Şafak Şengün 'Payanda'

Konu 'Alıntı Şiirler' bölümünde Hera. tarafından paylaşıldı.

  1. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.

    Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.
    Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.




    Çıkarken Beni At




    köprü’de bulduğum yağız gece,
    önce sesler kavuşur, önce gözler.

    bir kayığın koparak denizinden ayrılışı
    sabahları uyandığında bir bardak suyun
    seni kaldırışı, o nöbetlerde kim yargısı
    yalnızlık kimin allah’ı?!


    köprü’de seviştik rüzgâr gördü bizi,
    önce dudaklar umulur, önce yumruklar.


    kapının sertçe kapanışı var yüzümde
    anlatamam, küçük bir serçenin büyük demleriyim
    yorgun akşamlara uçarken kimde
    kurumuş yaprakların kekemesinde!


    köprü’de tuttum ellerini görmedi hiç kimse,
    önce avuçlar bilir, önce parmaklar.


    hatırlar mısın? bedenini unutarak evden çıktığında
    yanında hiç bozuk bir gülümsemen yoktu
    yine de yüzünü yadırgamamıştı kimse
    sanki seni kimse tanımıyordu
    sanki hiç deniz görmemişti gözlerin
    sanki öyle bembeyaz
    öyle anlatılmaz


    sevgilim, kış yağar mı sulara?!
    çünkü
    gözleri oyulmuş-yoksul biri böyle ağlatılmaz!





    Payanda
    Moderatör Seher ve (silinen üye bunu beğendi.
  2. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Mavi, Ketum ve Deniz




    mavi ketum bir deniz
    seni aldığında saçların ne renkti, onu hatırla
    dalgalarında kıranlarında marlarında martılarında
    fenalaşmış bir gün ağrısı gibi tutunduğunda
    seni bir yerlerden tanımaya hazır rüzgârlar olacaktır


    mavi ketum bir deniz
    makyajını aynaya bakmadan yapan kadınlardır
    vurguladığım sevişmelerde incelikli sıfatlar
    yatağın yönü değişiyor ne zaman gülümseseler
    bir bacağım daha olsa diyorum
    yol bu kadar yorulmasa benden


    mavi ketum bir deniz
    içkim dün geceden beri bitmiyor
    zamanı delerek geçtiğimde kaknüs
    bir vicdan haritasında arattırdım kendimi
    öç almadım, kin duymadım, renk aramadım
    pastel boyalı yüzlerinde bir hatıranın


    mavi ketum bir deniz
    annemin gözleri dökülüyor
    babamın başında ölüm ayinleri
    körlükler görüyorum suçlarla büyüyorum
    daha yeni çıkmışım bir yelkenin kanadından
    çay ve simit kokusuyla
    yeni bir ân olmaya


    mavi ketum bir deniz
    sıyrıldığın yalanlardan kesik kesik öpüldüğünde
    bir gecenin yanağında sabahlayacaksın
    biliyorum
    sen seni oracıkta terk ederken
    parmaklarımla çenemi kapatarak oturduğumu
    hep hatırla diye
    bir gamzenin kalabalığında unutulacağım


    mavi, ketum ve deniz beni böyle bilin
    son bakışın ayracındayım



    Payanda
    Moderatör Seher bunu beğendi.
  3. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Git Mavisi


    I.

    benim mavi gördüğüm yoldur uzunca git dediğin
    bir susuşa gizlenmiş arka pencerede oturuyordum
    sarkarken bir güneşin alnından sana bakan tanrılar
    eskitiyordu kumaşını, bir rembetiko çalarken akşamüstü
    yanlış anlaşılmalar şehrinden yavaşça yürüyerek dönüyordum.


    sana tutundum
    sağanağın altında bir şemsiyenin kollarını saran
    ince bir sızı gibi
    yokuşun başında babanı beklerken bütün gün arsızlığı
    bütün günahları tek tek tahtaya kaldırıyordu hayat
    eşitsizliği bundandı değer verirerek çözümlenemeyen aşkın.


    ben sana kızıl masallar aldım yarına saklaman için
    dün çıkarsa içinden beni hatırlaman için
    sense bütün bilyaları mahallesinde unutmuştun umudun
    yarısı yenmiş ölümlerden bir ısırık daha aldı pardösün
    git dedin bana- senin gözlerin allah siyahı
    giderim dedim- bunca zamandır aldatıldığımın sancısı
    kal demeni beklerken yırttım bulutları
    çok acemi geçiyordu bir kadının göğsünden son şarkı ilahı
    mırıldanıyordu bütün yenilgileri kediler.


    yanlış mumlar yandı sen üflerken küçücük bir kibriti
    sakındığımız yerin halatları kopuyordu- sen dersin golgotha
    ben de derim- portofino
    bir gezegen kurulmasın her pazar yerine
    adresi belli satılık ruhlar ardı
    kancasına takılmış bir balığın son bakışıydı
    dudaklarındaki kanlı tuzun ilk sevişme zamanı.

    II.

    uzaklaşıyorum
    ellerin şimdi bir banliyö
    dimağında değilim yorgunluğun
    çetelesini tutmuyorum saydığım merdivenlerin
    uçurumdan atlama isteğim var yalnız seninle beraber
    iki elin birbirine dokunurken çıkardığı sesi özlüyorum belki de
    aşağı düşerken bir gül gibi masum
    bir suçu yokların zindanlarında eskitiyorum şafakları.


    berdevam ağlamalar bunlar çünkü
    hiçbir duanın başka duaya inandığı yok
    seni severken ağzımın ketumlaşması bilhassa mecbur ettiğin cinayetin
    fail tarafıyla kınaması
    kınalı elleriyle annemin göğe olgunlaşması
    otururken üzerime soyutluk karmaşası
    bir dilek diye tutuyorum her gece adını.


    III.

    şimdi ne kadar izafidir bakışlarından bir anlam çıkartmak
    duvarın okşanmaya ihtiyacı olduğunu bilmek yalnız bana mahsus
    bir devrim niteliği taşırken deniz
    dalgasına katacak son sorduğum soruyla hışım cevabını
    sana bir kayık dolusu rüzgârla ulaşacağım sanırım.
    ama unutma
    burada böyle rüzgârlar bir yerden sonra yasak.

    bir yerler git dediğin mavi sancak.



    IV.


    İnayeten kaldırırken münferit acılarımı
    saydım bir eksiğim cehennemden
    cennete sıkılmış üç kurşunum var muskamda
    aklımı deliyor kaybetme telaşı
    kanımda sen sektirirken en incecik özenle seçtiğin taşları.

    taşa bile müsamaham var sönerken sigaram karanlığın tersinde
    ellerimi taşımak istemiyorum yorgunluğuna hazin konvoylarla
    ilerlerken kırılıyor nefesim en son yokuşta
    artık ne yuvarlanıyorum
    ne hızlıca basıyorum yere
    kendime kurduğum savaşlarda yenik düşüyorum aynanın diline
    beni anlamıyorlar duyuyorum bir kuşun kükremesinde.


    git diyorsun- elbet bir sudur çiçek
    gidiyorum bilmediğim dilse bile gitmek!




    Payanda
    Moderatör Seher bunu beğendi.
  4. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Bir Çocuk için Bir Kelebek


    kadınların son rütuşlarını yaparken tanrı
    ben ağzının içinde uçuk çıkan bir rüzgârdım
    belinde dolanarak şehrin kapılarını kanattım
    yaralı umut bantlarında bütün mavileri kapattım
    sesimin uzaydan da duyulabileceği bir geceden geldim
    yarasa ve bozlağında kuşkunun
    bazen sabahlar daha geç başlar diyordum
    ve geç tütermiş baba ocağında bir mum. -bunu da biliyordum.
    babamın ölmediği her gece duvara bir kuş çizdim
    teşekkür ederim ressam aklım!,
    seni bu günlere zor getirdim
    anlarsın ya taş, kuyu ve makas...



    repliği biten gülümsemelerin
    yarı yollarda, karakollarda ve telaşlarda
    bir işe yaramadığını gördüğünden
    her kelebek kendine köledir
    ve
    kaşlarını alan bulutlar
    narin göründüğü yıllarda
    kilidi yutulmuş aşklar yaşadığımdan
    her eve sessiz ve telkinli girdim
    ve dedim
    her savaş yanında bir barış dayatmasıyla anılır
    ve bin doğru bazen bir doğruyla gider
    mendillerin kendilerini salladığı yolculuklarda
    yalnızca tirenler suçlanır
    içinden raylara gitme diyenler biter,..





    velespitle kayışından koparken
    uçurumun dibinde kalan gözlerin
    bir tek görmek istediği o saf turuncu beyaz kelebeklerin
    bir çiçeğin burnundan öperek
    yalnızlığı irdelememizi isteyip
    bizi kıskandırdığı
    altı yaşımda bir kadını öperken farkettiğim teferruattır
    oysa kalçaları güzel olan sadece şiir de değilmiş.
    oysa uykulardan kendine rüya seçen annemin,
    şizofrenî hastalığıymış bu kötü düş.
    hadi n’olur sen de
    sen de beni, sen de beni üz
    bantlı kelebek
    kınalı kelebek
    kadın kelebek



    yağmurların son rütuşlarını yaparken tanrı
    göğün aklına yazıyordum ismini
    seni şakısın, seni gürlesin, seni okşasın diye



    bir çocuk nereden bilsin
    böyle bir kelebeğin şiir olacağını
    hem de böyle bir gecede}






    Payanda
    Moderatör Seher bunu beğendi.
  5. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Ah Verenda!



    gecenin kabuklarını nasıl yere dökersin söyle bana
    ah Verenda! yine geçmiş karşıma gülümsüyorsun
    bir dağın eteklerini makasla kesesim geliyor
    ya da bir çocuğun uykusundan çalıp yüzünü pembeleştiresim
    sebebini sorma
    hatırlatırım bir falcı kadının avcundan düşmüştü kederim
    kader çizgilerinden korkularıma, öyle damlaya damlaya
    al kırmızı şapkanı git buralardan
    yatır beni fayton arabana gizleneyim
    bir yağmur görürse görsün bizi
    bir de yağmurun geçtiği şehirlerde seviştiğimiz dudak izi.


    ah Verenda! sana saati soran olmadı
    bilsem ki hep perşembedir
    bir çocuk yüzüstü düşmüştür gelecek adımına
    sahiplenmişimdir bakışlarını ahulu erketelerde
    emprovizasyondur seni görmek hayata karşı
    ama sen söyle nasıl çayın demlensin
    o balkonlarda beklettiğin çiçeklerin düğünlerinden tazesin
    bunu benden iyi bilemezsin


    çok hızla çeviriyorsun pedalı
    dünya böyle dönüyor şahidim
    hilaf etme sözlere! sözcükler ki
    annenin sütünden gelsin
    sen kapa perdeleri sonuna kadar, yansın
    evde bütün kibritler
    suya düşmüş bir gölgenin sonucudur
    zaten yüzüm eski bir sergi: buncası boşa zahmetler!
    güldürme beni, ağzım boğazıma yapışıyor
    çorabını göğe kadar çekmiş bir kızıl yıldız oluyor
    şaşkınlığın, hani sen güldür de beni
    bana bunları yapma icazet et ölüme
    sonrası bir sevişme tortusu olur yatağın çukuru
    ya da yorgun bir tiyatrocu f.ahişe eleni’nin uçkuru



    ah Verenda! kaldır başını bir bak rüzgâr gülleri
    bu gece çok acemi bir halay olacak
    içimdeki dehlizin son kurbanları
    sallanacak ayakları tanrının omuzundan
    üşütmüş birkaç meleğin
    saçlarına gün tırmansın, nasılsa
    hiç biri senden daha ışıldayamayacak
    ne kadar izafi kalıyor değil mi
    bir mumun sessiz pejmürde çığlığı
    müteessirim gecenin kabuklarını yere atmandan
    kalkıp kapatacağım oksijeni
    sana kahve falı bakmaktan
    bir balığın solungacıyla düşeceğim rüyana
    çırpınan bir korkak kedi olarak
    çünkü deniz suyu sevmezse kıyamet orada koparmış


    ah Verenda! sen sevme kimseyi
    elin bir günaha değmesin
    kalkarken sabah erkenden irkilmesin o mor ruhun
    biliyorum imgelerimden de sıkıldın
    ama tarifi yok içimdeki kuyunun
    bir anlasan, bir tırnaklasan sırtımı
    Allah da bizden olacak
    yani olan olacak, bir tiren bileti almışcasına
    koşacaksın gövdemin peronlarına
    zaman bir tek sana duracak!



    ah Verenda! sorarım gerimizde ne kaldı
    ah ne kaldı
    birbirimizden başka korkuluk
    başka tutanak
    başka tutunacak!




    Payanda
    Moderatör Seher bunu beğendi.
  6. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Gece Olmuşlar Sergisi




    biraz daha sergile gözlerini, dünyam siyah
    akşamı nerede geçireceğimi bilmiyorum, ah keşke saçlarında uyansam
    bir kibrit yansa kendince
    bir sayfa daha kapansa ardımca
    sırlarımı söylemesem bile tanrıya
    bir sen bilsen göğsümdeki kederi


    gel yanıma çoraplarına kadar yağmur kok
    şehir sussun sen söyle bir tek
    karnında büyüyen o asil çam ağacı olsam
    bir rüzgar olsam fırtınanda uyansam
    gemiler sana doğru yürürken


    annem seni yaldızlasın
    perçem perçem dudaklarında bir kızıl şafak
    ağlasak ağlasak saklasak yüzlerimizi
    biri odaya aniden girse yatak bile uyuyor olsa
    sahi biz seninle hangi tanrıya yakalansak
    hep böyle oluyor, dünyam siyah


    kaçtığın kadar suyu yolculuyorsun, bunu benden iyi bil
    durduğun yerler almıyor adını ağzına
    çiçeklerin yeni vücut ölçüleri kimseyi ilgilendirmiyor buralarda
    bir sen olsam bir sen koksam
    kolonyalar uçarken korkularımda


    benim adresimi kimseye verme
    mezarımın yerini filan bilen olmasın mümkünse, dünyam siyah
    çelenk filan bırakmasınlar uykuma
    geç yatıp zor uyanıyorum sonra
    al dedim yeni bir hayat daha kes
    yeni bir gülümseme daha soy bize
    erketelenmiş bir günbatımında yorganı kaldır ölümümden
    bir toprak daha ser
    bir gün daha




    lütfen bir kez daha sergile gözlerini, durmak siyah!




    Payanda
  7. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Resim Dersi



    istediğiniz bir yere istediğiniz bir şeyi çizin- dedi öğretmenimiz
    kimisi duvara çizdi, kimimiz bulmacaya bıyık
    kanepeyi karalamaya başladı bazıları, kimisi göbek çukuruna
    yüzünü elletenler de oldu, sıraya çizenler de
    kimisi balonun üstüne çizdi, kimisi boş görünen bir kâğıda
    öğretmenden silgi isteyen de oldu,
    kırmızı rujla koyuldular kızlar aynalara
    kimisi kese kâğıdına çizdi, kimimiz sokaklara kızdı
    sadece öğretmen beğenmeliydi onlarca.

    bense;
    avcuma bir deniz çizdim, yüz diye,
    beni anla...





    Payanda
  8. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Babamın Kokusu


    babam parfüm sıkmıştı acaba nereye gidiyordu
    (bir yağmur da vardı dışarıda sessizce gülüyordu)

    hani desem nereye diye, bilirim küserdi
    (babam küsünce pek de bağırıyor niyeyse)

    çınladı birkaç kadeh kulağımda
    (babam sevgi nedir bilmez mi acaba)

    bir kadının yanına uzanma ihtimali
    (annem ağlayarak bıçakladı korkusunu
    daha anneme söylemedim)

    babam parfüm sıkmıştı acaba kime niye gidiyordu
    (bir hüzün de vardı üstümde belki de paranoya)

    hani desem gel içeri bir, iki sohbet edelim
    (babam şaşırır kahkaha atardı çocukluğumdan
    beri ilk defa konuşuyor oluşuma)

    tanrı mı aramıştı yoksa
    (babam mezar ayinlerini çok sever)

    yoksa eski bir tanıdığın yeni yüzünü görmeye mi gidiyordu
    (eski tanıdıklar tenini şaraba değiştirir)

    belki bir mektup bulmuştu ölüm tehditi alıyordu
    (piyango babama çıktı desenize!)

    yarın oldu öğrendim
    (babam bu nasıl son nefesini verir)

    kırık bir sandalyeye oturmuş boynu düşmüş aşağı
    (kalp hep krizlerin yeminidir)

    son bir buğu kalmış üşengeç camlarda
    (demiş oğlum ben öldüm sıra belki ananda)

    olur mu öyle şey
    (ağlamak yağmurdan çok)

    bir de baktım duyan yok
    (kapıyı vurmuş vurmuş da)

    tanrı demiş aramadım
    (babam çoktan kırılmış)

    bu son şiirim sana baba
    (evlat dediğin ölmeye çoktan hazırmış)

    ey baba
    benim ellerimi al lütfen yanmayı bırak da!




    Payanda
  9. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Kadın Gece Olmak İstiyordu


    kadın gece olmak istedi
    istanbul’da çok mümkün olacağına inanıyordu
    sarhoş ayaklarını sapladı bir duble üzüme

    kaprisini üstüne asmıştı duygular soğuk olabilirdi diye düşündü belki de
    yağmur kırıtışı yaptı bütün sokaklara
    kaldırımların ilgisini çekmiş olmalı özellikle de arnavut kökenlileri
    iyi kandırdı herkesi balkonda sigarasını içen bu şairi misâl
    veyahutta elinde şekerli sütüyle kocasını bekleyen ihtiyar bir deliyi


    öyle avutucu bakışı vardı
    üzerinize düşecek kadar üzüme karışmıştı artık
    düşse siz onu belki göktaşı sanabilirdiniz
    bütün mitolojiyi altüst edecek güzelliği de vardı ve mucizevîliği
    lâkin sarışın değildi hiç yalan olmasın günah olmasın soran olmasın bir daha


    kadın gece olmak istedi
    istanbul’da zaman sorarak başlayacak bu işe
    saatin orada buluşmamızın manası yoktur belki de tesadüfe göre


    zaman sudan korkan bir kedidir hanımefendi
    gül kokan ağzınız fularınız şimdi ağır günah çimen işlemeli
    kandırdınız beni de sonsuz kadın
    afedersiniz ama gece olmak sizin neyinize
    derken anlaşıldı kadın kötürüm korkular besleyen zehirli sarmaşıktı
    aklı karmakarışıktı aklı intikamdı aklı hırsızdı
    bir başka şairden çalıntıydı


    şarkılar söyleyeceğini belirtti bütün çiçeklere
    alkol alan turuncunun suçu neydi
    belki de haberi yoktu elinde kahveyle gezen ölülerden
    çok da korkaktı hani mezar bekçileriyle gizli kaçak sevişirken
    çeyizine sakladığı organı titriyordu aşktan bahis ederken
    herkesin kanı en çok kanamazından alınıyordu
    hayat hemşire denen şapşal uykusuzluktan haberi yoktu
    bir gün ölümün o hemşireyi kovalamasından da hiç bahsetmemişti gasteler
    yahut okumuştu üç beş satır başka şairinden
    katil olduğunu gece olmak isterken farketti bilhakis



    kadın ağzı burnu gökyüzü yürüdü
    buluta söndürdü yanaklarındaki kıpkızıl güneşi
    çapraz ateş altında kalan çocukları kurtaracak kadar öğretmendi
    ona hiç çiçek olmayı öğretemedi kaprisli yağmur kırıtışı
    şapkasız role bürünmezdi çıplak da gezmezdi hani



    sanacak ki hatalıyım ona yanlış adresi verdiğimden
    yol yanlış adresleri gösterip doğruya eşlik etmekti belki
    belki aşk ekmekti aç göğüslü yalnız oğlan böyle derdi
    işe hiç gitmemişti henüz gidemezdi


    kadın gece olmak istedi
    gri çantasına uygun bir renk aradı,
    topuklu ayakkabısında kaç karınca eziyordu bilmeden
    sarhoş olacağını sandı Akdeniz’de
    oysa lafına hayran kalınan o şair kurtaramazdı
    kurtlu şiirler okudum elmalar ağladı


    zor yürüyordu gölgesi,
    ilaçlarını almadan çıktığı belliydi
    kulaklığında üstsüz bir şarkı çalıyordu göğsüne
    sütyen giymeyi severdi ölümün önünde



    ı’m sorry, ı love you
    no woman, no cry belki
    bulanık sular doğuruyordu serçeler için
    düşünceliydi biraz da belki de
    elleri gözlerinde yürüyordu görmemek için yağmur kadınlarını
    kırıtış yaparken güneşsizliğe
    eşsizliğine çarpıyordu aynada kendince narsistçe
    lâkin sarışın değildi hiç yalan olmasın günah olmasın soran olmasın bir daha




    tanrım, dünya dönüyor saçlarını savurduğunda
    sakızını yutarak yaşamaktan bıktım dedi
    olamadım bir türlü gece
    gibi bir emzirdiği çocuğu bağışladı geçmişine
    sandığından ölü papatyalar şehrini çıkardı
    yürüdüğü nasırlı vücutlardan kapmıştı tılsımını
    fala inanmaz falsız da kalmazdı hani
    gökyüzünün elini tutar yıldızlara üç vakte kadar gülücük bırakırdı
    hesabı aşk bize ödetirdi
    aşk hesabı ödemektir her şeyle
    bunu böyle bilin yalan olmasın günah olmasın soran olmasın bir daha




    kadın gece olmak istedi
    istanbul’da çok mümkün olacağına inanıyordu
    oysa sar****u ayakları kaymış güneşe düşmüştü
    çok çalıştı yalnız yalan olmasın günah olmasın soran olmasın bir daha
    bir türlü gece olamadı!







    Payanda
  10. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Öncesi ve Sonrası


    nasıl sehpayı çekmiş kenara,
    ya dağın ortasındaki patikanın hacmi
    denizin sert gülüşü gibi babasının
    nasıl vurmuş kıyılara görkemli saçları

    ben bir melek tuttum oltam dehlizdi
    annem yeni ekmekler gibi kokardı çocukluğuma
    hep özlediğimdi
    hep özlediklerimdi istediklerimdi
    dimdikti duruyordu o köşedeki evin önünde duran ağaç
    pembe sakıncalı çiçekler almıştım sana
    kuş uykuları gününde
    ezbere bir replikti dudakların söylenmiştim öpüşünce
    bir yağmur şırıngası batıp çıkıyordu gezegene
    sokaklar daha yeni ilaçlanmış senin her adımının birinde


    nasıl toplamış derlemiş geceyi
    ya karnının üstündeki o delik nasıl
    rüzgârın dimağında gibi karışık
    nasıl bulunmuş ölü aşklardan bir yanı


    ben gece yatmalarında kaldım
    ay misafirimdi, korku misafirimdi
    ben misafirdim, tanrı sahibimdi
    sonra değiştim sahibimi, bilirdim rahibem
    gece gözlüğünü çıkart düş yola öyle gel
    ayağın takılsın isimsiz bir yıldıza, git
    onu sahiplen, ya da al beni koynuna
    koynunda yeni bir cumhuriyet kurulsun
    denk düşsün düşerken ağzın ağzıma
    gözlerin ki militandır bu dağa
    uçarken aklımdan sancıların vurulsun bu ayna
    bu yandan bir yana seke seke geçsin kelebekler
    senin o sevdiğin renkteler hâlâ



    nasıl büsbütün elleri ellerimde
    ya bakışındaki o zor izah nasıl
    tanrının sonsuzluğu gibi şaşkın
    nasıl sorulur benim ol diye karşılık


    sen düzeltmişsin göğü, sen anlamışsın, sen çizmişsin gürültüyü, böyle güzel sesler nasıl, sen sevmişsin ay’ı, böyle ay bulunmaz asıl, sen çoğaltmışsın fırtınayı, denizlerden kasım, sen düşünmüşsün bir çiçeği, böyle çiçekler nerede ve hangi yazın, sen güzelmişsin sarıl, böyle sarılmalar ölümlere yazı.


    unutma beni,
    gecenin hokkasına batırılmış kaderlerin çizgilerine bastığında
    divitle yazmış tanrım seni bana

    unutma beni,
    sen benim aslım!




    Payanda

Sayfayı Paylaş