Reaya

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi 10. Sınıf' bölümünde uurrr tarafından paylaşıldı.

  1. uurrr

    uurrr Üye

    Katılım:
    23 Eylül 2008
    Mesajlar:
    6
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1

    Yönetilenler: Reaya hakkında bilgi verebilirmisiniz?

    kitapta bu konuyu çook uzun almış
    özeti felan var mı?
  2. ~~Özge~~

    ~~Özge~~ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2008
    Mesajlar:
    1.864
    Beğenileri:
    1.697
    Ödül Puanları:
    36
    Yönetilen Sınıf (Reaya)

    Osmanlı toplum yapısında en önemli kesimi, özgün adıyla "reaya" teşkil etmiştir, iktisadi hayatın tarım ve ziraate dayalı olduğu Osmanlı toplumunda üretim faaliyetini elinde tutan, siyasal-yönetsel sisteme çeşitli adlar altında vergi ve resim gibi gelir aktaran, devletin hemen hemen bütün kamu hizmetlerini, savaş giderlerini, imar ve bayındırlık faaliyetlerini, Yönetici Sınıfın ücretlerini finanse eden, buna karşılık yöneticilerin imtiyazlarına sahip olmayan ve hükümdara bir "Tann emaneti" olarak verildiği kabul edilen bir sınıf olarak karşımıza çıkan "reaya", sistemin ve toplumun hayatiyetini sürdürebilmesi için "adalet" ve "sükûnet" üzerinde bulunması gereken bir sınıf olarak görülüyor. Sosyo-politik sistemin başında bulunan ve her türlü otorite sahibi olan Padişah'ın reaya üzerindeki tasarrufu, kapıkulları üzerindeki tasarrufuna nis-betle daha geri planda seyrettiği gözlenmektedir, özellikle siyaseten kati ve müsadere uygulamaları, özel durumlarda ve belli **çülerde gerçekleşmiştir. Reaya, yeknesak olmayan bir kitle olup yönetici sınıfın dışında kalan kamu bürokrasisinde özel bir görevi bulunmayan bütün köylü, şehirli, esnaf, zanaatkar, yörük ve diğer toplulukları içermektedir. Reaya sınıfı içerisinde mütalaa edilen her dini-sosyal grubun siyasal-yönetsel sisteme karşı sorumluluğu ve haklan değişik yasalarda düzenlenmiştir. Genelde rcaya'nın birtakım hizmetleri yapmak veya yerine "Raiyeüik Rüsumu" denilen bir vergi ve resimler topluluğunu Devlct'e Ödemek zorunluluğu bulunuyordu.

    Osmanlı toplumunda bütün yönetilenler "reaya" adı altında ifade edilmişse de, aslında reaya kitlesi kendi içerisinde farklı top luluklan barındırmaktaydı. Reaya içerisinde daha çok hür olanların göçebe Türkmenler ve Yörükler olduğu, Ortakçı Kulların Batıdaki sertlere benzer niteliklere sahip bulundukları, bazı kitlelerin raiyeüik rüsumu denilen vergilerden affedildikleri için "muaf ve müsellem reaya" dendiği ve dolayısıyla bunların durumlarının farklılık gösterdiği bilinmektedir, Osmanlı toplumunda yönetilenlerin hepsi aynı niteliklere sahip bulunmadığından çeşitli kriterlere göre sınıflandırılmıştır.

    II. Mehmed'in reaya hakkındaki kanunnamesinde reaya; müslim reaya, gayr-i müslim reaya ve yürükler şeklinde üç kategoriye ayrılmıştır. XV yy. a kadar genelde Osmanlı toplum yapısında reayanın üç kategori halinde Örgütlenmiş olduğu ve reaya ile iktidarı temsil eden timarlı sipahi arasındaki ilişkilerin buna göre düzenlenmiş olduğu anlaşılıyorsa da bu yapının XVI yy. ortalarından itibaren bozulduğu ve Osman-lıu yapısının yeni ve farklı bir toplumsal yapıya kavuşmağa başladığı görülmektedir. Bu dönemde toplumsal yapının muhtelif sınıflan ve kurumlan arasındaki ilişkiler, nüfus artışı, köyden şehre göç, işsizlik, fetih-lerdeki başarısızlık, paranın kıymetindeki düşüş gibi çeşitli sebeplerle bozulmuş ve Celali İsyanları, Büyük kaçgun, Suhte ayaklanmaları gibi bir dizi toplumsal hareket Osmanlı toplumsal yapısının sarsılmasına ve yeni ilişkilerin kurulmasına sebep olmuştur.

    Reayanın çeşitli kriterlere göre tasnifi mümkündür:
    Yaşanan yer açısından askerilerin dışındaki halkın kentliler, köylüler ve göçebe kitleler şeklinde sınıflandırılabilmesi imkanı varsa da, genellikle reaya, Osmanlı toplumunda dini inanışlara göre sınıflandırılmıştır. Buna göre müslim reaya ve gayri müslim reaya şeklinde ikiye ayrılması, bu ayrıma göre kitlelerin devletle olan ilişkilerinin ve sorumluluklarının düzenlenmesi yaygın bir yöntemdir. Osmanlı toplumunda vakıf, mülk ve mirî arazi üzerinde oturan, tarım ve ziraatla meşgul olan köylülerin yanı sıra, şehirlerde ticaret ve zanaatla ilgilenen kentlileri de içine alan müslim reaya kitlesinin siyasal-yönetsel sistemle olan ilişkileri şer! ve örfi yasalara göre düzenlenmiştir. Osmanlı yönetiminde reayanın başla gelen görevi, lasarruf ettiği mirî araziyi işlemek ve kanunnamelerde yazılı vergileri ilgili timar sahibine vermek olmuştur. Müslim reayanın Devlete ödediği vergilerin başında öşür (aşar) ve "çift resmi" gelmekteydi. Ayrıca "Tekalif-i Şakka" adı altında olağanüstü bir verginin daha olduğu biliniyor. Şer'i vergilerin dışındaki "çift resmi" adı verilen örfi vergilerin siyasal otorite tarafından konulduğunu, bu ad altında toplanan bir dizi vergiyi reayanın timar sahibine ödemek zorunda olduğunu, vergilerin reayaya zulmeden yöneticileri darvanışla-rından menetmek için çeşitli olağanüstü tedbirler almasına rağmen zulmün devam ettiğini, artan vergiler dolayısı ile zor durumda kalan köylünün çiftini bırakarak kentlere akın ettiğini, bu olayların çeşitli toplumsal çalkantılara sebep olduğunu belirtmek yerinde olur. Osmanlı toplumunda müslümanların dışında kalan ve farklı dinsel gruplara mensup yönetilenler "gayri müslim reaya" adı altında toplanmış olup bunların sorumlulukları ve haklan kanunnamelerde farklı şekillerde düzenlenmiştir. Gayri müslim reayanın da Devlet'e ödemek zorunda olduğu şer! ve örfi vergiler bulunmaktaydı. Cizye ve haraç şer! vergiler sınıfında, "ispençe" de örfî vergiler sınıfında yer almıştır. İspençe, gayri müslim reayanın "raiyetlik rüsumu" olup XV. yüzyılın başlarından itibaren yılda yirmibeş akça olarak tahsil olunmuştur. Ayrıca bu kitleden ispençe dışında "bive resmi" adı alünda bir başka vergi daha tahsil olunmuştur.

    Osmanlı toplum yapısının tarihi süreç içerisinde önemli değişmelere uğramış olduğu bir gerçektir. Toplum yapısına özellikle XVII. yüzyılın sonlarından itibaren yeni sınıflar ve zümrelerin girdiği görülür. XVI. yüzyılın sonlarında ve bunu izleyen yüzyılın başlarında yayımlanan çeşitli resmi belgelerde ve padişahlara sunulan layihalarda, yönetimdeki bozulmayı ve toplum içinde reayanın sosyoekonomik durumunu izlememiz mümkündür. Padişaha bir "Tann emaneti" olarak verilmiş olduğu kabul edilen reaya, XVI. yüzyılın ikinci yansından itibaren yönetim sınıfındaki kul ve din bürokrasisine mensup görevlilerin keyfî ve kanunsuz icraatları sonunda perişan olmuş ve neticede tarihe "büyük kaçgun" diye geçen toplumsal olayla binlerce köylü evini yurdunu terkederek şehir merkezine akın etmiştir. Şehirlerde aşırı nüfus artışı yeni toplumsal sorunların ve yeni kitlelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

    Klasik Osmanlı toplum yapısı XVI. yüzyılın sonlarına doğru siyasal-yönetsel sistemle birlikte bozulmaya başlamış ve yeni formlara bürünmüştür. Bu çağda Anadolu'da Osmanlı toplumunu ve yönetimini önemli **çüde uğraştıran Celali İsyanları ve Suhte ayaklanmaları toplum yapısını sarsmış ve yeni yapılanmalara imkan vermiştir. Köylerdeki çiftlerini, vergilerin yüksekliği ve verimsizlik gibi çeşitli sebeplerle terkederek kentlere doluşan ve buralara idarecilerin kapısında görevli olmak için gelen leventler, neticede soygun ve yağma olaylarına karışmışlar ve uzun yıllar toplum yapısını ve Devlet yönetimini sarsmışlardır, işsizlik, geçim sıkıntısı ve ahlak bunalımı gibi sebeplerin yaratmış olduğu Suhte İsyanlarının öncülerinin ezilen zümre arasında geniş kabul görmüş ve bunların desteğini kazanmış olmaları dikkat çekicidir.

    XVII. yüzyıldan itibaren oluşmaya başlayan yeni Osmanlı toplum yapısında siyasal-yönetsel sisteme hakim bir elit grubunun altında, klasik toplumsal yapıdaki reayanın yerine teşekkül eden bir orta sınıfın oluştuğunu görmek mümkündür. Bu orta sınıf içerisinde ayan ve eşraf, küçük üreticiler, cemaatlerin dinsel liderleri ve ulema, özellikle gayri müslimlerle tüccarlar, küçük sanayi mensupları, cemaat liderleri (kocabaşı, çorbacı, voyvoda) ve fikir adamlarının yer aldıkları görülür. Ayrıca şehirlerdeki küçük işletmelerde ve atölyelerde çalışan işçilerin (amele) oluşturdukları çalışanlar grubu İle yerleşik bir hayatı bulunmayan göçmen kitlelerin toplum yapısının en alt sıralarında bulundukları belirtilmelidir.

    Ayan, Osmanlı toplum yapısında XVII. yüzyıldan itibaren ortaya çıkan ve yönetilenler sınıfında görülmesine rağmen, aslında taşra halkının tabii lideri durumundaki etkin ve güçlü şahsiyetlerin ve aristokraük nitelikli aile mensuplarının oluşturdukları bir kitle olması sebebiyle, resmi ve gayri resmi yollarla siyasal-yönetsel sistemde yönetici olarak görev alan ve bu yolla güçlenerek sisteme ve topluma egemen olmaya çalışan bir sınıf olarak değerlendirilmelidir. Ayanın teşekkülünde temel etken, bozulmaya başlayan Osmanlı maliye sisteminde geliştirilen iltizam usulü olmuştur. Devlete ait bir gelir kaynağının açık arttırma yoluy la bir kısmını peşin almak şartı İle bir mültezime bırakılmasını ifade eden iltizam usulünde genellikle gayri müslimler görev almış ve Devlete ödediklerinin birkaç katini vatandaşlardan zorla tahsil ederek kısa zamanda varlıklı bir sınıf haline gelmişlerdir. Bunlara serbest pazar ekonomisi haline gelen Osmanlı ekonomisinin Batı ekonomileri karşısında tutunamayarak Batı mamullerinin istilasına uğraması sonucu zenginleşen azınlık tüccarları da eklenince, Ayan, Osmanlı toplumunda sisteme egemen bir sınıf halini almıştır. İltizam usulünün "malî malikane" sistemine dönüşmesiyle Devletin gelir kaynaklan bazı kişilere hayat boyu verilmiş ve bu yolla Ayan'ın ortaya çıkması adeta teşvik edilmiştir. Önceleri toplum grupları ile yönetim arasında ilişkiyi sağlayan bir kitle olan Ayan, XVIII. yüzyılda toplumun gidişine yön veren, siyasal ve yönetsel kararların alınmasına etki eden varlıklı bir sınıf halini almıştır.

    Vergilerin toplanmasını üstlenen ve hayat boyu bu işi üzerine alan Ayan'ın, kısa zamanda iktisadi bakımdan güçlenip merkezin zayıflamasıyla ortaya çıkan otorite boşluğundan yararlanarak yerel yönetimde görev alması toplum yapısındaki gücünü ve etkinliğini artırmıştır. Önceden kadılar tarafından yürütülen bazı işlerin Ayana intikal etmiş olması, bir yandan din bürokrasisinin gerilemesini, diğer yandan Ayan'ın sivrilerek Öne çıkmasını ifade etmiştir. Özellikle mahallin güvenliğini sağlamak, vergilerin tahsili, askerin eğitim ve savaşa gönderilmesi gibi kamusal işleri Ayan ve eşrafın üzerine aldığı gözlenmektedir.

    XIX. yüzyıl, Osmanlı toplum yapısında çok hızlı dönüşümlerin yaşandığı bir çağı ifade etmektedir. Toplum yapısına bir yandan yeni gruplar katılırken, diğer yandan siyasal, dinsel, ekonomik, sanatsal ve edebiyat alanlarında olduğu gibi, aile yapısı alanında da dünya görüşü ve yaşama biçimi değişime uğramış ve Batı etkisinde, farklı bir dünya görüşü egemen olmaya başlamıştır. Özellikle gayri müslim kesimde ticaret ve iltizam yoluyla zenginleşen lövantenler sınıfı sivrilerek öne geçmiştir. Türk ticaret ve sanayi sınıfı ancak bu yüzyılın sonlarına doğru toplum yapısında görü leb i I m iştir. Bir yandan siyasal-yönetsel sistemde radikal değişmeler olurken, diğer yandan toplum yapısı da yeniden yapılaşmıştır. Klasik Ka pıkulu bürokrasisinin yerine, Batı yanlısı mekteplerden mezun, Baü değerleri ile mücehhez bürokratların oluşturduğu yeni As-ker-Sivil Bürokrasi toplumsal sisteme egemen olurken adalet, eğitim ve dinsel bilgi danışma ve yönetim işlerinde egemen Din Bürokrasisi iyice gerilemiştir. XX. yüzyılın başlarındaki Osmanlı toplum yapısı, ufak tefek bazı değişikliklerle Cumhuriyet yönetimine intikal etmiştir.
  3. ~~Özge~~

    ~~Özge~~ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2008
    Mesajlar:
    1.864
    Beğenileri:
    1.697
    Ödül Puanları:
    36
    bunu buldum, biraz uzun ama olur mu ??
  4. uurrr

    uurrr Üye

    Katılım:
    23 Eylül 2008
    Mesajlar:
    6
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    çok sağol ama baya bi uzun ya bu
    ben bunu pc ekranından okuyamam :) gözlerım buna müsade etmez..
  5. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Reaya..

    Bir hükümdarın idaresi altında vergi veren halk için kullanılan bir deyimdir.

    Genellikle yetiştirdiği ve ürettiği mallardan vergi ödeyen köylüler için kullanılır. Böylece, toplum tabakalarından köle ve esirlerin üstünde, şehirli esnaf ve tüccarların altındaki, tarımla uğraşan halk topluluğu demektir. Osmanlı Devleti'nde ise bu deyim zamanla özelleşerek Müslüman olmayan tebaaya tahsis edilmiştir. Reaya hukukunun düzenlenmesi Hz. Peygamber'in ehl-i zimmete verdiği ahidnamelerle başlar. Fetih yıllarında İslam ordularının kumandanları ile dört halife, Hz. Peygamber'in yolunda giderek yeni açılan ülkeler halkına ahidnameler vermişlerdir. Bu ahidnamelerde, zimmeti kabul eden şehir ve köy halkının, nüfuslarına ve gelirlerine göre tayin edilen vergi karşılığında korunmaları sağlanırdı.

    Raiyyet olan halka sözünden dönmedikçe şiddet gösterilemez, onların İslam olmaları için baskıda bulunulamazdı. Reaya hukukunu yeniden düzenleyen Melikşah'ın veziri Nizamülmülk olmuştur. Siyasetname'de tespit ettiğine göre Reaya, "mal-i hakk" adıyla muayyen bir vergi vermek mecburiyetinde bulunuyordu. İkta sahibi bu vergi dışında halktan bir şey alamazdı. Reayanın vergi memurlarından ve ikta sahiplerinden şikayete hakkı vardı. Zulmedenlerin elinden toprakları alınabiliyordu. Moğol istilasından sonra, Selçukluların geliştirdiği Reaya hukuku altüst olunca, İlhanlı hükümdarı Gazan Mahmud Han yeniden bir düzenleme yaptı. Moğol istilası sonunda, gerek İran, Azerbaycan ve Irak'ta; gerek Anadolu'da Reayanın nasıl zor bir duruma düştüğünü Aksarayi'den okumak mümkündür. İşte Gazan Han, giriştiği bu ıslahat ile, çok zor durumda kalan Ön-Asya halkına yeni imkanlar getirmiştir. Bu ıslahatta köylerdeki bağ ve bahçelerin ekimi, köylerin bakımı, gelen vergi muhassıllarına karşı köylüyü temsil etmek üzere "reis" unvanını taşıyan bir memuriyet ihdas edilmiş. Reayanın korunması görevi Emir-i Arız'a yüklenmiş, tahmin olunan vergilerin iltizama verilmesi usulü kaldırılmış, tarım işlerinde çatışma gücü kalmayan Reayadan vergi alınması yasaklanmıştır. Bu tedbirler bilhassa Maveraünnehr ve Irak'ta büyük gelişmeler ve Moğol istilasından önceki derecede olmasa bile, yeniden bir ilerleme faaliyetinin başlamasına imkan hazırlamıştı. Osmanlı Devletinde Reaya hukuku, bu devletin geçirdiği siyasi ve idari değişikliklere göre şekillenmiştir.

    Sultan Kanuni Süleyman döneminden Sultan I. Ahmed'e kadar geliştirilen bu tekalif-i örfiyye daha sonra yeniden eklenen vergilerle genişletilmiştir. Osmanlı Devleti'nde Reayanın hukuku "toprak kadıları" unvanını taşıyan gezici kadılar tarafından savunulur, korunur ve teftiş edilirdi. Bunların görevi Reayanın yani, köylü tabaka ile has, zeamet, tımar ve ehl-i cihet olarak evkafa mutasarrıf olan askeri ve ilmiyye sınıfları arasında çıkan anlaşmazlıkları çözmekti. Reayanın şahsi hukuk ile ilgisi miras vb. davalarını da bu kadılar görürlerdi.

    1839'da ve 1856'dan yani, Tanzimat ve Islahat fermanlarından sonra Reayadan alınan tekalif-i örfiyye Müslüman-Hıristiyan ayırımı yapılmadan bütün tebaaya tarh edilen öteki vergilerle değiştirilirken, cizye ve haraç da bedel-i askeriye olarak değiştirilmiştir.

    1908 Meşrutiyet'inde, Hıristiyan tebaanın da askere alınması kararlaştırılınca, Reayaya has hukuk tamamen ortadan kalkmış oldu. Bu arada bilhassa 1789 yıllarından yani, Fransız İhtilali'nden itibaren modern akımlara ayak uyduran bir kısım Yahudi, Rum, Eflak ve Boğdanlı, Romen yabancı ve imtiyazlı devletlerin tebaalıklarına geçerek, Osmanlı Reaya hukukunun çeşitli hükümlerinden kapitülasyonlar vasıtasıyla kurtulmayı da denemişlerdir. Osmanlı hükumetleri zaman zaman çıkardıkları fermanlarla ve yabancı devlet elçiliklerini protesto etmek suretiyle, bu kaçışları engellemeye çalışmıştır.

    1924 Lozan Konferansı kararlarıyla, Reaya ile Türk halkı arasındaki bütün farklar kökünden kaldırılmış, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları her hususta eşit hale getirilmiş oldu.
  6. ebrudamla

    ebrudamla Üye

    Katılım:
    31 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    36
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    ya arkadaşlar çok uzun çıkıyor bunun cevapları hiç kısa cevap yok mu yazılıda biz ne yapacağızz:s:s
  7. ebrudamla

    ebrudamla Üye

    Katılım:
    31 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    36
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    reaya halk demektir devlete karşı yükümlülükleri ise
    -devlete vergi veriyorlar
    -yönetimde hakkları yoktur
    -geçimini tarım, hayvancılık, ticaret ve sanayi ile sağlıyorlar
  8. dani

    dani Üye

    Katılım:
    14 Eylül 2008
    Mesajlar:
    52
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    6
    Reaya;
    Yönetime katılmayan toplum kesimi geçimini tarım,ticaret ve sanayi alanlarında üretim yaparak sağlardı..Devlete vergi veren bu kesimdir.

Sayfayı Paylaş