih kitabından özetler çıkarır, bunları özene bezene temize çeker ve sınıfta arkadaşlarıma, çalışmaları için ödünç verirdim. Galiba, yazma tutkusu ba*na, ben farkına varmadan, ailem tarafından enjekte edilmişti.



    Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?



    A) Yazmak size göre yaşamda bir iz bırak*mak mıdır?

    B) Sizde yazma düşüncesi ne zaman oluş*maya başladı?

    C) Başarılı olmanızda yaşadıklarınızı yaz*manızın rolü var mıdır?

    D) Kendi ailenizin romanını yazmayı düşün*dünüz mü?

    E) Anı, geçmiş yaşantıları paylaşma ihtiya*cının bir ürünü müdür?



    25. (I) Heykel ve heykelciliğin tarihi eski zaman*lara kadar uzanır. (II) Ancak, ilk heykelin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinme*mektedir. (III) Özellikle mermerden yapılan heykeller, günümüze kadar sanat özellikleri*ni korumuştur. (IV) Dünyanın çeşitli yerlerin*de yapılan kazılarda mermer, ağaç, taş, piş*miş toprak, maden gibi çok çeşitli malzeme*den yapılmış heykel ve heykelciklere rastlan-maktadır.(V) Bunların büyük bir kısmı, çeşitli kavimlerin ilah saydıkları varlıkları tasvir et*mektedir. (VI) Bazı heykellerin de kral ailele*rini, kahramanları ve hayvanları tasvir ettik*leri görülmektedir.



    Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?



    A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.



    26. Şairler kitapları satılmadığı ya da az satıldı*ğında bugün olduğu kadar gocunmuyor, ya*yınevleri de bunu bugün olduğu kadar şairin başına kakmıyordu. Şiir doğası gereği küçük yayınevlerinde, daha az renkli olduğu İçin az satılan dergilerde hayat buluyordu. Şairler daha mutluydu eskiden, hatta birdenbire çok satılmaya başlayanlar kendilerine kuş*kuyla bakıyorlardı. Has şiirden, iyi şiirden uzak düştükleri, popüler şeyler yazmaya başladıkları vehmine kapılıyorlardı. Bugün öyle değil; ne kadar satarsan o kadar değer*lisin. Şiirin doğasına aykırı olsa da böyle bu.



    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?



    A) Yayınevlerinin, şiir kitaplarının az ya da çok satılmasını bugünkünden farklı de*ğerlendirdiğine

    B) Eski şairlerin daha başarılı ve kalıcı şiir*ler yazdığına

    C) Günümüzde çok satmamın bir başarı öl*çütü sayıldığına

    D) Şiirin, küçük yayınevlerinde ve az satılan dergilerde yer almasının şiirin yapısıyla ilgili olduğuna

    E) Eski şairlerin şiirin kalitesi konusunda daha duyarlı olduğuna



    27. (I) Dünyanın birçok büyük kenti hayvanat bahçesi ile ünlüdür. (II) Ama bu hayvanat bahçeleri birer hayvan hapishanesinden başka bir şey değil. (III) Üstelik bu "mah*kumların tek suçu hayvan olmalarıdır. (IV) Yeryüzünde sadece insanlar yaşamıyor. (V) Hayvanlar kendi doğal ortamlarında yaşa*malı. (VI) Hayvanları kendi ortamının ev sa*hipliğinde ziyaret etmek ve gözlemlemek en güzeli.



    Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense, ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle başla*ması uygun olur?



    A) II. B) III. C)IV. D)V. E) VI.




    28. İnsan, doğduğu saatten öleceği saate kadar severek, kavga ederek, cephelerde çarpışa*rak, hastalanarak yaşar. Yaşadıkları, o istese de istemese de varlığındaki derin kuyularda birikir. Birikenleri bir sonuca varmak amacıy*la sıraladığında da "yaşam tarihi"nin belirdi*ğini görür. Bu insanlardan biri, yüreğinden yükselen fokurtularla, bu fokurtuları değer*lendiren bir yeteneğin itmesiyle yazarlığa so*yunursa, kuyularında birikenlere ve başkala*rının biriktirdiğine uzanmak durumundadır.



    Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağı*dakilerden hangisidir?



    A) İnsan düşüncesi, doğumla ölüm arasın*da değişebilen bir özellik taşır.

    B) Bir sanatçının yapıtlarında anlattığı şey*lerin kaynağı, yaşadıklarından çok, ken*di yaratma gücüdür.

    C) Yaşamın zenginleşmesi, yüzyıllar boyu oluşan kültür birikimiyle gerçekleşir.

    D) Her yazar yaşamdan edinilen bilgi ve bi*rikimle beslenir.

    E) Bir sanatçının başarısı, yaşadığı günlerin hakkını verebilmesine bağlıdır.



    29. Edebiyat eğitimi ta başından beri yanlış yol*da bizde. Yetişme çağındakileri edebiyattan soğutucu, okuma isteklerini kırıcı bir progra*mımız var. Genelde edebiyat dersleri, edebi*yat tarihi biçiminde uygulanıyor. Türkoloji bölümünde yetişen öğretmenler, Divan ede*biyatı dönemine, "aruz"a takılıp takılıyor. Uy*gulama derslerinde, bir türlü Cumhuriyet dö*nemi edebiyatına gelemiyorlar...



    Bu parçanın bütününde vurgulanmak is*tenen aşağıdakilerden hangisidir?



    A) Okullardaki edebiyat programlarının tüm dönemleri kapsamadığı

    B) Edebiyat tarihi derslerinin verimsiz ve sı*kıcı geçtiği

    C) Gençlerin ilgisini çekmeyen ezberci bir edebiyat eğitimi verildiği

    D) Edebiyat eğitimi programlarının dar kap*samlı ve çok klasik olduğu

    E) Edebiyat eğitimine gereken önemin ve*rilmediği



    30. Cemal Süreya, benim aşağı yukarı bütün öy*külerimde kendi yaşadıklarımı, kendi serüve*nimi anlattığımı söylüyor. Onun bu sözlerin*de, bir doğrunun üzerine gidilmesinden çok öykülerimin içeriğine yöneltilmiş bir eleştiri var. Bunu da bir kusur gibi göstermek iste*miştir. Oysa Tolstoy, Dostoyevski, Gorki, Steinbeck, Kazancakis ve bizden Sait Faik, Orhan Kemal, Tarık Dursun K., Demir Özlü gibi yazarlar, hem yaşadıklarını, hem de ya*şamın geniş havuzunda toplanan insanlığın ortak birikiminden seçtiklerini koymuşlardır roman ve öykülerine. Şimdi bunlar kusurlu yazarlar mıdır?



    Bu parçada yazar aşağıdakilerden hangi*sine karşı çıkmaktadır?



    A) Roman ve öykünün sadece düş gücüyle oluşturulmasına

    B) Yaşamı olduğu gibi ele alan yazarların hor görülmesine

    C) Eleştirilerde eserden çok, kişiliğin hedef alınmasına

    D) Yaşamını sanatına yansıtan yazarların küçümsenmesine

    E) Edebiyat yapıtlarının içeriklerine göre değerlendirilmesine



    31. 12. yüzyılda, süslenecek metinin içeriğiyle uyumlu minyatürler yapılmaya başlandı. Baskı makinesinin bulunuşuna kadar Avru*pa'da çok güzel ve görkemli minyatürler ya*pıldı. Bundan sonra minyatür daha çok ma*dalyonların üzerine portre yapmak için kulla*nıldı. 17. yüzyıldan sonra fildişi üzerine yapı*lan minyatürler yaygınlaştı. Daha sonra min*yatür sanatına karşı ilgi azalmakla birlikte, dar bir sanatçı çevresinde geleneksel bir sa*nat olarak sürdürüldü.



    Bu parçada minyatürle ilgili olarak aşağıdakilerin hangisinden söz edilmemiştir?



    A) Her zaman aynı nesneler üzerine yapıl*madığından

    B) Nitelik değiştirerek varlığını yüzyıllarca sürdürdüğünden

    C) Kendisine duyulan ilginin zamanla azal*dığından

    D) Yapıldığı yüzyılı farklı özellikleriyle yan*sıttığından

    E) Bir dönem, verilen örneklerin çok etkile*yici olduğundan



    32. Ben, toplumsal ve bireysel yaşamlarımızdaki durumları, yaşamın gürültü patırtısını, uğul*tusunu, bulanık ve duru akışlarını atılgan, okuru allak bullak eden, hop oturtup hop kaldırtan bir dille anlatmayı görev edinmiş biriyim. Bu nedenle çevreme baktığımda be*ni izleyebilen ya da yaşamın bereketini öyküleştirmek amacıyla benim kadar didinen bir kimseyi göremiyorum. Bu yüzden bana yakın hiç kimse yoktur bizde; ama dünyada benim yakınlarında olmak istediğim yazarlar çoktur. Bunların en başlarında da Dostoyevski gelir.



    Aşağıdakilerden hangisi bu sözleri söyle*yen sanatçıyla ilgili bir özellik değildir?



    A) Dinamik ve çarpıcı bir üslupla yazmayı ilke edinme

    B) Değerinin zamanla anlaşılacağını düşün*me

    C) Başarılı yabancı yazarlara imrenme

    D) Öykülerinde yaşamdan değişik kesitler sunma

    E) Kendi alanındaki yazarların uğraşını kü*çümseme



    33..... Aynı zamanda roman, deneme, şiir ve

    makale de okur. Yabancı ülkelerdeki okur*larla bizim okurlarımız arasında bir benzerlik vardır. "Okuyucu, her şeyi okur." Bütün tür*lerin izleyicisi, seçicisi, yaşatıcısıdır o. Ve özel olarak bir öykü okuru yetiştirilmemiştir. Ayrıca, yetiştirilebilir mi bilmiyorum. Bunu tartışmak gerek.



    Düşüncenin akışına göre bu parçanın ba*şına aşağıdakilerden hangisi getirilmeli*dir?



    A) Öykü okuru, yerli ve yabancı ayrımı yap*maz.

    B) Öykü okuyucusu benim öykülerime ya*bancı değildir.

    C) Bizim okurumuz yalnızca düzyazı me*raklısı değildir.

    D) Bizim okurumuz sadece öykü okuyan bir okur değildir.

    E) Her öykücü kendi okurunu yetiştirir.



    34. Kültür yayıncılığımız, piyasa olmaktan çıkıp sektörleşme gayretleri içinde. O yüzden me*ta olan yayımlanıyor. Satabilecek şairler, ya*yınevi bulmakta zorluk çekmiyorlar. Benim durumum ayrı, ben dik başlı olduğum için cezalandırılıyorum. Benim ayarımda, hatta çok daha aşağılardaki şairlere teklif geliyor. Ama bana Allah'ın bir kulu teklifte bulunmu*yor. Benim bundan yakındığım anlaşılmasın. Son yıllarda üç ülkede kitabım yayımlandı. Gerekirse entelektüel göç yaparım, yine de boyun eğmem.



    Şairin bu sözlerinden, kendisiyle ilgili ola*rak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?



    A) Yayıncılık politikalarından memnun ol*madığı

    B) Tavır ve davranışlarından ödün vermedi*ği

    C) Kendisine yapılan haksızlıklardan şika*yetçi olmadığı

    D) Şiirle uğraşmayı her şeyin üstünde tut*tuğu

    E) Tutumundan dolayı cezalandırıldığını düşündüğü



    35. Edebiyatımızın daha da gelişmesi için sanat*çılar, işçinin, köylünün yaş***** daha çok katılmalı; oradan edinecekleri zengin izle*nimlerle yeni yapıtlar oluşturmalı. Köy yaşa*mının verilmesinde son yıllarda bir ölçüde başarılı olunmuş; ancak işçi yaşamı henüz yeteri kadar ele alınmamıştır. Genç sanatçı*ların buna yönelmeleri çok yerinde olacaktır. Ancak, bu sorunlara eğilecek sanatçıların estetik titizliklerini artırmaları gerekiyor. Bu noktada açık verenler, ne topluma ne de edebiyata yararlı olabilirler.



    Bu parçanın bütününde aşağıdakilerden hangisi vurgulanmaktadır?



    A) Genç sanatçıların toplumsal sorunlara duyarsız kaldıkları

    B) Estetik kaygıdan yoksun eserlerin, kalıcı olamayacağı

    C) Emeği anlatma amacı taşımayan eserle*rin edebi değerinin olmadığı

    D) Sanat değeri tartışılan eserlerin, toplu*ma yarar sağlamayacağı

    E) Edebiyatın, toplumsal sorunları günde*me tutmada önemli bir işlevi olduğu


    1)C 2)E 3)C 4)E 5)D 6)A 7)D 8)E 9)C 10)E 11)B 12)C 13) B 14)E 15)D 16)C 17)B 18)E 19)D 20)A 21)C 22)C 23)D 24)B 25)B 26)B 27)C 28)D 29)D 30)D 31)D 32)B 33)D 34)D 35)D


    PARAGRAF SORULARI

    1. Yabancı dillerin etkisinin artması, Türkçenin söz varlığını, söz dizimi özelliklerini olumsuz yönde etkiliyor. Divan Oteli demek dururken Hotel Divan, Marmara Oteli demek dururken The Marmara demek, Türkçenin sözdizimi özelliklerini zorlamaktır. Son zamanlarda bir de çeviri yoluyla anlatım türü ortaya çıktı. Sözler Türkçe, ama anlatım kalıbı yabancı kaynaklı... Doğru olmayan bu kullanışlar da yaygınlaşıyor: Çay içmek, kahve içmek yerine çay almak, kahve almak; özür dilerim yerine üzgünüm gibi kullanışlar bunlara sadece birkaç örnek. Türkçenin yapısına ve mantığına aykırı bu yanlışlardan kurtulmamız gerekiyor.



    Böyle düşünen bir yazar aşağıdakilerden hangisini söylemiş olamaz?



    A) Türkçenin yabancı dillerin etkisinden kurtulmalıdır.

    B) Yanlış kullanımlar dilimize zarar verir.

    C) Bazı anlatım kalıpları olduğu gibi çevrilmemelidir.

    D) Dilimizin kurallarına aykırı kullanımlardan kurtulmamız gerekir.

    E) Yabancı kaynaklı kullanımlar bir dilin zenginliğinin göstergesidir.



    2. Halit Ziya, eserlerinde insani değerleri esas aldığı için onun eserlerindeki kahramanlar insanı her yönüyle adeta kuşatır. Toplumun her kesiminden seçilen kahramanlar, yüzeysel bir şekilde tanıtılmaz. Yazar, kahramanlarının mizacı ve psikolojileri üzerinde yoğunlaşarak onların iyiye ya da kötüye doğru yönelişini tarafsız bir şekilde verir. Bunu yaparken de toplum gerçeklerini göz ardı etmez ve toplum gerçeklerini olduğu gibi yansıtmaya çalışır.

    Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Yazar, kahramanlarını gerçekçi bir şekilde tanıtmıştır.

    B) Yazar, kahramanlarını tanıtırken onların ruhsal yönleri üzerinde de durmuştur.

    C) Halit Ziya’nın eserlerinde toplumun her kesiminden insana rastlamak mümkündür.

    D) Yazar, kahramanlarını tanıtırken yan tutmaz.

    E) Halit Ziya’nın kahramanları ya tam iyidir ya da tam kötüdür.





    3. Alman dilinin gelenekçi söyleyiş kurallarının dışına çıkan Nietzsche, yazılarını bir şiir uyumu içinde yazar, aklından geçeni yazıya dökerken dil bilgisi kurallarını bir yana iter; aforizmalar şeklinde yazdığı eserlerinin büyük kısmı imalarla, düşüncelerine dair ipuçları ile doludur. Olumlu başladığı bir cümleyi ya da paragrafı olumsuz bitirir ya da olumsuz başlar, olumlu bitirir. Alaycı, iğneleyici bir anlatımı vardır.



    Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?



    A) Yazar dil bilgisi kurallarına uymamıştır.

    B) Yazılarında şiir uyumu görülmektedir.

    C) Gelenekçi söyleyiş kurallarının dışına çıkmıştır.

    D) Yazılarının gidişatında istikrarlı davranmıştır.

    E) Anlatımında kendi düşüncelerini de vurgulamıştır.







    4. Türk kültür hayatındaki son on-on iki yıllık gelişme cumhuriyetin kuruluşundan sonra yapılan reformlardan hız almıştır. Tanzimat döneminin reformlarıyla başlayan dönem Türkiye’de Doğu - İslam müesseseleriyle Avrupa’dan müesseselerin yan yana yaşadıkları bir geçiş dönemidir. Cumhuriyetin kuruluşuyla girişilen reformlar ise, Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası olan ikililiğe son vermiş, Türkleri kesin olarak batı kültürü ve medeniyeti çevresine sokmuştur.



    Yukarıdaki paragraftan “Türk kültür hayatı”yla ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?



    A)Cumhuriyet döneminde yapılan reformlar bazı

    alanlarda ikililiğe yol açmıştır.

    B)Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Doğu-Batı kültür

    öğeleri bir arada devam etmiştir.

    C)Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat’tan sonra ikililik yaşanmıştır.

    D)Türkiye’de yaşanan ikililik Türklerin batı kültürü ve

    medeniyeti çevresine girmesini zorlaştırmıştır.

    E) Kültür hayatımızdaki gelişmeler cumhuriyetten

    sonraki reformların sayesinde olmuştur.





    5. Çağdaşları arasında en büyük şairdi Atilla İlhan. Kendi alanında bir virtüözdü. Ama artık yok! Şiirlerindeki serbestlik, rahatlık ve ne olursa olsun doğruluk… Çoğu şairde göremeyeceğimiz bir üslup… Lise sıralarına yazılan iki satırı, şiir diye okuyan toplumumuzda bu ne büyük acıdır(!) Allah’ın rahmeti üzerine olsun...

    Yukarıdaki parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

    A.Şair Türk edebiyatının en büyük şairiydi.

    B.Doğruluktan yana olan bir şairdi.

    C.Üslubu birçok şairden farklıdır.

    D.Toplumumuzda şairin değeri bilinmemiştir.

    E.Kendi alanında önde gelen bir şairdir.





    6. Türkçenin şu andaki en önemli sorunu, dildeki yabancı öğelerin artmasıdır. Her dilde yabancı kökenli söz vardır. Hiçbir dil saf değildir. Türkçe de pek çok dile söz vermiş, pek çok dilden söz almıştır. Türkçenin verdiği sözler de vardır. Bunlardan en ilgi çekici olanı son zamanlarda dilimize giren kiosk’tur. Bu söz Türkçeden İngilizceye geçen köşk sözüdür. İngilizcede kiosk biçimine dönüşmüş ve bizim sözümüz bu defa farklı bir anlamda karşımıza çıkmıştır. Dildeki yabancı sözlerin bir ölçüsü olma-lıdır. Bu ölçü dilin kimliğini bozacak derecede olmamalı- dır.Dil gerek duyduğu sözleri,karşılık bulunmaması durumunda yabancı dillerden aynen veya ses değişikliğine uğratarak alır.

    Yukarıdaki paragraftan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

    A.Türkçeden yabancı dillere sözcükler verilmiştir.

    B.Dilimize giren sözcükler dilimizin yapısını bozacak derecede olmamalıdır.

    C.Yabancı dillere geçen sözcükler değişime uğrayarak tekrar karşımıza çıkmıştır.

    D.Dilimize yabancı sözcükler girmemelidir.

    E.Yabancı sözcük kullanmayan hiçbir dil yoktur.



    7. Klasik sözcüğü, üzerinden çok zaman geçtiği halde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak gösterilen eserler için kullanılır. Klasikler, edebiyatı edebiyat yapan gerçek değerlerdir. Böyle önemli eserlerin sahnelenmeleri çok dikkatli bir çalışma gerektirir. Eserin özüne, ruhuna, geçtiği çağa, metinde yaratılan atmosfere ve dil yapısına sadık kalmak esastır. Klâsikler çinko, kalay, bakır değildir, onlar altındır,24 ayar altın. Altına altın muamelesi yapmak ve meseleye bir sarraf hassasiyetiyle yaklaşmak gerekir.

    Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir.



    A.Klasik eserler kalıcı eserlerdir.

    B.Klasikler edebiyatın temel taşlarıdır.

    C.Klasik eserler sahneleneceği zaman eserin genel

    yapısının bozulmamasına dikkat edilmelidir.

    D.Günümüzdeki klasikler gelecekte de varlığını

    sürdüreceklerdir.

    E.Klasikler değerlendirmeye alınırken çok hassas

    davranılmalıdır.





    8. Dil değişimine inananlar, ona yürekten katılanlar; evimizde oturup düzgün uyaklı, Nedim ağzından gazeller yazarak kendimizi ve iki üç bağımlıyı eğlendirmek hevesinde değiliz. Bizim bütün düşüncemiz, derisi katılaşmış eline sapanını tutan,çatlak topuklu,çorapsız ayağıyla Türk topraklarının göbeğine basan yurttaşlarımızın söylediğini anlamak, istediğini yapmak, yapmasını istediğimizi ona kolayca anlatmaktır.



    Böyle söyleyen bir yazar için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?



    A) Nedim ağzından gazeller yazmak istemektedir.

    B) Halkın kendisini kolayca anlamasını istemektedir.

    C)Dilin değişiminin halkı zor durumda bıraktığını düşünmektedir.

    D.Halkın üst tabakasına seslenmeyi yeğlemektedir.

    E.Dilin değişmemesi taraftarıdır.



    9. Kadınların gerçek yüzünü saklayıp makyaj yapmalarını modern toplumun, çağdaş insanın kadın üzerindeki baskısı olarak görüyorum. Bu baskı altında kadınlar hep kendini saklamak, kendini insanlara beğendirmek zorunda kalmıştır. Kadınların bu baskıdan kurtulması, ancak toplumun kadına bakış açısının değişmesiyle mümkün olacaktır.

    Yukarıdaki paragraftan aşağıdakilerden hangisi çıkarılabilir?

    A) Toplumsal bir sorun olan makyaj, kadınları toplumda

    küçük düşürmektedir.

    B) Kadınlar, makyaj yaptıklarında kendilerini daha

    güzel hisseder.

    C) Makyaj yapımıyla toplumsal anlayış arasında bir bağ

    vardır.

    D) Eski çağlardan bu yana toplum, kadınlar her zaman

    ön planda olmuştur.

    E) Kadın gerçekten güzelse onun makyaj yapmasına

    gerek yoktur.





    10. Batılılaşmak Osmanlı’dan miras kalan ve Türkiye’nin de bir türlü dindiremediği iki yüzyıllık bir sancı. İçinde bulunduğumuz günler, bu sancıyı azaltmak için en somut adımların atıldığı bir tarihsel dilime rastlıyor. Avrupa Birliği’ne katılmak amacıyla peş peşe uyum yasaları çıkarıldı, yıllardır yaşadığımız antidemokratik uygulamaları kınayanlar Avrupa Birliği taraftarlarının katılımıyla artıyor, Türkiye’de Avrupa Birliği’nin getireceği ekonomik artılar ve eksiler tartışılıyor. 3 Ekim’den sonra müzakerelerin başlamasıyla ve tam üyelik vizesinin alınmasıyla her şey su yüzüne çıkacaktır.

    Yukarıdaki parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

    A) Batılılaşma yalnızca Türkiye’nin sorunu değildir.

    B) Günümüzde Avrupa Birliği için bazı adımlar atılmaktadır.

    C) Avrupa Birliği’nde Türkiye’nin tam üyeliğinin artıları ve eksileri tartışılmaktadır.

    D) Batılılaşma süreci iki yüz yıl öncesine dayanmaktadır.

    E) Avrupa Birliği taraftarları Türkiye’deki antidemokratik uygulamaları kınamaktadır.





    11. Zavallı Osmanlıca! Ne kadar kolay yıkılıp gitti. Selanik’te başlayan, kökenini halkın dil bilincinde ve konuşma dilinde bulan sade lisan akımı, beslenip gelişerek, yirmi yılda Osmanlıcayı tahtından indirdi. Yüzyıllar içerisinde oluşmuş bir yazı dilinin bu kadar kolaylıkla ortadan kalkması üzerinde yeterince durulduğunu, bu olgunun yeterince incelendiğini sanmıyorum.



    Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?



    A) Osmanlıca kısa bir süre içerisinde ortadan kalkmıştır.

    B) Sade dil akımı konuşma diline yakındır.

    C) Osmanlıca çok geniş bir coğrafyada kullanılmıştır.

    D) Osmanlıcanın oluşumu kısa bir zaman almıştır.

    E) Osmanlıcanın yıkılması üzerinde fazla durulmamıştır.





    12. Az gelişmiş milletlerin geri kalma sebepleri incelendiğinde, insanlarının milli ve çağdaş ihtiyaçlara göre eğitilmemiş olduğu görülür. Gelişmiş milletlerin gücü ekonomi, endüstri ve ticaretteki başarılarından çok eğitilmiş, vasıflı iş gücünden ileri gelir. Çünkü maddi güçler bir gün kaybedilebilir. Onun için bir ulusun yaptığı en iyi yatırım eğitime yaptığı yatırımdır.

    Böyle düşünen bir yazara göre bir milletin gelişmesi aşağıdakilerden hangisine bağlıdır?

    A) Gelişmiş milletlerle iyi ilişkiler kurulmasına

    B) Ticarette yeni atılımlar yapılmasına

    C) Ekonomik alanda reformlara

    D) Eğitim seviyesinin yükseltilmesine

    E) Sanayileşme hızının arttırılmasına





    13. Türk cumhuriyetlerinde, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra yeni bir süreç başlamıştır. Beş Türk cumhuriyeti bağımsız olmuş, diğerleri de daha serbest hareket edebilme imkânlarına kavuşmuştur. Nitekim bunun etkisi de kısa zamanda görülmeye başlanmıştır. 1991’de Azerbaycan, 1993’te Türkmenistan ve Özbekistan, 1994’te de Karakalpakistan Lâtin alfabesine geçme kararı almıştır. Bu ülkelerde yeni alfabeye geçiş kademeli olarak uygulamaya konmuştur. Diğer yandan Kırım Türkleri ile Gagavuzlar da Lâtin alfabesine geçerek bazı süreli yayınlarını yeni alfabeyle basmaya başlamışlardır.

    Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

    A) Bazı Türk cumhuriyetleri serbest hareket etme imkânına kavuşmuştur.

    B) Latin alfabesine geçiş bu devletlerin daha kolay edebi ürünler ortaya koymasını sağlamıştır.

    C) Bazı ülkelerde yeni alfabeye geçiş aşamalı olarak uygulamaya konmuştur.

    D) Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra bazı Türk cumhuriyetleri bağımsız olmuştur.

    E) Sovyetler Birliğinin dağılması Türklerin yeni alfabeye geçişi için bir fırsat olmuştur.





    14. Gelenekler, bireysel yaratıcılık, grup farklılaşması ya da değişen koşullara uyarlanma zorunluluğundan ileri gelen değişme dinamiği ile çatışır. Bu durum nesil farklılaşmasına neden olur. Ama aynı zamanda da değişimle uzlaşır. Çünkü gelenekler değişmeyi, gecikmeli de olsa, giderek özümler. Bugünün değişimleri, yarının gelenekleri olur.

    Yukarıdaki paragrafta “gelenek” ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?

    A) Geleneklerin değişimle çatışması nesiller arası kopukluğa neden olabilir.

    B) Gelenekler de zamanla değişebilir.

    C) Değişimin başlıca nedenleri yaratıcılık ve farklılaşmadır.

    D) Gelenekle değişim bazı noktalarda zıt düşebilir.

    E) Gelenekler değişen koşullara çabuk uyum sağlar.





    15. Bilimde, teknolojide yaşanan gelişmeler dile de yansır. Yeni kavramlara, yeni ürünlere dilimizin kaynaklarından yararlanarak karşılık bulmamız gerekir. Türkçe söz köklerinden işlek eklerle yapılan yeni türetmelerle dilin söz varlığı zenginleştirildiği gibi, aynı yolla dile kazandırılacak terimlerle Türkçenin bilim dili olarak gelişmesine katkıda bulunmuş olacağız. Aksi halde dilimiz yabancı dillerin baskısı altında kalarak benliğini yitirir. Benliğini yitirmiş bir dilin milleti de yok olmaya mahkumdur. Bu konuda aydınlara ve özellikle dil araştırmacılarına büyük görevler düşmektedir.

    Böyle düşünen bir yazar aşağıdakilerden hangisini söylemiş olamaz?

    A)Teknoloji ve dil ilişkisi göz ardı edilemez.

    B) Yapılan yeni türetmeler dilimizi zenginleştir

    C) Teknolojinin yeni ürünlerine Türkçe karşılıkların bulunması Türkçenin bilim dili olmasını sağlar.

    D) Bilim dili olan Türkçenin yeni kelimeler türetmesine gerek yoktur.

    E) Teknolojiye paralel olarak yeni kelimeler türetmek dilimizi yabancı dillerin baskısından kurtaracaktır.



    Cevap anahtarı

    1.E 2.E 3.D 4.C 5.A 6.D 7.D 8.B 9.C 10.C 11.D 12.D 13.B 14.E 15.D






    beerin bunu beğendi.
  3. Moderatör Sevgi

    Moderatör Sevgi Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    13 Aralık 2010
    Mesajlar:
    630
    Beğenileri:
    1.190
    Ödül Puanları:
    0

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    arkadaşlar benim paragraf bilgisi konusundan teste ihtiyacım var her bir konudan bir test olursa yeter.şimdiden teşekkürler
    Genişletmek için tıkla...
    1. Yazarın anlatımındaki yalınlığın en güzel örneklerini öykülerinde buluruz. Yansıttığı kişi, toplum ve doğa gerçeklerini bu yalınlıkla etkileyici kılar. Kuşkusuz bunda kullandığı dilin önemli bir payı olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Yarattığı çağrışımlar, anlatımındaki yalınlık ve etkileyicilik onu özgün kılar.
    Bu parçada sözü edilen yazarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
    A) Eserlerinde anlattığı kişileri, toplumu ve doğayı, anlatımındaki yalınlık, etkileyici hale getirir.
    B) Anlatımındaki yalınlığın en güzel örneği öykülerinde görülür.
    C) Eserlerinde yansıttığı her şeyin etkileyici olmasında kullandığı dilin önemli bir etkisi vardır.
    D) Yazar eserlerinde kendinden hareketle toplumu ve doğayı ele almaktadır.
    E) Eserlerinde oluşturduğu çağrışımlar ve anlatımının etkileyiciliği yazarı farklı kılar.

    2. Onun öyküsünü özgün kılan yanlardan biri hatta en önemlisi öykü kurgusundaki uygulamalarıdır. Dili kullanımındaki yetkinliği; yalın, samimi, şiirsel bir anlatımla bunu pekiştirmesi özgünlüğünün bir başka yanı olarak nitelendirilmelidir. Kısa ve yalın cümleler kurar. Uzun uzun, ayrıntılarıyla anlatmaz anlatacağını. Sezdirir, çağrıştırır, bir kesit sunar. Bağlantıyı okura kurdurur.
    Yukarıdaki parçada anlatılan yazarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
    A) Öykü kurgusundaki uygulamalarının onun öyküsünü özgün kıldığına
    B) Öykülerinde olayları ayrıntısına inmeden kısa ve yalın cümleler kurarak anlattığına
    C) Öyküdeki olayların ayrıntılarını okuyucunun sezmesini istediğine
    D) Dili kullanmadaki ustalığını içten ve şiirsel bir anlatımla pekiştirdiğine
    E) Öykülerinde kullandığı dilin herkesin anlayabileceği nitelikte olmadığına

    3. Alman dilinin gelenekçi söyleyiş kurallarının dışına çıkan Nietzsche, yazılarını bir şiir uyumu içinde yazar, aklından geçeni yazıya dökerken dil bilgisi kurallarını bir yana iter; aforizmalar şeklinde yazdığı eserlerinin büyük kısmı imalarla, düşüncelerine dair ipuçları ile doludur. Olumlu başladığı bir cümleyi ya da paragrafı olumsuz bitirir ya da olumsuz başlar, olumlu bitirir. Alaycı, iğneleyici bir anlatımı vardır.
    Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
    A) Yazar dil bilgisi kurallarına uymamıştır.
    B) Yazılarında şiir uyumu görülmektedir.
    C) Gelenekçi söyleyiş kurallarının dışına çıkmıştır.
    D) Yazılarının gidişatında istikrarlı davranmıştır.
    E) Anlatımında kendi düşüncelerini de vurgulamıştır.

    4. Yazarımız betimlemelerin canlılığı ve etkileyiciliğiyle dikkat çekmekteydi. Bu etkiyi sağlayan, yazarın betimleme cümlelerinde eksik ya da fazla herhangi bir sözcüğün bulunmamasıydı. Kazara dizgide bir sözcük atlanmış olsa eksiklik anında fark edilirdi. Ya da fazlada bir bağlaç yer alsaydı, betimlenen varlığın özelliğinde bir değişiklik, farklılık sezilirdi. Zaman zaman da rastlardık bu tür aksamalara. Bu nedenle bu yazarımızın öykülerini dergimizde yayımlamadan önce titizlikle okur, dizgicimizi özellikle uyarır, kimi zaman da dizgi sırasında başında durur, yazdıklarını kontrol ederdim.
    Parçada sözü edilen yazarın anlatım özelliği aşağıdakilerden hangisidir?
    A) Yalınlık B)Açıklık C) Duruluk D) Özlülük
    E) Özgünlük

    5. Bu dönem yazarları, Fransız edebiyatından yaptıkları çeviri ve uyarlamalarla tanınır. Çünkü Batı’ya açılan Osmanlı Devleti, Avrupa’ya öğrenciler gönderir. Bu öğrenciler, yeni metin türlerini tanır; bu türlerde yazılmış eserleri dilimize aktarırlar. Kendi eserlerini yazabilmeleri için en az bir kuşaklık zamanın geçmesi gerekecektir. Yani bu dönem yazarların kendilerine özgü eserler verememesi doğal sayılmalıdır.
    Metinde sözü edilen yazarlarda bulunmayan anlatım özelliği aşağıdakilerden hangisidir?
    A) Açıklık B) Doğallık C) Özgünlük D) Yalınlık
    E) Duruluk

    6. Rivayete göre Yunus Emre ile Mevlana görüşürler. Mevlana, Yunus Emre’ye Mesnevi’yi okur. Mesnevi’yi sonuna kadar dinleyen Yunus, “İyi söylemişsin de çok uzun olmuş.”der. Mevlana: “Sen olsaydın nasıl söylerdin?” deyince, Yunus şöyle der: “Ete kemiğe büründüm/ Yunus diye göründüm.”
    Yunus Emre’nin söylemi anlatım ilkelerinden hangisiyle ilgilidir?
    A) Açıklık B) Duruluk C) Yalınlık
    D) Özlülük E) Sağlamlık

    7. ….. Gerektiği yerde gerektiği kadar sözcük… Metinde anlam, tanımlamalarla, çağrıştırmalarla, örneklemelerle değil, tek başına kullanılan sözcüklerle ortaya konuyor. Her tutum, her davranış, her oldu, her nesne ayrıntılara inilmeden onu en iyi anlatan sözcükle veriliyor.
    Bu parçanın başına düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
    A) Yazılarının sözcük örgüsü büyük bir değişkenlik gösteriyor.
    B) Değişik anlatım biçimleri kullanmaktan kaçınıyor.
    C) Yazılarında en az sözcükle en çok şeyi anlatma ilkesine bağlı kalıyor.
    D) Sözcükleri, temel anlamları kadar yan anlamlarıyla da kullanmaya çalışıyor.
    E) Söylediklerinin kolay anlaşılır olmasını istemiyor.

    8. Bu yazarın sözlerinde bir eğretilik var. Sanki, hiçbir söz kendisine ait değil. Duygularını, düşüncelerini yapmacıksız anlatamıyor, bu nedenle de okuyucuyu sarmıyor anlattıkları. Yazar, kendi cümleleriyle yazmayı küçümsüyor olsa gerek. Oysa, iyi bir anlatımda aranan en önemli özelliklerden biri de içten geldiği gibi, içte doğduğu gibi aktarma değil midir?" diyen bir eleştirmenin sözünü ettiği yazarın anlatımında bulduğu eksiklik nedir?
    A) etkililik
    B) yalınlık
    C) yoğunluk
    D) açıklık
    E) doğallık

    9. Şiirin çapraşık ve kat kat atkılarla dokunması, anlamın yok edilmesine yönelik değildir. Bu, nesnenin çok yönlülüğünü tek kumaş üzerinde toplayabilmek için yapılmış olabilir. Şair, anlamı ve imgeleri basamak sözcükler arasına çok iyi serpiştirdiği için, şiir bize çok karanlık ya da kapalıymış gibi gelebilir.
    Parçada sözü edilen özellik, aşağıdakilerden hangisi ile adlandırılabilir?
    A) bütünlük
    B) etkililik
    C) yoğunluk
    D) yalınlık
    E) akıcılık

    10. Şiirlerim her sözcükte ille de şiir olduklarını bildirmezler. Hiçbir yorumu gerektirmezler. Ne bilmecedir, ne de tuzak. Sırları kolay çözülse bile güzellikleri kalır. Başka şiirleri çağrıştırmazlar. Sözcüklerin yerindeliği, dizelerin arılık ve kısalığı, bitmeyen bir söyleşi gibi sürüp gitmesini sağlar onların.
    Bu parçada şair, şiirleriyle ilgili olarak aşağıdakilerin hangisinden söz etmemiştir?
    A) açıklığından
    B) duruluğundan
    C) özgünlüğünden
    D) akıcılığından
    E) yoğunluğundan

    11. Ömer Seyfettin'in öykülerindeki olaylar doğadaki olaylardan daha seçkin ve özeldir. Kendini göstermek istemediği halde hemen sezilir. İnsana: Bu, "Ömer Seyfettin'in kaleminden çıkmıştır." dedirtir. İşte onun sanatı!..
    Bu parçaya göre, Ömer Seyfettin'in ağır basan niteliği aşağıdakilerden hangisidir?
    A) yaratıcılık
    B) etkileyicilik
    C) çok yönlülük
    D) olağanüstülük
    E) özgünlük

    12. Yazarın bu son yapıtı, buzdağı gibi; asıl önemi, göründüğünden daha derinde olmasında yatıyor. Beklenmedik bir anda çarpıyor insanı, insanın düşüncesini tuzla buz ediyor.
    Bu parçada sözü edilen yapıtta, aşağıdaki niteliklerden hangisi olmayabilir?

    A) düşündürücülük
    B) derinlik
    C) yoğunluk
    D) nesnellik
    E) etkileyicilik

    13. Bu köşedeki yazıları okuyup bitirdiğinizde, "Yazar ne demek istiyor?" diye, sormadan edemiyor insan. Oysa, bu tür yazılarda aranan ilk özellik, böyle bir soruyu sordurmamak olmalıdır. Okuyucu, bulanık ifadelerle yorulmamalı, anlatılmak isteneni kolayca kavramalıdır." diyen bir eleştirmenin sözünü ettiği yazılarda bulduğu eksiklik nedir?
    A) akıcılık
    B) sadelik
    C) açıklık
    D) özgünlük
    E) doğallık

    14. Melih Cevdet'in "Kolları Bağlı Odysseus" şiiri beni heyecanlandırdı, düşündürdü; ama rahat etmedim, edemedim bu şiirle. Etseydim belki o kadar çok okumazdım. Dizeleri, görüntüleri, istedikçe anımsardım. Oysa, bu şiirde bazı dizeler her okunuşta başka bir anlam kazanıyor. Her okuyuşumda ilk kez okumuş gibi oluyorum onları.
    Bu sözleri söyleyen okur, sözünü ettiği şiirin özellikle hangi niteliğini vurgulamaktadır?
    A) akıcılık
    B) etkileyicilik
    C) yoğunluk
    D) doğallık
    E) içtenlik

    15. Edebiyat kültürünün ve edebiyat zevkinin en şaşmaz ölçütü, "edebiyatsızlık" tır. "Edebiyat" tan kaçınmak, "edebiyat" yapmamak; çıplak sözün sırrına ermiş bulunmak. İşte gerçek edebiyatın ana koşulu.
    Yazarın gerçek edebiyatın ana koşulu saydığı özellik, aşağıdakilerden hangisiyle adlandırılabilir?
    A) bütünlük
    B) açıklık
    C) etkililik
    D) akıcılık
    E) yalınlık

    16. Hoşlandığım bir kitap oldu mu ondan söz ederim. Ayrıca, başkalarına da onu iletmek isterim. Bunu yaparken bir iletiye bağlanmadığım gibi, yargılarımın kesin ve şaşmaz olduğunu da ileri sürmem.
    Kendisinden böyle söz eden bir eleştirmenin en belirgin niteliği, aşağıdakilerden hangisidir?
    A) nesnellik
    B) yüzeysellik
    C) öznellik
    D) tutarlılık
    E) doğallık

    17 Kimi şiirle tek bir yolculuğa çıkabilirsiniz, çıkabilirseniz eğer. Oysa, bu ozanın şiiri bir tek sözcükle bile okuru binlerce yolculuğa çıkartabiliyor. Kullandığı sözcükler, bizim sözcüklerimiz, ama o, onları kendi sesiyle söylemiş, kişiliğinin damgasını vurmuş sözcüklere.
    Parçada sözü edilen ozanın şiirlerindeki en belirgin özellikler, aşağıdakilerin hangisidir?
    A) doğallık - özgünlük
    B) yalınlık - doğallık
    C) yoğunluk - özgünlük
    D) doğallık - yalınlık
    E) akıcılık – duruluk

    18 Bu yazarımız süslü, duygu yüklü bir anlatımdan kaçınıyor. Ayrıca yazılarını, uzun ve yöntemli incelemelerle derinleştirmemesi, anlatımının daha rahat izlenmesini ve daha kolay anlaşılmasını sağlıyor; ama bu tutumu, yazdıklarının "keten helvası" gibi tatlı yenen, fakat yiyeni çoğunlukla doyurmayan bir niteliğe bürünmesine de yol açıyor." diyen bir eleştirmenin sözünü ettiği yazılarda bulduğu eksiklik nedir?
    A) yalınlık B) yoğunluk C) açıklık D)Etkililik A)akıcılık

    CEVAP ANAHTARI
    1-D
    2-E
    3-D
    4-C
    5-C
    6-D
    7-C
    8-E
    9-C
    10-E
    11-E
    12-D
    13-C
    14-C
    15-E
    16-C
    17-C
    18-B

    Ben bunları bulabildim umarım işine yarar :shy:

Sayfayı Paylaş