Safeviler

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi (Soru-Cevap-Konu Anlatım)' bölümünde DWL tarafından paylaşıldı.

  1. DWL

    DWL Üye

    Katılım:
    27 Ekim 2007
    Mesajlar:
    339
    Beğenileri:
    14
    Ödül Puanları:
    16

    Safevîler

    İran'da bir tarikat ve devlet kurmuş olan Türk hanedanı.

    Hanedan, adını, Safeviye tarikatı şeyhi Safiyyüddin Erdebilî'den aldı. Şeyh Safiyyüddin ölünce, yerine oğlu Şeyh Sadreddin Musa (şeyhliği: 1334-1392) şeyh oldu. Onun döneminde Safevîlerin manevî nüfuzu arttı. O ölünce, yerine oğlu Hoca Alâüddin Ali (şeyhliği: 1347-1429) tarikatın başına geçti. İlk Osmanlı padişahları, bu tarikatın şeyhlerine, "çerağ akçesi" adıyla hediye gönderirdi. Hoca Alâüddin Ali'ye kadar Sünnî olan bu tarikat, Hazret-i Ali'nin soyundan gelen İsnâaşeriye (oniki imam) taraftarı olduklarını iddia edenleri kazanmak amacıyla Şiî oldu. Hoca Alâüddin Ali'nin, Timur Han üzerinde büyük nüfuzu vardı. Timur Han, Hoca Ali'ye Erdebil ve köylerini verdi. Bu durum, Anadolu'daki Batınî zümreleri arasında, kendisine çok sayıda taraftar sağladı. Timur Han'ın Anadolu'dan İran'a götürdüğü Türkmenler, Hoca Ali'nin şefaatiyle Erdebil'e yerleştiler ve onun müritleri oldular. Bunlardan bir kısmı, Anadolu'ya dönerek, şeyhlerinin propagandasını yapmağa başladılar. Tarikat merkeziyle uzak yerlerdeki müritler arasında, halife denilen aracılar vardı.

    Hoca Ali'nin ölümünden sonra yerine oğlu Şeyh İbrahim (şeyhliği: 1429-1447), o ölünce yerine oğlu Şeyh Cüneyd (şeyhliği: 1447-1460) geçti. Tarikat şeyhleri, Şeyh Cüneyd'den sonra, siyasî amaçlar peşinde koşmağa başladılar. Cüneyd, şeyhliği şahlığa çevirmek için çalıştı. Şiîliği bütünüyle benimsedi. Amcası Cafer ile arası açıldı. Babasının müritlerini etrafına topladı. Azerbaycan, Doğu Anadolu ve İran'ın öteki bölgelerine müritler gönderdi; yer yer isyanlar çıkardı. Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah, bu isyanlar yüzünde onu sınır dışı etti. Cüneyd de Anadolu'daki Alevîler arasında çalışmak için II. Murad Han'a başvurdu, fakat isteği kabul edilmedi. Karaman'a sığındı. Amacı anlaşıldığından burada da tutunamadı. İçel bölgesinde, Güneydoğu Anadolu'da, Kuzey Suriye'de bulunan Türkmen aşiretleri (özellikle Varsaklar arasında) propagandaya girişti. Bir emîrlik kurmak istedi. Memlûk sultanlığının işe karışmasıyla başarılı olamadı. Trabzon Rum devletini ortadan kaldırıp, bu devletin toprakları üzerinde yeni bir devlet kurarak amacını gerçekleştirmek istediyse de başaramadı. Bundan sonra, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın yanına gitti. Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah'a karşı, Cüneyd'in taraftarlarından yararlanmak isteyen Uzun Hasan, kızkardeşi Âlemşah Hatun'u onunla evlendirdi (1458). Şeyh Cüneyd, bundan sonra, Erdebil'e döndü. Müritleriyle, Gürcü ve Çerkes ülkelerine akınlar yaptı. Kuzey Azerbaycan ve Dağıstan'a hakim olan Şirvan hükümdarı Halil ile yaptığı savaşta öldürüldü (1460).

    Şeyh Cüneyd'in yerine oğlu Şeyh Haydar (şeyhliği: 1460-1488) geçti. Babasının yarıda kalan çalışmalarını, Uzun Hasan'ın kızkardeşinden doğan Haydar sürdürdü. Dayısı Uzun Hasan'ın kızıyla evlenerek, durumunu kuvvetlendirdi. Müritlerine, oniki imamı ifade eden 12 dilimli kızıl taç giydirdi, sarık sardırdı. Bu yüzden tarikatının mensuplarına Kızılbaş veya Haydarî denildi. Haydar, babasının intikamını almak üzere, Şirvan hükümdarı Ferruh Yesâr'ın üzerine yürüdü; fakat savaş meydanında öldü (1488). Bundan sonra, Şeyh ailesi hakkında takibata başlandı. Uzun Hasan'ın oğlu Sultan Yakub, Şeyh Haydar'ın oğullarını Fars eyaletinde İstahr kalesine hapsetti. Sultan Yakub, 1490'da ölünce, Akkoyunlu ailesi arasındaki saltanat mücadelesinde, Safevîler'in nüfuzundan yararlanmak isteyen Akkoyunlu hükümdarı Rüstem Bey, Şeyh Haydar'ın İstahr kalesinde tutuklu bulunan oğullarını serbest bıraktı ve Erdebil'e yerleşmelerine izin verdi.

    Bundan sonra, Şeyh Haydar'ın oğlu Ali (şeyliği: 1488-1494) şeyh oldu. Şeyh Ali'nin döneminde, Safevî ailesinin Akkoyunlular üzerindeki nüfuzu arttı. Şeyh Ali, müritleriyle birlikte Tebriz'den ayrıldı; fakat onun çevresinde toplananların çokluğu, Rüstem'i kuşkulandırdı. Şeyh Ali'yi geri çevirmek için kuvvetler gönderdi. Meydana gelen çatışmada Şeyh Ali öldü (1494).

    Şeyh Ali ölünce, tarikatın müritleri, Şeyh Haydar'ın diğer oğlu (Şeyh Ali'nin kardeşi) İsmail'i (1487-1524), Geylân'da Lâhican kalesine sakladılar. İsmail, Akkoyunlu hükümdarı Rüstem'in öldürülmesinden sonra, 13 yaşında olduğu halde, büyükbabası Uzun Hasan'ın bıraktığı devletin başına geçmek için, gizlendiği Lâhican'dan ayrıldı (1499). Safevî ailesine bağlılıkları bilinen ve çoğu Anadolu'da oturan Ustaclu, Şumlu, Rumlu, Musullu, Hindli, Bayburtlu, Tekeli, Çapanlı, Karamanlı, Dulkadırlı, Varsak, Avşar, Kaçar gibi Türk boylarını çevresine topladı. Arrân'ın ve Şirvan'ın bir kısmını ele geçirdi. Azerbaycan üstüne yürüdü; Akkoyunlu Elvend Mirzâ'yı Nahcivan'da yendi. Mirzâ, Diyarbakır'a kaçtı; İsmail de Tebriz'e döndü. Bu şehri, Safevîlerin ilk başkenti yaptı ve saltanat tacını giydi (1501). Şah İsmail, bundan sonra, Irak-ı Arab ve Fars hükümdarı Murad Bey'i Hemedan'da yendi (1503). Şiraz ve Bağdad'ı aldı (1504). Akkoyunlu soyundan olanları öldürttü. Kurtulanlar, Dulkadırlılara, Mısır'a ve Osmanlılara sığındılar. Şah İsmail, Fars ve Irak hükümdarı Murad Bey'in, Dulkadırlı Alâüddevle'ye sığınması üzerine, Elbistan'a yürüdü. Alâüddevle, Turna dağına çekildi. Şah İsmail, Harput ve Diyarbakır'ı aldı (1507). Saltanatını güçlendiren İsmail, Şiîliğe aşırı derecede bağlandı. Sünnî mezheplere karşı şiddet kullandı. Camilerde ilk üç halifenin (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman) lânetlenmesini emretti. Komşu devletlerde, özellikle taraftarlarının çok olduğu Anadolu'da Şiî propagandasına girişti. Özbek hanı Şeyhânî'nin üstüne yürüdü. Merv'de yapılan savaşı kazandı; Özbek hanı öldü. İsmail, bundan sonra, batıda Osmanlılar ve Memlûklara karşı faaliyete geçti. Anadolu'ya gönderdiği halifeler ve kurdurduğu hânkâhlarla Osmanlı Devletine karşı büyük bir isyan hazırladı. Şiî propagandasını, etkili şekilde geliştirdi. II. Bayezid Han'ın yaşlı olması, devlet adamlarının kayıtsızlığı ve Osmanlı şehzadeleri arasındaki saltanat mücadelesi, İsmail'in faaliyetlerini kolaylaştırdı. Nur Ali Halife, Avşar, Varsak, Karamanlı, Turgutlu, Bozoklu, Tekeli ve Hamidelli gibi aşiretlerden büyük kuvvet topladı; Osmanlı ordusunu yendi. Şahkulu Baba Tekeli (Karabıyıklıoğlu veya Şeytankulu) adlı halifesi büyük bir isyan çıkardı (1511). Tekeli'de (Antalya yöresi) çıkan bu isyanı, Karagöz Ahmed Paşa, Şehzade Ahmed ve Haydar Paşa bastıramadı. Sadrazam Hadım Ali Paşa, Gedikhanı'nda Şahkulu'nu yendiyse de savaşta öldü. I. Selim Han (Yavuz), tahta geçtikten sonra, Anadolu'daki Şiîlerin çoğunu öldürttü; sonra da İran seferine çıktı. Şah İsmail ve Yavuz Sultan Selim Han, 1 Ağustos 1514'te Çaldıran'da karşılaştılar. Yapılan savaş, Şah İsmail'in yenilgisiyle sonuçlandı; Selim Han, Tebriz'e geldi. Azerbaycan, Diyarbakır ve Doğu Anadolu, Osmanlı ülkesine katıldı.

    Şah İsmail'in ölümü üzerine, yerine oğlu Şah Tahmasb (1514-1576) 12 yaşında tahta geçti. Şah Tahmasb büyüyünceye kadar, İran'ı aşiret reisleri yönetti; merkezî idare sarsıldı. Her aşiret, kendi bölgesinde bağımsız hareket etmeğe başladı. Tekeli oymağı gibi isyan edenler ve yenilince Osmanlı idaresine geçenler oldu; fakat Anadolu'daki Şiîlerle Safevîlerin manevî bağları kesilmedi. Tahmasb, Osmanlılara karşı, babasının düşmanca siyasetini sürdürdü. Karl V ve Ferdinand'a, Osmanlılara karşı ittifak teklif etti. Kanunî Sultan Süleyman Han, 1533'te Irâkeyn, 1548'de Tebriz, 1553'te Nahcivan seferlerine çıktı. Azerbaycan, Irâk-ı Arab ve Irâk-ı Acem bölgeleriyle Tebriz, Bağdad ve Basra Osmanlıların eline geçti. İki devlet arasında yapılan Amasya antlaşmasıyla (1555) başlayan barış devri, Şah Tahmasb'ın ölümüne kadar devam etti (1576).

    Tahmasb'ın yerine oğlu II. İsmail geçti (hükümdarlığı: 176-1577). Tahmasb'ın ölümünden sonra İran'da meydana gelen taht kavgaları sonunda, Osmanlılarla İran arasındaki barış bozuldu. İkinci Şah İsmail, Anadolu'daki Alevîleri ve Osmanlı Devletine bağlı bazı sınır beylerini kendi tarafına çekti. II. İsmail'den sonra, kardeşi Mehmed Hüdabende tahta çıktı ve devletin yönetimini oğulları Abbas Mirza ve Haydar Hamza Mirza'ya bıraktı. Bu dönemde Osmanlı-İran savaşları başladı. I. Şah Abbas (hükümdarlığı: 1587-1629) zamanında Osmanlı-İran savaşları sona erdi. Büyük unvanıyla anılan I. Abbas, tahta geçtikten sonra, ülkesinin askerî ve idarî teşkilatını yeniden düzenledi. Başkaldıran emîrlerin isyanını bastırdı. Özbekleri Horasan'dan uzaklaştırdı. Osmanlı baskısı karşısında, devlet merkezini Kazvin'den Isfahan'a götürdü. Bir hâssa ordusu (Şahsevenler) kurdu. Osmanlılar aleyhinde Fransa, İngiltere, Lehistan ve papaya elçiler gönderdi. Ticaret ve sanatları geliştirdi. Yeni başkent Isfahan büyüdü. I. Abbas, Osmanlılara geçen İran topraklarını geri almak için savaş açtı. Savaşlar, Nasuh Paşa antlaşmasıyla sona erdi. Safevîlerin en parlak devri, Şah Abbas'ın saltanatına rastlar.

    I. Abbas ölünce yerine torunu Şah Safi (hük. 1629-1642) tahta geçti. Özbek Hanlığı ve Osmanlılarla savaştı. Safevîlerin Van'a saldırısı üzerine, IV. Murad Han, Revan seferine çıktı (1636). Daha sonra Bağdad seferiyle Revan ve Irâk-ı Arab'ın kesin olarak Osmanlılarda kalmasını sağladı (1639). Savaşlara, Kasrışirin Antlaşmasıyla son verildi.

    Şah Safi'den sonra II. Abbas (hük. 1642-1666), ondan sonra Şah Süleyman (hük. 1666-1694), ondan sonra Şah Hüseyin (hük. 1694-1727) tahta geçti. Sonuncusunun döneminde, din adamları devlet işlerine karışmağa başladılar. Şiî olmayanlara baskı yapıldı. Kandehar valisi Mîr Veys, 1709'da bağımsızlığını ilan etti. 1722'de Mîr Veys'in oğlu Mahmud, Isfahan'ı ele geçirdi. Şah Hüseyin, tahttan indirildi (1727). İran, karışıklıklar içinde kaldı.

    1729'da Kumandan Nadir, II. Tahmasb'ı tahta çıkardı. Afganlar, İran'dan kovuldu. II. Tahmasb'dan sonra, Kumandan Nadir, 1732'de III. Abbas'ı tahta çıkardı. Yaşı küçük olan III. Abbas'ın ölümüyle Nadir, saltanatı eline aldı ve kendini şah ilan etti (1736). Böylece İran'da Safevî hanedanı sona erdi. Nadir Şah ile Avşarlar devri başladı.

    Safevîler, bir Türk ailesi olmakla birlikte, siyasetlerini yaymak amacıyla yayımladıkları Silsilenâme'de, kendilerini Sâdât-ı Hüseyniye'den (Hz. Hüseyin'in neslinden) gösterdiler. En kuvvetli zamanlarında, İran, Horasan, Güneydoğu Anadolu, Irak, Gürcistan ve Güney Kafkasya'yı elde ettiler. Batıda Osmanlılar, kuzeydoğuda Özbekler (Şeybanîler) ile mücadele ettiiler. Devletin resmî dili Türkçe ve Farsça'ydı. Safevîler başlangıçta, Akkoyunlu idarî teşkilat ve kurumlarını örnek olarak aldılar. Çaldıran'dan sonra, Osmanlı yönetim usullerinden yararlandılar. Safevîler zamanında şah, mutlak hâkimdi; ayrıca bir müşavere meclisi bulunurdu. Şah Abbas'tan öncekiler, geleneğe uygun olarak, Şiî ileri gelenlerinin ve din büyüklerinin düşüncelerine önem verirlerdi. Bazı idarî makamlar, babadan oğula geçerdi. Devletin en büyük memuru vezîr-i büzürg'dü. Bu vezire itimaduddevle veya nüvvâb-ı İran medârî denirdi; kendisinin mührü olmadan hiçbir hüküm geçerli sayılmazdı. Ondan sonra kurçibaşı (emîr'ül-ümerâ) gelirdi. Mâlî işlere nâzır-ı buyutat bakardı. Divan beyi, adalet divanının başkanıydı. Mîr Şikâr ve mirahurbaşı (imrahorbaşı), şahın özel hizmetinde bulunurlardı. Akkoyunlu teşkilatına göre kurulan ordunun yetersizliği, Çaldıran savaşında anlaşıldı. Şah Abbas, Avrupa'dan uzmanlar getirterek, yeni silahlarla donatılmış bir ordu kurdu. İki askerî kuvvet vardı: Devlet ordusu ve Şah ordusu. Devlet birlikleri, tarikat mensuplarıyla valilerin gönderdiği kuvvetlerden meydana gelirdi. Şah ordusu beş kısımdı: tüfekçiler, süvariler, sufiler, bir kısım topçular ve saray muhafızları.

Sayfayı Paylaş