psikoanalitik ekol

Konu 'Psikoloji' bölümünde bedirodabas tarafından paylaşıldı.

  1. bedirodabas

    bedirodabas Üye

    Katılım:
    17 Kasım 2009
    Mesajlar:
    49
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    9

    ekoller nedir

    psikoanalatik ekol nedir
  2. # erkn

    # erkn Üye

    Katılım:
    7 Aralık 2010
    Mesajlar:
    15
    Beğenileri:
    10
    Ödül Puanları:
    0
    bir bilim ve sanat kolunda ayrı nitelik ve özellikleri bulunan yöntem veya akım, okul:


  3. Özlem

    Özlem Bu ülke sizi de unuttu(!) - SOMA Özel Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4.040
    Beğenileri:
    3.106
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Konya
    Psikoanalitik Yaklaşım : 19. yüzyılın sonunda Sigmund Freud öncülüğü ile bir grup doktor, akıl ve ruh hastalıklarını psikolojik açıdan incelemeye çalışmışlardır. Zira bu hastalıklardan bir çoğunun fiziksel veya organik kaynakları bulunamıyordu. Hastalıkların kaynaklarının bulunmasında önce hipnoza başvurulmuştur; daha sonraları da psikanaliz yöntemi geliştirilmiştir. Freud, akıl hastalıklarının psikolojik nedenlerini incelerken "Bilinçaltı" nı keşfetmiştir. Freud ve arkadaşları psikoz ve nevrozların çoğunun, kişinin çocukluktan itibaren tatmin edilmemiş olan arzu ve ihtiyaçlarının baskı altına alınmasından, bilinç dışına itilmesinden meydana geldiğini öne sürmüşlerdir. Kliniklerde yaptıkları deneylerde bunu kanıtlamaya çalışmışlardır. Freud'a göre içsel yaşantılar bilinçlilik bakımından birbirinden farklı üç düzeyde bulunurlar. Bunlardan tam bilinç düzeyinde kişi, anılar, düşünceler, duygular gibi içsel yaşantıların farkındadır. Bilinç tam olarak aydınlıktır. İkinci düzey bilinç öncesidir, burası bilince yakın olan anıların, arzuların bir deposu gibidir. Kişi bunların farkında değildir, ama istediği anda bilinç alanına çıkabilir. Üçüncü düzey ise bilinçaltıdır. Burada kişinin istediği zaman bilinç alanına çıkaramadığı varlıklarından bile haberdar olmadığı duyguları, düşünceleri, anıları, dürtüleri bulunur. Bilinçaltında bulunan bu düşünceler yok olmazlar. Kişiyi rahatsız eder, davranışlarını şu ya da bu şekilde etkilerler. Bilinçaltı düşünceleri rüya ve hayallerde ortaya çıkar. Freud'a göre anormal davranışlar, aslında insanların ruhsal çatışmalarından kurtulabilmek için başvurdukları çabalardır. Bu nedenle bu davranışlar asla anlaşılmayacak olan davranışlar değildir. Normal davranışlarla aralarında yalnızca bir derece fark vardır. Freud, ayrıca kişilik konusunda da yeni bir görüş getirmiştir. İnsanın id-ego-süper ego denilen üç yanını ve bunların etkileşimini incelemiştir. Özet olarak psikanalitik psikologlar (Freud, Adler ve Jung) akıl hastalıklarını ve bilinçaltını klinik yöntemlere ve gözleme başvurarak incelemişlerdir. Psikolojinin bulgularını hekimlik alanında kullanmışlardır.
  4. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    Ekoller ve Yaklaşımlar :

    Psikoloji gerek bilim olarak doğarken, gerekse gelişirken farklı görüşlerin tartışmalarından yararlanılmıştır.

    Psikolojiye farklı işlevler yükleyen, farklı konulara psikolojinin dikkatini çeken, kullanılması gereken farklı yöntem ve teknikler öneren ekol ve yaklaşımlar, psikolojinin gelişmesine hız kazandırmışlar.

    Başlıca ekol ve yaklaşımlar :

    Yapısalcılık (Strüktüralizm) : Yapısalcı psikologlar, bir kimyacının suyu hidrojen ve oksijen atomlarına ayırması gibi, duyumları, imgeleri, duygulanımları en temel elemanlarına ayırarak incelemeye çalıştılar.

    Yapısalcılık, bireyin iç yaşantısını oluşturan duyumları, imgeleri ve duygulanımları incelemek için iç gözlem (içe bakış) yöntemini kullanır.

    Temsilcileri W. Wundt ve E. Titchener dir.

    UYARI : Yapısalcı ekol, zihnin ne olduğunu araştırırken, işlevselci ekol, zihnin ne için olduğunu araştırır.

    Yapısalcı ekol, zihni statik (durağan) haliyle ele alıp unsurlarına ayırırken , işlevselci ekol, zihni yaşayan, canlı, dinamik işlevleriyle inceler.

    İşlevselcilik (Fonksiyonalizm) : İşlevselcilik, yapısalcılığa tepki olarak ortaya çıkmıştır. İşlevselciliğin temsilcilerinden William James’e göre davranışın yapı taşlarını araştırmak zaman kaybıdır, çünkü, beyin ve dolayısıyla zihin sürekli değişim halindedir. O halde, psikoloji davranışın işlevi ya da amacı üzerine yoğunlaşmalıdır. İşlevselciliğe göre, psikoloji yaşamı kolaylaştıran bir araç olmalıdır. Bu yüzden işlevselciler, davranışların insanın çevreye uyum sağlamasına nasıl yardım ettiğini öğrenmek istediler.

    Yapısalcıların tersine, işlevselciler iç gözlem, gözlem gibi tüm yöntemleri kullanırlar.

    Temsilcileri : W james ve John Dewey dir.

    Davranışçılık (Biheviyorizm) : Zihnin ne olduğu ya da ne için olduğu tartışmalarına tepki olarak doğmuştur.

    Davranışçılığa göre psikoloji, zihin yerine organizmanın doğrudan gözlemlenebilen ve ölçülebilen davranışlarını incelemelidir. Çünkü, davranışçı ekol psikolojiyi, uyarıcı davranış (U – D) ilişkisi çerçevesinde ele alır. Buna göre, insanın içinde yaşadığı koşullar davranışlarını belirler.

    Davranışçı psikologlar zihni inceleyen iç gözlemi reddederler.

    Temsilcileri I. Pavlov, J. Watson ve B.F. Skinner dir.

    Psikodinamik Yaklaşım (Psikanaliz) : Ekoller ve yaklaşımlar arasında davranış bozukluklarını doğrudan ele alan yaklaşımdır.

    Bu ekole göre, davranış bozuklukları bilinçaltına bastırılan istenmeyen duygulardan kaynaklanır.

    Bilinçaltı, yaşadığımız istenmeyen duyguların bilinçte gizlendiği yerdir. İstenmeyen duygular, id, ego (ben), süper ego (üst ben) çerçevesinde bilinçaltına itilir.

    İd, insanın ilkel benliğidir. Psikodinamik yaklaşımın kurucusu Freud’a göre insanın doğuştan getirdiği ve idini oluşturan iki etkili eğilim cinsellik ve saldırganlıktır.

    Ego, insanın psikolojik yanıdır. İnsan kendinin ne olduğunu ne olmak istediğini, çevresini nasıl tanıdığını gösteren bilinç durumudur.

    Süper ego ise, insanın toplumsal yanıdır. Toplumun kuralları ve değer yargılarından etkilenir.

    Temsilcileri S. Freud, A. Adler ve C. Jung dur.

    Gestalt (Bütünlük) Psikolojisi : Yapısalcılığın, zihni öğelerine ayıran anlayışına tepki olarak ortaya çıkmıştır.

    Gestalt psikolojisine göre, bütünü anlamdan parçaları doğru anlamak olanaksızdır. Çünkü “Bütün, kendini oluşturan parçaların toplamından farklı ve büyüktür. Hiçbir parça, bütünün içerdiği özelliklere sahip değildir.”

    Gestalt ekolü, algı ve bellek üzerine çalışmaları ile psikolojiye katkıda bulunmuştur. Bu ekol, psikolojide tümdengelim yöntemini kullanır.

    Temsilcileri M. Wertheimer, K. Koffka, W. Köhler’dir.

    Hümanist Yaklaşım : Hümanist yaklaşım, eski ve yeni yaklaşımları birleştirip bunların çağdaş yorumunu yapmaya çalışmıştır.

    Hümanizme göre, her insan kendine göre bir değerdir ve her insan, birey olarak kendi davranışlarından sorumludur.

    Bu çerçevede bilimin daha özelde Psikolojinin görevi bireyi denetim altına almak değil, onu özgürleştirmektir.

    Hümanist yaklaşım insanın cansız bir nesne olmadığını, dıştan bakılarak anlaşılamayacağını ileri sürüp insanın iç gözlemle incelenmesi gerektiğini söyleyerek davranışçı ekole karşı çıkar.

    Temsilcisi A. H. Maslow’dur.

    Bilişsel Yaklaşım (Kognitivizm) : Biliş, insanın dünyayı tanımaya ve anlamaya yönelik zihinsel etkinlikleridir.

    Bilişsel yaklaşıma göre insan diğer canlılardan farklı olarak dikkat, algı, düşünme gibi zihinsel süreçlerle etkin bir canlı olarak çevresini anlar ve yorumlar. O halde davranışları biçimlendiren bilişsel süreçlerdir. Bilişsel süreçler insanın gelişim aşamalarına göre sırayla ortaya çıkar.

    İnsanı gelişmiş bir bilgisayar sistemi olarak gören bu yaklaşım, insan zihninin bilgi edinmek, bilgiyi işlemek ve depolamak gibi işlemler yaptığı görüşündedir. Bilişsel yaklaşım, kendine özgü eğitim anlayışları da geliştirmiş, öğrenmenin gerçekleşmesi için gelişim aşamalarının tamamlanması gereğini vurgulamıştır.

    Temsilcisi J. Piaget dır.

    Biyo-psikolojik Yaklaşım : İnsanı bütünselliği olan biyolojik bir varlık olarak gören bu yaklaşım, akıl hastalıklarının nedenleri üzerinde de durmuştur.

    Biyo-psikolojik yaklaşıma göre insan davranışlarının biçimlenmesinde beyinde meydan gelen biyokimyasal olayların ve genetik özelliklerin etkisi vardır.

    Bu ekol, beyin üzerinde özellikle de gelişmiş hayvanların beyni üzerinde ayrıntılı laboratuvar deneyleri yapmış davranışlarla beynin işleyişi arasında bağlantılar kurmuştur.

Sayfayı Paylaş