Peygamberimizin Geleceğe Dair Verdiği Haberler

Konu 'Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)' bölümünde Persephone tarafından paylaşıldı.

  1. Persephone

    Persephone Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2008
    Mesajlar:
    1.543
    Beğenileri:
    492
    Ödül Puanları:
    83

    Peygamberimizin Geleceğe Dair Verdiği Haberler

    Her insanın, her toplumun ve her ülkenin bir kaderi vardır Dünya üzerinde henüz hiçbir insan yaratılmamışken, her insanın gelecekte neler yaşayacağı, bir ülkenin hangi olaylara şahit olacağı, bir toplumun geçireceği evreler ve bu gibi her olay Allah katında tüm detayları ile belirlenmiştir Ancak insanlar, önceden belirlenmiş, Allah'ın katında yaşanmış ve hatta bitmiş olan bu olayların hiçbirinden haberdar olmazlar Bunları, ancak yaşadıkça görür ve bilirler Dolayısıyla gelecek insanlar için gaybtır, yani bilinmezdir
    Ancak Allah, bazı kullarına gayba dair bazı bilgiler verdiğini Kuran'da bildirmiştir Bu kişilerden biri de Hz Yusuf'tur Hz Yusuf, zindanda iken, Allah'ın varlığının ****llerini anlattığı iki arkadaşına şöyle demiştir:

    Dedi ki: "Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu haber veririm Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir Doğrusu ben, Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların ta kendileri olan bir topluluğun dinini terk ettim" (Yusuf Suresi, 37)

    Ayette de bildirildiği gibi, Hz Yusuf gayb olan bir haberi bildiğini söylemektedir Bu, Allah'ın Hz Yusuf'a verdiği bir ilim ve mucizedir Allah, Hz Yusuf'a ayrıca rüyaları yorumlama ilmini de vermiştir Hz Yusuf -Allah'ın dilemesi ile- gelecekte olacak bazı olayları görebilmektedir
    Hz Yusuf'a verilen ilmin bir benzeri başka peygamberlere de verilmiştir Allah ayetlerde, elçilerinden seçtiği kimselere gayb haberlerini açıklayacağını şöyle bildirmiştir:

    O, gaybı bilendir Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz) Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyici (gözetleyici)ler dizer (Cin Suresi, 26-27)

    Elbette Rabbimiz Peygamber Efendimize de gayba dair pek çok haber vermiştir Peygamberimiz (sav) hem geçmişte meydana gelen ve kimsenin bilmediği olayları, hem de gelecekte gerçekleşecek olan birçok olayı Allah'ın bildirmesiyle öğrenmiştir Bir ayette Allah bu gerçeği şöyle haber verir:

    Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir Yoksa onlar, (Yusuf'un kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin (Yusuf Suresi, 102)

    Bu bölümde, Allah'ın, Peygamber Efendimize hem Kuran aracılığı ile, hem de kendisine özel olarak bildirdiği ve Peygamberimiz (sav)'in hadisleri aracılığı ile bize ulaşan bu gayb haberlerinden birkaçına yer verilecektir (Detaylı bilgi için bkz Kuran Mucizeleri, Harun Yahya, Vural Yayıncılık)
    Bu haberlerin pek çoğu gerçekleşmiştir ve insanlar da bu mucizeye şahit olmuşlardır Bu, hem Peygamber Efendimizin Allah'ın elçisi olduğunun hem de Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunun ****llerinden biridir


    ____________________________________________________________________-

    Peygamberimiz (sav)'e Kuran ile verilen gayb haberlerinden bazıları

    Elif, Lam, Mim Rum (orduları) yenilgiye uğradı "Dünyanın en alçak yerinde" Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir Üç ile dokuz yıl içinde Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır Ve o gün müminler sevineceklerdir (Rum Suresi, 1-4)

    Peygamber Efendimize Kuran aracılığı ile gelecek hakkında verilen haberlerden biri, Rum Suresi'nin hemen başındaki ayetlerde yer alır Bu ayetlerde Bizans İmparatorluğu'nun bir yenilgiye uğradığı, ama çok kısa bir zaman sonra tekrar galip geleceği bildirilmiştir
    Bu ayetler, Hıristiyan olan Bizanslıların, putperest bir toplum olan Persler karşısında çok ağır bir yenilgiye uğramasından yaklaşık 7 sene sonra, MS 620 civarında indirilmişti Ve ayetlerde Bizans'ın çok yakında galip geleceği haber veriliyordu Oysa o sırada Bizans o kadar büyük kayıplara uğramıştı ki, değil tekrar galip gelmesi, ayakta kalması bile imkansız görülüyordu Yalnız Persler değil Avarlar, Slavlar ve Lombardlar da Bizans devletine karşı büyük tehdit oluşturmaktaydı Avarlar İstanbul önlerine kadar gelmişlerdi Bizans Kralı Heraklius, ordunun masraflarını karşılayabilmek için kiliselerdeki altın ve gümüş süs eşyalarının eritilip paraya çevrilmesini emretmişti Hatta bunlar da yetmeyince bronzdan heykeller bile para yapımı için eritilmeye başlanmıştı Pek çok vali, Kral Heraklius'a isyan etmiş, imparatorluk parçalanma noktasına gelmişti Önceden Bizans toprağı olan Mezopotamya, Kilikya, Suriye, Filistin, Mısır ve Ermenistan, putperest Perslerin işgali altına girmişti216
    Kısacası, herkes Bizans'ın yok olmasını bekliyordu Ama tam bu dönemde, Rum Suresi'nin ilk ayetleri vahyedildi ve Bizans'ın dokuz yıl geçmeden yeniden galip geleceği haber verildi Bu galibiyet öylesine imkansız gözüküyordu ki, Arap müşrikleri Kuran'da haber verilen bu zaferin, asla gerçekleşmeyeceğini düşünüyorlardı
    Fakat Kuran'ın tüm haberleri gibi bu da hiç kuşkusuz gerçekti Rum Suresi'nin ilk ayetlerinin indirilmesinden yaklaşık 7 yıl sonra, MS 627 yılının Aralık ayında, Bizans ve Pers İmparatorlukları arasında Ninova harabeleri yakınında büyük bir savaş daha oldu Ve bu kez Bizans ordusu, Persleri yenilgiye uğrattı Birkaç ay sonra da Persler işgal ettikleri yerleri Bizans'a geri veren bir anlaşma imzalamak zorunda kaldılar217 Böylece Allah'ın Kuran ile Peygamber Efendimize bildirdiği "Rum'un zaferi", mucizevi bir şekilde gerçek oldu

    Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah) yücedir Gerçekten O, işitendir, görendir (İsra Suresi, 1)

    Bu ayetlerde yer alan bir başka mucize de, o dönemde kimsenin tespit etmesinin mümkün olmadığı coğrafi bir gerçeğin haber verilmesidir
    Rum Suresi'nin 3 ayetinde, Rumların "Dünyanın en alçak yerinde" yenildikleri belirtilir Arapçası "Edna el ard" olan bu ifade, bazı meallerde "yakın bir yer" olarak da tercüme edilir Ancak bu tercüme, orijinal ifadenin tam karşılığı değil, mecazi bir yorumudur "Edna" kelimesi Arapçada "alçak" demek olan "deni" kelimesinden türemiştir ve "en alçak" anl----- gelir "Ard" ise yeryüzü demektir Dolayısıyla "Edna el ard" ifadesi de "yeryüzünün en alçak yeri" manasına gelmektedir
    Bizans İmparatorluğu ile Persler arasındaki savaş, yeryüzünün gerçekten en alçak noktasında gerçekleşmiştir Söz konusu savaşın yeri, Suriye, Filistin ve şimdiki Ürdün topraklarının kesiştiği bölgede yer alan Lut Gölü havzasıdır Ve bilindiği gibi deniz seviyesinden 395 metre aşağıda olan Lut Gölü çevresi, yeryüzünün "en alçak" bölgesidir Yani Rumlar, tam ayette belirtildiği gibi, "yeryüzünün en alçak yeri"nde yenilmişlerdir
    Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Lut Gölü'nün rakımının, ancak modern çağdaki ölçümlerle tespit edilebilmiş olmasıdır Daha önce hiç kimsenin Lut Gölü'nün dünyanın en alçak bölgesi olduğunu bilmesi mümkün değildir Ama bu bölge Kuran'da "yeryüzünün en alçak yeri" olarak tanımlanmıştır Bu, Kuran'ın İlahi bir söz olduğunun ve Peygamberimiz (sav)'in Allah'ın Resulü olduğunun ****llerinden birini oluşturmaktadır
    Bu ayette Allah, Peygamber Efendimizi bir gece Mescid-i Aksa'ya götürdüğünü ve orayı gösterdiğini bildirmektedir Bu, çok büyük bir mucizedir Bilindiği gibi, Mescid-i Haram Mekke'de, Mescid-i Aksa ise Kudüs'tedir Ve Peygamber Efendimiz, bu olay gerçekleştiğinde Mekke'de bulunmaktadır O dönemin koşullarında ise, bir gece içinde Mekke'den Kudüs'e gitmek imkansızdır Ayrıca şunu da belirtmeliyiz ki, Peygamber Efendimiz, Kudüs'ü ve Mescid'i Aksa'yı daha önce hiç görmemiştir
    Ertesi gün, bu büyük mucizeyi çevresindekilere anlattığında, Mekke'li müşriklerin ona inanmadıkları ve ****l göstermesini istedikleri rivayet edilir Kureyşlilerin içinde Mescid-i Aksa'yı görmüş olanlar vardır ve Peygamber Efendimiz Mescid-i Aksa'yı tarif etmesini istemişler, kendisine bununla ilgili sorular sormuşlardır
    Peygamber Efendimiz, Mescid-i Aksa'yı doğru olarak anlatınca, müşrikler Peygamberimiz (sav)'in Mescid-i Aksa'yı tanımlamada isabet buyurduğunu söylemişler, sonra da, o yoldan gelmekte olan kervanlar ile karşılaşıp karşılaşmadığını sormuşlardır Peygamberimiz (sav) bu soru üzerine, "Evet, onun kervanlarıyla karşılaştım, Revhâ'da idi Bir deve kaybetmişler arıyorlardı Yüklerinde bir su kadehi vardı Susadım onu alıp su içtim ve yine eskiden olduğu gibi yerine koydum Geldiklerinde sorun bakalım kadehte suyu bulmuşlar mı?" buyurdu Kureyşliler, "Bu da diğer bir alâmettir" dedikten sonra, Peygamber Efendimize kervanla ilgili detaylar sormaya devam etmişlerdir Peygamberimiz (sav) ise, sorduklarının hepsine cevap vermiş ve şöyle demiştir: "İçlerinde şu kişi önde, boz renkte bir deve üzerinde dikilmiş iki harar olduğu halde şu gün güneşin doğması ile beraber gelirler" Bunun üzerine: "Bu da diğer bir âyettir" diyerek o gün hızla Seniyye'ye doğru yola çıkarak güneşin doğuşunu bekledikleri rivayet edilmektedir Gerçekten de güneşin doğması ile söz konusu kervan da görünmüştür Kervanın önünde ise aynı Peygamber Efendimizin tarif ettiği gibi bir boz deve de bulunmaktadır218

    Andolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı Eğer Allah dilerse, mutlaka siz Mescid-i Haram'a güven içinde, saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih (nasib) kıldı (Fetih Suresi, 27)

    Allah'ın, Peygamberimiz (sav)'e, hayatı boyunca hiç görmediği bir mekanı, oraya gitmeden göstermesi çok önemli bir mucizedir O dönemde, Mekke'den Kudüs'e, bir gecede ulaşmanın imkansız olması ise bu mucizeyi daha açık ve görülür hale getirmektedir
    Peygamber Efendimiz, Medine'de iken rüyasında, müminlerin güven içinde Mescid-i Haram'a girdiklerini ve Kabe'yi tavaf ettiklerini görmüş ve müminleri bu haberle müjdelemiştir Çünkü, Mekke'den Medine'ye hicret eden müminler, o zamandan beri Mekke'ye girememektedirler Peygamber Efendimiz (sav)'in bu rüyasını açıklaması üzerine, rivayetlere göre, müminler Mekke'ye umre niyetiyle gitmişler, ancak müşrikler onların Mekke'ye girmelerine izin vermemişlerdir Münafıklar ise fitne çıkarmak için bunu fırsat bilmişler, ne Kabe'ye gidebildiklerini, ne de saçlarını tıraş edebildiklerini söyleyerek, Peygamberimiz (sav)'in gördüğü rüyayı yalanlamaya çalışmışlardır
    Allah, Peygamberimiz (sav)'e katından bir yardım ve destek olarak Fetih Suresi'nin 27 ayetini vahyetmiş ve rüyasının doğru olduğunu, Allah eğer dilerse müminlerin Mekke'ye girebileceklerini bildirmiştir Gerçekten de, bir süre sonra, önce Hudeybiye barışı ve ardından gelen Mekke'nin fethi ile, Müslümanlar, aynı ayette bildirildiği gibi güven içinde Mescid-i Haram'a girmişlerdir Böylece Allah, Peygamber Efendimizin önceden haber verdiği müjdenin gerçek olduğunu göstermiştir219
    Burada önemli olan bir başka nokta ise şudur: Peygamber Efendimiz müminlere bu müjdeyi verdiğinde, ortada hiç böyle bir durum bulunmamaktadır Hatta, koşullar tam aksini göstermekte, müşrikler müminleri kesinlikle Mekke'ye sokmamakta kararlı görünmektedirler Bu ise, kalbinde hastalık olanların, Peygamber Efendimizin söylediklerine şüphe ile bakmalarına neden olmaktadır Ancak Peygamberimiz (sav) Allah'a güvenerek, insanların ne diyeceklerini hiç önemsemeden, Allah'ın kendisine bildirdiğine iman etmiş ve bunu insanlara açıklamıştır Söylediklerinin Kuran ayetleri ile teyid edilmesi ve yakın bir gelecekte, söylediklerinin gerçekleşmesi ise Peygamberimiz (sav)'in ve Kuran'ın önemli bir mucizesidir

    Kitapta İsrailoğulları'na şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz Nitekim o ikiden ilk-vaid geldiği zaman, oldukça zorlu olan kullarımızı üzerinize gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü Sonra onlara karşı size tekrar 'güç ve kuvvet verdik', size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık (İsra Suresi, 4-6)

    İsra Suresi'ndeki bu ayetlerde bildirildiği gibi, İsrailoğulları yeryüzünde iki kez bozgunculuk çıkaracaklardır Bunlardan ilk "bozgun ve kibirli yükseliş"lerinin ardından, Allah onların üzerine güçlü bir ordu gönderdiğini bildirmektedir Gerçekten de, İsrailoğulları, Hz Yahya'yı öldürdükleri ve Hz İsa'yı öldürmek için tuzak kurdukları dönemin, yani kibirli yükselişlerinin ve bozgunculuklarının hemen ardından, MS 70 yılında, Romalılar tarafından Kudüs'ten sürülmüşlerdir Kudüs'teki Hz Süleyman tapınağı ise darmadağın edilmiştir
    MS 70 yılında Filistin'den sürülmelerinin ardından Yahudiler tüm dünyaya yayılmışlardır Hz İsa'nın katilleri olarak görüldükleri için de, Avrupa'da bulundukları ülkelerde genellikle küçük görülmüş, zor koşullar altında yaşamışlar, hatta çoğu zaman dinlerini gizlemek zorunda kalmışlardır Peygamber Efendimize bu ayet vahyedildiği zaman da, Yahudiler bu zor koşullar altında yaşamaktaydılar ve bir devletleri dahi bulunmamaktaydı Ancak Allah ayetlerde İsrailoğullarına tekrar güç vereceğini haber vermiştir
    Peygamber Efendimizin hayatta olduğu dönemde oldukça uzak ve zor bir ihtimal olarak görünen bu olay, daha sonra tam olarak gerçekleşti Yahudiler, Filistin'e geri döndüler ve 1948 yılında İsrail Devleti'ni kurdular İsrail'in günümüzdeki siyasi ve askeri gücü ve etkisi ise bilinen bir gerçektir

    Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, o da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen, (herşeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi" demişti (Tahrim Suresi, 3)
    İsrailoğulları ile ilgili olan bu ayette ve diğer ayetlerde önemli olan noktalardan biri, o dönemde imkansız görünen ve olmasına dair hiçbir gelişme veya ipucu bulunmayan olayların, ileride gerçekleşeceğinin haber verilmesidir Elbette tüm bunlar Kuran'ın bir mucizesidir

    Bu ayette bildirildiği üzere, Peygamber Efendimiz hanımlarından bazılarına bir sır vermiştir Ancak onlar bu sırrı tutmayarak, birbirlerine aktarmışlardır Allah, Peygamber Efendimize, onların bu tavrını bildirmiş ve aralarındaki gizli konuşmaları onlara haber vermiştir Bunun üzerine Peygamber Efendimiz hanımlarına, aralarındaki gizli konuşmayı bildiğini söylemiştir
  2. Persephone

    Persephone Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2008
    Mesajlar:
    1.543
    Beğenileri:
    492
    Ödül Puanları:
    83
    Peygamber Efendimizin hadislerinde bildirdiği gayb haberlerinden bazıları


    "Sizler Mısır'ı fethedeceksiniz Orası (paraya) "kirat" denilen yerdir Oranın halkına hayır tavsiye edin Onların bir zimmet, bir de rahim (hakkı) vardır"220
    Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde Mısır'ın fethedileceğini müjdelemektedir Peygamberimiz (sav) bu müjdeyi verdiği sırada Mısır, Romalıların hakimiyeti altındaydı Ayrıca, Müslümanların henüz çok büyük bir gücü bulunmamaktaydı Ancak, Peygamber Efendimizin, bu sözleri gerçek olmuş, kendisinin vefatından çok zaman geçmeden, Hz Ömer (ra)'in halifeliği sırasında, MS 641 yılında, Amr bin As komutasındaki Müslümanlar tarafından Mısır fethedilmiştir221 Bu olay, Peygamber Efendimizin gerçekleşen gayb haberlerinden biridir
    "Kisra ölünce, ondan başka Kisra yoktur Kayser de öldü mü ondan sonra bir Kayser yoktur Nefsimi kudret altında tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, siz her ikisinin de hazinelerini Allah yolunda harcayacaksınız"222
    Bu hadis-i şerifte geçen "Kisra" kelimesi, geçmişte İran kralları için kullanılan bir isimdir Kayser (Sezar) sıfatı ise, Roma İmparatoru için kullanılmaktaydı Peygamber Efendimiz, bu her iki kralın sahip olduğu hazinenin Müslümanlara kalacağını müjdelemiştir
    Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Peygamberimiz (sav)'in bu haberi müjdelediği dönemde Müslümanların askeri, ekonomik ve siyasi açıdan, henüz böyle büyük bir fetih yapmaya güçlerinin bulunmamasıdır Ayrıca, bu dönemde, İran ve Bizans İmparatorlukları da, tüm Ortadoğu'ya hakim en güçlü iki devletti Dolayısıyla, Peygamber Efendimiz, bu iki fethi haber verdiğinde böyle bir siyasi durum söz konusu bile değildi Ancak, Peygamber Efendimizin haber verdiği bu olaylar da gerçekleşmiştir Hz Ömer zamanında İran fethedilmiş ve ganimetlerine el konulmuştur Ve bu fetihle birlikte Kisraların saltanatı son bulmuştur223
    Kayser'in ölümü ve hazinelerinin Müslümanlara kalması ise, öncelikle Müslümanların Halifeler döneminde, Roma İmparatorluğu'na ait çok önemli merkezleri fethetmeleri ile gerçekleşmiştir Hz Ebubekir döneminden başlayarak, Kayser'in yönetimi altındaki Ürdün, Filistin, Şam, Kudüs, Suriye, Mısır gibi önemli merkezlerin tamamı fethedilmiştir İstanbul'un, 1453 yılında Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesi ve Roma İmparatorluğunun yıkılmasını müteakiben Kayser ünvanı da tarihe gömülmüştür224
    Amerikalı araştırmacı yazar MGS Hodgson, İslam'ın Serüveni isimli kitabında, Müslümanların Bizans ve İran İmparatorluğu'na ait yerlerin fethini şöyle açıklar:
    "Hz Muhammed Mekkeli bir Arap olarak, Medine'de dini esaslara göre teşkilatlanmış bir toplum kurar ve Sasani (İran) ve Roma İmparatorlukları üzerine yürüyecek ve hatta yerel düzeyde onların yerine geçecek olan bu toplumu, Arap yarımadasının çoğu kesimine yayar"225
    Böylece, Peygamberimiz (sav)'in döneminde siyasi ve ekonomik açıdan imkansız gibi görünen bu önemli fetihler, Allah'ın Hz Muhammed'e verdiği birer mucize olarak gerçekleşmiştir
    "Yüce Allah Kisra'ya oğlu Şireveyh"i musallat kıldı Şireveyh, onu şu ayda, şu gecede ve gecenin de şu saatinde öldürdü!"226
    "Benim dinim ve hakimiyetim, Kisra'nın mülk ve sanatının ulaştığı yere kadar ulaşacaktır"227
    Peygamber Efendimiz, hükümdarları İslam'a davet kararı almış ve ashabından Abdullah bin Huzayfe (ra)'yi İran Kisrası Perviz İbni Hürmüz'e elçi olarak göndermiştir İran Kisrası ise, kibirinden hiddetlenmiş ve Peygamber Efendimizin davetine uymamıştır Hatta, Peygamber Efendimize iki elçi gönderip, Müslümanların kendisine teslim olmalarını söylemiştir Peygamber Efendimiz ise bu iki elçiyi önce İslamiyet'e davet etmiştir Daha sonra ise, iki elçiyi ertesi gün kendilerine kararını bildirmek üzere huzurundan çıkarmıştır228
    Ertesi gün Peygamber Efendimiz elçilere, Allah'ın kendisine bildirdiği şu haberi iletmiştir:
    "Yüce Allah Kisra'ya oğlu Şireveyh"i musallat kıldı Şireveyh, onu şu ayda, şu gecede ve gecenin de şu saatinde öldürdü!"229
    Peygamber Efendimiz ayrıca onlara hitaben şöyle demiştir:
    "Bazan'a (Kisranın aracı olarak elçi göndermesini emrettiği vali) deyiniz ki: Benim dinim ve hakimiyetim, Kisra'nın mülk ve sanatının ulaştığı yere kadar ulaşacaktır Yine ona deyiniz ki: Eğer sen Müslüman olursan, şu anda idare etmekte olduğun yerleri sana vereceğim, seni Ebnalardan (Güney Arabistan'a yerleşen İranlılar) meydana gelen kavme hükümdar yapacağım"230
    Bunun üzerine elçiler Yemen'e dönerek olup bitenleri anlattılar ve duyduklarından son derece etkilenen Bazan bunu "Vallahi bu hükümdar sözü değildir Öyle sanıyorum ki, bu zat dediği gibi bir peygamberdir"231 sözleriyle ifade etti
    Sonra da adamlarına "Onu nasıl buldunuz?" diye sordu Peygamberimiz (sav)'in heybetinden son derece etkilenen elçiler, "Biz, ondan daha heybetli hiçbir şeyden korkmayan ve muhafızsız bulunan bir hükümdar görmedik Mütevazi ve yaya olarak halk arasında yürüyordu" dediler
    Bazan, bir süre bekleyip Peygamber Efendimizin Kisra hakkında söylediklerinin doğru çıkıp çıkmayacağını görmek istedi Böylece Peygamber Efendimizin Allah'ın elçisi olduğuna emin olacağını belirtti Aradan kısa bir süre geçtikten sonra Kisra'nın oğlu Şivereyh'ten Bazan'a şu mealde bir mektup geldi:
    "Ben Kisra'yı öldürdüm Bu mektubum sana gelince, benim namıma, halkın biatını al, Kisra'nın sana yazmış olduğu zat hakkında da, yeni bir emrim gelinceye kadar bekle ve hiçbir teşebbüse geçme"232
    Bazan ve adamları hesap edince, bu olayın tam Peygamberimiz (sav)'in belirttiği zamanda meydana geldiğini gördüler233 Bazan bu büyük mucizeyi gördükten sonra iman etti ve Müslüman oldu Onu, Yemen'de oturan Ebnaların Müslüman olması izledi234 Bazen, Peygamber Efendimizin tayin ettiği ilk vali idi ve İran valilerinden imana gelen ilk kişi idi235
    Peygamber Efendimizin, 628 yılında İran Kisrası Perviz'i İslam'a davet eden bir mektup gönderdiği ve İran Kisrası'nın, oğlu tarafından 628 yılında öldürüldüğü tarihi kaynaklarda da belirtilen gerçek bir olaydır236


    Peygamberimiz (sav)'in ahir zaman alametleri hakkında bildirdikleri

    Ahir zaman, kıyamet öncesinde dünya üzerinde yaşanacak olan bir dönemdir Peygamberimiz (sav)'in, ahir zamanda gerçekleşecek olan olaylarla ilgili pek çok haberi bize ulaşmıştır Bu olayların, içinde bulunduğumuz dönemde birer birer gerçekleşiyor olması Peygamberimiz (sav)'in mucizelerinden biridir (Detaylı bilgi için bkz Kıyamet Alametleri, Hz Süleyman, Ahir Zaman Alametleri ve Dabbetü'l Arz, Harun Yahya, Kültür Yayıncılık) Hz Muhammed (sav) kendi yaşadığı dönemden 1400 yıl sonrasında meydana gelecek olayları, sanki o dönemi izlemiş gibi detaylı olarak anlatmıştır
    Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirilen çok sayıda ahir zaman ve kıyamet alametlerinden şunları sayabiliriz:
    "Kıyametin hemen yakınında anarşi ve kargaşa günleri vardır”237
    "Dünya hercü merc içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazılarına hücum ettiğinde…”238
    "Allah apaçık inkar edilir hale gelmedikçe kıyamet kopmaz”239
    "Büyük şehirler dün sanki yokmuş gibi helak olur”240
    "Açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak”241
    "Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde… kıyamet yaklaşmış olacaktır"242
    "Cinayetler artmadıkça… kıyamet kopmaz"244
    Talikan'a (Afganistan'a) yazık oldu Şüphesiz Allah Teala'nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır Orada Allah'ı hakkıyla bilen insanlar vardır245
    Hadiste Afganistan'ın ahir zamanda işgal edileceğine işaret vardır Rusların Afganistan'ı işgali olan 1979 yılı Hicri 1400 yılına, diğer bir ifadeyle Hicri 14 yüzyılın başlangıcına denk gelmektedir

    Resulullah: Fırat Nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmayacaktır246
    Fırat Nehri'nin suyu çekilerek altın hazinesini açıklaması zamanı yaklaşıyor Her kim, o zaman orada bulunursa o hazineden bir şey almasın247
    Suyuti'nin kitabında bu hadis "suyun durdurulması" olarak geçmektedir Gerçekten de resimde görülen Keban Barajı, Fırat Nehri'nin suyunu durdurarak kesmiştir
    Dünyanın harap olmuş yerlerinin imarı, imar edilmiş yerlerinin tahribi kıyametin şart ve alametlerindendir248
    Mehdi için 2 alamet vardır ki Bunun birincisi, Ramazan'ın birinci gecesi Ay'ın ikincisi de ortasında Güneş'in tutulmasıdır249
    Mehdi'nin çıkmasından önce bir Ramazan içinde Güneş iki defa tutulacaktır250
    Ramazan'da iki defa Ay tutulması olacaktır251
    Yukarıdaki hadislerin toplamından çıkan ortak sonuçlar şunlardır:
    1 Ramazan Ayı'nda Ay ve Güneş tutulmaları olacaktır
    2 Bu tutulmalar ortalama 14-15 gün arayla olacaktır
    3 Tutulmalar iki kere tekrarlanacaktır
    Bu tespitlere uygun olarak, 1981 yılında (Hicri-1401'de) Ramazan Ayı'nın 15 günü Ay, 29 günü de Güneş tutulmuştur Yine "ikinci olarak", 1982 yılında (Hicri-1402'de) Ramazan Ayı'nın 14 günü Ay, 28 günü de Güneş tutulmuştur
    Ayrıca bu hadisede "Ay"ın Ramazan'ın tam ortasında DOLUNAY halinde tutulması ve dikkatleri çekecek bir alamet olarak belirmesi de son derece anlamlıdır
    Soldaki takvim yapraklarında ise 1981 ve 1982 yıllarında gerçekleşen Ay ve Güneş tutulmalarının tarihleri görülüyor
    O gelmeden önce, doğudan ışık veren bir kuyruklu yıldız görünecektir252
    O yıldızın doğması, Güneş ve Ay tutulmasından sonra olacaktır253
    Şark tarafından bir kuyruklu yıldız doğup aydınlık verecektir Onun her günkü irtifi (geçiş yönü) meşrıktan mağribedir (doğudan batıya doğrudur)254
    - 1986 yılında (Hicri 1406'da) yani 14 yüzyıl başlarında "Halley" kuyruklu yıldızı Dünyamızın yakınından geçmiştir Bu kuyruklu yıldız parlak, ışıklı bir yıldızdır
    - Hareket yönü doğudan batıya doğrudur
    - 1981 ve 1982 (1401-1402) yıllarında meydana gelen Ay ve Güneş tutulmaları olayından sonra ortaya çıkmıştır
    İnsanlar başlarında bir imam bulunmaksızın hac ederler Mina'ya indiklerinde etrafları, köpeklerin sarışı gibi sarılıp, kabilelerin birbirine girmesi ile büyük savaşlar olur Öyle ki ayaklar kan gölü içinde kalır255
    Doğudan üç veya yedi gün ardı ardına büyük bir ateş zuhur edecek, gökte karanlık görülecek, gökte alışılmış olan kırmızılığın aksine bambaşka bir kızıllık yayılacak256
    Bir ateş sizi saracaktır O ateş bugün Berehut denilen vadide sönük vaziyettedir O ateş içinde müthiş azap olduğu halde insanları kaplar O ateş insanları, malları yakıp bitirir Sekiz gün içinde rüzgar ile bulut gibi uçarak dünyanın her tarafına yayılır Geceki sıcağı gündüzki hararetinden daha şiddetlidir O ateş insanların başının üzerinden arşın altına kadar yaklaşarak yeryüzü ile gökyüzü arasında gökgürültüsü gibi korkunç gürültüsü olur, buyurdu257

    - Kuveyt'de yanan petrol, insan ve hayvanlar arasında ölüme sebep olmaktadır Uzmanlara göre günde yarım milyon ton petrol duman olarak atmosfere karışmaktadır Her gün 10 bin tondan fazla is, kükürt, karbondioksit ve büyük miktarda, kanser yapıcı özelliği olan hidrokarbonlar bulut gibi körfez üzerinde asılı durmaktadırlar Yalnız Körfez değil, onun şahsında dünya yanmaktadır258
    - Ateşe verilen iki kuyu, Türkiye'nin bir günde çıkarabildiği kadar petrol veriyor ve dumanlar 55 km uzaklıktaki Suudi Arabistan'dan bile görülebiliyor259
    - Körfez'de sönmeyen felaket haberleri: Kuveyt'te ateşe verilen yüzlerce petrol kuyusu alev alev yanıyor Uzmanların "söndürmek son derece zor" dedikleri petrol kuyularındaki yangının Türkiye'den Hindistan'a kadar olan geniş bir bölgeyi en az 10 yıl süreyle etkileyeceği bildiriliyor
    Ateşe verilen petrol kuyularından çıkan alev ve dumanlar atmosferi devamlı kirletmektedir Kuveyt gündüzleri gece manzarası arz etmektedir Alevlerle birlikte yükselen füme rengi duman, Kuveyt semalarında sonbahardan kış mevsimine geçişi hatırlatıyor Kuveyt'in tamamının yaşanılır hale gelmesi için en az bir senelik bir zamana ihtiyaç vardır Kilometrelerce uzaktan görülen alevlerle birlikte yükselen dumanlar, Kuveyt semalarını tamamen kaplayarak ülkeyi yaşanmaz hale getirmekte ve varlıklı olanlar Kuveyt'i terk etmektedirler260
    O, (Mehdi), Güneş'ten bir alamet belirinceye kadar gelmeyecektir261
    11 Ağustos 1999 yılında gerçekleşen Güneş tutulması yüzyılımızın son tam Güneş tutulmasıdır İlk kez bu kadar çok insan Güneş tutulmasını, bu kadar uzun bir süre izleyebilmiş, inceleme fırsatı elde etmiştir Aşağıda, 1999 yılındaki Güneş tutulması ile ilgili çıkan bazı gazete haberleri görülmektedir Bu olay da, hadiste dikkat çekilen "Güneş'ten bir alamet" olarak değerlendirilebilir (En doğrusunu Allah bilir)

    Tozlu dumanlı, karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri takip edecek262
    Fitne, "insanın akıl ve kalbini doğrudan doğruya hak ve hakikatten saptıracak şey, savaş, azdırma, karışıklık, ihtilaf, kavga" gibi anlamlara gelen bir kelimedir Hadiste bu fitnenin ardında toz ve duman bırakacağı belirtilir
    Ayrıca bu fitnenin "karanlık" olarak nitelendirilmesi, nereden geldiği belli olmayan, umulmadık bir olay olduğuna işaret kabul edilebilir Bu açılardan bakıldığında söz konusu hadisin, 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri'nin New York ve Washington şehirlerinde meydana gelen, dünya tarihinin en büyük terör olayı olarak nitelendirilen saldırıya işaret etmesi muhtemeldir
    Ondan önce Şam ve Mısır melikleri
    öldürülecektir263

    "Şam ehli, Mısırlı kabileleri esir alacaklardır"264
    Bugün söz konusu bölgede yer alan devletler arasında İsrail de bulunmaktadır Dolayısıyla bu hadisle İsrail Devleti'nin Mısır ile olan savaşlarına ve Mısır topraklarını işgaline işaret ediliyor olabilir
    Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır… depremler çoğalacak…265
    Kıyametten önce iki büyük hadise vardır… ve sonra da zelzeleli yıllar266


    Ahir zaman alametleri günümüzde birbiri ardına gerçekleşmektedir

    Peygamber Efendimizden rivayet edilen hadislerde ahir zamanın ve Altınçağ'ın alametleri haber verilmiştir Günümüzde gerçekleşen olayları bu alametler ile kıyasladığımızda ise, ahir zamanın, içinde yaşadığımız dönem olduğunu gösteren ve aynı zamanda Altınçağ'ın gelişini müjdeleyen pek çok işaret görmekteyiz
    Şunu belirtmeliyiz ki, bu bölümde yer verdiğimiz hadislerde bildirilen işaretlerin bir kısmı 1400 yıllık İslam tarihinin herhangi bir döneminde, dünyanın belirli bir bölgesinde, belirli bir oranda görülmüş olabilir Böyle bir durum o dönemin ahir zaman olduğunu göstermez Zira bir devrin ahir zaman olarak nitelendirilmesi için kıyamet alametlerinin tümünün aynı çağda, birbirlerini izleyerek gerçekleşmesi gerekmektedir Bu durum bir hadiste şöyle ifade edilmiştir:
    “Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir Bir dizideki boncukların art arda kopması gibi”267
    Ahir zamanın başlangıcı, hadislerde, fitnelerin çoğaldığı, savaş ve çatışmaların arttığı, dünya üzerinde çok büyük bir ahlaki yozlaşmanın baş gösterdiği din ahlakından uzaklaşıldığı bir kaos ortamı olarak tanımlanmıştır Söz konusu dönemde, dünyanın dört bir yanında doğal felaketler olacak, fakirlik hiçbir dönemde olmadığı kadar artacak, suç oranlarında çok büyük bir tırmanma görülecek, cinayetler ve katliamlar birbirini takip edecektir Ancak bu, ahir zamanın sadece ilk aşamasıdır; ikinci aşamada Allah insanlığı bu kaos ortamından kurtaracak, bolluk, bereket, huzur, barış ve güvenlik dolu bir yaşam ile kullarını nimetlendirecektir
    “Yüksek yüksek binalar inşa edilmedikçe… kıyamet kopmaz”268
    “Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır… Yüksek binalar yapmada insanlar birbirleriyle yarışacak”269

    Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır… Zaman kısalacak ve vasıtalarla mesafeler kısalacak270
    Zaman kısalıp sene ay, ay hafta, hafta gün, gün saat, saat de ateş tutuşturacak kadar az bir zaman olmadıkça kıyamet kopmaz271
    Yaşadığımız yüzyılın sesten hızlı uçakları, trenleri ve diğer gelişmiş ulaşım araçlarıyla, eski dönemlerde aylar süren yolculuklar şimdi birkaç saat içinde, üstelik çok daha güvenli, rahat ve konforlu bir biçimde yapılabilmektedir Hadisin işareti de bu şekilde gerçekleşmektedir
    Asırlar önce kıtalar arasında haftalar alan haberleşme şu anda internet ve iletişim teknolojileriyle saniyeler içerisinde tamamlanmaktadır Geçmişin kervanları ile aylar süren seyahatler sonucu ulaşılabilen eşyaları, günümüzde anında temin etmek mümkündür Çok değil, daha birkaç yüzyıl önce tek bir kitabın yazılması için geçen sürede bugün milyarlarca kitap basılabilmektedir Bütün bunların yanısıra temizlik, yemek pişirme, çocuk bakımı gibi gün****k işler, "teknoloji harikası" aletlerin yardımıyla vakit almaktan çıkmıştır
    Bu örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir Elbette burada üzerinde durulması gereken Peygamberimiz (sav)'in 7 yüzyılda haber verdiği kıyamet işaretlerinin günümüzde aynen gerçekleşmesidir

    Kişiye kamçısının ucu konuşmadıkça… kıyamet kopmaz272
    Kamçı bilindiği gibi, eski çağlarda özellikle at, deve gibi binek hayvanlarını sürerken yaygın olarak kullanılmış bir araçtır; hadis incelendiğinde Peygamberimiz (sav)'in bir benzetme yaptığı ortaya çıkmaktadır Günümüzde yaşayan insanlara yönelik şöyle bir soru hazırlayalım: "Kamçının şekline benzetebileceğimiz ve konuşan nesne nedir?"
    Bu sorunun en mantıklı cevabı, antenleri ile dikkat çeken telsiz, cep telefonu veya benzeri iletişim araçları olacaktır Cep telefonu veya uydu telefonu gibi kablosuz iletişim araçlarının çok kısa bir geçmişi olduğunu göz önünde bulundurursak, Peygamberimiz (sav)'in 1400 yıl önce yaptığı tasvirin de ne kadar hikmetli olduğu anlaşılacaktır Kıyamet öncesi zaman diliminin içinde bulunduğumuza dair bir haber daha böylece tecelli etmiştir
    Kişiye (kendi) sesi konuşmadıkça… kıyamet kopmaz273
    Hadisteki mesaj oldukça açıktır: Kişinin kendi sesini duymasının ahir zamanın bir özelliği olduğu belirtilmektedir Şüphesiz insanın kendi sesini işitebilmesi için öncelikle sesini kayıt etmesi ve sonra da dinlemesi gerekmektedir Ses kayıt ve reprodüksiyon teknolojisi de 20 yüzyılın bir ürünüdür; bu gelişme bilimsel bir dönüm noktası olmuş, haberleşme ve medya sektörlerinin doğmasına yol açmıştır Ses kaydı özellikle bilgisayar ve lazer teknolojilerindeki son gelişmelerle mükemmele ulaşmış durumdadır
    Kısacası, günümüzün elektronik aletleri, mikrofonları ve hoparlörleri sesin kaydedilmesi ve dinlenmesine imkan sağlamakta ve bizlere yukarıdaki hadisin verdiği haberin tecelli ettiğini göstermektedir

    O günün alameti: Semadan (gökyüzünden) bir el uzanacak ve insanlar ona bakacak ve göreceklerdir274
    O günün alameti semada (gökyüzünde) uzatılmış ve insanların kendisine bakıp durduğu bir el'dir275
    Yukarıdaki hadislerde belirtilen "el" kelimesinin Arapçası "yed"dir Bu kelimenin sözlük anlamları "el"in yanısıra "kuvvet, kudret, güç, vasıta"dır Bu hadiste de bu manalarda kullanılmış olması muhtemeldir
    İnsanların baktıklarında görebilecekleri bir "kuvvet, kudret, güç, vasıta" geçmiş dönemler için fazla bir anlam taşımamaktadır Ancak bugünün dünyasının vazgeçilmez bir parçası olan televizyon, kamera ve bilgisayar gibi cihazlar hadislerde tarif edilen olaya tam olarak açıklık getirmektedir Yani bu hadiste geçen "el" ifadesi, güç anlamında kullanılmıştır Ve gökten dalgalar halinde gelen görüntülere, yani televizyon yayınına işaret ettiği anlaşılmaktadır
    “İnsanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında yedi yüz ölçek bulacak İnsan birkaç avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir Çok yağmur yağmasına rağmen bir damlası bile boşa gitmeyecek”276
    Peygamber Efendimiz ahir zamanda yaşanacak teknolojik gelişmelerle ilgili daha pek çok bilgi vermiştir Hadislerde modern tarıma geçilmesi, yeni üretim tekniklerinin geliştirilmesi, tohum ıslahı çalışmaları ve yağmur sularının yeni barajlar, göletler yapılarak değerlendirilmesi sonucunda oluşacak üretim artışına dikkat çekilmektedir
    Onun zamanında… ömürler uzayacaktır277
    Peygamberimiz (sav)'in verdiği bu haberin üzerinden on dört asır geçmiştir Kayıtlar geçen bu zaman aralığında, ortalama yaşam süresinin içinde bulunduğumuz çağda diğer tüm dönemlerden daha fazla olduğunu açıkça ortaya koymaktadır Hatta 20 yüzyılın başları ile sonları arasında dahi büyük bir fark vardır Örneğin 1995 yılında doğmuş olan bir çocuğun 1900'lerde doğmuş birisine göre ortalama 35 yıl daha uzun yaşayacağı tahmin edilmektedir278 Bu konudaki çarpıcı bir başka örnek de, geçmişte 100 seneden fazla yaşayan insanların oldukça nadir, günümüzde ise çok sayıda olmasıdır
  3. Persephone

    Persephone Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2008
    Mesajlar:
    1.543
    Beğenileri:
    492
    Ödül Puanları:
    83
    Sonuç

    Allah Kuran'da peygamberlerinden birçoğunu mucizelerle gönderdiğini bildirir Örneğin Hz Musa, asasını attığında asası yılan şekline bürünmüştü, elini koynuna soktuğunda eli beyaz olarak çıkmıştı, asasını denize vurduğunda ise deniz ikiye ayrılarak inananlara kuru bir yol açmıştı Hz İsa ise babasız olarak dünyaya gelmişti, daha beşikte iken konuşmuştu, bir mucize olarak hastaları iyileştirebiliyordu… Tüm bu mucizeler, peygamberlerin insanları ikna etmeleri, onların kendilerine inanmalarını sağlamaları için Allah katından onlara verilmiş büyük bir destek ve yardımdır
    Allah, Hz Muhammed (sav)'i de, hem Kuran'ın içinde yer alan mucizelerle, hem de kendisine bildirdiği gayb haberleri ile desteklemiştir Peygamber Efendimiz, yakın ve uzak gelecekte gerçekleşecek olan olayları, bazı detayları ile haber vermiştir Bunların gerçekleştiğini görmek ise, hem müminlerin şevklerinin artmasına vesile olmakta, hem de iman etmeyenlerin kalplerinin İslam'a ısınarak iman etmelerine bir vesile olmaktadır
    Yaşadığı dönemde gerçekleşmesi imkansız gibi görünen, hatta nasıl gerçekleşeceği tahayyül dahi edilemeyen olayların birbiri peşisıra gerçekleşmesi, Allah'ın Peygamberimize özel bir ilim verdiğinin açık bir ****lidir
    Şunu da belirtmek gerekir ki, hidayet bulmayacak olanlar, Peygamberimizin ve Kuran'ın açık ****l ve mucizelerine rağmen iman etmeyeceklerdir Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirir:

    Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair Allah'a yemin ettiler De ki: "Ayetler, ancak Allah katındadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz? (Enam Suresi, 109)

Sayfayı Paylaş