Psikoloji Ders Notları | Kaynak 2

Konu 'Psikoloji' bölümünde elcin06 tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. elcin06

    elcin06 Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2007
    Mesajlar:
    1.058
    Beğenileri:
    105
    Ödül Puanları:
    36

    PSİKOLOJİ NEDİR ?



    PSİKOLOJİNİN TANIMI

    Kelime anlamı, Latince ruh (psyche) ve bilim anl***** gelen logos kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Psikoloji ruh anl***** gelmez.



    PSİKOLOJİ: İnsan ve hayvan davranışlarını inceleyen pozitif bir bilimdir.



    Pozitif Olmak Ne Demektir?

    Bir bilimin pozitif bir bilim olabilmesi için ele aldığı konuları gözlemleyebilmesi, ölçebilmesi ve deney yapabilmesi gerekir. Pozitif bilimler olgulardan hareket ederek deneysel yöntemlerle sistemli bilgilere ve kesin sonuçlara ulaşmaya çalışır.



    Psikoloji Neden Hayvanları İnceler:

    İnsan hayatı hayvan hayatından daha önemlidir.

    Ortalama insan ömründen daha kısa ömre sahip hayvanlar olduğu için.

    Hayvan ve insan davranışları birbirine benzer. Buradan yola çıkarak insanlar için genelleme yapılır.

    Hayvan araştırmacıdan, araştırmacıda incelediği hayvandan az etkilenir.





    DAVRANIŞ

    Organizmanın, iç ve dış uyarıcılar karşısında göstermiş olduğu gözlenebilen ve gözlenemeyen tepkilerdir.



    Uyarıcılar iki çeşittir:



    İç Uyarıcılar: Organizmaya içten gelen uyarıcılardır.

    Örneğin: Acıkmak, susamak, hissetmek vb.

    Dış Uyarıcılar: Organizmanın dışından gelen uyarıcılardır.

    Örneğin: Ses, ışık, koku vb.



    Davranışlarda iki Çeşittir:


    Fiziki (Gözlenebilen, dışsal) Davranışlar: Dışardan gözlenebilen bedensel davranışlardır.

    Örnek: Yemek yeme, spor yapma, esneme, yazı yazma vb.

    Fizyolojik (Zihinsel, içsel) Davranışlar: Dışardan gözlenemeyen sadece zihinsel etkinlikleri ifade eden davranışlardır.

    Örnek: Algılama, düşünme, rüya görme,hayal kurma vb.

    NOT 1: Organizma aynı uyarıcıya farklı tepkilerde bulunabilir

    NOT 2: Organizmada bir tepkinin nedeni birçok uyarıcı olabilir

    NOT 3: Organizmada birden çok tepkinin nedeni birçok uyarıcı olabilir.


    Davranışı Etkileyen Faktörler



    Organizmanın biyolojik yapısı: Kadın-erkek olma, genç-yaşlı olma gibi.

    Organizmanın geçmiş yaşantıları: Organizmanın çocukluğu, gençliği, eğitimi, alışkanlıkları, tecrübeleri gibi.

    Organizmanın içinde bulunduğu psikolojik durum: Dalgın olma, üzüntülü, heyecanlı, içine kapanık olma gibi.

    Organizmanın içinde yaşadığı fiziksel çevre: Sıcaklık, soğukluk, gürültülü, sessiz, kalabalık, sakin olma gibi.

    Organizmanın içinde yaşadığı sosyal çevre: Toplumun zengin - fakir oluşu, inançları, ahlaki kuralları, örf - adetleri gibi.

    Organizmanın tutum ve beklentiler: Kişinin bir olay veya duruma ilişkin duygu düşünce, bilgi inanç ve değerlendirmeleri ve beklentileri davranışları etkiler.





    Psikolojinin Amacı

    Organizmanın duyuş, düşünüş ve davranışlarının bağlı olduğu kanunlara ulaşarak insan davranışları hakkında önceden ön deyide bulunma imkânı sağlamak.



    1) İnsan davranışlarını tanımlama: Bütün bilimler, öncelikle ele aldığı konulara açıklık kazandırmayı amaçlar.

    Psikolojide, öğrenme nedir? davranış nedir? Zekâ nedir? Yetenek nedir? Gibi. Sorular sorarak araştırma alanı ile ilgili kavramlara açıklık getirir.



    2) İnsan davranışlarını anlama ve açıklama:

    İnsanların niçin ve nasıl davrandığını incelemek.

    Düşünme, öğrenme, hayal kurma, unutma nasıl olmaktadır?

    Zeka, yetenek ve kişilik bakımından insanlar arasında ne gibi farklar vardır?

    İnsan niçin ve ne gibi durumlarda çevresiyle uyumsuzluk göstermektedir?

    Çevresi yani toplum insanı nasıl etkilemektedir.



    3) İnsan davranışlarını önceden kestirebilme: Davranışların nedenlerini ortaya koyduktan sonra benzer durumlarda benzer davranışların ortaya çıkacağını önceden tahmin edilebilmesidir.



    4) İnsan davranışlarını etkileme ve kontrol etme: Davranışın olumlu yönde gelişmesi için ortaya çıkacak olumsuz durumların kontrol edilmesi ve önlenmesi amaçlanır.



    5) Kendimizi ve başkalarını daha iyi anlayabilme: Psikoloji bütün bu amaçlarını gerçekleştirebildiği ölçüde;

    Biz insanlar kendimizi ve başkalarını daha iyi anlayabilme

    Davranışlar hakkında daha doğru yargılarda bulunabilme

    Hoşgörülü olabilme, kendi sorunlarımızı çözme ve istendiğinde başkalarının sorunlarının çözümüne yardımcı olma yeteneği kazandırır.

    Bütün bunlar, daha olgun bir insan ve daha olgun bir toplumun olacağı anl***** gelir.


    PSİKOLOJİNİN DİĞER BİLİMLERLE İLİŞKİSİ


    PSİKOLOJİ – FİZYOLOJİ
    Fizyoloji organizmanın organlarını inceler. Duyu organlarının çalışma biçimi, iç salgı bezleri, hormonlar, sinirsel iletişim vb. davranışları etkiler. Psikoloji insan davranışlarını anlamak için Fizyoloji biliminden faydalanır.


    PSİKOLOJİ – TIP(PSİKİYATRİ)
    Psikiyatri anormal insan davranışlarını inceler. Psikoloji ise normal insan davranışlarını inceler. Psikoloji normal ile anormal insan davranışlarını birbirinden ayırmak için Psikiyatri biliminden faydalanır.


    PSİKOLOJİ – SOSYOLOJİ
    Sosyoloji toplumu inceler. Psikoloji ise bireyi inceler. Ama netice itibariyle toplum denilen bütün tek tek bireylerden oluşur. Bunun yanında bireyde toplumun bir parçasıdır. Toplum bireyin, bireyde toplumun davranışlarını etkiler. Bu nedenle Psikoloji araştırmalarında, Sosyoloji biliminden faydalanır.


    PSİKOLOJİ – ANTROPOLOJİ
    Antropoloji, insanın oluşumunu değişimini inceler. İkiye ayrılır.

    Fiziki Antropoloji: İlkel insandan günümüz insanına kadar insanın vücudunda meydana gelen değişiklikleri inceler.

    Sosyal Antropoloji: İlkel insandan günümüze kadar insanın davranışlarında, düşüncelerinde kültüründe meydana gelen değişiklikleri inceler.

    NOT: Antropoloji özellikle ilkel insan yaşamı üzerinde yoğunlaşır.

    Psikoloji, insan davranışlarını anlamak için insanın kökenini inceleyen Antropolojiden faydalanır.


    PSİKOLOJİ – SİYASET BİLİMİ
    İnsanlar içerisinde yaşadığı toplumun yönetim biçiminden, hukuk sisteminden etkilenir. Psikoloji, insan davranışı üzerinde siyasal düzenin nasıl bir etkide bulunduğunu anlamak için Siyaset biliminden faydalanır.

    PSİKOLOJİ – EKONOMİ
    Ekonomi, insanların ihtiyaçlarını karşılayacak olan mal ve hizmetlerin üretimi, tüketimi, bölüşümü gibi faaliyetleri düzenler. Ekonomik koşullar, insan davranışlarını inceler. Bunun için Psikoloji, Ekonomi biliminden faydalanır.


    PSİKOLOJİ – COĞRAFYA
    Coğrafi koşullar ( iklim, bitki örtüsü vb.) insan davranışlarını etkiler. Psikoloji insan davranışlarını anlamak için Coğrafya’dan faydalanır.

    PSİKOLOJİ – FELSEFE
    Felsefe, insanı ve evreni tanımaya, bilginin nasıl oluştuğunu anlamaya yönelik zihinsel etkinlikleri içeren bir bilgi alanıdır. Felsefenin en önemli özelliklerinden biri eleştiridir. Felsefe eleştirerek doğru sanılan birçok şeyin yanlışlığını ortaya çıkarır. Bu nedenle Felsefeyle ilgilenmeyen insanların boş inançların etkisinde kalması kaçınılmazdır. Ayrıca, Felsefeyle ilgisini kesen bilim, bilim olarak varlığını devam etme olanağından yoksun kalır. Bundan dolayı tüm bilimler gibi, Psikoloji de Felsefe ile sıkı bir ilişki içerisindedir.

    kayakorkmaz58, arashii, cereza ve diğer 1 kişi bunu beğendiniz.
  2. elcin06

    elcin06 Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2007
    Mesajlar:
    1.058
    Beğenileri:
    105
    Ödül Puanları:
    36

    Günümüzde Psikoloji genişlemiş ve Psikolojide çeşitli alt dallar oluşmuştur.



    DENEYSEL PSİKOLOJİ

    Davranışın temelinde yatan nedenleri anlamak için araştırma yapar. Davranışın fizyolojik temelleri olan; duyum, algı, dikkat, bellek, öğrenme gibi konularda deneyler yapar.

    Örneğin: Motivasyonun öğrenme üzerindeki etkisi

    Yorgunluğun dikkat üzerinde etkisi

    KLİNİK PSİKOLOJİ

    Bir kurumda bakılmayı gerektiren duygusal, davranışsal bozuklukları olan, toplumla uyumları kopmuş anormal insanların davranışlarını inceler. Teşhis eder ve tedavisini bilimsel olarak yapar.

    NOT: Psikolog ile Psikiyatrist farklıdır.

    Psikiyatrist: Tıp doktorudur. İlaç tedavisi yapabilir.

    Psikolog: Bilim doktorudur. İlaç tedavisi yapmaz.

    SOSYAL PSİKOLOJİ

    Bireyin grup içindeki davranışlarını inceler. Bireyin topluma, toplumun bireye etkisini konu edinir. Moda, reklam, propaganda, kamuoyu, insan ilişkileri vb. Sosyal Psikolojinin konularıdır.

    GELİŞİM PSİKOLOJİSİ

    Döllenmeden ölüme kadar bireyin yaşa bağlı davranış değişikliklerini inceler. Birey ne zaman konuşur. Algılama ne zaman başlar. Çocuğun düşünmesinde meydana gelen sistematik değişimler nelerdir. Bireyin çevre ile ilişkisi hangi yaşta nasıl olur, gibi konular Gelişim Psikolojisinin konularıdır.

    3 ana bölüme ayrılır:

    Çocuk Psikolojisi ( Döllenmeden ergenliğe kadar )

    Ergenlik Psikolojisi ( Ergenlikten yetişkinliğe kadar )

    Yetişkin Psikolojisi ( Yetişkinlikten ölüme kadar )

    Hayvan Psikolojisi ( Hayvan gelişimini inceler )

    EĞİTİM PSİKOLOJİSİ

    Psikolojinin eğitim alanlarına uygulanmasından doğmuştur. Okul ortamını ve eğitim sürecini en verimli duruma getirmeyi amaçlar. Okulda öğrencilere testler, mülakatlar uygulayarak öğrencilerin okulla ilgili sorunlarını anlamaya çalışır ve çözümler üretir. Hangi konu kime nasıl verilmeli? Öğretmen nasıl yetiştirilmeli? Eğitim ortamında en yüksek başarı nasıl sağlanmalı? Eğitim programları nasıl düzenlenmeli? Gibi konular üzerinde durur.


    DANIŞMANLIK PSİKOLOJİSİ

    Hafif duygusal, kişisel sorunları olan bireylerin davranışlarını inceler. Bireye yaşamını kolaylaştıracak bilgiler vererek, ilgilerini ve yeteneklerini açığa çıkaracak kararları almasına yardımcı olmayı amaçlar. Çeşitli testler, mülakatlar uygulayarak bireylerin meslekleriyle, eğitimleriyle ilgili sorunlarını anlamaya çalışır. Bireylerin yaşamlarıyla ilgili en doğru kararı vermelerinde yardımcı olur.

    PSİKOMETRİK PSİKOLOJİ

    Psikolojide araştırma sonuçlarının sayılarla ifade edilmesidir. Bu alt dal diğer Psikoloji dallarına testler hazırlar. Mevcut testlerin kullanışlılık düzeyini kontrol eder.


    PSİKOLOJİDE EKOLLER



    EKOL:

    Herhangi bir alanda Bilimde, Sanatta ve Felsefede aynı konuyu işleyen, aynı yöntemi kullanan ve aynı amacı paylaşan insanların oluşturduğu birliğe denir.

    Aynı olguyu açıklamaya çalışan farklı yaklaşımlar her bilimde olmuştur. Özellikle doğa bilimlerinde, bu farklılıklar zamanla aşılmış ve yerlerini, evrensel olarak kabul gören genel-geçer yaklaşımlara bırakmışlardır. Psikolojide ise başlangıçtan beri var olan görüş ayrılıkları varlıklarını bugün de devam ettirmektedir. Bunun nedeni:

    Doğa bilimlerini kesin sonuçlara ulaştıran deney yönteminin kullanılmasındaki sınırlılık.

    İnsan davranışlarının olağanüstü, çok yönlü ve karmaşık olması.

    Psikoloji’nin oldukça yeni ve genç bir bilim olması.

    YAPISALCILIK ( Strüktüralizm )


    Konusu: İnsan bilincinin (zihnin) yapısı ve işleyişi

    Yöntemi: İçe bakış (iç gözlem)

    Temsilcileri: Wilhelm WUNDT, Edward TİTCHENER



    Yapısalcılar insan zihninin öğelerini ve bunlar arasındaki ilişkiyi, yani zihinsel süreçleri ( duyum, algı, bellek, düşünce, duygu, irade, dikkat gibi) incelemişlerdir. Onlara göre insanın ayırt edici özelliği, düşünen ve düşünerek davranışta bulunan bir varlık olmasıdır. Öyleyse, insan davranışlarının anlaşılmasının önkoşulu, insanın düşünme ve anlama yeteneğinin kavranmasıdır.

    Yapısalcılar, Kimya biliminden etkilenmişlerdir. Nasıl ki; Kimya maddenin en küçük birimi olan atomu bulunca, kimyasal olayları anlamak kolaylaştıysa, Psikolojide zihin ve zihinsel süreçleri en küçük parçalarına ayırarak insan bilincini anlayıp, açıklayacaktı. Bilinci içe bakış yöntemiyle incelemişlerdir. İçe bakış, bireyin kendi kendisini gözlemlemesi demektir. Bireye ( ses, ışık, koku gibi ) uyarıcılar verilerek bireyin bu uyarıcılar karşısında hissettiklerini anlatması istenir.

    NOT: Birey sorulan sorulara yanlış cevaplar verebilir. Buda araştırmanın ob jektif olmama durumunu ortaya çıkarır.



    DAVRANIŞÇILIK ( Bihevyorizm )


    Konusu: Dışardan gözlenebilen, ölçülebilen davranışlar

    Yöntemi: Deney

    Temsilcileri: John Watson, İvan PAVLOV, Frederic SKİNNER, Edvard THORNDİKE


    Davranışçılar, yapısalcıların incelediği bilinci somut olmadığı için bilimin konusu olamayacağı ve kullandıkları içe bakış yönteminin yeterince objektif olmadığını söyleyerek eleştirmişlerdir. Davranışçılar araştırmalarında, doğuştan getirilen kalıtımları (yetenek, zeka, eğilim, iç dürtüler vb.) hesaba katmazlar. Davranışlar üzerinde eğitimin ve çevrenin etkili olduğunu savunurlar. Uygun uyarıcı, uygun çevre, uygun eğitim verilirse istenilen davranış ortaya çıkar. Bundan dolayı bunlara U – T psikologları denmiştir.


    NOT 1: J. Watson kendisine bir çocuk verildiğinde onu isterse bir doktor, isterse bir hırsız yapabileceğini söyler.

    NOT 2: İlk hayvan deneylerini davranışçılar yapmıştır.

    İŞLEVSELCİLER ( Fonksiyonalizm )


    Konusu: Çevreye uyum sağlayan davranışlar, Bilinç ne işe yarar

    Yöntemi: İçebakış, Deney, Gözlem

    Temsilcileri: W. James, J. De**y



    Yapısalcılar, bilinç nedir? Derken, İşlevselciler bilin ne işe yarar? Sorusuna cevap aramışlardır. İnsanın çevreye uyum sağlayan davranışlarıyla ilgilenirler. Önemli olan davranışın kendisi değil, ne işe yaradığıdır. Davranış organizmanın çevreye uyumunu sağlamalıdır. Asıl amaç, algılama, düşünme, duygulanma ve irade gibi bilinç olaylarının hayatta karşılaşılan sorunların çözümlenmesine nasıl yardımcı olduğudur.



    NOT: İşlevselciler, sayesinde psikolojinin hayata uygulanması ile Çocuk Psikolojisi, testler, Eğitim Psikolojisi gibi yeni alanlar doğmuştur.


    PSİKANALİZM ( Psikodinamik, Psikoanalitik, Dinamik, Derinlik, Bilinçaltı )


    Konusu: Bilinçaltına itilen olumsuz düşünceler, duygular

    Yöntemi: Serbest çağrışım, Telkin, Hipnoz, Rüya analiz, Mülakat, Test, İçebakış

    Temsilcileri: S. Freud, A. Adler, J.G. Jung



    Freud’a göre “cinsellik” ve “saldırganlık” insanların doğuştan getirdikleri iki temel eğilimdir. Bu iki güdü insanoğlunun toplum içerisinde yaşamasını zorlaştırır. Bunun yanında kişi kendisini rahatsız eden duyguları ve düşünceleri bastırarak bilinçaltına atar. Ama bunlar insanı rahatsız etmeye devam eder. Zamanla birey bu bastırılmış duygu ve düşünceleri çeşitli rüyalar, dil sürçmeleri, unutmalar şeklinde dışa vurur.

    Psikanalistlere göre kişilik üç bölüme ayrılır;



    İD - İlkel istekler

    EGO - Bilinç, Düzenleyici

    SÜPEREGO – Toplumsal değerler



    Freud’a göre insanın davranışlarını anlamak için bireyin bilinçaltını çözümlemek gerekir.



    GESTALT ( Bütünlük) EKOLÜ


    Konusu: Davranışlar bir bütündür.

    Yöntemi: Tümdengelim

    Temsilcileri: **rtheimer, Koffka, Köhler



    Diğer ekollerin parçacı yaklaşımını eleştirirler. Davranışları bir bütün olarak incelemişlerdir. Davranışları ancak bir bütün olarak incelediğimizde doğru anlayabileceğimizi ileri sürmüşlerdir. Doğal gözleme önem vermişlerdir. Algı ve öğrenme alanında önemli çalışmalar yapmışlardır.
    HÜMANİST (İnsancıl) YAKLAŞIM


    Konusu: İnsan kendine özgü özellikleri ve ihtiyaçları olan özgür bir varlıktır.

    Yöntemi: İçebakış, Empati

    Temsilcileri: Maslow, Rogers, Sartre



    İnsanı temele alan hümanist yaklaşım, varoluşçuluk felsefesinden etkilenerek doğmuştur. Onlara göre insan sadece beslenme gereksinimi olan bir varlık değildir. İnsanın güven, sevgi, saygı gibi psikolojik ve toplumsal gereksinimleri de vardır. Birey önce güven daha sonra sevgi, saygı gereksinimlerini karşılarsa olumlu kişilik özellikleri ile biçimlenir. Her birey kendine özgü özellikleri olan bir varlıktır. Psikoloji insan davranışlarını incelerken bireyler arası farklılıkları göz önünde bulundurmalıdır. Çünkü her birey kendi seçimlerinde özgürdür.

    BİYOLOJİK YAKLAŞIM


    Konusu: Davranışlardaki biyolojik yapı

    Yöntemi: Deney

    Temsilcileri: A. Meyer



    Davranışların kökeninde biyolojik özelliklerin etkisi vardır. Davranış, uyarıcıların beyni etkilemesiyle başlar. Oradan sinirler aracılığıyla kaslara geçer ve gözlenebilir davranışlar olarak ortaya çıkar. İnsanın davranışlarını anlamak için beyindeki sinir sistemini, insanın biyolojik çalışma sistemini bilmek gerekir.


    BİLİŞSEL YAKLAŞIM


    Konusu: Bilişsel faaliyetler

    Yöntemi: Deney

    Temsilcileri: J. Piaget



    Davranışın kökeninde bilişsel faaliyetler vardır. Biliş insanın hayatı anlamaya, tanımaya yönelik etkinliğidir. Davranışın kökeninde (duyum, algı, bellek, dikkat, öğrenme) gibi bilişsel faaliyetler vardır. Birey bu faaliyetleri kullanarak çevresi ve kendisi hakkında bilgi edinir ve davranışta bulunur.

    PSİKOLOJİDE YÖNTEMLER

    Betimsel
    Tarama
    Klinik
    Deneysel
    İstatistiksel

    YÖNTEM

    Bilimlerin doğa ve toplumsal olayları anlamak ve açıklamak için izledikleri sistemli ve düzenli yoldur.



    BETİMSEL YÖNTEMLER



    GÖZLEM:

    Herhangi bir nesneyi, olayı, durumu izlemeye gözlem diyoruz. İki tür gözlem vardır.



    Doğal gözlem:

    Herhangi bir nesneyi, olayı kendi doğal durumunda izlemeye denir. Doğal gözlemde gözlenen gözlendiğinin farkında değildir. Gözleme konu olan organizma bunun farkın da olursa yapay davranışlarda bulunabilir.

    Örnek: Bir öğretmenin bahçede oynayan herhangi bir çocuğu, ona fark ettirmeden izlemesi.



    Sistematik Gözlem:

    Şartları ve ortamı araştırmacı tarafında oluşturulan, araştırmacının denetimi altında gerçekleştirilen gözlemdir.

    Örnek: Maymunları kendi doğal ortamlarında izlersek buna doğal gözlem denir. Aynı maymunları laboratuar ortamında gözlersek buna sistematik gözlem denir.



    İyi Bir Gözlem İçin Gerekli Olan Şartlar:

    Araştırmacı olaya kendi duygularını katmamalıdır.

    Gözlenen kişi gözlendiğini fark etmemeli, fark ederse doğal davranmayabilir.

    Araştırmacı iyi yetişmiş, elindeki verileri en iyi şekilde kullanabilmelidir.

    Araştırmada yeterli derecede araç – gereç kullanılmalı, bu araştırmanın objektifliğini arttırır.


    TARAMA YÖNTEMİ



    ANKET:

    Bireylerin belirli bir konudaki görüşlerini, tutumlarını tahmin edebilmek için oluşturulmuş standart soru kağıtlarıdır.



    TEST:

    Bireylerin ( zeka, yetenek, kişilik, bilgi vb.) özelliklerini ölçmek amacıyla oluşturulmuş standart soru kağıtlarıdır.


    KLİNİK YÖNTEMLER



    Davranış bozukluğu gösteren bireyleri teşhis ve tedavi etmek amacıyla uygulanan yöntemlerdir.



    Mülakat: Kişiliği değerlendirmek amacıyla yapılan karşılıklı konuşmadır.

    Biyografi: Bireyin davranışlarının nedenini öğrenmek için, bireyin geçmiş yaşantılarını anlatmasıdır.

    Telkin: Sözle etkileyip davranışları yönlendirmektir.

    Hipnoz: Sözle ya da bir nesne aracılığıyla bireyi yapay bir şekilde uyutmaktır.

    Serbest Çağrışım: Bireyin hiçbir şeyden etkilenmeden aklına geleni anlatmasıdır.


    DENEYSEL YÖNTEMLER



    Gözlemlerden elde edilen varsayımları ispatlamak veya çürütmek amacıyla olgular arasında neden – sonuç ilişkisi kurmak suretiyle gerçekleştirilen yöntemdir.



    Bir deneyde iki grup vardır:



    1) Deney Grubu: Üzerinde araştırma yapılan, şartlarında değişiklik yapılan gruba deney grubu denir.



    2) Kontrol Grubu: Karşılaştırma yapmak için, şartlarında herhangi bir değişiklik yapılmayan gruptur.



    Bir deneyde iki değişken grup vardır:



    1) Bağımsız Değişken: Etkisi araştırılan değişkendir. Bağımsız değişken olayın nedenidir.



    2) Bağımlı Değişken: Bağımsız değişkenden etkilenen değişkendir. Deneyin sonucudur.



    Örnek:

    Ücret tarifesinin üretim miktarı ve kalitesi üzerindeki etkisini incelemek için bir fabrikada çalışanlardan, yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, yapılan iş ve çalışma süresi bakımından birbirine denk iki grup oluşturuluyor. Gruplardan birindeki bireylere ürettikleri parça başına, diğerindekilere ise haftalık olarak sabit miktarda ücret ödeniyor.

    Bu deneyde parça başına ücret alan grup deney, haftalık ücret alan grup ise kontrol grubudur. Ücret ödeme şekli bağımsız değişken, verimin artıp artmaması bağımlı değişkendir.



    Örnek:

    Süt İçersen Sağlıklı Olursun Çalışırsan Başarırsın

    Bağımsız bağımlı bağımsız bağımlı

    değişken değişken değişken değişken


    İSTATİSTİKSEL YÖNTEMLER



    İSTATİSTİK

    Araştırma sonuçlarının sayısal verilerle ifade edilmesidir. **çme araştırmaya kesinlik katar. Araştırma sonuçlarının daha somut, daha anlaşılır, daha nesnel olmasını sağlar.



    Korelasyon:

    İki değişken arasındaki bağıntıya korelasyon denir.



    Pozitif Korelasyon: İki değişkenden biri artarken diğeri de artıyor, biri azalırken diğeri de azalıyorsa buna pozitif korelasyon denir.

    Örnek:

    Enflasyon fiyat

    Artar artar



    Negatif Korelasyon: Değişkenlerden biri artarken diğeri azalırsa, biri azalırken diğeri artarsa buna negatif korelasyon denir.

    Örnek:

    Enflasyon alım gücü

    Artar azalır



    Nötr Korelasyon: İki değişken arasında hiçbir ilişkinin olmama durumudur.

    Örnek:

    Kel olmak basketçi olmak

    Korelasyon Katsayısı

    İki veri arasındaki ilişki katsayılarla gösterilir. Korelasyon katsayısı 0 ile +1 ve 0 ile -1 arasında değişen değerler alır. +1 ve -1 ilişkinin en yüksek olduğu noktalardır. 0 ' da ise ilişki nötrdür. Yani iki değişken arasında hiçbir ilişki yoktur.

    GRAFİKLER:

    Enflasyon artarsa, fiyat artar

    Pozitif Korelasyon (Doğru Orantı)

    Kel olmak ile Zeki olmak

    Nötr Korelasyon

    Enflasyon artarsa, alım gücü azalır

    Negatif Korelasyon (Ters Orantı)
    kayakorkmaz58, arashii ve cereza bunu beğendi.
  3. elcin06

    elcin06 Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2007
    Mesajlar:
    1.058
    Beğenileri:
    105
    Ödül Puanları:
    36
    DUYUM VE ALGI

    DUYUM
    Uyarıcıların duyu organları tarafından alınıp beyne iletilmesidir.

    ALGI
    İçten ve dıştan gelen uyarıcıların duyumlar aracılığıyla anlamlı hale getirilmesine algı denir.
    Örnek: Bir tat almak duyum iken, ne tadı olduğunu anlamak algıdır. Bir ses duymak duyum iken, kimin veya neyin sesi olduğunu anlamak algıdır.

    DUYUM İLE ALGI ARASINDAKİ FARKLAR
    • Duyum basit fizyolojik bir olaydır. Algı ise karmaşık psikolojik bir olaydır.
    • Duyumda uyarıcılar tek tek değerlendirilir. Algıda ise bir bütün olarak değerlendirilir.
    • Duyum her bireyde aynı şekilde gerçekleşir. Algı ise bireyden bireye farklılık gösterir.


    ALGININ ÖZELLİKLERİ

    1. ALGIDA SEÇİCİLİK ( Dikkat )

    Organizma, dikkatini etrafındaki uyarıcılardan yalnızca bir tanesine yoğunlaştırıp onunla ilgili özellikleri algılamasıdır.

    Dikkat:
    Duyu organlarının tek bir uyarıcı üzerinde toplanmasıdır. Başka bir deyişle; Psikofizik enerjinin bir noktada toplanmasıdır.

    Dikkatte Kayma: Organizma dikkat halindeyken, dikkati etkileyen iç ve dış faktörlerden dolayı, dikkat bir noktadan başka bir noktaya kayabilir. Buna dikkatte kayma diyoruz.
    Örneğin: Sınıfta ders dinleyen öğrencilerin, kapı çalınca dikkatlerinin dersten kapıya yönelmesi durumu.
    Sürekli Dikkat: Dikkatin belli bir noktaya odaklanması, bir noktadan başka bir noktaya gidip gelmemesi.
    Örneğin: Fanatik bir taraftar Fenerbahçe Galatasaray maçını izlerken, dikkatini hiçbir uyarıcı dağıtmaz.

    ALGIDA SEÇİCİLİĞİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

    Dış Faktörler:

    • Uyarıcının şiddeti ve Büyüklüğü: Bir kasa elma içerisinde büyük olan seçilip alınır.
    • Tekrar: Ambulansın siren sesi diğer sesler içerisinde seçilerek algılanır.
    • Zıtlık: Kısa boylu kişilerin içerisinde uzun boylu kişiler algılanır.
    • Hareketlilik: Otoparkta seyir halindeki aracın algılanması.
    • Ani Değişiklik: Babanızın bıyığını kesmesi hemen algılanır.
    • Tuhaflık: Sokakta pijama ile gezen kişi hemen algılanır.

    İç Faktörler:

    • İlgi ve İhtiyaçlar: Acıkan bir kişinin dikkatini yemeklerin üstüne yöneltmesi. Bir insanın dikkatini mesleğiyle ilgili haberlere yöneltmesi.
    • Kültür: Almanya’da şalvarlı bir kişi hemen dikkatimizi çeker.
    • Geçmiş Yaşantılar: Yıllar sonra memleketine dönen bir kişinin okuduğu liseyi algılaması
    NOT: Algıda seçicilik üzerinde iç faktörler, dış faktörlerden daha önemlidir.

    2. ALGIDA DEĞİŞMEZLİK

    Bir kez algılanan nesnelerin şekilleri, renkleri, büyüklükleri değiştiği halde, organizma o nesneleri hep aynı biçimde algılar.

    • Biçim Değişmezliği: Felsefe öğretmenine hangi açıdan bakarsak bakalım hep Felsefe öğretmeni olarak algılarız.
    • Renk Değişmezliği: Portakalın rengini aydınlıkta da karanlıkta da hep turuncu olarak algılarız.
    • Büyüklük Değişmezliği: Uzaktaki ve yakındaki telefon direği hep aynı boyda algılanır.

    NOT 1: Algıda değişmezliğin gerçekleşebilmesi için o nesnenin daha önceden algılanması gerekir.
    NOT 2: Algıda değişmezlik olmasaydı, algısal dünyamız karmakarışık olurdu. Algıda değişmezlik algısal dünyamıza istikrar kazandırır.


    3. ALGIDA ORGANİZASYON

    Uyarıcıların birlikte bir bütün olarak algılanmasıdır. Algının en önemli özelliğidir.

    A. Şekil – Zemin Algısı:
    Her nesne bir zemin üzerinde yer alarak algılanır. Zemin olmadan şekil olmaz. Bazen bir resimde ki şekil, zemin olarak veya tam tersi zemin, şekil olarak algılanabilir. Bu tür resimler “dönüşümlü algılanabilen şekiller” olarak adlandırılır.

    Şekilde aydınlık kısma bakıldığında bir kupa, karanlık kısma bakıldığında iki insan yüzü görülür.






    B. Gruplama Algısı:
    Uyarıcıların bir takım özelliklerinden dolayı bir arada birlikte algılanmasıdır.
    • Yakınlık İlişkisi: Birbirine yakın olan nesneler birlikte bir bütün olarak algılanır.

    * * * * * * * * *
    * * * * * * * * * Yandaki şekilde uyarıcılar yatay eksende birbirine
    * * * * * * * * * yakın olduğu için satırlar halinde algılanır.
    * * * * * * * * *
    * * * * * * * * *

    • Benzerlik ilişkisi: Benzer olan uyarıcılar bir arada bir bütün olarak algılanır.

    + * + * + *
    + * + * + * Yandaki şekilde uyarıcılar düşey eksende benzer
    + * + * + * olduğu için, şekil sütunlar halinde algılanır.
    + * + * + *
    + * + * + *


    • Süreklilik İlişkisi: Sürekliliği olan bir şekilde uyarıcılar bir bütün olarak algılanır.

    0 0 0 0 0 0 0 0
    0
    0 Yandaki şekilde tek tek daireler değil, bu dairelerin ard arda
    0 0 0 0 0 0 0 sıralanışından oluşan ( F ) harfi algılanır.
    0
    0
    0
    0
    0


    • Tamamlama (bütünleme) ilişkisi: Önceden algılanan nesneler bir takım parçaları eksik verilse de zihin onları tamamlayarak algılar.

    0 0 00 0
    0
    Yandaki eksik olan ( F ) harfini zihin tamamlayarak algılar.
    00 0 0 0

    0
    0

    0



    4. MEKAN VE ZAMAN ALGISI

    • Mekan Algısı: Nesneler hep bir mekan üzerinde algılanır. Nesneleri tanımlarken mekana göre tanımlarız.
    Örnek: Kalem masanın üzerinde, Araba yolun sağında
    • Zaman Algısı: Nesnelerin mekan içerisinde konum değiştirmesi organizmada zaman algısına neden olur.

    NOT: Zaman algısı kişiden kişiye farklı algılanır.
    Örneğin: Kaynanasını bekleyen biri için zaman hemen geçer; ama beklenen sevgili bir türlü gelmek bilmez.




    5. Algı Alanı, Algı Dayanağı, Derinlik Algısı, Algıda Bütünlük

    • Algı Alanı: Bireyin belli bir anda çevresinde fark ettiği her şeydir.
    Örnek: Pencereden okulun bahçesine bakan öğretmenin gördüğü öğrenciler, onun o andaki algı alanını oluşturur.

    NOT: Algı alanı dar veya geniş olabilir. Öğretmen dikkatini tartışan iki öğrenci üzerinde yoğunlaştırırsa algı alanı dar, dikkati bahçedeki tüm öğrencilere yönelikse algı alanı geniştir.

    • Algı Dayanağı: İnsan dış dünyayı olduğu gibi algılamaz. Uyaranlar yorumlanırken güzel – çirkin, iyi – kötü, hoş – nahoş gibi değer yargıları doğrultusunda anlamlandırılır. İnsanın algılamalarında etkin olan bu değerler sistemine algı dayanağı denir.

    • Derinlik Algısı: Nesnelerin üç boyutlu olarak algılanmasına derinlik algısı denir. Bu algıya çevresel etkenler ve gözün yapısal özellikleri neden olmaktadır.
    Çevresel Etkenler:
    - Paralel hatların (tren rayları) uzakta birleşiyormuş gibi görünmesi.
    - Yakında olan nesnelerin açık ve net olarak algılanırken, uzaktaki nesneler ayrıntısız ve puslu algılanır.
    - Yakındaki nesnelerin normal, uzaktaki nesnelerin küçük boyda algılanması.
    - Birbirini kapatan nesnelerden tam görünenin daha önde algılanması.

    Gözün Yapısal Özellikleri:
    İki göze sahip olmak derinlik algısına sebep olur. Çünkü iki gözün aldığı ayrı görüntüler beyinde birleştirilir. Gözler uzaktaki ve yakındaki nesnelere bakarken farklı açılar oluşturur. Bu fark nesnenin uzakta veya yakında olduğunu belirtir.

    • Algıda Bütünlük: Nesneler tek tek parça halinde değil de bir bütün olarak algılanır. İnsan çevresindeki nesne ve olayları önce bir bütün olarak algılar, sonra ayrıntılar algılanır.


    ALGI YANILMASI

    Bazen bizden veya algı özelliklerinden dolayı uyarıcılar olduğundan farklı olarak ya da hiçbir uyarıcı yokken bir uyarıcı varmış gibi algılanabilir. İki tür algı yanılması vardır.
    Bunlar: İllüzyon ve Halüsinasyondur.

    İllüzyon:
    İllüzyonda gerçekte bir uyarıcı vardır. Fakat bu uyarıcılar olduğundan farklı algılanmaktadır. İllüzyon, fiziksel ve psikolojik olmak üzere ikiye ayrılır.

    Fiziksel İllüzyon:
    algılanan uyarıcının özelliklerinden kaynaklanır.
    Örneğin: Bardaktaki çay kaşığının kırıkmış gibi gözükmesi.

    Psikolojik İllüzyon:
    Algılayan kişinin psikolojik özelliklerinden kaynaklanır.
    Örneğin: Yerdeki dal parçasının yılanmış gibi algılanması.

    NOT: Fiziksel illüzyon, uyarıcının kendisinden kaynaklandığı için tüm insanlarda aynı şekilde algılanırken, psikolojik illüzyon ise kişinin psikolojik özelliklerinden kaynaklandığı için kişiden kişiye değişir.

    Halüsinasyon(sanrı):
    Hiçbir uyarıcı yokken kişinin bir uyarıcı varmış gibi algılamasıdır.
    Örneğin: Kişinin vücudunda örümceklerin yürüdüğünü söylemesi.

    NOT: İllüzyonda gerçekte bir uyarıcı varken halüsinasyonda yoktur.
    kayakorkmaz58, arashii, cereza ve diğer 1 kişi bunu beğendiniz.
  4. elcin06

    elcin06 Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2007
    Mesajlar:
    1.058
    Beğenileri:
    105
    Ödül Puanları:
    36
    ORGANİZMA VE ÇEVRE İLİŞKİLERİ

    Organizma:
    Organizma sözcük anlamıyla canlı varlık demektir. Canlı varlığı oluşturan organlar örgütlenmiş bir bütün olarak organizma terimi ile ifade edilir. İnsan, hayvan ve bitki gibi tüm canlı varlıklar birer organizmadır. Ancak Psikoloji, gelişmiş hayvanları ve insanı konu edinir.

    Çevre:
    Organizmayı çevreleyen, onun gelişimini ve yaşamını etkileyen dış koşulların toplamıdır. Psikolojinin ilgi alanı daha çok davranışın gerçekleştiği dış çevredir. Buna göre insanın içinde bulunduğu çevre doğum öncesi çevre ve doğum sonrası çevre olarak ikiye ayrılır.

    Uyarıcı:
    Organizmayı etkileyen iç ve dış faktörlerdir. Uyarıcı bir ses bir ışık gibi dıştan gelen bir etki veya acıkmak, susamak gibi içten gelen bir etkide olabilir.

    Duyum:
    Uyarıcıların duyu organları tarafından beyne iletilmesidir.

    Duyum İçin Gerekli Olan Şartlar:
    • Bir uyarıcı olmalı
    • Duyu organları sağlam olmalı
    • Canlı bir beyin olmalı
    • Uyarıcıyı duyu organlarına iletecek uygun bir ortam olmalı.
    Örneğin: Boşlukta ses iletilmez, Cisimlerin görülebilmesi için ışık gerekir.
    • Uyarıcının şiddeti duyum eşikleri arasında olmalı.


    Duyum Eşiği:
    Organizmanın fark edebildiği uyarıcıya ait şiddetlerdir.
    • Alt Eşik: Organizmanın fark edebildiği uyarıcıya ait en küçük miktardaki şiddettir.
    • Üst Eşik: Organizmanın fark edebildiği uyarıcıya ait en yüksek miktardaki şiddettir.


    Farklılaşma Eşiği:
    Uyarıcının şiddetinin değişip değişmediğinin fark edilebilmesi için uyarıcının şiddetinde değişmesi gereken en az miktara farklılaşma eşiği denir.
    Örneğin: 100 wattlık ampulun yandığı odadan 150 wattlık ampulun yandığı odaya geçilirse aydınlanma farkı belli olur. Bunun nedeni iki uyarıcı arasındaki fark, fark eşiğini geçmiştir.

    Uyum(alışma): Organizmanın içerisinde yaşadığı ortamın ve koşulların gerektirdiği şekilde davranmasıdır.

    Duyusal Uyum: Organizma bir uyarıcıyla tekrar tekrar karşılaşırsa o uyarıcıya tepkide bulunmaz hale gelir.
    Örneğin: Eczanede bir süre kaldıktan sonra ilaç kokusunun hissedilmemesi.
    Parfümeri de bir süre kaldıktan sonra parfüm kokusunun hissedilmemesi.

    Duyarsızlaşma: Organizma bir duyguyla tekrar tekrar karşılaşırsa o duyguya tepkide bulunmaz hale gelir.
    Örneğin: Doktorların yaralı ve ölülerden hiç etkilenmemesi.

    Uyarılma:
    Dıştan ve içten gelen uyarıcıların organizmayı etkilemesine uyarılma denir.

    Aşırı Uyarılma: Organizmanın ihtiyacı olandan daha fazla miktarda ve şiddette uyarıcı ile karşı karşıya kalması durumudur.
    Örneğin: Köyden kente gelen kişinin durumu.

    Yetersiz Uyarılma: Organizmanın ihtiyacı olandan daha az miktarda ve şiddette uyarıcı ile karşı karşıya kalması durumudur.
    Örneğin: Kentten köye giden kişinin durumu.


    Dengeleme (Homeostatis):
    Organizmanın aşırı ve yetersiz uyarılma sonucunda bozulan dengeyi kendiliğinden otomatikman yeniden kurma durumudur.
    Örneğin: Organizmanın, beden ısısı yükseldiğinde terleyerek soğumaya veya beden ısısı çok düştüğünde titreyerek ısınmaya çalışması.



    GÜDÜ (motiv) ve GÜDÜLENME (motivasyon)

    Güdü: Organizmayı etkileyerek harekete hazır hale getiren iç ve dış uyarıcılardır.
    Güdülenme: Organizmanın bir güdünün etkisiyle harekete hazır hale geçerek davranışta bulunma sürecidir.
    Örnek:


    Güdülenmiş Davranışın Özellikleri:

    1) Güdülenmiş Davranış Seçicidir: Aç bir insanın önüne su ve yemek konursa yemek yer.

    2) Güdülenmiş Davranış Etkindir: Organizma güdüsünü tatmin edene kadar çaba gösterir.

    3) Güdülenmiş Davranış Yorucudur: Organizma güdüsünü tatmin ederken çabalar, yorulur.


    Organizmayı harekete hazır hale getiren 3 tür güdü vardır:

    1) Fizyolojik güdüler
    2) sosyal güdüler
    3) İçgüdüler

    1) Fizyolojik güdüler:
    Organizmanın varlığını sürdürebilmesi için gerekli olan güdülerdir.
    Örnek: Açlık, susuzluk, annelik, cinsellik, dinlenme, uyku, boşaltım

    Özellikleri:
    • Tüm canlılarda bulundukları için evrenseldir.
    • Diğer güdülerin temelini oluşturdukları için birincildir.
    • Kalıtım yoluyla kazanılır.
    • Sosyal güdülerin kaynağıdır.
    • İnsanlarda ve hayvanlarda ortak olarak bulunur.
    • Yaşamak için zorunludur.

    2) Sosyal güdüler:
    Organizmanın toplum içerisinde yaşaması sonucunda oluşan güdülerdir.
    Örnek: Sevme, sevilme, beğenilme, başarı, hırs, kendini gerçekleştirme vs.

    Özellikleri:
    3) Kaynağı çevredir, toplumdur.
    4) Bireyden bireye, toplumdan topluma değişir.
    5) İleriki yaşlarda daha çok etkindir.
    6) Fizyolojik güdülerden daha karmaşıktır.

    NOT:
    7) Fizyolojik güdüler evrenseldir, Sosyal güdüler ise özneldir. Bireyden bireye, toplumdan topluma değişir.
    Fizyolojik güdüler doğuştandır(kalıtım), Sosyal güdüler ise öğrenme sonucu kazanılır.
    9) Duruma göre biri diğerinden üstün olabilir.

    3) İçgüdüler:
    Doğuştan kazanılan, niçin yapıldığı bilinmeyen, bir türün bütün bireylerinde aynı şekilde görülen, kalıtım yoluyla bireyden bireye aktarılan, evrimleşmemiş davranışlardır.
    Örnek: Arının bal yapması, Örümceğin ağ örmesi vs.

    Özellikleri:
    • Doğuştandır, yani öğrenilmemiştir. ( Arının bal yapması )
    • Otomatiktir. ( Arı, kovanın bal ile taştığına aldırmadan bal yapar.)
    • Türe özgüdür. ( Arı bal yapar, Örümcek ağ yapar, Köpek havlar, Kuş uçar vs.)
    • Evrimleşmemiştir. ( Bin yıl önceki örümceklerde ağ yapıyordu. )
    • Hayvanlarda görülür.

    NOT:
    • Fizyolojik güdüler evrenseldir, İçgüdüler ise türe özgüdür.
    • Fizyolojik güdüler ve İçgüdüler doğuştandır.
    • Fizyolojik güdüler otomatik değildir, İçgüdüler ise otomatiktir.


    ALIŞKANLIK
    Çok iyi öğrenilmiş, tekrar edile edile düşünmeden yapılır hale gelmiş davranışlardır.
    Örneğin: Sigara, içki gibi.

    Özellikleri:
    • Alışkanlık ile İçgüdü aynı şey değildir. Alışkanlığın temelinde öğrenme vardır, İçgüdü ise doğuştandır.

    REFLEKS
    Organizmanın bir uyarıcıya karşı verdiği ani ve istem dışı tepkidir.
    Örneğin: Öksürmek, gıdıklanmak, esnemek, gözbebeğin küçülmesi vs.


    “Refleksler geliştirilebilir”
    NOT:
    • Refleksler geliştirilebilir. ( Karateciler, Tenisçiler, Kaleciler )
    • Refleksler ortadan kaldırılamaz, bir süre geciktirilebilir. (Öksürüğümüzü bir süre tutabiliriz; ama gıcık fazla olursa tutamayız.)
    • Refleksler organizmayı tehlikelere karşı korur. (Gözbebeğin ışığa karşı büyüyüp küçülmesi.)

    REFLEKS İÇGÜDÜ
    Evrenseldir Evrenseldir
    Otomatiktir Otomatiktir
    Doğuştandır Doğuştandır


    DUYGU VE HEYECAN

    Duygu: Uyarıcıların organizmada oluşturduğu haz ve acı hissine duygu denir.
    Heyecan: Kısa süreli çok yoğun duygulara heyecan denir.

    NOT:
    • Heyecanın yararları ve zararları vardır.
    • Heyecan insanın düşünme kapasitesini azaltabilir, karar vermesini zorlaştırabilir.
    • Fazla heyecana maruz kalan insanlarda bir takım rahatsızlıklar ( kalp, mide, bağırsak ) ortaya çıkabilir.
    • Bunun yanında heyecan insana normalin üzerinde enerji kazandırır. ( Bir normal koşmamız vardır, bir de köpek bizi kovalarken koşmamız vardır. )
    • Az heyecan yararlı, çok heyecan zararlıdır.
    • Heyecan sonucunda organizmada iç değişmeler ( kalp atışının hızlanması ) ve dış değişmeler ( yüz ifadesinin değişmesi ) oluşur.
    kayakorkmaz58, arashii, goklerliahmet ve diğer 3 kişi bunu beğendi.
  5. ggunduz64

    ggunduz64 Üye

    Katılım:
    24 Eylül 2008
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    1
    teşekkür ederim yarın yazılım var :) bu notlardan çalışıcam.İyi akşamlar
  6. yazlik_032

    yazlik_032 Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    teşekkürler
  7. TuqCheM

    TuqCheM Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    tesekkurlerr
  8. yaseminyni

    yaseminyni Üye

    Katılım:
    1 Eylül 2008
    Mesajlar:
    11
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    1
    bunun devamı var mı? =)
    kayakorkmaz58 bunu beğendi.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş