partenogenez ve konjugasyon

Konu 'Biyoloji 10. Sınıf' bölümünde 10fenb tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. 10fenb

    10fenb Üye

    Katılım:
    28 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    bu konuyla ilgli okulda sunum yapıcam da elinde ayrıntılı bilgi olan varsa acil benle paylaşabilirmi şimdiden saoln
  2. Cixx

    Cixx Üye

    Katılım:
    16 Kasım 2009
    Mesajlar:
    1.026
    Beğenileri:
    314
    Ödül Puanları:
    0
    Konjugasyon: Yan yana gelen iki canlı arasında geçici bir stoplazmik köprü kurulur ve kurulan stoplazma köprüsü üzerinden DNA geçişi sağlanır. Bu eşeyli üreme şekli bakterilerde ve terliksi hayvanlarda görülür.

    Partenogenez: Canlının dişi üreme hücresinde dölleme olmadan mitoz bölünme ile yeni bir bireyin oluşmasına partenogenez üreme denir. Bu üreme çeşidinde yumurta n krmozomlu ise oluşan yeni birey de n kromozomludur. Bu üreme şekli arılarda, su pirelerinde, karıncalarda ve bazı kelebeklerde görülür.

    bunada bak..:)
    mnnr ve 10fenb bunu beğendi.
  3. masum_gulus

    masum_gulus Üye

    Katılım:
    16 Kasım 2008
    Mesajlar:
    619
    Beğenileri:
    388
    Ödül Puanları:
    0
    Partenogenez
    '''Partenogenez''' ''döllenmesiz üreme''. Gerek hayvanlarda, gerek bitkilerde döllenmemiş bir dişi gametin gelişip yeni bir birey meydana getirmesine denir. Bu açıdan partenogenez ile daldırma, çelik ya da tomurcukla üreme gibi doğrudan doğruya üremeleri birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü bu çeşit üremelerde döllenme yoktur, ancak başlangıç hücresi diğer somatik sağlayan hücreler cincel üreme hücreleri(dişi ve erkek gamet) değildir.



    Partenogenez hakkında ansiklopedik bilgi
    Partenogenez döllenmesiz üreme. Gerek hayvanlarda, gerek bitkilerde döllenmemiş bir dişi gametin gelişip yeni bir birey meydana getirmesine denir. Bu açıdan partenogenez ile daldırma, çelik ya da tomurcukla üreme gibi doğrudan doğruya üremeleri birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü bu çeşit üremelerde döllenme yoktur, ancak başlangıç hücresi diğer somatik sağlayan hücreler cincel üreme hücreleri(dişi ve erkek gamet) değildir.

    Partenogenezin de birçok çeşidi vardır. En katkısız partenogenez, erkeği olmayan türlerde (daphnia) ya da çok az erkeği bulunan türlerde (phasma) görülen partenogenezdir. Partenogenezin en çok görülen biçimlerinden biri mevsimlik olanıdır. Asma biti başta olmak üzere birtakım bitkileri yazın çiftleşmezler, dişiler doğrudan doğruya yumurtla ve bunlardan yeni yavrular oluşur, ama kışa dayanıklı yumurtalar yumurtlamak için sonbaharda çiftleşirler. Arılarda ( bal arısı) anaarı ilk çiftleşme uçuşunda edinip sperma kesesinde biriktirdiği erkek gametlerle kendi yumurtalarını döllendirerek peteklere bırakır ve yıllarca (en çok beş yıl) bunlardan dişi olan işçi arılar doğar. Arada bir döllemediği yumurtalardan erkek arılar oluşur. Sperma kesesinde hiç sperma kalmadığı zaman yurtladıklarındansa hep erkek arılar doğar. O zaman arıcılar bu yaşlı anaarıları yakalayıp kovandan atarlar. Deneysel olarak da laboratuvarlarda pek çok partenogenez halleri yaratılmıştır (Leob Delage, Bataillon vb.). Bunlarda görülen ilginç ve ortak yan, herhangi bir şekilde uyarılan (iğne ile çizme, bir noktasını delme vb.) her yumurtanın harekete geçerek çoğalmaya başlamasıdır.
    Partenogenez olayı insanlarda da olabilir mi?
    thumb|left|Erik Çiçeği üzerinde bir Bal Arısı Partenogenez, eşeyli üreme tipleri altında sınıflanmasına karşın, aslında gerçek bir eşeyli üreme karakteri taşımıyor (Eşeyli üreme altında sınıflanmasının nedeni, mayoz bölünmeyle oluşan bir eşey hücresinin bu süreçte yer alması). Yumurta hücresi döllenme olmaksızın gelişiyor ve bu nedenle de haploid (n sayıda kromozom taşıyan) bir birey meydana geliyor. İnsanda tek bir kromozomun bile haploid olarak kalıtlanması, fizyolojik ve patolojik bazı sendromların hatta bazen de lethal (öldürücü) özelliklerin ortaya çıkmasına neden olduğu için, partenogenetik bir üreme bizler için söz konusu değil. Bu konuda bazı çalışmalar yapılmış olmasına karşın, henüz başarılı bir sonuç alınamadı. Tavşanlarda partenogenez ise, 1936 yılında Gregory Pincus adlı araştırmacı tarafından çalışıldı. Isı değişikliği ve kimyasal ajanlarla uyarılan tavşan yumurta hücreleriyle yapılan bu çalışma, henüz memeliler konusundaki tek örnek.


    konjugasyon
    konjugasyon hücre teması yoluyla bakteriler arasında genetik malzeme aktarımıdır. Transformasyon ve transdüksiyon gibi bu da bir yatay gen transferi mekanizmasıdır. Bakteriyel konjügasyona, çoğu zaman hatalı olarak cinsel birleşmenin veya üremenin bir benzeri olarak değinilir. Oysa bu süreç cinsel değildir, çünkü eşey hücrelerinin birleşip bir zigot oluşturmasıyla ilişkisi yoktur. Olay verici bir hücreden alıcı bir hücreye genetik malzeme aktarımından ibarettir. Konjügasyon olabilmesi için verici bakterinin konjugatif, yani hareket ettirilebilir bir genetik unsura sahip olması gerekir, bu çoğu zaman bir konjugatif plazmittir. Çoğu konjugatif plazmid, alıcı hücrede benzer bir plazmidin olmadığını ağlayacak bir sisteme sahiptir. Aktarılan genetik bilgi alıcı hücreye bir yarar sağlayabilir, örneğin ona antibiyotik direnci verebilir veya ortamda bulunan bir besin maddesini daha iyi sindirmesini sağlayacak bir enzim sentezlenmesini sağlayabilir. Ancak, bu genetik elemanlar bakterinin genetik parazitleri olarak, konjugasyon da bu elemanların kendini yeni konaklara aktarmak için evrimleştirmiş olduğu bir mekanizma olarak da görülebilirler. Mekanizma right|thumb|350px|Bakteriyel birleşmenin şematik gösterimi. 1- Verici hücre pilus oluşturur. 2- Pilus alıcı hücreye bağlanır, iki hücreyibiraraya getirir. 3- Plazmid çentiklenir, iki sarmallı olan DNA'nın bir sarmalı alıcı hücreye aktarılır. 4- Her iki hücre plazmidlerini çift sarmallı olacak şekilde tamir ederler, alıcı hücre kendi pilusunu oluşturur. Aktarılan plazmid bakteriye yeni yetenekler sağlayabilir. Artık her iki hücre de vericidirler. Konjugatif plazmidlerin prototipi F-plazmididir, F-faktörü olarak da bilinir. F-plazmidi 100 kilo baz çifti uzunluğunda bir epizomdur, yani bakteri kromozomuna entegre olabilen bir plazmittir. Kendi ikileşme merkezine (İng. origin of replication) sahiptir, bunun adı oriT 'dir. Bir bakterinin entegre olmuş veya serbest tek bir F plazmidi olabilir, bu durumda bakteriye F-pozitif denir. Başka genetik bilgilerin yanısıra F-plazmidi tra ve trb adlı konumlarına ( locus) sahiptir. Bunlar toplam 33 kilo baz çifti uzunluğundadır ve 40 genden oluşurlar. Tra konumu pilin geni ve denetleyici genlerden oluşur, bunlar sayesinde F-negatif bakterilere bağlanabilen piluslar oluşur. Mekanizmanin ayrıntıları hâlâ tartışilmakla beraber, DNA'nın pilu içinden geçmediği, tra ve trb konumlarında kodlanan başka proteinlerin hücreler arasında bir kanal açtığı zannedilmektedir. Konjugasyon başladığında relaksozom adı verilen bir protein kompleksi, transfer merkezi olan oriT 'de DNA'ya bir çentik atar. F-plazmid sisteminde relaksozom TraI, TraY, TraM ve konak faktörü IHF'den oluşur. Transfer olan T sarmalı cift sarmaldan ayrışıp alıcı bakteriye 5' ucundan 3' ucuna doğru aktarılır. Kalan sarmal ikileşir, ya konjugasyondan bağımsız olarak (vejetatif ikileşme, oriV 'den başlar) ya da konjugasyonla birlikte (konjugatif ikileşme, lambda fajın döner çember (rolling circle) ikileşmesine benzer şekilde). Eğer F-plazmid konak genome entegre olursa vericinin kromozom DNA'sı plazmid DNA'sı ile beraber aktarılabilir. Kromozomla DNA'nın ne kadarını aktarıldığı iki bakterinin ne süreyle temas halinde kaldıklarını bağlıdır. E. coli 'nin laboratuvarda çalışılan suşları için bütün bakteri kromozomunun transferi yaklaşık 100 dakika tutar. Aktarılan DNA rekombinasyon yoluyla alıcı genoma entegre olabilir. Entegre olmamış F plazmidli bir hücre kültüründe genelde birkaç hücrede plazmid kromozoma entegre olmuştur, bunlar bu tür kültürlerde seyrek olarak gözlemlenen kromozomal gen transferlerinden sorumludur. Entegre F-plazmidi olan bakteri suşları izole edilip saf kültür olarak çoğaltılabilirler. Bu suşlar kromozomal genleri çok verimli bir şekilde aktarabildikleri için Hfr (İngilizce high frequency of recombination, yüksek rekombinasyon frekansı) olarak adlandırılırlar. E. coli genomunun haritalanması için ilk kullanılan yöntem "durdurulmuş çiftleşme" (interrupted mating) deneyleri olmuş, bunlarda konjugasyon yapmakta olan çeşitli Hfr hücreleri 100 dakika tamamlanmadan evvel alıcı hücrelerden kopartılmış, sonra da hangi genlerin aktarıldığına bakılmıştı.




    10fenb bunu beğendi.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş