pontus meselesi hakkında yardımlarınızı bekliorum...

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi 10. Sınıf' bölümünde meren tarafından paylaşıldı.

  1. meren

    meren Üye

    Katılım:
    11 Kasım 2007
    Mesajlar:
    3
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1

    pontus meselesi nedir ve nasıl ortaya çıkmıştır ltfn yardım edin arkadaşlar cevaplarınızı bekliyorum..
  2. çikolata

    çikolata Üye

    Katılım:
    4 Kasım 2007
    Mesajlar:
    347
    Beğenileri:
    33
    Ödül Puanları:
    16
    Pontus meselesi, 19. yüzyılın ilk çeyreğinde başlayan ve 1830 yılında Yunanistan’ın bağımsızlığı ile sona eren Yunan İsyanı ve bu isyanı yönlendiren Megali İdea (Büyük İdeal)in bir gereği olarak ortaya çıkmıştır. Bu mesele, özellikle İstanbul Ortodoks Rum Patrikhanesinin büyük çabaları sonucu 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren iyice kökleşmiştir.

    Pontus Örgütü'nün temeli 1840 yılında "Merzifon Amerikan Koleji"nde okuyan Rumlar tarafından atılmış, 1909 tarihinde Trabzon Metropoliti aracılığıyla Atina'da Küçük Asya Cemiyeti'nin emri altına girmiştir. Merzifon Amerikan Koleji sonraki dönemde 100'e yakın Rum gencini yetiştirmiştir. 1908 yılında Müdafaa-i Meşruta adında bir "ihtilal örgütü" kuran gençler, 1910'da "Pontus" adlı bir mektup yayımlamışlardır

    Rum ve Ermeni çetelerine her türlü yardımı yapan kolejin müdürü Amerikalı White, Pontusçulara yardım yapmakla kalmıyor, Müslümanların en güçlü devleti sayılan Osmanlı Devleti'ni yıkmak için Türkiye'deki Rum ve Ermeniler'in korunmasının da gerektiğini kabul ediyordu. Hıristiyanlık için Ermeni ve Rumlar'ın çok kan döktüklerini, bunlardan pek çoğunun "İslam'a karşı mücadelede şehit" düştüğünü söyleyen White, Anadolu'daki mezhep farklılıklarını da körüklüyordu. "Hıristiyanlara şimdiye kadar görmüş oldukları zulümlere karşı, onların zekatını ödeyecek bir ruh aşılamalıyız; biz bunu şimdiye kadar yaptık ve muvaffak olduk" diyen White, kolejin faaliyetlerinin öğretim işlerinden çok politika ve çeteciler ile uğraşmak olduğunu ortaya koyuyordu. Okulun hizmet araçları olan otomobiller ve hatta özel arabalarla silah ve cephane taşınıyordu.

    Pontus Örgütü'nün amacı eski Yunanlıların "Euksinos Pontus" dedikleri bölgeyi (Trabzon, Ordu, Giresun, Samsun, Amasya ve Sivas'ın bir kısmı, Batum'dan Ayancık'a kadar geniş Türk vatan parçası) Yunanlaştırmak ve ilerde Yunanistan'la birleştirmek üzere, eski çağlardaki Pont bölgesinde yaşamış olan hükümeti canlandırarak bağımsız bir "Pontus Cumhuriyeti" kurmaktı.

    Pontus Örgütü'ne bağlı olarak çalışan bazı küçük teşkilatlar da vardır. Merzifon Amerikan Koleji'nde okuyan öğrenciler tarafından 1908'de kurulan "Meşrutai Müdafaa Örgütü" bunlardan biridir. Nurettin Paşa, örgütün 1918'lerdeki çalışmaları konusunda da şunları yazmaktadır:

    "Pontusçuların bir de Meşru Müdafaa Cemiyetleri vardır Bu cemiyetin amacı 20 yaşına gelen her Rum'u bir silah sahibi olmaya mecbur etmek, fakirlere zenginlerden alınacak para ile metropolithanelerden silah sağlamak. Bölük vesaire teşkilat yapmak ve bu maksada muhalefet edenleri, metropolithanelerde kurulan mahkemeler vasıtasıyla cezalandırmak idi. Bu cemiyetin askeri teşkilatına girenlere Hz. İsa, vatan, Pontus ve millet adına yemin ettirilir ve böylece örgüte kutsal bir görüntü verilerek cahil kütlenin daha çok ilgisi çekilmek istenirdi."

    Mustafa Kemal Atatürk'ün daha Erzurum Kongresi'nden başlamak üzere çalışmalarına dikkat çektiği Pontus Örgütü propaganda amacıyla 4 Mart 1919'dan itibaren İstanbul'da Pontus adlı bir gazete yayınlıyordu.

    Pontus Örgütü'ne girenlere şu şekilde "yemin" ettiriliyordu:"Milli düşüncemizle ilgili olan herhangi bir görevin verilmesinde sadakat, itaat, mahrumiyet ve ketumiyetten hiçbir zaman ayrılmayacağıma, hariçten duyduklarımı tamamen amirlerime tebliğ ve haber vereceğime milletim, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim."

    Pontus Örgütü'nün genişlemesi ve Pontus hülyasının gerçekleşmesi için çalışanların başında Marsilya'da yerleşmiş bulunan ve aslen Trabzon'lu olan işadamı Konstantinides geliyordu.

    Konstantinides, Kasım 1918'de Avrupa, Amerika ve Türkiye'deki Pontusçuların katıldığı bir kongre toplamıştı. Kongre toplantıdayken Rus Dışişleri Komiseri Trotsky'ye telgraf çeken Konstantinides, bir kongre düzenlendiğini, üyelerin Rus sınırlarından Sinop'a kadar uzanan topraklar üzerinde bir Pontus Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda çalıştıklarını bildirmiş ve Rusya'nın bu işe yardım etmesini istemiştir.

    Örgütün yurt içindeki faaliyetleriyle birinci derecede ilgilenen üç kişi vardı. Bunlardan birisi, Trabzon Metropoliti Hrisantos diğerleri de, Samsun Metropoliti Germanos ile Samsun'da Reji Fabrikası Müdürü Takomanidis.Son ikisi, Mayıs 1919'da Samsun civarındaki 40 kadar Rum çetesini yönetiyorlardı.

    Trabzon Metropoliti Hrisantos, Paris'te bulunduğu sırada Anadolu'yu gezen bir Araştırma Komisyonu'nmun başkanı General Harbord'la görüştükten sonra Pontusçulara çekmiş olduğu telgrafta, General'e "Karadeniz kıyısındaki köylerin korunması için Pontusçuların gayet iyi talim ve terbiye edilmiş düzenli taburları ile Amerikan askerlerinin birlikte harekat yapabileceklerini, böyle bir harekat için Pontusçuların şevkle hazır olduklarını" söylediğini ifade etmiştir.

    Paris'ten dönen Trabzon Metropoliti, Batum'a giderek burada, Pontus komitesi ileri gelenlerinden Taymaktaklos Kınd'ın eniştesi Yuanidi Gastropulos ve Bünyatoğulları'nın evinde kalarak bir ara bütün Rumlara Avrupa'daki çalışmalarını anlatan bir nutuk vermiş; Batum'dan Tiflis'e gitmiştir.

    Hrisantos'un bu çalışmaları, 15. Kolordu Kumandanlığı'ndan 17 Aralık 1919 tarihinde Harbiye Nezareti'ne gönderilmesinden üç gün sonra 20 Aralık l919'da İçişleri Bakanlığı'ndan Başbakanlığa yollanan bir başka belge ile dğorulanmaktadır. "Gizli" kaydını taşıyan belgeye göre; "Metropolit Hnisantas Tiflis'ten Batum'a Pontus Cumhuriyeti'nin ihyası hülyasıyla uğraşan Rumların birkaç gönüllü alayı meydana getirmesi sağlanmış ve bu alaylara üye olanların aralıklı olarak vapurlarla bilinmez bir yere veya Yunanistan'a gönderilmesi kararlaştırılmıştır."

    Pontus Örgütü için çalışanlardan birisi de Yunan ordusu subaylarından D. Katenyotis'ti. Rum çetelerinin en iyi örgütlenenleri İstanbul'daki Pontus Terör Örgütü tarafından yönetiliyordu. Bu örgüt ve şubeleri durumundaki kuruluşların Birinci Dünya Savaşı sıralarında başlayan çalışmaları sonucunda, Çarşamba, Samsun ve Bafra civarındaki Rum köylerinde depolanan silahlar, gençlere ve askerden kaçan Rumlara dağıtılıp çeteler kurulmuştu. Pontus Örgütü'ne bağlı çetelerin daha çok Bafra, Çağşur Köyü, Samsun, Vezirköprü, Çarşamba, Terme, Amasya, Merzifon, Ladik, Havza, Tokat ve Erbaa çevresinde çalıştıkları bilinmektedir.

    Yunanistan’ın Osmanlı Devleti aleyhinde batılı devletlerin ve Rusya’nın yardımıyla toprak koparmak suretiyle giderek büyümesi, Rum azınlıkların yaşadığı yörelerde büyük bir heyecana ve ileriye dönük gizli yapılanmaya neden oldu. Bu yörelerden biri de Rum azınlığın % l0’dan daha az bir nüfus potansiyeline sahip olduğu İnebolu’dan Batum’a kadar uzanan Karadeniz Bölgesidir. Patrikhanenin kışkırtması ile bölgede merkezi Samsun ya da Trabzon olacak bağımsız bir Pontus Devleti kurmak ve bunu ileride Büyük Yunanistan’la birleştirmekti.

    Pontus Devletinin hayata geçirilmesi için Yunanistan ve patrikhanenin faaliyetleri bölgede yaşayan Hıristiyan Rum azınlık üzerinde Yunan propagandası ve Helenleştirme siyaseti yoğunluk kazandı. Bu propagandaya Avrupa ülkelerine yerleşen zengin Rumlar da finansal kaynak sağlamaktaydı. Pontus’un sınırlarını belirleyen harita ve broşürler yayınlanarak Rum azınlığı bilinçlendirmeye, onları azınlık olmalarına rağmen hayalî vaatler vererek silahlanmaya ve isyana yönelttiler. Yayınladıkları haritalarda Karadeniz Bölgesi, Sivas ve Yozgat vilayetleri hayali Pontus Devleti’nin sınırları içerisinde belirtilmekteydi.

    Birinci Dünya Savaşı esnasında Rusya’nın Giresun sınırlarına kadar Doğu Karadeniz’i işgal etmesi, bölgedeki, özellikle de Trabzon’daki Rumları oldukça şımarttı. Bu heyecanla hareket eden Rumlar, Rusların da göz yummaları ile Türk halkına saldırılarını artırdılar. Zaten büyük bir kısmı işgal nedeniyle batıya muhacir olarak göç eden Türkler, bu saldırılara karşı koymaya çalıştılar. Fakat Rusların 1917 Bolşevik İhtilaliyle dağınık biçimde işgal ettiği toprakları terk etmesi sonucu bölge yeniden Türklerin kontrolüne girdi.

    Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşından Mondros Mütarekesi ile yenik ayrılması sonucunda, mütareke şartları hiç tavizsiz uygulamaya koyuldu. Galip devletlerin katılımı ile gerçekleştirilen Paris Barış Konferansında Türkiye’ye yönelik paylaşma planları ele alınırken, azınlık durumundaki Ermeniler ve Rumlar da Wilson ilkeleri gereğince bağımsızlık talepleri ile dikkat çekmeye çalıştılar. Rumlar Paris’te isteklerine devam ederken, Samsun ve çevresinde çetecilik faaliyetleri ile Türk köylerini yok etmeye başladılar.

    Paris görüşmelerinde İngiltere ve Fransa, doğuda kurulacak Ermenistan Devleti’nin yaşayabilmesi için Trabzon’un bu devletin sınırlarına katılmasını önerdiler. Buna şiddetle itiraz eden Patrikhane ve Pontuscular bölgede Ermenilerin Rumlara nazaran çok daha küçük bir azınlık olarak bulunduklarını bildirerek, Trabzon’un kendilerine bırakılmasını tekrarladılar.Ayrıca Yunan başbakanı Venizelos’u da kendilerine gereken ilgiyi göstermediklerini ima ederek şiddetle protesto ettiler. Bu durum, Trabzon üzerinde Ermeni ve Pontus isteklerini alevlendirdi.

    Patrikhane tarafından Paris’e gönderilen Trabzon Metropoliti Hrisantos, yaptığı temaslarla durumu kendi lehlerine döndürmeye çalıştı. Bu görüşmeler neticesinde Ermeniler isteklerinden vazgeçerken, Rumların istekleri yoğunlaştı. Hrisantos, Paris’ten ayrılıp Trabzon’a geldikten sonra, ileri gelenlerle yaptığı görüşmelerde, Paris Konferansında Ermenilerin Trabzon üzerindeki yoğun isteklerini öne sürdüğü tezlerle çürüttüğünü ve bölgede Türklerin ve Rumların meskûn olduklarını belirterek Trabzonluları sakinleştirmeye çalıştı. Fakat Paris’teki görüşmeleri basın yoluyla ortaya çıkınca, Trabzonlular gereken tedbirleri almaya başladılar. Bu amaçla Trabzon’da 12 Şubat 1919’da “Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti”ni kurdular. Pontuscular ise, bölgede Rum nüfusunu çoğaltmak için Rusya’nın Karadeniz kıyılarında yaşayan Rumları ve Rusların çekilmesiyle onlarla birlikte Trabzon’u terk eden Rumları bölgeye aktarma propagandasına başladılar. Rumların her türlü gayreti Pontus Devletinin kurulması uğrunaydı. Nitekim bu gayretler gereken sonuçları vermekten de oldukça uzaktı.

    Pontuscuların bu zararlı ve ayrılıkçı hareketi TBMM Hükümetinin aldığı önlemlerle 1921 yılında sona erdi. Amasya’da kurulan İstiklal Mahkemesi, isyana kalkışan Rumların ileri gelenlerinden büyük bir kısmını yargılayarak gereken cezaya çarptırdı. Bu olay sonucunda Trabzon ve civarındaki Hıristiyan ahali ve din adamları TBMM’ne başvurarak kendilerini boş bir hülya uğruna uçuruma sürükleyen İstanbul Rum Patrikhanesinden ayrılıp yeni bir Türk Ortodoks Patrikliği kurulmasını önerdiler. Patrikhanenin adeta Yunanistan’ın bir propaganda bakanlığı durumuna geldiğini savunan ahalinin, bu isteklerinde ne kadar haklı oldukları oldukça açıktır.

    Böylece, 19.yüzyılın sonlarından itibaren etkisini hızla göstermeye başlayan ve kökenleri milattan önce 3. yüzyılda kurulan Pontus Krallığına bağlanan hareket sona erdirilmiş oldu. Hâlbuki bu krallığı kuranlar İranlı bir aile olup bunların Yunanlılıkla hiçbir alakaları yoktur. Yüzyıllardır Türklerle iç içe yaşayan Rumların büyük bir kısım Türkçe konuşmuş ve birçok yönleriyle Türk Kültürünü benimsemişlerdi. Fakat Patrikhanenin yürüttüğü yoğun propaganda bu ateşi körüklemiş ve yine onların aleyhinde sonuçlanmıştır.

    Pontus sorunu Lozan Antlaşmasından sonra tarihe karışmıştır. 1923’te Rumların, Türk-Rum Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi gereğince, Yunanistan’a gitmeleriyle birlikte bölgenin nüfusu homojen bir yapıya kavuşmuştur.

Sayfayı Paylaş