Rama(Ram) ve Ramayana Destanı

Konu 'Edebiyat 10.Sınıf' bölümünde Moderatör Gizem tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Gizem

    Moderatör Gizem Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    22 Eylül 2012
    Mesajlar:
    637
    Beğenileri:
    356
    Ödül Puanları:
    63

    Ramayana destanı böyle başlar...
    "Aziz Valmiki ve büyük aziz Narada karşılıklı oturmuş konuşuyorlardı. Valmiki, aziz Narada'ya: 'Bu dünyada erdemlerle dolu, yiğit, dürüst, ahlak sahibi, doğru sözlü, tüm varlıklara iyilik eden, gerçekten dürüst ruhla hayata kendini adamış, kindarlığı yenmiş, tüm kıskançlıklardan arınmış, öfkelendiği zaman hem tanrıların hem de insanların kendisinden korktuğu bir insan var mıdır acaba?' diye sordu. Büyük aziz Narada: 'Valmiki! Anlatacaklarımı dikkatlice dinle. Sorularının cevabını orada bulacaksın', dedi ve başladı anlatmaya..."

    Büyük İnisiyeler isimli eserde şöyle geçer:

    “Zamanımızdan 5.000 yıl önce kuzey buz denizine kadar uzanan kadim İskit ülkesinde Druid rahipleri arasında ismi Ram olan bir genç vardı. Toplumda yayılan yanlış uygulamalara karşı kadim sisteme uygun yeni bir inanç sistematiğini kurdu. Ram halkını ahlaki hastalıktan kurtarmak istemekteydi. İskitlerin amblemi olan Thor’un (Boğa) karşısına sürünün cesur ve barışçı lideri Koç amblemi ile çıktı. Savaşmadı seçtiği fertlerle Asya’nın kalbine ışığı yaymak üzere yola çıktı. Turanlılarla işbirliği yaparak İran’ı fethetti ve kast sistemini kurdu. Kölelik ve cinayeti, insan kurbanını yasakladı. Kadına hak ettiği eşitlikçi eski yüce tahtını geri verdi. Ailede kadına duyulan saygının simgesi Ram idi. İsimlendirilmemiş Tanrının yeryüzündeki simgesi haline geldi. İnsanın insana kulluk etmesini kötülüklerin en büyüğü saydı. Mevsimleri dikkate alarak dört büyük bayram kutlaması emri verdi. En önemlisi Noel bayramı idi. O gece dirilişin, kurtuluşa erişmeyi simgeleyen, ışığın yeniden yükselişi idi. Ram insan hayatını mevsimlerin döngüsüne ve astronomik hareketlere bağlamış, kozmik döngüye önem vermişti.”

    Hint kutsal metinlerinde Mahabharata ve Ramayana destanları önemli yer tutar. En eski metin Ramayana olarak kabul edilmektedir. Ramayana, kadim bir Hint destandır. İnsan olarak dünyaya gelmiş bir Tanrı olan Rama'nın öyküsüdür. Dünyanın en bilinen ve Hindistan'ın en önemli iki destanından olan Ramayana, 24.000 beyitin oluşturduğu yedi bölümden oluşur. Destan, üç büyük Hindu tanrısından biri olan Vishnu’nun yeniden doğumlarından biri olan Prens Rama’nın yaşadıklarını konu edinir.

    Hintli şair Valmiki bu eski kahramanı daha yakın bir zamana taşıyarak (M.Ö. 500) hikâyesini anlatmıştır. “O, tüm varlıkları sevgi bağıyla bağlamayı bilmişti” der. Ram doğu halkları Rama ismini takmıştır. Rama, doğunun kutsal kitaplarında gücü, cesareti, dehası, aklı ve iyilikseverliği ile Hint’in yol göstericisi ve dünyanın ruhsal kralı haline gelmiştir ve zamanı gelince seçtiği azınlığa gerekli öğütleri ve bilgileri verip dağlara inzivaya çekilmiştir. Zerdüşt ona: “ Halkların lideri” demiştir.

    Destanın kısa özeti şöyledir: Kral olan babası, kızı Sita'yı Tanrı Şiva’nın yayını çekebilecek savaşçıyla evlendirmeye söz vermiştir. Rama(Ram), bu yayı çekerek kırar. Ancak Kralın ikinci karısı, kralın verdiği sözü bozarak, Rama'yı, nişanlısı Sita'yı ve Rama'nın kardeşi Lakşman'ı sürgüne gönderir. Rama ile Sita'nın aşkı, birçok zorluklarla mücadelenin ve 14 yıllık sürgünün ardından, evlilikle sonuçlanır. Bu büyük hikâye; karanlıkla aydınlığın mücadelesinde aydınlığın zaferi olarak betimlenmektedir. Birçok çetin tecrübelerden geçilir ve sonunda kurtuluşa, aydınlanmaya, bilgeliğe, aşka yani amaca ulaşılır.

    Eski destanların birçoğunda oldu gibi kahraman uzun bir yolculuk yapar. Bu sembolik yolculuklar çoğunlukla uzak diyarlaradır ki bu; kendimize en uzak olan içimize yapılan yolculuktur. Bazı destanlar ise yaşamı dönemlere bölmüş ve her dönemi bir bölüm olarak aktarmıştır. Savaşçı doğar, büyür, olgunlaşır ve yolculuğuna devam eder. Prens Rama da Hindistan'ın kuzeyinden güneyine seyahat eder. Yolculuklar yaşam gibi güçlüklerle doludur ancak iyi, doğru ve güzel düsturunu zamanla yaşama geçirmiş olan kahramanlar yaşamlarını en sonunda aydınlatırlar. Aklın bilgiye ve hikmete kavuşması tüm öğretilerde aydınlanma yani yetkinleşme ile simgelenmiştir. Mani şöyle diyor: “İnsanın esas görevi, kendi içindeki kıvılcımı bulup, ışık haline getirmektir.”

    Destanda, Rama güç, kuvvet, onur ve erdem, Rama'nın evlenmek istediği Sita; bağlılık, sevgi, ilahi aşk, Ravana; kötülük, karanlık, Lakşman; insanlık sevgisi simgesidir. Efsanelerde bireylere ve olaylara daha geniş açıdan bakılması gereklidir. Anlatılan hikâye basit bir masaldan çok gelecek nesilleri de etkileyecek bir yaşam kılavuzu gibidir. Hikâyede kahramana can alıcı uyarılar yapılarak onun kendini tanıması ve aydınlanması kademe kademe sağlanır. Ezber bozucular, uyandırıcılar, kahramana yardımcı olanlar tüm mitlerde mevcuttur. Savaş çoğunlukla bireyin içinde verilen iyi ve kötünün savaşıdır. Kahramanlar bu büyük savaşı cesaretle verebilecek olan gerçek savaşçılardır.

    Bu destanlar, efsaneler ve mitler bin yılları aşıp günümüze gelirken gerçek savaşçının hikâyesini de birlikte taşırlar. Savaş bin yıllardır aynıdır, güneşin altında yeni hiç bir şey yoktur. Günümüzde de yüreğinde kendi ile çarpışabilme, kendini yontabilme gücünü hissedenlerin ilham kaynağıdırlar. Yola çıkma gücünü, yolda kalma azmini, arayışı, ışığı ve sevgiyi, erdemi ve gücü sembolize ederler. Ümittirler, karanlıkların aydınlığa çıkacağına inançtırlar. Asla pes etmeme, zorluklar karşısında yılmama, cesaretle karşı koyma, kendini ve toplumu dönüştürme için bir semboldür bu savaşçı gezginler. Çalışmanın, düşünmenin ve eyleme geçmenin önemi vurgulanır. Zerdüşt şöyle der: “Gerçek dindarlık, oruç tutma veya tapınma değil, çalışma ile elde edilir.”

    “Tanrılar altın arabalarıyla göklerden indiler ve Brahma şöyle dedi: "Rama, daima yaşayacak olan büyük tanrı Vişnu'nun dünyadaki görünüşüdür. Artık Ravana'yı öldürdüğüne göre ilahi biçimine girip göklere geri dönebilirsin. Çünkü insan biçimine girmeni gerektiren görevini yerine getirdin."

Sayfayı Paylaş