Roman İnceleme Planı

Konu 'Türk Edebiyatı Ders Notları' bölümünde Rüzgar tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. Rüzgar

    Rüzgar Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    31 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.043
    Beğenileri:
    879
    Ödül Puanları:
    113

    A. Roman Hakkında Bilgi

    1. Romanın adı
    2. Romanın yazarı (çevireni)
    3. Basıldığı yer ve tarih
    4. Sayfa sayısı


    B. Romandaki Olayın İncelenmesi

    1. Olayın özeti
    2. Olaydaki kişilerkişilerin fiziksel ve ruhsal özellikleri
    a) Asıl kişiler (kahramanlar)
    b) Yardımcı kişiler (kahramanlar)
    3. Olayın geçtiği yerler
    4. Olayın meydana geldiği zaman
    5. Olayı anlatan kişi (anlatıcı)
    6. Romanın dil ve anlatım özellikleri
    7. Romanın türü
    8. Romanın ana fikri

    C. Yazarın Hayatı, Sanatı ve Eserleri Hakkında Kısa Bilgi

    D. Faydalanılan Kaynaklar




    -Alıntı-

  2. Rüzgar

    Rüzgar Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    31 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.043
    Beğenileri:
    879
    Ödül Puanları:
    113
    -ÖRNEKLER-


    Roman İncelemesi : Araba Sevdası ( Recaizade Mahmut Ekrem)

    A) Dış Yapı İncelemesi:

    Eserin adı: Araba sevdası

    Yazarı: Recaizade Mahmut Ekrem

    Basım yeri ve tarihi: Bindirdirek mahallesi Peykhane sokak
    Üstündal apartmanı Nu:14/4 Çemberlitaş/İST 2001

    Kaçıncı baskı olduğu: 7

    B) İç Yapı İncelemesi:

    Konu yönünden:

    Eserde hangi konu işlenmiştir?
    Bir sokak kadını uğruna bütün varlığını düşünmeden sorumsuzca harcayan ve nihayet düştüğünü farkettiğinde ise çok geç kaldığını gören Bihruz Bey’in kişiliğinde dönemin traji komik durumu ele alınmaktadır.


    Yazarın konuya bakış açıları nelerdir?
    Yazar kendi öz değer yargılarından koparak bilinçsiz bir şekilde batılılaşmaya çalışan dejenere olmuş bir toplumu ve bu toplumun düştüğü traji komik durumu romanın kahramanı Bihruz Bey’in kişiliğinde eleştirel bir biçimde işleyerek ele almıştır.


    Eserin ana olayı nedir?
    Araba Sevdası romanı realizmin etkisiyle yazılması ve batı hayranlığı yolunda düşülen garip durumları eleştirmesidir.


    Yazar nasıl bir ana düşünceye ulaşmaktadır?
    Yazar oldukça zengin ve ******** bir delikanlının geçirdiği bir aşk macerası günün terbiye olayları özel ders veren yabancılar alafrangalık merakı gibi devrin toplumsal dertlerini toplar.Yalnız kitabın bir kusuru vardır ; o da Recaizade Mahmut Ekrem Bey’in hiç yapamayacağı işe hiciv ve mizaha merak etmesidir. Bu yüzden üslubu boş yere ağırlaşır ve roman hızını kaybeder.


    Eserin planı nasıldır?
    Giriş bölümünde olayın kahramanlarının fiziksel ve ruhsal tanıtımları aile yapısı anlatılmaktadır. Gelişme bölümünde Bihruz Bey Periveş Hanım’ın öldüğünü zannedip üzülmesi ve mirasını yavaş yavaş kaybettiği anlatılıyor. Sonuç bölümünde ise öldü zannettiği kadının ablasına kardeşinin mezarını sorar fakat konuştuğu kadın Periveş Hanım’dır. Periveş hanım Bihruz Bey’le dalga geçerek rezil etmiştir.


    Yazılış Tekniği Yönünden:

    Eserin yazılış tekniği nasıldır?
    Avrupalılaşmayı yanlış anlayan ve aile servetini bu yanlış anlayışa vekaba sevda maceralarına kurban eden bir zilhniyeti hiciv için yazılmış olan bu romanı üslup ve teknik bakımlardan zayıftır.

    Çeşidi ne olabilir?
    “Araba Sevdası” romanının çeşidi romantik romandır. Romantik roman duyguların ve hayallerin egemen olduğu romandır.

    Kahramanları Yönünden:

    Eserin belli başlı kahramanları kimlerdir?
    Bihruz Bey Keşfi bey Mösyö Piyer Periveş Hanım Çengi Hanım.

    Bu kahramanların ruhsal ve fiziksel özellikleri nelerdir?
    Bihruz Bey: Alafrangalığa özenir süslü ve gösterişi sever. Şık giyinir. Şımarık sorumsuz ve züppe bir gençtir.

    Mösyö Piyer: Beyin nabzına göre şerbet veren kurnaz bir ihtiyardır.

    Periveş Hanım: Sarışın orta boylu narin yapılı gönül avcısı edalı bir yosmadır.Gözleri ise çok güzel çizgili koyu sarı kaşları kumral kilolu burnu ise incecik ağzı küçük ve biçimlidir.

    Çengi hanım: Uzun boylu Periveş hanımdan daha yaşlı ve kiloludur. Mavi gözlü esmer yüzlü sürekli konuşan gülmeyi çok seven yaşına göre çok dinç biridir.

    Keşfi Bey: Bihruz Bey gibi züppe alafrangalığa özenen süsü ve gösterişi seven biridir. Ayrıca yalancıdır.

    Kahramanlar arasındaki bağıntılar nelerdir?
    Bihruz Bey ile Keşfi Bey arakadaştırlar. Periveş Hanım’lada Çengi Hanım arkadaştırlar. Mösyö Piyer ise Bihruz Bey’in Fransızca öğrtmenidir.

    Kahramanlar hangi sosyal tabakaya mensupturlar?
    Bihruz Bey eski vezirlerden artık hayatta olmayan ‘.....’paşanın oğludur. Keşfi Bey ‘de birinci sınıf bir insandır. Öğretmen Mösyö Piyer orta tabakadan bir insandır. Periveş Hanım ve Çengi Hanım ise düşük tabakadandır.

    Yazar kahramanlarını seçerken nelere dikkat etmiştir?
    Recaizade Mahmut Ekrem edebiyatımızın ilk eleştirmeni olması nedeniyle batı hayranlığını tenkit edebileceği kahramanlar seçmeye dikkat etmiştir.

    Olaylar karşısında kahramanların durumu nasıldır?
    Bihruz Bey Periveş hanıma aşık olmuştur. Yalnız sevdiği kadının öldüğünü duyunca çok üzüntülü bir yaşam sürdürür. Her şeye boş verir. Periveş hanım ile arkaşı ise olaylar karşısında dalgacı tavırları vardır. Mösyö Piyer ile Keşfi Bey de kendi çıkarlarını düşünmektedirler.




    Yer ve Zaman Yönünden:

    Olay nerede veya nerelerde geçmektedir? Buranın belli başlı özellikleri nelerdir?
    Olay Çamlıca parkında geçmektedir.Çamlıca parkı ; büyük gösterişli ve gerçekten gönül açıcı bir bahçesi vardır.Renk renk çeşit çeşit birsürü ağaçlar vardır.Biraz ileride düzlüğün ortasında üstü kapalı çevresi açık kulübe tarzında ufak tefek büfeler vardır. Biraz ileride büyük bir göl ve gölün üstünde köprü vardır.Oralardabirde gazino vardır.

    Olay ortaya konulurken yer nasıl ele alınmaktadır?
    İstanbul’un en iyi semti olan Çamlıca’nın güzellikleri ele alınmıştır.

    Olayın akışında zaman kırımları var mıdır? Zaman belli bir düzenlilik içerisinde mi sunulmaktadır?
    Olayın akışında zaman kırımları vardır. Zaman belli bir düzenlilik içerisinde sunulmuştur. Kış mevsimini Süleymaniye’de evinde yaz mevsimini Çamlıca’daki lüks evinde geçirmiştir.



    Dil ve Anlatım Yönünden:

    Eserin dili anlaşılır nitelikte midir?
    Romanda çoğunlukla osmanlıca kelimeler kullanılmıştur.Arada Fransızca kelimeler de kullanılmaktadır.Arab a sevdası romanının dili bu yüzden anlaşılır nitelikte değildir?

    Yazar sözcükleri kullanırken seçici davranmış mıdır?
    Yazarın kullandığı sözcükler özellikle seçilmiş gibidir.Çok zengin anlamlı kelimeler kullanılmıştır.

    Yazar konuşmalarda ve anlatımlarda dili nasıl kullanmaktadır?
    Genelde gayet düzgün bir anlatım dili vardır. Araba sevdası romanında anlatılanlarının gerçekliği belirlenmiştir. Yazarın kendine göre özgü anlatımı vardır.

    Anlatım kaçıncı kişi ağzından yapılmaktadır?
    Araba sevdası romanında anlatım yazar tarafından yapılmıştır.

    Yazar dil ve anlatımı yaşadığı dönemle uygunluk göstermekte midir?
    Yazarın dil anlatımı yaşadığı döneme uygunluk göstermektedir. Gayet kibar hoş özenle seçilmiş şekilde kelimeler kullanıp anlatılmıştır.

    Anlatımda akıcılık nasıl sağlanmıştır?
    Bihruz Bey’in sevdiği Periveş Hanım’a olan aşkını anlatması ve aşkı yüzünden kederlenmesi romanın anlatımında akıcılığı sağlamıştır.

    Yazarın Kişiliği Yönünden:

    Yazar hangi edebiyat anlayışını benimsemiştir?
    Yazar Araba sevdası romanında ‘realist roman’edebiyat anlayışını benimsemiştir.

    Yazarın edebi kişiliğinde en belirgin özellik nedir?
    Yazarın edebi kişiliğinde en belirgin özellik gerçekçi oluşudur.

    Yazarın romanlarında işlediği belirgin bir konu var mıdır?
    Batı hayranlığını eleştirmesidir.

    Yazarın önemli eserleri nelerdir?

    Şiir:
    Nağme-i Seher (1871)
    Yadigar-ı Şebab (1873)
    Zemzeme (3 cilt 1883-85)
    Nejat Ekrem (şiirler anılar 1910)
    Nefrin (1916)
    Tefekkür (1886 Nazım ve nesir karışık)
    Pejmürde (1895 Nazım ve nesir karışık)

    Roman:
    Araba Sevdası (1898 5. basım 1985)

    Hikaye:
    Şemsa (1895)
    Muhsin Bey Yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi (1890)

    Oyun:
    Afife Anjelik (1870)
    Vuslat Bahut Süreksiz Sevinç (1875)
    Çok Bilen Çok Yanılır(1914)

    İnceleme-Eleştiri:
    Talim–i Edebiyat (1882)
    Takdir-i Elhan (Menemenlizade Tahir’in kitabına ön söz 1883)
    Takrizat (1888)


    Araba Sevdası Romanının Özeti:

    Bihruz Bey bir Osmanlı paşasının oğludur. Evde özel hocalardan yarım yamalak bir eğitim görmüştür.Alafırangal ığa özenir süsü gösterişi sever. Şık giyinir. Şımarık sorumsuz bir gençtir. Her fırsatta az buçuk bildiği Fransızcasıyla terziler ayakkabıcılar ve garsonlarla konuşur. Böylece Batılı olduğunu sanır.

    Devrin pahalı eğlence yerlerinde arabasıyla gezer. Bir gün Çamlıca tepesine çıkar. Güzel bir arabada sarışın kibar görünüşlü bir kız görür. Hemen ona aşık olur. Ertesi hafta yine oraya gider. Binbir özenle yazdığı mektubu kızın arabasına atar. Fakat o günden sonra onu bir daha göremez. Yemeden içmeden kesilir zayıflar. İşini annesini ihmal eder. Arkadaşlarından Keşfi Bey aşkını öğrenir. Ona kızın öldüğünü ailesini yakından tanıdığını bir de ablası bulunduğunu söyler. Bihruz Bey bu yalana inanır.

    Aradan günler geçer Bihruz Bey’in aşkı yavaş yavaş küllenir. Şehzadebaşı’nda dolaşırken tutulduğu kıza rastlar. Fakat onun sevgilisi değil ablası olduğunu düşünür. Güçlükle kadının yanına yaklaşır üzüntüsünü bildirir kız kardeşine olan aşkından söz eder. Mezarın yerini sorar. Kadın güler. Bihruz Bey’e onunla nerede karşılaştığını açıklar ve kızkardeşi bulunmadığını söyler. Alaylı kahkahalar atar.Bihruz Bey düştüğü kötü durumdan kurtulmak ister. Fakat pot üstüne pot kırarak daha gülünç olur. Utançtan kıpkırmızı kesilir. Sonra bir yolunu bularak oradan ayrılır.
    Edebiyat tarihimizin dönüm noktası olarak kabul edilen Araba Sevdası romanı bin sekiz yüzlerde İstanbul’un sosyete ve sefahat yaşamını konu alan bir romandır. Yazar Recaizade Mahmut Ekrem Tanzimat edebiyatının sona erdiği buna karşılık Servet-i Finun edebiyatının ağır bastığı dönemin ünlü edebiyatçılarındandır . Aslında Araba Sevdası bu geçişte önemli bir yere sahip zira bu roman edebiyatımızın ilk realist romanıdır.
    Dönemin siyasi kargaşası bir yana Osmanlı’nın yeni yeni batıya açılma çabalarıyla İstanbul’un aristokrat çevrelerinin nasıl bir anda Fransızca meraklısı olduğu komik ve alaycı bir dille ifade ediliyor. Mahmut Ekrem’in bu anlamda mizahi kişiliği ön plana çıkar. Romanın esas vurgusu ise dönemin ehli- keyfine yapılan eleştirilerdir.
    Bihruz Bey babasının işi icabı memleketin birçok yerini dolaşmış ve bu nedenle tahsilini pek yapamamış bir gençtir. Babasının varlığıyla yaşayan bir evin biricik evladıdır. Ehemmiyet verdiği yegane şeyler; markalı giyinmek Fransızca dersi almak aldığı bu derslerle öğrendiği Fransızca’yı alakalı alakasız her yerde kullanmak ve bir de belki en mühimi ve romana ismini veren kısmı pahalı arabasıyla dolaşmaktır. (Şüphesiz araba sözcüğü ile günün önemli ulaşım araçlarından biri olan atlı araba anlaşılmalıdır.) Babasının vefatından sonra büyük bir servetin üzerine konar bu pahalı ve özentili yaşamıyla tam bir mirasyedidir.
    Arabası ile gezmek onun için öyle bir hal almıştır ki soğuk kış günlerinde ya da yazın kavurucu sıcağında günün yirmi dört saatini arabasında geçirmektedir. Bu arada pahalı arabasının bir hayli yüklü taksitlerini elindeki köşkleri satarak ödemektedir.
    Haftanın birkaç günü Mösyö Piyer’den aldığı Fransızca dersleri belki tahsil hayatının yegane bölümüdür. Yarım yamalak bilgisiyle olur olmaz yerlerde kullandığı diliyle Fransız uşak Mişel’in bile zaman zaman anlamadığı bir konuşması vardır. Hele Fransız yazarların edebi kitaplarını okumak onlarla mest olmak onun için edebiyatın kendisidir.
    Kadınlar konusunda ise fazlaca iştahlı değildir. Beğenmek şöyle dursun yegane hedefi araba ekipmanı ve markalı kıyafetleriyle göz doldurmak beğenilmek hatta hayranlık uyandırmaktır. Bu nedenle şehrin eğlence merkezlerini fellik fellik gezmekten başka işi yoktur işine bile arada bir uğrar. Hayat onun için böylece sürüp giderken sefahat mekanlarından biri ola Çamlıca’ da ahbabı Keşfi Bey ile sohbet ederken gördüğü sarışın dilber ilgisini çeker hatta oracıkta ona aşık olur. Onun da kendisine aşık olduğuna inanmaktadır. Bundan sonra Bihruz Bey’in platonik aşkının hatta kurgusal aşkının Keşfi Bey’in yalanlarıyla nasıl şekillendiğinin komik bir hikayesi anlatılır..
    Keşfi Bey etrafında yalancılığıyla bilinen yaşantısıyla Bihruz‘dan pek farkı olmayan sorumsuz bir gençtir. Yalanlarını çocukluğunun saf oyunlarıyla karıştıran bu zararsız delikanlı ilk önce Bihruz’a bu sarışın hatunu tanıdığını söyler öyle ki yalanlar Bihruz Bey’in sevgilisini Keşfi Bey’ den delice kıskanmasına sebep olur. Keşfi yalanlarını hatunun ölüm haberine kadar vardırır. Bihruz’un içli aşkını bilmeksizin uydurulan bu yalanlar aşk acısının komik öykülerini ortaya çıkarır. Aradan geçen birkaç aylık zaman içinde aşık olduğu sarışın hatunu Periveş Hanım’ı hiç göremeyen Bihruz ölüm masalına kolayca kanar çünkü son derece saftır ve aşık olmanın kendine has şüpheciliğine o da düşüvermiştir. Aşk acılarıyla geçirilen birkaç zaman Bihruz’da bazı değişikliklere sebep olur eğlence yerlerinde boy göstermek ya da arabasıyla etrafta tur atmak eskisi gibi zevk vermemektedir. Artık kırlarda tek başına dolaşmayı sevgilisini düşünmeyi hatta eğlencelerden el çekip Ramazan ayı geldiğinde oruç tutup namaz kılmayı tercih eder olur. Vazgeçemediği yegane şey kullandığı Fransızca kelimelerdir.
    Bihruz acı gerçeği geç de olsa öğrenir. Aşık olduğu Periveş ölmemiştir ama kendisine aşık olmak bir yana varlığından habersiz bir hanımdır.
    Bihruz’un bu komik hikayesi aslında güçlü bir içerikle aşkı işler. Tüm bu komedinin arasında bile aşkın tutsaklığının ve aşk acısının yoğun hissiyatı ilgiyi sağlar.

    Yaşamı:

    RECAİZADE MAHMUT EKREM (1847-1914 İstanbul)


    Recaizade Mahmut Ekrem 1 Mart 1847’de İstanbul’da Vaniköy’de doğdu. 1858’de Mekteb-i İrfan’ı bitirdi. 1862’de Hariciye Nezareti Mektubi Kalemi’ne girdi. Çeşitli devlet görevlerinde bulundu. Orada Namık Kemal ve başka ilerici gençlerle tanıştı.Sonra Vakit Tasvir-i Efkar Tercüman-ı Hakikat ve Terakki gazetelerinde yazmaya başladı.Namık Kemal 1867’de Avrupa’ya kaçınca Tasvir-i Efkar’ı ona bıraktı.1880-87 yılları arasında Mekteb-i Mülkiye ile Mekteb-i Sultan-i’de edebiyat öğretmenliği yaptı.1895’te eski öğrencisi Tevfik Fikret’i Servet-i Fünun dergisinin başına getirdi.Yenilikçi gençlere yol gösterdi.Edebiyat-ı Cedide’cileri destekledi. Eski edebiyatı tutanlarla tartışmalara girdi.1901’de Servet-i Fünun kapatılınca Meşrutiyet’e kadar sustu.1908 sonlarına doğru birkaç ay Evkaf ve Maarif Nazırlığı’nda bulundu.Ayan üyeliğine seçildi. Araba Sevdası romanıyla Batı hayranlığını sergilerken Türk edebiyatında gerçekçi romanın ilk örneklerinden birini verdi. 31 Ocak 1914’te bu görevde iken Şişli’deki evinde öldü.


    ARABA SEVDASI ROMANI İÇİN NE DEDİLER?

    CEVDET KUDRET:
    Eserde batılılaşmayı hazmedemiyen züppe tipi verilmiştir. Romanın kahramanı Bihruz Bey birçok noktalarda Ahmet Mithat’ın Felatun Bey’ine benzemektedir. Olayı 1869 yılında geçen eser gözlemlere dayanılarak realist bir yöntemle yazılmıştır.
    MUSTAFA NİHAT ÖZÖN:
    Recaizade Ekrem’in Araba Sevdası gibi tam bir gözlem ürünü ve realist ölçüde bir romanı yazabilmesi her zaman için çözülmeye ihtiyacı olacak bilinmeyenlerdendir. Olayın geçiş zamanının yazarın gençlik zamanına rastlamış olması Recaizade’nin bir gençlik hatıra ve gözlemini canlandırmış olması olasılığını akla getirebilir.

    AGAH SIRRI:
    Romanda olay basit şahıslar çok az olmakla beraber mevcut şahısları hakiki varlıklarıyla bize tanıtmakta çok başarılı olmuştur.Ekrem Bey’in başka yazılarındaki uslubunda görülen sunum bu romanın uslubunda görülmez. Alafrangalığa özenen bir gencin gülünç hayatını anlatırken çok hakiki sahneler meydana getirmeye muvaffak olmuştur.

    AHMET HAMDİ TANPINAR:
    Yazar oldukça zengin ve ******** bir delikanlının geçirdiği bir aşk macerası etrafında günün terbiye meseleleri özel ders veren yabancılar alafrangalık merakı gibi devrin içtimai dertlerini toplar.

    KENAN AKYÜZ:
    Romanda gerek olay gerekse karakterler tamamiyle tabii ve yerlidir. Karakterlerin ve olayların tasvirinde realizme son derece sadık kalınmış ve Türk romanında 1880’den sonra yer almaya başlamış olan realist eğilime başarılı bir örnek kazandırılmıştır. Ancak eserin yazılmış olduğu sırada yayınlanmamış olması ve hatta tamamiyle romantik karakterdeki iki hikayesinin (Muhsin Bey Şemsa) daha önce yayımlanmış bulunması yazarın bu yönünden tanınmasına imkan bırakmadığı gibi realizmin Türk romanında yerleşmesinde de tesirli olamamıştır.


    FETHİ NACİ:
    Recaizade Bihruz Bey’de bir alafranga züppe tipini canlandırırken ilk kez bu tipin iç dünyasını da vermeye çalışıyor. Bihruz Bey’i yalnız giyimiyle kuşamıyla değil duygularıyla düşünceleriyle de betimlemeye çalışıyor. Bunun için o zamana kadar edebiyatımızda görülmeyen yeni teknikleri kullanıyor: Gerçekçi betimlemeler iç monolog ve giderek bilinç akışı tekniği.

    HIFZI TEVFİK GÖNENSAY:
    Avrupalılaşmayı yanlış anlayan ve aile servetini bu yanlış anlayışa ve kaba sevda maceralarına kurban eden bir zihniyeti hiciv için yazılmış olan bu romanın üslup ve teknik bakımlarından zayıf olduğunda şüphe yoktur. Araba Sevdası Abdülhamit devri İstanbul’unun hayatını canlandırıp cahil paşazade tiplerini kuvvetle yaşatan mesirelerini eğlencelerini ve zevk özelliklerini gösteren bir eserdir. Bu bakımdan realizm hareketlerini kuvvetlendirdiği gibi Türk romancılığı tarihinde de özel bir değer kazanmıştır.


    FAYDALANILAN KAYNAKLAR:


    1. Lise Edebi Metinler 1 M.E.B.

    2. Lise 1 Edebiyat Yardımcı Ders Kitabı Ferhat Özen-Mevlüt Karakurt.

    3. Araba Sevdası. Recaizade Mahmut Ekrem. Beyaz Balina Yayınları

    4. Büyük Laroussse Ansiklopedisi (Milliyet)
  3. Rüzgar

    Rüzgar Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    31 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.043
    Beğenileri:
    879
    Ödül Puanları:
    113
    Şair Evlenmesi Roman İncelemesi( Sorular - Cevaplar - Örnekler - Konu Anlatımı )

    Şair Evlenmesi bizde ilk tiyatro ürünü olarak bilinir. Bu bir bakıma doğru bir bakıma hatalıdır. Çünkü Türkiye’de Şinasiden önce de bir tiyatro yazma denemesi yapılmıştır. Abdülhak Hamidin babası Hayrullah Efendi Şinasiden on beş yıl kadar önce “Hikaye-i İbrahim Gülşeni“ adlı romanla tiyatro arası bir eser meydana getirmiş; fakat bunu yayınlamayı görevinin ve makamının şanına uygun görmemiş ki hiçbir zaman düşünmemiştir. Onun bu eseri yazıldıktan yüz yıl kadar sonra ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Şinasi “Şair Evlenmesi“ ni yazdığı zaman böyle bir örnek meydanda yoktu. Sonuç olarak “Şair Evlenmesi” Türkiye de ilk yayımlanan hatta ilk yazılan tiyatro eseridir.
    Şair Evlenmesi “Tercüman-ı Ahval” de tefrika edilmiştir. Birkaç sayı süren tefrika halk kitleleri tarafından pek anlaşılamadığı gibi aydınlar tarafından da pek önemsenmemiştir. Hatta rakip gazete “Ceride-i Havadis” yazarları bu tefrikayı pek hafife almış onu tiyatro değil kocakarı masalı diye nitelemiştirler. Halbuki Şinasi bu eseri basit de olsa ilk Türk tiyatrosunun bir denemesini yapmak amacıyla kaleme almıştır. Anlaşıldığı gibi “Şair Evlenmesi” halk tarafından pek ilgiyle karşılanmamış “Ceride-i Havadis” tarafından da horlanmış ve sonra da unutulup gitmiştir. Fakat daha sonraları Selanik’te Mehmet Tayfur isminde bir kitapçı “Tercüman-ı Ahval” koleksiyonunda bu esere rastlamış ve bunu kitap halinde basmıştır. O zamanlarda İstanbul’da çıkan “Çaylak” adlı bir mizah gazetesi bu olayı alaya almış ve duruma karşı bir fıkra yazmıştır. Daha sonra kitapçı da “Çıngıraklı tatar” da bir mektup yayınlatarak eserin Şinasi’ye ait olduğunu ispatlamıştır. Böylece kitap haline giren “Şair Evlenmesi” yine de unutulmaktan kurtulamamıştır. Ancak İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra İbrahim Necmi Dilmen tarafından Selanik’te kurulmuş olan amatör bir tiyatro topluluğu tarafından sahnelenmiştir. Bu eser sade ve tabii bir konuşma diliyle yazılmış sahnelenmeye uygun hoş bir komedidir.
    Şair Evlenmesi alafranga tutum ve davranışı kılık ve kıyafetiyle mahallelinin hoşuna gitmeyen Müştak Bey adında fakir fakat oldukça kafalı bir şairin sevip evlenmek istediği genç Kumru Hanım yerine onun büyük kız kardeşi çirkin ve kart Sakine Hanım’ı almaya mecbur edilmesi; bu küçük entrikanın mahalle im***** Müştak Bey’in dostu Hikmet Efendi tarafından verilen rüşvetle sonuçsuz bırakılmasının hikayesinden ibarettir. Kişiler gayet canlı ve doğrudan hayattan alınmıştır. Her kişiye kendi ortamının konuşma dili verilmiştir. Kimsenin ağzında yabancı ve yadırganacak söz yoktur. Hatta oyuncuların ağzından yazılan yanlış söyleyişler imkansızlıklar telaffuz hataları da aynen sahnelenmiştir. Eserin bir diğer özelliği de kişi adlarının kendi kimliklerine uygunluğudur.
    Şinasi bu komedi ile bizde şeriat kılığına bürünen imamların iç yüzlerini ve din adına oynanan iğrenç iki yüzlükleri ve bundan ziyade tellal kadınlar ile görücüler aracılığıyla yapılan evlenmelerin yanlışlığını anlatmaya çalışıyor. Şair Evlenmesi yalnız ilk basılı piyesimiz değil aynı zamanda en çok bizim olan ve bizi gösteren bir piyestir.

    ESERDE YER ALAN KİŞİLER:

    ASIL KİŞİLER:

    MÜŞTAK BEY: Güvey ve Kumru Hanımın aşığı. Müştak Bey aşka susamış aşkla körü körüne hareket eden sevincin ümitsizliğinde en son derecesine çıkan biridir. Müştak Bey alafranga tutum ve davranışı kılık ve kıyafetiyle mahallelinin hoşuna gitmeyen fakir fakat oldukça kafalı bir insandır.
    KUMRU HANIM: Müştak Beyin sevgilisi ve Sakine Hanımın kız kardeşidir. Kumru hanım çok genç ve güzel bir hanımefendidir. O da Müştak Beye aşıktır.
    SAKİNE HANIM: Kumru Hanımın büyük kız kardeşidir. Sakine Hanım; Kumru Hanıma göre oldukça yaşlı çirkin kart kambur ve evde kalmış bir bayandır. Sakine Hanım eserde Müştak Beyin nikahlısıdır.

    YARDIMCI KİŞİLER:

    HİKMET EFENDİ: Müştak Beyin en iyi dostlarından biridir. Çok pratik zekalı bir kişiliğe sahiptir. Hikmet Efendi; aklı başında ağırbaşlı ve Müştak Beyi o zor durumdan kurtaran kişidir.
    ZİBA DUDU: Evlenmeye aracılık yapan kılavuz kişidir. Müştak Beyin başına bu derdi açanlardan biridir. Ziba Dudu; çok geveze laf taşıyan ve ortalığı karıştırmayı seven bir kişiliktir.
    HABBE KADIN: Müştak Beyin yengesidir. Müştak Beyin başına gelenleri duyunca feryadı basıp ortalığı karıştırıyor. Çok aceleci ve panik bir kişiliğe sahiptir.
    EBULLAKLAKATÜL’ENFİ: Sakine Hanımın nikahını kıyan imamdır. O da Sakine Hanımı Müştak Bey’e yamamaya çalışanlardan biridir. Çok düzenbaz aşağılık ve dini başka şeylere alet eden bir tiptir. Aynı zamanda oldukça geveze gürültücü iri ve uzun burunlu çirkin biridir.
    BATAK ESE: Mahallenin bekçisidir. Müştak Beye oynanan bu oyunda onun da çok büyük bir payı vardır. Oldukça cahil biridir ve ne duyarsa duysun doğruluğunu araştırmadan hemen buna inanır ve mahalleyi karıştırır. Ayrıca her işe burnunu sokan biridir.
    ATAK KÖSE: Mahallenin süprüntücüsüdür. İmama yardakçılık yapanlardan biri de odur. Oyunda arkasında küfe giyer çok saf ve cahil bir tiptir.
    MAHALLELİ: Eserde mahalleden tiplerde vardır. Bunlar genellikle cahil ve dedikoducu kişilerdir. Bunların çoğu esnaftan seçilmiştir.

    ESERİN ÖZETİ:

    Müştak Bey Kumru Hanımla evleneceği gün çok heyecanlıydı bir an önce nikahın kıyılıp bitmesini ve Kumru Hanımla baş başa kalmayı istiyordu. Fakat olaylar hiç de onun beklediği gibi gelişmedi. Müştak Bey Kumru Hanıma deli gibi aşıktır ve onu sevdiği için kendini akıllı ve şanslı görmekteydi. Kumru Hanımın dış güzelliği yanında huyunun da güzel olduğunu söyler. Müştak Bey onun ablasını çok çirkin bulmakta ve onun ismini dahi sevmemektedir. Çünkü Sakine Hanım onların evlenmelerine engel olduğu gibi kırk beş yaşına gelmiş olmasına rağmen ev de kaldığı için aklını yitirmiş olduğunu düşünüyordu. Müştak Bey böyle bir baldızı olduğu için herkesten utanıyordu. Ayrıca Müştak Bey Sakine Hanımı Hikmet Efendiye vermek ister. Çünkü o zamanlarda büyük evde dururken küçüğü evlendirmezlerdi. Hikmet Efendi mahallelinin bir oyun oynayarak Müştak Beye Sakine Hanımı verebileceklerini önceden sezmişti. Müştak Beye bu durumu söyledi fakat o bunu şaka zannediyordu. Daha sonra Müştak Beyin kılavuzu Ziba Dudu gelin odasına doğru geliyordu. Müştak Bey Kumru Hanımın getirildiğini sanıp iyice heyecanlanıyordu. Müştak Bey Ziba Duduya teşekkür ediyordu. Kumru Hanımı beklerken Müştak Bey bazı tereddütlere kapıldı. Zaten maddi durumu da pek iyi değildi. Yüz görümlüğü için ne verebileceğini düşündü. Sonra gelin hanım geldi fakat gelen sakine hanımdı ve Müştak Bey onu görünce kederinden bayıldı. Müştak Bey evleneceği kadının o olduğunu görünce onunla evlenmek yerine ölümü tercih edebileceğini söyledi.
    Habbe kadın ise onun hasretine kavuştuğu için sevinç delisi olduğunu düşünüyordu. Müştak Bey hüzünle ahlayıp ofluyordu. Ziba Dudu ile Habbe kadın gelinin duvağını açtırmak için uğraşıyorlardı. Müştak Bey istemeyerek elini çekerken Sakine Hanımın beyaz saçı ve duvağı eline ilişir. Müştak Bey şok olmuştur. Ziba Dudu onu zavallı kadının sırma saçlarını yolmakla suçlar. Sonra mahalleli ve imam aceleyle onları nikahlamak için gelirler ve Müştak Beyi zorla Sakine Hanımla evlendirmek isterler. Müştak Bey ise buna kesinlikle karşıdır ve onunla evlenmektense hapiste dahi yatmaya razı olduğunu söyler. Ziba Dudu İmamın elini öperek ona Müştak Beyi şikayete başlar. Güya Müştak Bey Sırma Hanımın saçlarını yolmuş onlara da küfretmişti. İmam Müştak Beyin konuşmasına hiç izin vermeden onu suçlamaya ve aşağılamaya başlar. Eğer Sakine Hanım ile evlenmezse onun ırzına leke sürmüş olacağını söylüyor ve bunu mahalleliye de onaylatıyor. Müştak Bey kendisine nikah edilenin Sakine Hanım olmadığını söylese de boş. Çünkü imam ille de onu nikahlamak istiyor ve eğer bu gerçekleşmezse Müştak Beyi edepsizlik belgesi alarak köyden dahi uzaklaştırabileceğini söylüyor. Hikmet Efendi devreye giriyor fakat imam onunda aynı suçlardan suçlanabileceğini söylüyor. Fakat Hikmet Efendi gizlice imama para kesesini gösterir ve imam bir anda değişiverir. Rüşveti alan imam bir anda Hikmet efendinin dediklerini yapmaya ve Müştak Beyi savunmaya başlar. Mahalleli ise bu durumun farkına varamamıştır. Zaten onlarda imam ne derse ona itaat eden tiplerdi. İmam güya nikahını kıydığımız kız büyük olandır derken boy olarak uzun olanı yani Kumru Hanımı kastetmek istemişmiş. İmam Habbe Kadına seslenerek bir an önce Kumru Hanımı getirmesini ister. İmam böylece daha önce yaptığı bir yanlışı düzeltmiş olacağını söyler. Hatta Hikmet Efendiye dönerek daha önce yapmış olduğu başka yanlışlar varsa onları da düzeltebileceğini söyler. Bu arada Atak Köse ve Batak Ese bir daha böyle işlere karışmayacaklarına dair kendilerine söz verirler. Habbe Kadın Kumru Hanımı getirir. Kumru Hanım ağlamaktaydı. Habbe kadın onun mutluluktan ağladığını imama söyler.
    İmam Müştak Bey ile Kumru hanımı nikahlayarak mahalleliden evi boşaltmalarını ister. Mahalleli ve imam evi terk eder fakat Hikmet Efendi evi terk etmemişti. Çünkü Müştak beye görücü usulüyle evlenmenin zararlarını anlatmak istiyordu. Müştak Bey ise onu dinlemiyor tek istediği şey Hikmet Efendinin bir an önce gidip onları yalnız bırakması. Bir süre sonra Hikmet Efendi de evi terk etti artık yalnız kalmışlardı. Fakat Müştak Bey için bu evlilik çok iyi bir tecrübe olmuştu.

    OLAYIN GEÇTİĞİ MEKAN: Olayın neredeyse tamamı gelin odasında geçmektedir.
    OLAYIN MEYDANA GELDİĞİ ZAMAN: Eserdeki olay Tanzimat yıllarında meydana geliyor ve o zamanın en önemli sorunlarından birini anlatıyor.

    ESERİN ANLATIM TARZI:

    ESERİN DİLİ VE ANLATIM ÖZELLİKLERİ: Eserde genelde sade ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır. Ayrıca o zamanın tabii konuşma dilinden de kelimeler vardır. Bu kelimelerin anlamını bilmeden eseri tümüyle anlamak zordur. Anlatım özelliklerine gelince şair o zamanın en önemli sorunlarından biri olan görücü usulüyle evlenmeyi en anlaşılır şekilde anlatmıştır. Ayrıca eserin anlatımı oldukça akıcıdır.
    ESERİN TÜRÜ: Eser bir tiyatro ürünüdür. Bu eserde tiyatronun komedi türü işlenmiştir. Komedi de insanları hem güldürmek hem de düşündürmek esastır. Bu tür bizim edebiyatımıza Tanzimatla girmiştir.
    ANAFİKİR: Eserden çıkarılabilecek ana fikir; görücü usulüyle evlenmenin ne kadar tehlikeli ve yanlış olduğudur.

    YAZARIN HAYATI EDEBİ KİŞİLİĞİ VE ESERLERİ:


    ŞİNASİ(1826 – 1871)

    1 — İbrahim Şinasi (1826-1871) İstanbul’da doğmuştur. Türk-Rus savaşında (1827) Şumnu’da ölen bir topçu subayının oğludur; Küçük yaşta yetim kalan Şinasi annesi tarafından yetiştirilmiştir. İlk öğrenimini Tophane semtindeki mahalle mekteplerinden birinde yapmış sonra Tophane idaresi kalemlerinden birine çirağ edilmiştir. Orada kendinden yaşlı bir memurdan Doğu bilimlerini sonradan Müslüman olan yabancı bir uzman memurdan da Fransızca’yı öğrenmeğe başlamıştır. Tophane müşirliğine verdiği bir dilekçe üzerine okuma için Paris’e gönderilmiş (1849) orada maliye öğrenimi görmüş bu arada edebiyatla da uğraşmıştır. İstanbul’a dönünce (1853) bir süre yine Tophane’de çalışmış Reşit Paşa’nın sadrazamlığı sırasında Meclis-i Marif’e üye seçilmiş (1855) Âli Paşa’nın sadrazamlığı zamanında Reşit Paşa’nın yetiştirmesi olduğu için azledilmiş fakat Reşit Paşa’nın altıncı ve son defa sadrazam olması üzerine tekrar eski görevine tâyin olunmuş (1857) onun ölümünden sonra (1858) Yusuf Kâmil Paşa’nın koruyuculuğunu kazanmış ise de az sonra memurluktan kendi isteği ile çekilerek gazeteciliğe başlamıştır (1860). İlkin Agâh Efendi ile birlikte Tercümân-ı Ahvâl adlı bir gazete çıkarmış (21 ekim 1860) altı ay sonra buradan ayrılarak Tasvir-i Efkâr gazetesini çıkarmağa koyulmuştur (27 haziran 1862). Bunu üç yıl kadar tek başına yönetmiş gazetesini Namık Kemal’e bırakarak tekrar Paris’e gitmiş (1865) orada beş yıl kaldıktan sonra İstanbul’a dönerek (1869) basımevinin ıslahı ile uğraşmış çok çalışma yüzünden beyin yorgunluğundan ölmüştür.
    2 — Şinasi şiir ve nesir alanında Batı edebiyatı yolunda eser veren ilk sanatçıdır. Bu bakımdan o Batı uygarlığı etkisi altında gelişen yeni Türk edebiyatının kurucusu sayılır.
    Şiir alanında ilkin Divan edebiyatı yolunda manzumeler (kaside gazel müf*red v.b.) yazmış Paris’e gidip de Batı edebiyatını yakından tanıdıktan sonra eski nazım biçimleri için de birtakım yeni fikirler söylemeğe başlamış (Reşit Paşa hakkındaki kasidelerin üç tanesi) ayrıca La Fontaine’in etkisiyle hem biçim hem de konu fikir ve ruh bakımından yepyeni şiirler de kaleme almıştır (Eşek ile Tilki Hikâyesi Karakuş Yavrusu ile Karga Hikâyesi Ar ile Sivrisinek Hikâyesi Tenasüh Hikâyesi). Bundan başka Batı şiirini daha yakından tanıtmak amacıyla bir kaç Fransız şairinden seçtiği bazı parçaları manzum olarak Türkçe’ye çevirmiştir.
    Şinasi yeni tarzda yazdığı bütün şiirlerinde beyitlerin başlı başına güzel olmalarıyla yetinmemiş Divan edebiyatındaki “parça güzelliği” anlayışı yerine şiirlerin belli bir düşünce etrafında gelişmesini sağlayarak “konu birliği” ne ve “toplu güzellik” e önem vermiştir.
    Türkçe’nin Arap ve Fars dillerinin etkisinden kurtularak kendi benliğine dön*mesi gerektiğini anlamış ve manzumeleri arasındaki bazı beyitleri “safî Türkçe” ile Karakuş Yavrusu ile Karga Hikâyesi’ni de “lisân-ı avâm” ile yazmış böylece ancak 1911’den sonra gelişen sade dil hareketinin öncülüğünü yapmıştır.
    Genel olarak didaktik manzumeler yazmış olan Şinasi’yi Türk nazmına getirdiği bütün yeniliklere rağmen güçlü bir şair sayma olanağı yoktur. Mısraları imale ve zihaflarla doludur.
    Şinasi daha çok nesir alanında yaptığı yeniliklerle Türk edebiyatında önemli bir yer tutar. Eski nesir secilerle süslenir bu yüzden de yazı asıl fikirle hiçbir ilgisi bulunmayan sözlerle doldurulurdu. Şinasi bir gazeteci olarak “umum halkın kolaylıkla anlayabileceği” yolda yazmak amacını güttüğünden düşüncelerini yalın ve açık bir anlatımla söyleme yolunu tutmuş söz hünerleri göstermekten kaçınmıştır. Bunu sağlamak için de secileri bırakmış asıl düşünce ile ilgisi bulunmayan doldurma sözlere yer vermemiş düşüncelerini kısa cümlelerle anlatmaya çalışmış bunları bir takım bağ-fiillerle birbirine ekleyerek sayfalarca süren cümleler kurmamıştır. Tercümân-ı Ahvâl ve Tasvîr-i Efkâr’daki yazılarında böyle bir yol tutan Şinasi Şair Evlenmesi adlı piyesinde daha da ileri giderek konuşma dilini yazı dili hâline getirmiştir.
    Şiirlerinde ve nesirlerinde “reis-i cumhur” “vatan ve millet yolunda kendini feda etmek” “devlet-i meşrûta” “millet-i hâkime” vb. gibi birçok yeni kavramlar kullanmıştır.
    La Fontaine yolunda birkaç fabl ve Moliére yolunda bir komedya yazmış olan Şinasi klasisizmin etkisi altında kalmış sayılabilir.
    3 — Şinasi nazım türünde Recine La Fontaine Lamartine Gilbert ve Fénelon’dan mazmun olarak Türkçe’ye çevirdiği bazı şiirleri asıllarıyla birlikte Tercüme-i Manzûme (18591860) adılı bir kitapta kendi şiirlerini de Müntehabât-ı Eş’ar (18621870) adlı bir kitapta toplayarak bastırmıştır. Her iki eser Ebüzziya Tevfik tarafından bir araya getirilerek Divan-ı Şinasi (18851893) adıyla yayınlamıştır.
    Tiyatro türünde Şair Evlenmesi adlı bir perdelik bir komedyası vardır.
    Tasvîr-i Efkâr’da yayınlanan bazı siyasî ve edebî yazıları Müntehabât-ı Tasvîr-i Efkâr (2 cilt 1885) adlı bir kitapta toplanmıştır.
    Şinasi bunlardan başka Türk atasözlerini de bir araya toplamış bunları Durûb-ı Emsâl-i Osmaniyye (1863) adıyla basmıştır.

    FAYDALANILAN KAYNAKLAR:

    1-Resimli Türk Edebiyatı Tarihi 2
    2-Tazimat’tan bu güne Edebiyatçılar Ansiklopedisi
    3-www.kulturturızm.gov.tr
    4-Ahmet Hamdi Tanpınar “19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi”
    5-)Şinasi “Şair Evlenmesi”
  4. Rüzgar

    Rüzgar Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    31 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.043
    Beğenileri:
    879
    Ödül Puanları:
    113
    Yaban - Roman İncelemesi


    Romanın Kısa Tanıtımı

    Yaban Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ nun en tanınmış romanıdır.Romanda Ahmet Celal adındaki bir karakterin bir köyde yaşadıklarından ve yaşadıkları sonucunda Türk köylüsü hakkında edindiği izlenimlerden bahsedilir.Roman bir anı kitabından yola çıkılarak ve bu kitaptan alıntılar yapılarak yazılmıştır.Romanda Milli Mücadele Dönemi’nde köylü ile aydın arasındaki kopukluk ve fark anlatılır.



    Kitap Hakkında Bilgiler


    Yazar adı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    Kitap adı: Yaban
    Yayınevi:İletişim Yayınları
    Yayımlandığı il:İstanbul
    Baskı numarası: Otuz sekiz
    Sayfa sayısı:İki yüz yirmi bir
    Türü: Roman


    Roman ilk defa 1932’ de basılmıştır.O tarihten beri 43 baskı yapmıştır.
    Kapak resmi Ferit Erkman’ a aittir.
    Roman 1942 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’ nin yarışmasında ikinci olmuştur.
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ nun Hayatı ve Edebi Kişiliği
    Yirminci yüzyıl edebiyatının büyük romancısı 27 Mart 1889’ da Kahire’ de doğdu. Ortaokul ikinci sınıfa kadar Manisa’da okudu.1903’te İzmir Lisesi’ne girdi.Sonra ailesiyle Mısır’a giderek Fransız Kolejine devam etti(1906-1908).Sonra İstanbul’a gelerek Fecr-i Ati Topluluğu’na katıldı.Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’ya geçti.Aylık fikir dergisi “Kadro”yu çıkardı.Sırasıyla TiranPragLahey ve Bern elçiliklerinde bulundu.Emekliye ayrılınca verimli bir yazı hayatına başladı.Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanlığı görevinde bulundu(1961-1965).Yazarlığını sürdürürken 13 Aralık 1974’te Ankara’da öldü.
    Yazar eserlerinde Türk toplumunun Tanzimat’tan Atatürk Türkiye’si
    dönemine kadar olan yaşantısını anlatan hikayemakale ve romanlar yazmıştır.Anlatımında kendine özgüdür.Yapıtlarında genellikle toplumun sorunları üzerine eğilir.AnadolucuAtatürkçüDevletçi ve laik bir dünya görüşü vardır.Romanlarında genellikle iç dünyaları zenginkötümsertörelere bağlı karakterler vardır.



    Yazarın Diğer Eserleri


    ROMANLARI: Kiralık Konak(1922) Nur Baba(1922)Hüküm Gecesi(1927)Sodom ve Gomore(1928)Yaban(1932)Ankara(1934)Bir Sürgün(1937)Panorama(1954)
    HİKAYELERİ: Bir Serencam(1913)Rahmet(1922)Milli Savaş Hikayeleri(1947)
    ÇEŞİTLİ MAKALELERİ: İzmir’den Bursa’ya(H.Edip F.Rıfkı M.Asım ile1922) Kadınlık ve Kadınlarımız(1923) Seçme Yazılar(1928) Ergenekon(2 cilt1929)
    OYUNLARI: Nirvana(1909) Veda(1909) Sağanak(1929) Mağara(1934)
    MENSUR ŞİİRLERİ: Erenlerin Bağından(1922) Okun Ucundan(1940)



    “YABAN” ROMANININ ÖZETİ


    Romanda ana konubir Türk aydınının Kurtuluş Savaşı dönemindeki köy gerçeğiyle karşı karşıya gelmesidir.
    Romanın kahramanı Ahmet Celal’dir.Çanakkale’de savaşta bir kolunu kaybetmiş ve savaştan gazi olarak kurtulmuştur.Ama savaş sonrası yapayalnız kalmıştır.Bunlara bir de İstanbul’un işgali eklenince hizmet eri olan Mehmet Ali’nin köyüne gitmeye karar verir.İstanbul’un işgali sonrasında gerçekleşen olayları takip ederek köylülere durumun önemini ve ciddiyetini anlatmaya çalışır.Ancak köylüler Salih ağa’ya çok bağlıdır ve onun etkisinde kalarak Ahmet Celal’i ciddiye almazlar.Bu nedenle Ahmet Celal köyde aradığı ilgiyi ve yakınlığı bulamaz.
    Olaylar Ahmet Celal’in cephesinden böyle görünürken köylüler için daha farklıdır.Onlar savaşın ciddiyetini anlayamamıştır.Onlara göre Ahmet Celal bir yabandır.Onların dünyasından uzak biridir.Zaten ilk bakışta konuşması davranışlarıgiyimi düşünceleri ve olaylara yaklaşımı köylülerden çok farklıdır.Örneğin her gün traş olması devamlı dişlerini fırçalamasıgeceleri kitap okuması ve buna benzer davranışları köylülere garip gelmektedir.Bu nedenle acılarını unutmak için geldiği bu köyde olaylar umduğu gibi gelişmemiştir.
    Ahmet Celal bir aydın konumundadır ve ilk defa Türk köylüsüyle karşılaşmıştır.Ancak köyde karşılaştığı manzara onu çok şaşırtmıştır.Öncelikle yoksulluk ve cahillik vardır.Bunların bir sonucu olarak da bazı insanların emellerine alet olmaktadırlar.Herkes Salih Ağa’nın etkisindedir.Onun her dediği yapılmaktadır.Hatta yıllarca emek verdiği hizmet eri Mehmet Ali bile gelişen bazı olaylarda subayı Ahmat Celal’e değilSalih Ağa’ya inanmıştır.
    Bütün bunlarla beraber Ahmet Celal köyde yapayalnız da değildir.Mehmet Ali’nin annesi Zeynep Kadın ile kardeşi İsmail Ahmet Celal’in güvendiği dostlarıdır.
    Olayların böyle gelişmesi Ahmet Celal’i kaçınılmaz bir bunalıma sürükler.Bir gün rahatlayıp sıkıntılarını unutmak için dolaşmaya çıkar ve komşu köyün kızı Emine’ye aşık olur.Ancak İsmail Emine’yi Ahmet Celal’in elinden alınca Ahmet Celal iyice umutsuzluğa sürüklenir.
    Ahmet CelalKurtuluş Savaşı’nın önemini köylüye anlatmaya devam eder; ancak köylüler başkalarının etkisindedir ve ona inanmamaya devam ederler.Bunları bir aydın gözüyle görüp yorumlayan Ahmat Celal aydın ile cahil arasındaki uçurumu farkeder.Anadolu halkının asırlar boyunca ne kadar ihmal edildiğini kendi gözleriyle görür.Tabii bütün gözlemlerini anı defterine yazmayı da ihmal etmez.
    Köyde bu olaylar olurken Kurtuluş Savaşı da iyiden iyiye alevlenmiş ve köylüler Ahmet Celal’in anlatmaya çalıştığı gerçekleri yaşamak zorunda kalmıştır.Yunanlılar onların köyünü de basmıştır.Köylüler dereye kaçarak gizlenmeye çalışmıştır.Ancak düşman onları yakalar ve köy meydanına getirir.Ahmet Celal bir anlık kargaşadan yararlanıp Emine’nin elini tutar ve ikisi koşmaya başlarlar.Düşman arkalarından ateş açar ve onları yaralar.Ayrıca tüm köy halkı düşman tarafından öldürülür.Köyün mezarlığına kadar ancak gelirler.Orada sabaha kadar bekleyip sonra yola çıkmaya karar verirler;ancak Emine’nin yarası ağırdır ve devam edemez.Ahmet Celal anı defterini Emine’ye verir ve herşeyini bırakarak yeni ve bilinmeyen bir hayata adım atar.



    Roman Karakterleri ve Özellikleri


    AHMET CELAL:Çanakkale’de kolunu kaybettikten sonra Mehmet Ali’nin köyüne yerleşir.Köyde yaşadığı sorunları yenmeyi başaran güçlü bir karakterdir.Aydın bir karakterdir.Köylüler onu dışlamıştır.Kurtuluş Savaşı’nı yakından takip etmiştir.Romanda karamsarlığı dikkat çeker.Romanda Kurtuluş Savaşı’na karşı duyarlı oluşu dünya görüşüne bağlı olarak verilir.Bireysel durumları yalnızlığı içine kapanışı ruhsal çözümlemelerle anlatılır.
    SALİH AĞA :Köyün ağasıdır ve oldukça zengindir.Kılık kıyafeti oldukça kötüdür.Çok kurnaz biridir.Tüm köyü etkisi altına almıştır.Çıkarları uğruna düşmanla işbirliği yapar.Köylüyü düşman karşısında çaresiz bırakır.
    MEHMET ALİ: Dört yıl Ahmet Celal’in yanında kalmıştır;ama köye geldiğinde yine eskisi gibi davranmaya Ahmet Celal’den uzaklaşmaya ve köylü gibi davranmaya başlamıştır.Sert tavırları vardır.Önce Ahmet Celal’in yanında hizmet erliği yapmış ona alışmıştır.Daha sonra ise köye gidip köylü gibi davranmıştır.Kısacası gittiği yere uyum göstermektedir.
    BEKİR ÇAVUŞ: Aslında tipik bir köylüdür.O da diğerleri gibi cahildir.Düşünce yapısı diğer köylülerle aynıdır.Ancak daha önce askerlik yapmış olmasıAhmet Celal’e biraz daha yakın olmasını sağlamıştır.
    EMİNE: Romanda Türk kızını simgeler.Ahmet Celal’e yakınlık göstermiştir.İsmail ile evlenmiştir.Ahmet Celal ile evlenmemiştir; çünkü köylülerin etkisinde kalarak Ahmet Celal’i yaban olarak benimsemiştir.
    ŞEYH YUSUF: Her yıl belirli zamanlarda köye gelerek köylüleri düşünceleriyle etkilemiştir.Zehirli düşünceleriyle köylünün Ahmet Celal’e inanmasını engellemiştir.



    Romanda Yer ve Zaman



    Roman Birinci Dünya Savaşı yıllarından başlayarak Sakarya Zaferi’ne kadar olan zamanı kapsar(1918-1922).Yani Kurtuluş savaşı yıllarını içerir.(Milli Mücadele Dönemi)
    Roman İç Anadolu Bölgesi’nde Porsuk Çayı civarında bulunan bir köyde yaşanan olaylarla ilgilidir.



    Romanın Konusu ve İletisi

    Romanın konusu Kurtuluş Savaşı sırasında köylü ile aydın arasındaki derin uçurumdur.
    Romanın iletisi Anadolu halkının asırlarca unutulduğu cahil kaldığıinkılaplara karşı çıkan gericilerin yarattığı düzensizliğin artık görülmesi gerektiği gerçekleridir.



    Romanda Dil Özellikleri



    Roman daha çok o zamanların aydın diliyle yazılmıştır.Bir anı defterinden yararlanılarak yazılması bu sonuçta etkili olmuştur.
    Romanda birçok yabancı kökenli sözcük vardır.Ancak sonradan sadeleştirilerek anlaşılır hale getirilmiştir.
    Uzuntasvirli ve bol virgül kullanılmış cümleler vardır.Buna şu cümle örnek verilebilir: “Zeynep Kadınbir günbir komşu kavgasındapaylaşılmayan bir kocaman dibek taşınıhuşunetle teperek bir hamlede yere devirmişti.”
    Romanda kişiler anlatılırken ayrıntılar titizlikle seçilmiştir.Kişilerin dış görünümüyle ilgili ayrıntılardan çokkişiliklerin dışa vurumu sonucu oluşan davranışlardan bahsedilir.
    Ayrıca yer yer benzetme sanatını da kullanmıştır.Buna şu örnek verilebilir: “Askerlerin hepsitoza toprağa bulanmışderileri güneşten paslı bakıra dönmüşsakalları diken diken uzamışüst baş perişan bir haldeydi.Tam bir bozgun askeri!”
    Son olarak romanda kullanılan dil realizm akımına uygun ve yakın bir dildir.
  5. Rüzgar

    Rüzgar Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    31 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.043
    Beğenileri:
    879
    Ödül Puanları:
    113
    Felatun Bey ile Rakım Efendi roman incelemesi

    I. OLAY ÖRGÜSÜ

    Romanın kahramanlarından Felatun Bey ile Rakım Efendi aynı yaşlarda aynı derecede eğitim görmüş yakın iki arkadaştır. Felatun Bey isminden dolayı kendini çok bilgili kültürlü biri olarak görür çevresine de böyle görünmeye çalışır. Hararetli bir kitap toplayıcısıdır. Yeni çıkan ilmi eserlerin hepsini üzerine adının ilk harflerini yazdırmak suretiyle ciltlettirip getirterek kitaplığına koyar. Fakat o aldığı kitapları hiçbir zaman açıp okumaz. Kendileri büyük bir devlet dairesinde çalışmakla birlikte buraya pek uğramayıp her geçen gün değer yargılarına biraz daha yabancılaşarak güzel Fransız kadınlarıyla çıkarlara dayanan kısa ömürlü aşklar yaşarken kötü sonunu hazırlamakta olduğunun farkında değildir.
    Rakım Efendi ise tam tersi ağırbaşlı çalışkan vaktini boşa harcamayan biridir. Onun ilişkileri karşılıklı çıkarlara dayanmamaktadır. Rakım Efendi de gezip eğlenmeyi çalgılı alemleri sevmektedir ama ona göre her şeyin bir ölçüsü vardır. Rakım Efendi Fransızca Arapça ve Farsça’yı anadili gibi bilmektedir. Onun bu özelliği Asmalımescit semtinde oturan İngiliz ailenin dikkatini çeker ve evin kızlarının babası Bay Ziklas Rakım Efendi'den kızlarına ders vermesini ister. İngiliz kızlarına ders vermeye başlayan Rakım Efendi bu kızlardan birinin kendisine aşık olduğunun farkında değildir. Kendisi de ev işlerine yardım etmesi için alınan güzel hizmetçisi Canan'a âşık olmuştur. Çaresiz fakat temiz aşklar ile karşı karşıya kalan Rakım Efendi ile menfaatler üzerine kurulu ilişkiler içinde yaşayan Felatun Bey'in maceralarını okurken bir dönemin yaşantı biçimini oluşturan değer yargılarının panoramasıyla karşılaşacaksınız.
    Bu romanda A.Mithat'ın ortaya koyduğu temel karşıtlık Felatun Bey’le Rakım Efendi'nin temsil ettikleri tembellikle israf ile çalışkanlık ve tutumluluk arasındadır. A.Mithat batılılaşmayı yanlış anlayan Felatun Bey'in karşısına doğru anlayan Rakım Efendi'yi koyarak ideal sayabileceğimiz bir Osmanlı efendisi çizer. Romanda Felatun'dan daha çok üzerinde durulan Rakım para işlerinde dikkatliçalışarak kazananfakirken durumunu düzeltebilen başarılı bir adamdır.Rakım'ın biraz da A.Mithat'ın kendisi olduğu ortadadır.Bu iki adamı karşılaştırmak amacı romanın konusunu da belirler.Felatun ile Rakım'ı benzer olaylar ve durumlar içerisine yerleştirerek aralarındaki farkı belirler.

    II. TEMALAR

    Ferdi Tema

    Eserde en çok dikkat çeken ferdi temaların başında aşk konusu gelmektedir.Rakım ile Canan arasında yaşanan saf ve temiz aşk bu duygunun kural ve sınıf tanımadığını ortaya koyması bakımından önemlidir.Öyle ki biri kültürlü öbürü ise para karşılığı satın alınan cahil birisidir ancak bunun yanında Canan zamanla Rakım tarafından- bir nevi yazarın isteğiyle diyebiliriz- kendisine layık bir duruma getirilince bu fark ortadan kalkmıştır.Diğer yandan İngiliz kızlarının özellikle Can’ın Rakım’a karşı beslediği karşılıksız aşk duygusu da dikkate değer bir olaydır.
    Eserde şehvet duygusuna da yer verilmiştir.Josefino’nun kendinden yaşça küçük olmasına rağmen Rakım’a karşı hissettiği cinsel duygularla karışık insani sevginin romanda önemli bir yeri vardır.
    Kıskançlık duygusuna da az da olsa aşk duygusu dahilinde yer verilmiştir.Bu daha çok paylaşmaya karşı duruş şeklindeki bir histir.Bu duyguyu da gerek Canan’da gerek İngiliz kızlarının her ikisinde de birbirlerine karşı kendini göstermektedir ki bu da yine Rakım’a karşıdır.
    Ayrıca acıma duygusu da güçlü bir şekilde hissettirilmiştir.Rakım Can’ın kendisine karşı beslediği tek taraflı aşk yüzünden düştüğü amansız hastalık nedeniyle her geçen gün daha da erimesini görünce ona çok acımaktadır.Ancak bu hastalığın sebebinin kendisi olduğunu öğrenince üzüntüsü ve acıma duygusu onda adeta ıstırap haline gelmiştir.

    Sosyal Tema

    Eserde sosyal tema ferdi temaya göre daha arka planda kalmıştır.Aslında yazar ağırlıklı olarak tek bir sosyal temayı işlediği için eserin bütününden bu konuyu çıkarmak pek kolay değildir.Bu konu ise “Batılılaşma” konusu ve batılılaşma karşısında bizim toplumumuzun ve kültürümüzün nasıl etkilendiği meselesidir.Eserde Rakım Efendi ve Felatun Bey iki örnek tip ele alınarak batılılaşmayı nasıl anladığımız masaya konmaya çalışılmıştır.Batılılaşma ve çağdaşlaşma yolunda Avrupa’dan yalnız bilim ve teknik yönünden faydalanmamız gerektiği gerçeği okuyucuya verilmek istenmiş.Bunun dışında kalan yaşam biçimi milli zevklerimiz milli kültürümüz asırların birikimiyle zaten bizde en özgün biçimde mevcuttur düşüncesi dile getirilmiştir.
    Eserde bunun yanında o zamanların amansız hastalığı olan “Verem” konusu da işlenmiştir.Bu hastalık o zaman için tedavisi olmayan ve kurtuluşu zor olan bir hastalık olduğu için halk arasında korku duyulan bir durumdur.

    III. KİŞİLER

    A.Fonksiyonları Bakımından Kişiler
    a.Birinci Derecedeki Kişiler

    Rakım Efendi: İki zıt tipin karşılaştırılması şeklinde oluşturulan bu romanda en çok konu edilen kişi Rakım Efendi ağırbaşlı çalışkan vaktini boşa harcamayan biridir. Onun ilişkileri karşılıklı çıkarlara dayanmamaktadır. Rakım Efendi Fransızca Arapça ve Farsça’yı anadili gibi bilmektedir. Bu özellikleriyle Rakım Efendi kültürlü bilgili çağdaş ve batılılaşmayı doğru anlayan bir tip olarak göze çarpmaktadır. Aynı zamanda oahlaklı ve iyi huy olarak gördüğümüz tüm davranışları üzerinde toplamıştır ki bu yönüyle tam bir Osmanlı beyefendisi özelliği göstermektedir.
    Rakım Efendi saydığımız özellikleriyle adeta okuyucunun zihninde bir melek olduğu düşüncesini uyandırmıştır. Ancak yazar bu durumda romana müdahale ederek Rakım Efendi’nin sonuçta bir insan olduğu gerçeğini okuyucuya göstermektedir. Bunu da roman içerisinde gerek Josefino ile girdiği gizli ancak pek de fena sayılmayacak ilişkiden gerek ev içinde Canan ile girdiği ilişkiden gerekse de çok nadir de olsa Felatun Bey hakkında zihninden geçirdiği haklı ve olumsuz düşüncelerden yararlanarak okuyucuya göstermektedir.

    Felatun Bey: Romandaki zıt kişiliklerden olumsuz tarafı temsil eden Felatun Bey isminden dolayı kendini çok bilgili kültürlü biri olarak görür çevresine de böyle görünmeye çalışır. Kendileri her geçen gün değer yargılarına biraz daha yabancılaşarak güzel Fransız kadınlarıyla çıkarlara dayanan kısa ömürlü aşklar yaşarken kötü sonunu hazırlamakta olduğunun farkında değildir.
    Yazar bu tip sayesinde okuyucuya yapmaması gereken davranışları açık bir şekilde söylemekte ve okuyucunun Rakım Efendi ile bu tip arasında bir seçim yapmasını istemektedir ancak Felatun Bey’in çirkin taraflarını göstererek seçimi okuyucuya bırakmıştır. Ayrıca zamanın genel düşünce yapısı Felatun Bey üzerinde toplanarak taklitçiliğin etkisiyle kişinin yozlaşması okuyucuya çok çarpıcı bir şekilde verilmiştir.


    b.Hasım veya Karşı Gücü Temsil Eden Kişiler

    Romanda varlığını açık olarak hissettiğimiz düşman veya karşı gücü temsil eden bir tip bulunmamaktadır ancak bu bahiste Rakım Efendi’nin tam zıttı davranışlar sergilemesi bakımından Felatun Bey’i zikredebiliriz.

    c.Arzu Edilen ve Korku duyulan Kişiler ya da Kavramlar

    Burada Canan’ın adını verebiliriz. Rakım Efendi Canan’ı satın aldığı ilk sıralarda bu kızın sağlıksız ve bakımsız durumda olması sebebiyle Canan’a herhangi bir ilgi duymamıştır fakat Canan’daki zarifliği ve güzelliği daha ilk bakışında fark etmiştir. Dadı Kalfa’nın iyi bakıcılığı ve Rakım’ın da çok yakın olarak ilgilenmesi sonucunda adeta Canan’ın içindeki cevher ortaya çıkmıştır. İleride yönlendirici kişiler bahsinde sayacağımız Josefino’nun etkisi yardımıyla da Rakım bu çekiciliğe daha fazla karşı koyamamıştır.Bunun yanında Dadı Kalfa da Canan’ı etkilemekte ve ona Rakım’ı nasıl etkileyeceği konusunda taktikler vermektedir.Gerek Dadı Kalfa gerek Josefino mükemmel kişiliklere sahip olan bu iki çocuğun birbirine çok yakışacağını düşünmekte ve her ikisi de bu çocukları etkilemek ve birbirine kavuşturmak için başarılı olana kadar büyük çaba harcamışlardır.

    d.Yönlendirici Kişiler

    Josefino: Bu kişi roman içerisinde büyük bir etkiye sahip olması sebebiyle önemli bir yere sahiptir. Bir arkadaş toplantısında Rakım’la tanışan Josefino Rakım’la daha yakın bir ilişki kurmak için özel bir çaba harcamış Canan’a ders vermeyi sadece Rakım’ın dostluğu karşısında kabul etmiş kısa süre sonra Beyoğlu’ndaki kendi evinde Rakım’la bir muhabbet içerisine isteyerek girmiştir ve böylece kendi egosunu tatmin etmiştir. Belki bu tatminlikten dolayıdır ki yaşça küçük olmasına rağmen çok beğendiği Rakım’ı en az Rakım kadar sevdiği Canan’a daha layık gördüğünü söylemiştir.Bu yolla Canan’la Rakım’ın mutluluğuna büyük katkıda bulunmuştur.

    Dadı Kalfa(Fedayi):Yönlendirici özelliği Canan üzerinde ağır basan Fedayi eve ilk geldiği sıralarda toy ve eğitimsiz olan Canan’ın yetişip serpilmesinde büyük etki yapmış Rakım’ın gözü önünde Canan’ın yeniden doğmasını sağlamıştır. Bunu yaparken de bu iki çocuğu birbirine çok yakıştırdığı için kızın içine Rakım’a karşı aşk tohumunu kendisi serpmiştir. Bu kişinin evde yapılması gereken bazı işlerin ve halledilmesi gereken eksiklerin tamamlanması için Rakım’ı uyarması bakımından da bir yönlendirici tarafı bulunmaktadır.

    Doktor Z: Doktor İngiliz kızın Rakım’a karşı duyduğu derin aşk sebebiyle ince hastalığa düştüğü sırada romana girmiştir. Yaptığı ilginç muayene sonunda teşhisi koymuş ve kızın dermanının da Rakım Efendi’de bulunduğunu belirtmiştir. Burada Mister Ziklas’ı kızla Rakım’ın evlenmesi gerektiğine inandırması bakımından yönlendirici bir kimliğe sahiptir.

    e.Alıcı Kişiler

    Can: Bu romanda alıcı kişi olarak en başta Can’ı sayabiliriz. Rakım bu İngiliz kızlara ders vermeye başladıktan ilk zamanlardan beri her ikisini de büyük ölçüde etkilemiştir ancak bunun farkında değildir. Gerek düzgün bir fizik ve yüz yapısına gerek iyi huy ve ahlaka sahip olması bakımından kızlara kendisini sevdirmiştir.Öyle ki Can aradan geçen yaklaşık bir sene sonra devasız bir derde tutulmuşgünden güne erimeye başlamıştır.Tabii ki Rakım’ın bu durumdan haberi ancak bu anda oluyor.Ancak anlaşılmaz bir şekilde Can yakalandığı bu amansız hastalıktan kurtuluyor ve tekrar hayata dönüyor.Bu olayda Can’ın rolüne bakacak olursak Can kendi kendini böyle bir derde düşürüyor ve sonunda da akıl almaz zararlar görüyor.

    Margrit: İngiliz kızlardan Margrit kardeşi Can kadar etkilenmese de roman içinde Rakım’dan o da etkilenmiş ve hayatından eskisi kadar zevk almamaya başlamıştır. Zira Margrit de babası tarafından bu olaylarda daha fazla zarar görmemesi için İstanbul’dan başka bir yere gönderilmiştir. Kısaca Margrit için de Rakım’la yakınlaşması sonucu onun da olumsuz yönde etkilenen kişilerden olduğunu söyleyebiliriz.

    Polini: Bu kişilik romanda para ve zevk düşkünü olan ve varlıklı erkekleri sömüren bir özellikte verilmiştir. Bu kadın alafranga kültürünün tipik bir örneği olarak görünmekle beraber hafiften de meşrep biridir. Roman içerisinde Felatun’a kumar gibi kötü bir alışkanlık karşısında destek olmakta onu teşvik etmektedir.Gece alemlerindekumar masalarında Felatun’un serveti tükenince Polini Felatun’u terk etmişancak Rakım’ın tüm uyarılarına rağmen Felatun bu olaydan sonra durumu anlayabilmiştir.Bu özellikleriyle Polini çıkarcı ve şeytan kadın olarak karşımıza çıkmaktadır.

    f.Yardımcı Kişiler

    Mister ve Misters Ziklas: Bu iki kişilik sadece Rakım Efendi’nin iyi özelliklerini dile getirme okuyucuya sunma aynı zamanda Felatun Bey’in çirkinliklerini de hatırlatarak bu iki kişilik arasındaki farkın hatırda kalmasını sağlamak amacıyla romanda yer almaktadır. Aslında iyi ile çirkin olanın karşılaştırılmasının yapıldığı romanda gerçekte yazarın düşünceleri olan iyi huy ve erdemlerin savunulması çoğunlukla bu iki kişinin ağzından verilmek istenmiştir.Bu kişilerin romandaki rolleri bundan ibarettir ve yardımcı kişi olarak gözümüze çarpmaktadırlar.

    Dekoratif unsur Durumundaki Kişiler ve Kavramlar

    Mihriban Hanım: Roman içerisinde pek bir görevi olmamakla beraber Felatun Bey’in kardeşi olarak ara sıra hatırlanmaktadır. Mihriban Hanım alafranga hayatı seçmiş olan bir aileden gelmiş olmasına rağmen babasının ölümünden sonra Felatun Bey kendisiyle ilgilenmemiş kendisi de orta halli biriyle evlenerek alaturka hayata mahkûm olmuştur. Bilgisiz ve narin yetiştirildiği için bu evlilikten sonra kocası tarafından bir eğitime tutulmuştur. Kişinin aslına dönmeye mecbur kalmasını göstermesi bakımından romanda önemli bir yere ve role sahiptir.

    B. Tipleri Bakımından Kişiler
    B.1. Toplumsal Tipler
    B.1.1. Kadın Tipleri
    B.1.1.a. Orta Halli ve Koruyucu Kadın Tipi

    Dadı Kalfa(Fedayi): Bu romanda Fedayi koruyucu kadın tipine en iyi örnek olarak görünmektedir. Rakım Bey’in babası öldükten sonra Rakım’ın annesiyle beraber bu çocuğa annelik yapmış annesi öldükten sonra da Rakım’a adeta can yoldaşı olmuştur. Kendi çocuğu yerine koyduğu Rakım’ın mürüvvetini görmeyi tam bir anne edasıyla istemiştir. Rakım’ın Canan’ı satın almasından sonra da Canan’ı kızı yerine koymuş ve Rakım’a karşı sergilemiş olduğu koruyuculuk görevini Canan’a da göstermiştir.Romanda almış olduğu isim de bu özelliğine uygunluk göstermektedir.

    B.1.1.b. Düşmüş Kadın Tipi

    Polini: Bu tipe birebir uymamakla beraber Polini’yi Felatun Bey’in serveti tükenince onu terk etmesi bakımından bu bahiste yazabiliriz.Polini bir hayat kadını değildir ancak yiyici bir kadın olarak görünmektedir.Onun bu durumu ise Felatun hariç bütün Beyoğlu ahalisi tarafından bilinmektedir ve Rakım tarafından da uyarılmasına rağmen Felatun kendini bu gafletten kurtamaya bile çalışmamıştır.Bu tipin romandaki bir başka özelliği de erkeği avucunun içine almayı çok iyi beceren bir karaktere sahiptir.

    B.1.2. Genç Kız Tipleri
    B.1.2.a Duygulu(Onurlu) Genç Kız Tipi

    Can: Bu romanda Can kendi içinde yaşadığı fırtınaları dışa vurmayan veya vuramayan hislerini içine atarak sonunda kendi çöküşünü hazırlayan ancak ölüm döşeğinde duygularını dışa vurabilen bir tip olarak karşımıza çıkmaktadır.Tüm bu iç fırtınalarına rağmen kalbinde başkası olduğuna inandığı Rakım’ı kendisi gibi feci bir sona mahkum etmemek için reddetmiştir.Anlaşılmaz bir şekilde hayata tekrar döndükten sonra da neredeyse kendi sonuna sebep olacak olan aşkını kalbine gömmeyi başarmıştır.

    Margrit: O da kardeşi gibi duygulu bir kişiliğe sahiptir.En az Can kadar Rakım’dan etkilenmiş ve kardeşi hayattan kopmaya başladıktan sonra da onun gibi olmamak için duygularına esir olmadan onları bastırmayı başarmıştır.Fakat İstanbul’dan ayrılırken o da sırrını Rakım’a açmıştır.

    B.2. Fırsatçı Tipi

    Rakım Efendi: Rakım Efendi genç yaşta olmasına rağmen büyük bir olgunlukla kendi durumunu düzeltmek ve ailesi saydığı iki kişiyi daha rahat yaşatmak için eline geçen fırsatları değerlendirmeyi bilmesi bakımından fırsatçı bir kişiliğe sahiptir.

    Felatun Bey: Bu kişi ise romanda fırsatçı özelliğini Rakım Efendi gibi iyiliği ve refahı için kullanmamış tersine servetini ve şerefini azaltacak yerlerde fırsatçılığını konuşturmuştur.Hele günü birlik ilişkiler bulmakta onun üstüne yoktur.

    B.3. Ruhsal Tipler

    Felatun Bey: Felatın Bey’in ruhsal yapısı romanda işlenmemekle beraber aslında kendi içinde bir çelişki yaşadığı açık olarak görülmektedir.Asıl bağlı olduğu kültürel yapıyı göz ardı ederek aslında yabancı olduğu bir yaşama kendini dahil etmiş olması bakımından ruhsal ve düşünce yapısında bazı bozukluklar var diyebiliriz.

    B.4. Esir Tipler

    Canan: Bu romanda dönemin sosyal yapısı hakkında da bilgi alabileceğimiz bu bahiste en iyi örnek olarak Canan’ın adını verebiliriz.Rakım Efendi bu kızı satın aldıktan sonra onu sanki esir değil de evlatlık almış gibi davranmış sonraları ise onunla evlenmeyi bile gerçekleştirmiştir.Canan da bu kaderine karşı gelmemekte efendisine ve dadına karşı görevini layıkıyla yerine getirmektedir.
    Bunun dışında gerek Ziklas ailesinin gerek Josefino’nun hizmetçileri de roman içerisinde yer yer ortaya çıkmaktadırlar.Onlar da bu kavrama dahil oldukları için bu bahiste söylenebilirler.

    IV. ZAMAN

    A.Sosyal Zaman

    Bu romanda zaman kavramı belirtilmemiş olayların gerçekleştiği ve kişilerin bulunduğu zaman tam olarak verilmemiş bu kavramın okuyucunun kendisi tarafından anlaşılması sağlanmaya çalışılmış.
    Felatun Bey ile Rakım Efendi adlı romanda olaylar XIX. yy.’ın sonları ve XX. yy.’ın başlarında geçtiği anlaşılmaktadır.Bu da Osmanlı Devleti’nin yıkılmaya yüz tuttuğu için aydınların devleti kurtarma çabasına düştüğü türlü fikirlerin ortaya atıldığı yıllara denk gelmektedir.Bu dönemde Türk aydınlar Avrupa’ya gitmiş orada gördükleri yenilikleri kendi vatanlarına getirmeye çalışmışlardır.Bu çabalar sonucunda birçok yenilik yapılmış her alanda iyileştirmeye gidilmiştir. Ancak kültürümüzde görülen aşırı yozlaşma dilimize giren aşırı fazla yabancı sözcük batılılaşmayı ve gelişmeyi yanlış anlamayla gelen taklitçilik nedeniyle yenilik hareketleri amacını bulamamıştır.
    Romanda da gördüğümüz alafranga kültüre özenti ve kendi benliğine giderek uzaklaşma olgusuna bakacak olursak romanda sosyal zamanın 1870 ve 1880’li yıllar olduğu anlaşılmaktadır.Aynı zamanda Rakım Efendi’nin Fransızca tercümeler yapmasına bakacak tahminimizin doğru olduğu anlaşılmaktadır.Çünkü Batıdan yapılan çeviriler ilk defa Tanzimat yıllarında yoğun ve sağlıklı olarak yapılmıştır.

    B.Ferdi Zaman

    Ahmet Mithat Efendi’nin bu eserinde ferdi zaman sosyal zamana göre daha belirgin bir haldedir.Roman kişilerinin yaşadığı olaylar belli bir kronolojik sıraya konmuştur ancak yazar yer yer geriye dönerek belli bir zamandır unutulan kişiler hakkında bilgi vermiş ve o anda ne halde olduklarını okuyucuya bildirmiştir.
    Yazar olayları anlatmaya geriden başlamış ana kişilerin öz geçmişlerini ve hayatlarını okuyucuya anlatmıştır.İlk iki bölüm Felatun Bey ve Rakım Efendi’nin böylece aile hayatlarının ve geçmişlerinin anlatılmasıyla geçmiştir.Romanın asıl bölümleri ise üçüncü bölümde başlar.
    Buna rağmen ikinci bölümde Rakım’ın eğitimine kendi çabasıyla dört yıl faydalı bir şekilde devam ettiği söylenmiştir.
    Üçüncü bölümde Rakım İngiliz kızlara derse gitmeye başlar aynı zamanda da Canan’a ders vermeye başlar.Bir ay sonra Canan Türkçe’yi öğrenmedeki başarısıyla İngiliz kızları geçer.Canan Rakım’ın evine geleli üç ay olmuştu ki Canan’ın iyileştiği her geçen gün daha da belli olmaktagüzelleşip serpilmeye başlamıştır.
    İngiliz kızlara ders vermeye başlayalı altı ay olmuştu ki kızlar Türkçe’yi iyi öğrenmişler okuyup yazmakla kalmamış ve düzgün cümleler kurmaya başlamışlar dili yanlışız kullanmaya başlamışlardır.
    Eserde bir ara unutulmuş olan Feletun Bey aradan geçen üç ay içerisinde Polini’nin nasıl biri olduğunu anlamış paraların suyu çektiğini görünce aklı başına gelmiştir.Artık boş yere yapılan masraflar ona ağır gelmeye başlamıştır.Polini bu arada Felatun’u terk etmiş ve Felatun bu olayları Rakım’a anlatmıştır.
    Rakım’ın Canan’ı satın almasının üzerinden bir seneden fazla süre geçmişti ki bu iki genç olayların sonunda evlendiler.
    Can’ın ise iyileşmeye başlayıp da ilk olarak ayağa kalkmasının ardından iki buçuküç ay kadar geçmişti ki Margrit İskenderiye’den ve Can’ın yavuklusu İzmir’den ve Margrit ile evlenmesi yine bu aralık kararlaştırılan bir yeğeni de Halep’ten gelip kasım üzeri bunların evliliği yapılmıştır ve düğünde Rakım bile oynamıştır.
    Bu düğünün üzerinden de altı ay geçmişti ki Canan ile Rakım’ın bir erkek çocukları oldu ve bu mutlu haberle yazar sözlerine son vermektedir.

    V. MEKÂN

    Geniş Mekânlar

    Romanda geniş mekân fazla önem taşımamakta ancak yaşanılan yerin büyük bir şehir olduğu hemen okuyucu tarafından anlaşılmaktadır.Romandaki geniş mekân Osmanlı’nın dışa açılan penceresi olan İstanbul gibi büyük bir şehirdir.
    İstanbul Türk halkı için daima çok önemli bir merkez olmuştur. Türk milleti gerek Anadolu’ya girdikten sonra gerek Osmanlı kurulduktan sonra her zaman İstanbul’a ulaşmaya çalışmıştır.Halk yüzyıllar boyunca oradan yönetilmiş bütün yenilikleri ilk İstanbul halkı görmüş orası Türk milletinin adeta vitrini olmuştur.
    Romanda da gördüğümüz gibi şehir hayatı çok hareketli verilmeye çalışılmış ve büyük kentlerin mozaik olma özelliği başarılı bir şekilde işlenmiştir.Romandaki İngiliz ailesine Çerkez esire(CANAN)Rakım’ın Rum dostlarına ve Fransız Josefino’ya bakacak olursak bunu daha iyi anlayabiliriz.

    Ana Mekânlar

    Bu romanda ana mekânlar sınırlıdır.Romanda ana mekânın sınırlı oluşu romanın bütününün belli birkaç farklı alanda başlayıp bitmesi olayların sınırlı bir çevrede gelişmesinden ve kişilerin de az olmasından dolayıdır.Ancak romanın böyle olması kişiler arasındaki ilişkilerin daha açık ve daha ayrıntılı olarak verilmesine zemin hazırlamıştır.
    Romanda olaylar en çok Rakım’ın evinde gerçekleşmektedir.Bunun dışında Mister Ziklas’ın evi ve Josefino’nun evi eserde yer almakta ve bazı kısımlarda önemli sayılabilecek olaylar bu mekânlarda geçmektedir.Romanda Rakım’ın evi çok ziyaret edildiği için yazar orayı tasvir etme ihtiyacı duymuştur: Ev bir katlı idi.Zemide mutfakkilerodunluk ve ev altı vardır.Ev üç odalı ve bir salonlu duvarları kağıtlı ve boyalıdır.Yerlerde güzel halılar döşelidir.Bu özellikleriyle tam bir Türk evi görüntüsündedir.
    Bunun dışında fazla ve gereksiz mekân tasvirlerine yer verilmemiştir.

    İç Mekânlar

    İç mekân romanda olayların çoğunlukla gerçekleştiği yerler olmasına rağmen kişilerin ruh hallerine fazla etki etmediği için tasvire de gerek duyulmamıştır.Bu iç mekânlarda da olaylar belli bölümlerde sınırlı kalmış genellikle evlerin salonlarında geçmiştir.Sadece birkaç bölümde: Canan’ın bir defa Rakım’ı bir defa da Josefino’yu yatırmak için Rakım’ın odasına girilmiş yine Rakım’ın evinde İngilizlere verilen davette diğer odalara geçilmiştir.

    Dış Mekânlar

    Dış mekânlar da eserde sıkça yer bulmuşancak bunlar hep Rakım Bey bir yerden bir yere giderken sadece adı geçen yerlerdir.Buralar Beyoğlu Posta Sokağı Postabaşı Tophane Salıpazarı gibi yerlerdir.Bu yerler devamlı Rakım’ın yol güzergahını belirtmek için anılmıştır.
    Ayrıca bir de hep beraber gittikleri Kağıthane’deki kır gezintisi vardır.Bir günlerini burada geçirdikleri için yazar da bu tabiat parçasının o anki durumunu biraz okuyucuya verme ihtiyacı duymuştur.

    Mekân-İnsan İlişkisi

    Eserde mekânın insan üzerinde herhangi bir etkisi yoktur.Bu yüzden tasvire de çok yer verilmemiştir.Ancak evlerin genel durumunun aile yaşantısına uygunluğu bakımından bazı değerlendirmeler eser içerisinde kişilerin ağzından yapılmıştır.Örneğin Rakım’ın evi tam olarak Türk ev yaşantısına uymaktadır.Bunun yanında Felatun Bey’in babasının kendi evlerini alafranga yaşantısına göre düzenlemesi önemli bir ayrıntıdır.

    Mekân-Eşya İlişkisi

    Eserde mekân-eşya ilişkisi de kişilerin yaşam biçimlerine göre dikkate alınmış yaşadığı yerler kültür farklarına göre döşenmiştir.Eşyalar da kişiler üzerinde etki bırakan unsurlar olmadığı için eşyaların ev içindeki dizilişleri mekânla olan uyumlulukları ve eşya tasvirleri gibi konulara önem verilmemiştir.


    VI. BAKIŞ AÇISI VE ANLATICI


    A.Anlatıcının Konumu

    Felatun Bey ile Rakım Efendi adlı romanda gözlemci anlatıcı (yazar Anlatıcı) tekniği kullanılmıştır. Bu tekniğe göre anlatıcı olaylara görgü tanığı konumundadır ve olaylara belli bir mesafede durur. Yazar gördüklerini ya nesnel olarak anlatır ya da etken bir biçimde olaylara kendi düşüncelerini de katar.
    Gözlemci anlatıcı bu romanda da olduğu gibi bazen kendini açıkça belli eder olayları keserek araya girer ve kendi fikrini söyleyerek okuyucuya kendi tercihini sorar.Diğer taraftan anlatıcı hakim bir konumdadır ve olayların öncesini sonrasını ve o anını bilir.O her zaman her yerde ve her olup biteni bilir yeri gelince her şeyden haber verir.
    Diğer yandan olaylara müdahalesi kişileri yönlendirmesi soru sorması ve yanlı tutumuna bakacak olursak yazar anlatma yöntemini kullanmıştır.Esere baktığımız zaman olayların geçmiş zamanda gerçekleştiği ve sonradan anlatıcı yazar tarafından okuyucuya bildirildiği görülür ki bu da anlatma tekniğinin bir özelliğidir.

    B.Anlatıcının Tutumu

    Ahmet Mithat Efendi’nin bu eseri romantizmin etkisinde yazılmış bir eserdir.Yazarın kendi tasarrufu eserde baya etkili bir şekilde kendini göstermektedir ve yazarın yanlı tutumu etkisiyle okuyucu yönlendirilmeye çalışılmaktadır.
    Romanda iyi ile kötünün karşılaştırılması yapılmış iyinin yanında kötü olan da açık olarak gözler önüne serilmektedir.Burada yazarın düşünceleri gerçekçi bir tutumla verilmek istenmiş iyinin savunuculuğu yapılmıştır.
    Felatun Bey’in yozlaşmış kişiliği ve taklitçiliği eserde yerilmiş okuyucuya “Kendi özüne sahip çık.” denilerek Rakım Bey övülmüştür.

    Yazarla Eseri Arasındaki İlişki

    Eser yazarın kalemine ne derece hakim biri olduğu konusunda bir kanıt niteliğindedir.Düşüncelerini halka ifade etmek için bir araç olarak kullandığı romanı eğitici bir unsur olarak görmüştür.
    Anlatma tekniğini kullandığı bu eserinde yazar halka sunmak istediği düşüncelerini Rakım Bey’in ağzından vermiştir.Bu duruma bakacak olursak yazar bu romanda bir nevi kendini anlatmıştır.Belki de bundan dolayı olayların geçmişini ve geleceğini bilmektedir ve hakim bir bakışla esere dahil durumdadır.



    C.Anlatım Açısı

    Yazar eserinde bir fikrin savunmasını yaptığı için kişilerden ve anlatım biçiminden ziyade olayları öne çıkarmaya çalışmıştır.Kişiler arasındaki etkileşim kişilerin iyi ve kötü tarafları çerçevesinde doğru ve yanlış olanın değerlendirmesi kişilerin birbirini yönlendirmesi gibi unsurlar eserde yazarın istediği şekilde kullanılmıştır.
    Esere farklı kişilerin gözüyle baktığımız zaman olayları bazen dıştan içe bazen de içten dışa olarak gözlemleriz.Bu bakımdan eserin baş kahramanlarından Rakım Efendi yeri geldiğinde yönlendirici yeri geldiğinde yönlendirilen kişi olabilmektedir.
    Eserde aslında içten dışa dönük anlatım fazla yer almamaktadır ancak gerçekte yazarın düşünceleri olan Rakım’ın Felatun hakkındaki düşünceleri ve bunun tam tersi Felatun’un Rakım hakkındaki düşünceleri iç konuşmaları şeklinde verilmiştir.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş