ŞAH KULU İSYANI(1511)

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi (Soru-Cevap-Konu Anlatım)' bölümünde karamelek tarafından paylaşıldı.

  1. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36

    1402 yılında Timur tarafından parçalanan Osmanlı İmparatorluğu Çelebi Sultan Mehmet’in gayreti ile yeniden toparlandı ise de Osmanlı Devleti’nin batıdaki faaliyetleri gerilemişti. Fatih Sultan Mehmet zamanında Osmanlı Devleti yeniden eski gücüne kavuştu ve Doğu’da Akkoyunlu Devleti’ni kendisi için zararsız hale getirdi(Tansel, 1966).

    II. Beyazıt haçlı seferlerine son vermek amacıyla babasının deniz gücünü kurma çabasını hızlandırmış, Akdeniz’de deniz gücü üstünlüğünü eline geçirmek istemiştir. Ayrıca İmparatorluğun ekonomik gelişmesini teşvik etmiş bu sebeple İtalyan kent devletleriyle karlı ticaret ilişkilerine girişmiştir. Bir de 15. yüzyılda İspanya’dan kovulan Yahudileri Osmanlı topraklarına kabul etmiştir(Sander, 1999).

    II. Beyazıt’ın Macar ve Venediklilerle uğraştığı sırada doğuda Osmanlı Devleti için yeni bir tehlike olan Safevi devleti kuruldu. Bu Timur ve Uzun Hasan’dan çok daha farklı idi. Bu devlet sadece maddi güce dayanmıyor fakat aynı zamanda manevi bir kuvvete de sahipti. Bir çok meziyetleri şahsında toplayan ve Türk soyundan gelen, Safevi tarikatının başına geçen İsmail, müfrit Şii Türk ailelerine dayanarak İran’da Sasaniler’den sonra kaybolmuş olan siyasal birliği kurmuş ve Şiiliği devlet dini olarak kabul etmişti. İsmail sadece bedenen değil aynı zamanda ruhani reis sıfatıyla tarikatın başında bir mürşit idi(Tansel, 1966). Ayrıca Prof. Erol Güngör(1975)’e göre Safeviler zamanında İran, kılıç zoruyla Şii yapılmaya başlanmıştı.

    II. Beyazıt’ın Şehzade Selim, Şehzade Ahmet ve Şehzade Korkut olmak üzere üç oğlu vardı. Şehzade Selim, babasının devleti yönetmesinden memnun olmadığı için babasına karşı isyan etmişti, Vezir-i azamlar, eğer bu isyan bastırılmazsa Beyazıt’ın diğer oğullarının da bunu örnek alacaklarını, padişaha söylüyorlardı(Hammer, 1989).

    II. Beyazıt, Selim hakkında hiddet göstermeden önce etkili ihtarlarda bulunmak üzere Molla Nurettin Sarıgürz’ü Selim’e gönderdi, fakat bir faydası olmadı. Bunun üzerine Beyazıt vezirlerinin ısrarlı baskılarına dayanarak Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa’yı 1500 kişi ile asi şehzadenin üzerine gönderdi. Beyazıt’ın bundan maksadı Selim’i korkutmaktı. Hasan Paşa Selim’e, babasının hayatta olduğu müddetçe padişahlığı Şehzade Ahmet’e devretmeyeceğini söyleyerek bu defalık olsun baba ile oğul arasındaki bir cenge engel oldu. Bu arada Selim’in Rumeli’deki sancak isteği kabul edildi(Hammer, 1989).

    Bu sırada Şehzade Korkut, Saruhan eyaletini zaptetti. Şehzade Selim ise Edirne’ye girdi ve sonra buradan çıkıp İstanbul’a doğru ilerledi. Ali Paşa’nın telkinleri sonunda II. Beyazıt’ın orduları ile Şehzade Selim orduları Çorlu’da karşılaştı ve II. Beyazıt’ın kuvvetleri Şehzade Selim kuvvetlerini yendi ve Selim Kırım’a kaçtı. İşte Rumeli’de bu olaylar olurken Anadolu’da da bir iç savaş tehlikelisi altında bulunuyor ve Şahkulu isyan ediyordu(Hammer, 1989).

    Esasen Anadolu’da Alevi hareketinin gelişmesi temel olarak Fatih’in müsaderelerinden ve II. Beyazıt’ın bunu düzeltmeye çalışırken başvurduğu isabetsiz yöntemlerden kaynaklanıyordu. Fatih bu müsaderelere mali zorunluluklar yüzünden başvurmuştu. Oysa bu zorunluluklar II. Beyazıt döneminde daha da arttı. Bütün bunların yoksul köylüleri, yarı göçebe Türkmenleri ve tımarlarını kaybeden sipahileri huzursuz etmesi doğaldı(Timur, 1994).

    Şah İsmail, Anadolu’ya “halife” adı verilen Alevileri yollayarak yoksul halkı kışkırtıyor ve Osmanlı devletini zayıflatmaya çalışıyordu. Ayrıca Türkmenler arasında “nezir” adı altında vergi toplatarak gelir kaynaklarını artırmaya çalışıyordu(Timur, 1994). Sultan Beyazıt bunun üzerine derhal İran sınırındaki valilere emirler göndererek Şii propagandacıların yurt içine sokulmasını ve Osmanlı Devletinden de İran’a ziyaretleri yasakladı(Güngör, 1975).

    Şahkulu’ya Anadolu’da Şeytankulu denilmesine karşılık İran’da Şahkulu’nun çok bilgili ve Tanrısal bir güce sahip olduğuna inanılmaktadır. Buna göre Şahkulu, Kur’anı düzeltmekle kalmayarak mucizelerle de öğretisini geliştirmiştir. Bunun için kendisine sofi yani bilgin denilmektedir(Kantemir, 1999).

    Şah Kulu, Şah İsmail’in babası Şeyh Haydar’ın halifelerinden Hasan Halife’nin oğlu, Korkuteli ilçesinin Yalımlı Köyü halkındandır. Hasan Halife, iki defa Şeyh Haydarın hizmetine gitmiş, bu hizmeti sonunda memleketi olan Tekeli’ye gönderilerek halkı, Şeyh Haydara bağlamaya memur edilmiştir(Uzunçarşılı,1949).

    Gerek Hasan Halife ve gerekse oğlu Şahkulu Antalya taraflarında kendi köyü çevresinde bir mağarada ibadetle meşgul olarak büyük bir şöhret kazanmışlardır. Hatta bunların züht ve takvası Sultan II.Bayezıta kadar ulaştığından O, bunların dualarını almak için her sene 6-7 bin akçe yollamıştı. Bu şekilde çalışarak ortamı hazırlayan Karabıyık(Şahkulu) yeterli taraftar topladıktan sonra Şah İsmail, bunun vasıtasıyla Batı Anadolu ve Rumeli’de Serez, Selanik, Filibe, Sofya gibi yerlerde halkı kendisine biada davet etmeye başladı(Uzunçarşılı,1964). Şahkulu isyan etmeden önce Anadolu ve Rumeli’deki Alevilere isyan için hazırlıklı olmalarını bildirdi(Kantemir, 1999).

    Şahkulu’nun Anadolu’da ortaya çıkardığı hareket büyük boyutlar kazandı. Onu izleyenler hükümetten memnun olmayan köylüler, Türkmen aşiretleri idi(Timur, 1994). Osmanlı Devleti o dönemde bütün arazi ve hayvanları Tahrir defterlerine kaydederek ekonomik hayatı denetim altına alarak ülkede yaşayan insanları vergi mükellefi yapmak istiyordu. Oysa göçebe gruplar, devletin merkezi denetimine girmek istemedikleri gibi, hayvanlarına yiyecek bulamadıkları zaman vatandaşın ekini ile hayvanlarını doyurmakta bir beis görmüyordu. Şah İsmail ise bu göçebe insanlardan vergi almayacağını ve eski düzenin devam edeceğini söylüyordu(İnalcık, 1989).

    Teke yöresinde bir takım huzursuzlukların başgöstermesi üzerine Şehzade Korkut ve kuvvetleri burada baskınlar yaptılarsa da Şahkulu’yu yakalayamadılar. Ancak Şehzade Selim ile Şehzade Ahmet’in hükümdarlık tahtını ele geçirmeye çalıştıklarını haber alınca Şehzade Korkut İstanbul yakınına doğru hareket etti. Şehzadenin bu hareketini II. Beyazıt’ın ölümü yüzünden sanan(Tansel, 1966) ve devlet erkanının kayıtsızlığından da faydalanan Şah Kulu 10 bin kişi ile 1511 tarihinde ayaklandı. Tımarları Osmanlı Devleti tarafından elinden alınan pek çok sipahi, Şah Kulu’nun yanında yer aldı(Uzunçarşılı, 1966).

    Şahkulu, İlk iş olarak Antalya’dan Manisa’ya dönmekte olan Şehzade Korkut’un hazinesini yağmaladı ve üzerine gönderilen Antalya Subaşısı Hasan Bey’in 3 bin kişilik ordusunu dağıttı ve Antalya’yı basıp kadıyı öldürdü(Uzunçarşılı, 1964).

    Selahattin Tansel(1966)’a göre hükümet kuvvetlerine karşı kazandıkları bu zaferden sonra Şahkulu, “Ben Şah İsmail’in halifesiyim, devlet ve saltanat bana aittir, nikah lüzumsuzdur” ” diyerek helal ile haram arasında fark gözetmemeye başladı. Taraftarları onun mehdi, peygamber, Allah olduğunu bile iddia ettiler. Şahkulu kendisi mucizeler yaratır gibi yaparak kısa sürede pek çok sayıda taraftar topladı. Bu bilinçsiz kitle her uğradığı yeri yakıp yıkıyor, bulduğu kitapları Kur’an-ı Kerim dahil ateşe atıyor, kendilerine uymayanları öldürüp, ailelerine tecavüz ediyorlardı.

    İsyancılar, Kızılcakaya, İstanos, Elmalı, Burdur, Keçiborlu kasabalarını basıp kadılarını ve bir kısım halkını katletti. Şahkulu’nun amacı, Karaman’ı ele geçirmekti. Üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmet Paşa’nın ihtiyatsız hareket etmesinden faydalanarak Paşa’nın ordusunu dağıttı ve Paşa’yı esir etti. (Uzunçarşılı,1949).

    Sonra yörenin başkenti olan Kütahya surlarının önüne geldi halka kaleyi kendisine teslim etmeye çağırdı, halk bunu kabul etmeyince Karagöz Ahmet Paşa’yı kazığa oturtarak öldürdü(Tansel, 1966).

    Vezir-i Azam Ali Paşa Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmet Paşa’nın kazığa oturtularak öldürülmesi sebebiyle Osmanlı Devleti’ne yapılan hakaretten dolayı Şahkulu ve yandaşlarını yok etmeye karar vermişti. Bu arada Beyazıt’ın muvafakatını alarak Şehzade Ahmed’in tahta geçirileceğini ümit ediyordu. O sırada Şehzade Ahmed’e ve vezir-i azama Şehzade Korkut’un ordusunun yenildiği ve Alaşehir’de beylerbeyinin hazinesinin zaptedildiği haberi geldi. Onlar da bir an önce padişahın tahtan feragat etmesini istemeye karar erdiler. Ancak yeniçerilerin Şehzade Selim’e bağlılıkları ve bundan vazgeçmemeleri onların hayallerini bir başka zamana ertelemeye sebep oldu ve Böylece Teke yöresine yürümekle yetindiler(Hammer, 1989).

    Bundan sonra Şahkulu ve taraftarları Bursa üzerine yürümeyi tasarladılar fakat Şahkulu, padişahın yaşadığını ve sağlıklı olduğunu haber alınca bu harekattan pişmanlık duymaya başladı. Bundan dolayı Bursa üzerine yürümekten vazgeçti. Padişah Şehzade Ahmed’in kendisine yazdığı mektuptan durumu öğrendi. Esasen yaşlı ve rahatsız olan padişah bundan son derece rahatsız oldu. Bunun üzerine Padişah Sadrazam Ali Paşa ile Şehzade Ahmet’in kuvvetlerini birleştirip Şahkulu üzerine yürümesini emretti. Sadrazam Ali Paşa ile Şehzade Ahmet’in kuvvetleri Kütahya civarında Altuntaş’ta buluştu. Şahkulu kuvvetleri Kızılkaya çevresinde derin vadide bulunan ormanlık bir alanda saklanıyorlardı. Bu yerin bir kısmı Karaman’a doğru açılıyordu.

    Ali Paşa onların Karaman tarafına kaçacaklarını düşünerek o yöndeki yolları kapama işini Haydar Paşa’ya verdi. Diğer tarafları ise Şehzade Ahmet ve Ali Paşa’nın kuvvetleri tarafından sarılmıştı. Kuşatma 38 gün sürdü. Şahkulu kuvvetleri bu çemberden kurtulmak için Karaman’a doğru hareket ettiler ve o yönde bulunan Haydar Paşa kuvvetlerini yenilgiye uğrattılar ve Haydar Paşayı öldürdüler(Tansel, 1966).

    Bu sırada Şehzade Ahmet “Saltanat bana verilmiştir” diyerek Ali Paşa ile ileri gelenleri kendisine biada davet etti, fakat ret cevabı aldı. Bu sırada asiler muhasaradan kurtuldular. Ali Paşa hemen bunları takibe koyuldu ise de Şehzade Ahmet, kendisine biad etmeyen yeniçerilere küserek Ali Paşa’nın yanına oğlu Alaaddin Ali’yi bırakıp sancağına çekildi(Uzunçarşılı,1949).

    Hadım Ali Paşa, Çubukovasında Şahkulu’ya yetişti ve taraflar Gedikhanı mevkiinde çatışmaya başladılar ve 2 Temmuz 1511 tarihinde meydana gelen bu çatışmada Hadım Ali Paşa ve Şahkulu öldü. Başsız kalan Osmanlı Ordusu ilerleyemedi ve asiler İran’a doğru çekildiler ve yolda Erzincan hududunda Tebriz’den Anadolu’ya gelmekte olan 500 kişilik bir tüccar kafilesini basıp öldürdüler. Bunun üzerine ticareti ve tüccarları himaye eden Şah İsmail, gönderdiği ordu ile bunları ortadan kaldırdı(Uzunçarşılı,1949).

    Öldürülenlerden birisi de İranlı büyük alimlerden Şeyh İbrahim Şebüsteri idi. Şah İsmail, her ne kadar bu eylemler taraftarları tarafından yapılmışsa da bunu cezasız bırakmadı. Bununla henüz yeni doğan iktidarını iç tahriklerden korumak hem de Osmanlı padişahları ile iyi geçinme isteğinde olduğunun delilini göstermiş oluyordu(Hammer, 1989).

    Osmanlı Hükümeti Şahkulu olayından sonra Isparta ve Antalya taraflarında ele geçirdiği Alevileri Mora’da zaptedilen Mudan ve Koron taraflarına göç ettirmiştir(Uzunçarşılı,1949).

    Prof. Taner Timur(1994)’a göre Osmanlı yönetimi yoksul halk hareketini korkunç bir vandalizm olarak görmüştür. Oysa Şahkulu’yu izleyenler benzer toplumsal koşullarda Baba İshak, Şeyh Bedrettin veya hurufileri izleyenlerden farksızdı. Bunlar halk yığınları idi korkunçlukları yoksulluklarından ileri geliyordu.

    Sonuç

    Şahkulu’nun babası Hasan Halife, Korkuteli İlçesi Yalımlı Köyünden olup Şah İsmail’in babası Şeyh Haydar tarafından eğitilmiş ve taraftar toplamak amacıyla Tekeli’ye gönderilmiştir. Başlangıçta Hasan Halife ve oğlu Şahkulu, siyasetle uğraşmıyor görünerek kendi köylerinin yakınında bir mağarada ibadetle meşgul olmuşlardır. II. Beyazıt da bunların dualarını almak için her yıl 6-7 bin akçe gönderiyordu.

    II. Beyazıt, tahta otururunca oğulları başta Yavuz Selim olmak üzere Osmanlı Devleti’ni kendi aralarında paylaşmak amacıyla bir takım hareketlerde bulunurken Şahkulu II. Beyazıt’ı öldü sanarak ayaklanmıştır.

    Bu ayaklanma Osmanlı İmparatorluğunu sarsmakla birlikte Şahkulu çatışmada öldürülmüş ve taraftarları İran’a doğru kaçarken yolda rastladıkları bir ticaret kervanını yağmalamışlar ve 500 kişiyi öldürmüşler. Bunun üzerine Şah İsmail, bunların üzerine asker göndermiş ve çatışmada çoğu öldürülmüştür.

    Ayaklanmanın sebebi, Fatih dönemindeki müsadereler ve bunun II. Beyazıt tarafından sürdürülmesidir. Bunun sonunda köylüler, yarı göçebe Türkmenler ve tımarlarını kaybeden sipahiler çok ciddi ekonomik sıkıntı yaşamışlardır. Bu olaydan sonra Osmanlı Devleti ayaklanmaya katılan gruplardan yakaladıklarını yeni fethedilen Mudon ve Koron taraflarına göç ettirmiştir. Bunlar sonraki yıllarda Anadolu’da belirgin olarak ortaya çıkacak olan Alevi grupların toplumsal tabanını oluşturmuşlardır.


    Şah Kulu, Teke'nin Kızılkaya veya Yalunlu köyünden Hasan Halife'nin oğlu idi. Kendisi de aynı köyde doğmuş ve büyümüştü. Son derece cerbezeli, faal, cesur bir adam olan Şah Kulu, İsmail'in Safevî devletini kurup zaferden zafere koşmasından ve bilhassa idarenin son derece zayıf bir hale gelmesinden ve devlet adamlarının âdil olmayan hareketlerinden duyulan hoşnutsuzluklardan kuvvet ve cesaret alarak harekete geçti. Ordusunda, bir kısmı mühim sayılabilecek bir kusurları olmadığı halde dirlikleri alınmış pek çok da sipahi vardı ki, Şah Tahmasb devrindeki meşhur Ulema Han da bu sipahîlerden biri idi. Taraftarlarının geri kalan kısmının Teke dağlarının yoksul köylülerinden müteşekkil olduğu anlaşılıyor. Taraftarları Şah Kulu'na Baba demektedirler.

    Şah Kulu, Osmanlı kuvvetlerini üstüste yenilgiye uğrattı. Bu başarıları adamlarının gittikçe çoğalmasına sebep oldu. Hele onun Anadolu Beğlerbeğisi Karagöz Paşa'yı yenip öldürmesi, taraftarlarının sayısını artırmış ve ününü her tarafa yaymıştı. Anadolu'nun bir avuç ayağı çarıklı Türkleri denilerek küçümsenen Şah Kulu ve taraftarları, kazandıkları bazı başarılardan sonra çekildikleri Teke'de Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa tarafından üstün kuvvetler ile sarıldıkları halde çemberi yardılar. Karaman İli'ne giderlerken karşılarına çıkan bu eyaletin beğlerbeğisi Haydar Paşa'yı da yendikten sonra İran'a doğru yola çıktılar. Vezir-i Azam, Şah Kulu'na Kayseri-Sivas arasındaki Çubuk Ovası'nda yetişti ise de yapılan bir savaşta Ali Paşa öldürüldü ve ordusu bozguna uğradı (2 Temmuz 1511). Savaşta ağır bir şekilde yaralanan Şah Kulu da çok geçmeden öldü. Mamafih evvelce vezir tayin etmiş olduğu en yakın adamlarından biri Tekelilerin sâlimen İran'a götürdü.
    Bunların nüfusu 15.000 idi. Kuvvetle tahmin etmek mümkün olabilir ki, Şah Kulu'nun asıl gayesi Şah İsmail adına sadece bir isyan çıkarmak veya İran'a gitmek değil idi. Onun maksadının çok büyük olup Osmanlı hakimiyetine son vermek olduğu görülüyor. Bu sebeple ilk başarılarıdan sonra, en güvendiği adamlarından birini kendisine vezir yapmış, diğerlerini de bölge yörelere beğlerbeği ve sancak beği olarak göndermişti. Gayesinin ne kadar geniş olduğu şundan da anlaşılıyor ki Şah Kulu, Rum ilindeki halifelere de mektup göndererek onlardan haerekete geçmelerini istemişti. Kendisi başarıları ile o kadar derin bir tesir yaratmıştı ki, Bâyezid'in Karaman valisi oğlu Şehin Şah bile bir ara Kızılbaş olmuştu. Yine aynı gaye ile daha sonraları da Anadolu'dan bir çok şahısların zuhur ettiği ve bunların Osmanlı devleti için ciddî gaileler çıkardıkları malumdur.
    Bütün bu hareketlerin en başta gelen sebeplerinden biri veya en baş sebebi, her türlü adaletsizlikti. Şah Kulu ayaklanması çok insanın ölümüne ve bir çok bölgelerin korkunç bir şekilde yağma ve tahribine sebep olmuştur. Dinî inanç ve davranışları, taraftarları üzerindeki hudutsuz nüfuzu ve Osmanlı askerlerinin onun manevî kuvvetinden korkmaları bakımlarından Şah Kulu, Selçuklular devrinde 1240 yılında onun gibi dehşet verici bir isyan çıkaran Baba İshak ile mukayese edilebilir.
    1515 yılında Osmanlı tahtına Selim'in geçtiğini haber alan Şah İsmail, Rumlu Nur Ali Halife'yi Anadolu'ya göndererek ona bu ülkedeki sofuları toplamasını emretti. Safevî hükümdarı, Selim'in, herhalde onlara bir şey yapacağından kaygılanmıştı ki, şüphesiz haklı idi. Nur Ali Halife Karahisar'da (Şebin) iken Sivas, Amasya, Tokat bölgesi Türklerinden üç dört bin evlik bir topluluk kendisine katıldı. Bu sırada Konya'da bulunan Sultan Ahmed kardeşi Selim'in hükümdarlığını kabul etmeyerek onunla mücadeleye hazırlanıyordu. Bu durum Rumlu Nur Ali Halife'nin işini kolaylaştırdı. Sivas, Amasya, Tokat ve Çorum Kızılbaşlarını ayaklandırdı. Bunlar bu bölgelerde tedhiş havası estirmeye başladılar. Sultan Ahmed'in Amasya'da bulunan oğullarından Sultan Murad, her halde onlardan faydalanmak için Kızılbaş oldu ve merasimle Kızılbaş tacını giydi.
    Osmanlı kumandanı Faik Beğ'i Tokat civarında yenen Nur Ali Halife Tokat ileri gelenlerinin kendisini istikbal etmeleri ve Şah İsmail hutbe okutmaları üzerine şehir ve halkına dokunmayıp Kaz Çayırı (Kaz Ovası)'nda yanında on bin Kızılbaş bulunan, Sultan Murad ile birleşti. Lakin az sonra Tokat halkının muhalefete geçtikleri öğrenilince bu defa şehir yakıldı. Karaman'da bulunan Ahmed, oğlunun Kızılbaş olmasını tasvip etmediği gibi, Amasya halkının ricası üzerine Karaman'dan Lalası Yularkıstı Sinan Bey (veya Paşa) kumandasında bir kuvvet yolladı. Bu esnada Sultan Murad, İran'a, Şah'ın yanına gitmiş, Nur Ali de Erzincan’a dönmek üzere yola çıkmıştı. Yularkısdı ona Koyulhisar'da yetişti ise de yenildi ve kendisi de savaş meydanında kaldı (1512). Sivas bölgesi halkından olan Nur Ali Halife görevini tam bir başarı ile yaparak Erzincan'a döndü.
    Selim'in harekete geçmesi karşısında Ahmed doğuya doğru çekildi, Divriği'de bulunuyorken oğlu Sultan Murad'dan Şah İsmail'in kendisini kumandanlarından Rumlu Div (Dev) Ali ve yirmi bin kişilik bir ordu ile gönderildiğini bildiren bir mektup aldı. Murat aynı mektupta babasını Erzincan'a çağırıyor ve bu ordu ile Üsküdar'a kadar gidebileceğini yazıyordu. Kızılbaşlardan nefret eden Ahmet, çok nazik bir durumda olduğu halde oğlunun bu teklifini reddetmemiş ve mektubu teessüründen parçalamıştır. Çok geçmeden Ahmed ve oğulları bertaraf edildiler. Selim, Osmanlı ülkesine tamamen hakim oldu.
    Şahkulu'nun doğum tarihi bilinmemektedir. Teke ilinin, (bugün Antalya) Korkuteli kazasının, Yalımlı köyünde doğdu. Şah İsmail'in babası, Şeyh Haydar'ın halifelerinden Hasan Halife'nin oğludur. Küçük yaşta babası ile birlikte gittiği Erdebil'de Şeyh Haydar tarafından, Şii inançları doğrultusunda eğitildikten sonra, Antalya'ya gönderildi. Doğduğu köyün yakınlarındaki bir mağaraya çekilerek, Batı Anadolu ve Rumeli halkını Şiilik ve Şah İsmail'e bağlılık düşüncesi çevresinde toplamaya çalıştı.
    Yandaşlarını hızla çoğaltmasında en önemli etken, Sultan İkinci Bayezid ile oğulları arasında çıkan saltanat mücadelesidir. Şahkulu yeterince güç topladıktan sonra, 10.000 kişilik bir ordu ile ayaklanma başlattı. Antalya'dan Manisa'ya gitmekte olan Şehzade Korkud'un kuvvetlerine saldırarak hazinesine el koyduktan sonra Kızılkaya, İstanos, Elmalı, Burdur, Keçiborlu kasabalarını basarak kadılarını ve kendisine direnenleri öldürdü ve ele geçirdiği bu bölgenin yönetimine kendi adamlarını geçirdi.

    Kütahya önlerinde kendisine karşı gönderilen Karagöz Paşa ile çarpışarak Karagöz Paşa'yı tutsak etti. Nisan 1511'de Kütahya Kalesi'ni kuşattı ama sonuç alamadı. Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürerek kuzeye yöneldi. Karaman yakınında, Kızılkaya boğazında sadrazam Hadım Ali Paşa komutasındaki kuvvetlerce çembere alındı. Amasya valisi Şehzade Ahmed'in, Yeniçeriler arasındaki ikilik ve bölünmeye yol açan tutumundan yararlanarak kuşatmayı yardı ve Sivas yönünde kaçmayı başardı.
    Hadım Ali Paşa az bir kuvvetle Çubukova'da ona yetişti ve iki taraf 2 Temmuz 1511'de Gökçay yöresinde savaşa tutuştu. Şahkulu çarpışma esnasında isabet eden bir okla öldü. Hadım Ali Paşa'nın ölmesiyle Osmanlı ordusu da çarpışmaya son vererek çekildi. Şahkulu'nun kalan kuvvetleri de İran yönünde çekilirken Tebriz'den gelen bir kervanı soydukları için Şah İsmail tarafından ağır biçimde cezalandırılarak dağıtıldılar.

Sayfayı Paylaş