Sanat Ve Zanaat ((Sunum))

Konu 'Türkçe 8. Sınıf' bölümünde EmreCan13 tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. EmreCan13

    EmreCan13 Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2009
    Mesajlar:
    9
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    Sanat Ve Zanaatlar İle İlgili Performans Ödevimiz Var.
    Yardımcı Olabilirmisiniz?
    Sunum Şeklinde(PowerPoint)Olursa İyi oLUR
  2. DeRin-qirL

    DeRin-qirL Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    22 Mart 2009
    Mesajlar:
    163
    Beğenileri:
    67
    Ödül Puanları:
    0
    Canım bunu ancak sen yapabilirsin?


    Kendın yapsan daha iyi olur ?
    takıldıgın yerler olursa sorabilirsin bana.
    EmreCan13 bunu beğendi.
  3. sumeyra

    sumeyra Üye

    Katılım:
    3 Mart 2009
    Mesajlar:
    1.561
    Beğenileri:
    790
    Ödül Puanları:
    0
    Evet, bunu senin yapman gerekir,

    Bilgi versem sen yapsan?
    EmreCan13 bunu beğendi.
  4. EmreCan13

    EmreCan13 Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2009
    Mesajlar:
    9
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Tamam Abla Bilgileri Verin Ben Yaparım
    Teker Teker Ebru Sanatı
    Filan Açıklaması Resmi Olacak Ablacığım
  5. DeRin-qirL

    DeRin-qirL Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    22 Mart 2009
    Mesajlar:
    163
    Beğenileri:
    67
    Ödül Puanları:
    0
    Ebru sanati yaz googleye ?

    Resimli cıkar zaten

    anlatimini kopyala yapıştır ;)

    resimleride ekle arkaya yaparsın zor degil..
  6. sumeyra

    sumeyra Üye

    Katılım:
    3 Mart 2009
    Mesajlar:
    1.561
    Beğenileri:
    790
    Ödül Puanları:
    0

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...



    Burada sanatla ilgili istemediğin kadar bilgi var.




    Sanat ve Zanaat


    Sanat ile zanaat aynı kelimeden türemiş olsa da farklı anlamlar için kullanılmalarına rağmen, somut olarak birbirine yakın görünmelerinden dolayı zaman zaman kavram karmaşası yaşanmakta ve aynı şeyler için kullanılmaktadır.
    Avrupa da 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar seramikçilikten oymacılığa ve dokumacılığa her türlü el işçiliği için kullanılan zanaat sözcüğü Rönesans ile birlikte farklı bir boyut kazandı. Bu döneme kadar güzel sanatlar dışında kalan tüm becerilere tek bir kategori altında "zanaat" deniyor, ikinci derecede önem veriliyordu. Bu anlayıştan dolayı da, bugün sanat olarak kabul edilen, örneğin maden işleri, ahşap oymacılık gibi sanatlar dikkate değer nitelikte görülmüyorlardı. Aynı dönemde Türkiye’de de durum Avrupa’dan farklı değildi. Türkiye de sanat - zanaat ayırımı, ancak 19. yüzyılın sonlarına doğru, batılı anlamda güzel sanatlar kavramının gelişmesiyle ortaya çıkmıştır.
    Günümüzde artık çağdaş sanat anlayışı, estetik özelliği olan her tür üretimi; endüstri tasarımı, mimarlık, halıcılık, seramik, oymacılık vs. çok sayıda el beceri ve tasarımlarını sanat kapsamı içinde ele almaktadır.
    Sanat: Estetik, beceri ve yeteneği hayal gücü ile harmanlayıp ortaya bir eser koymak için çaba harcamak; bu çabayı notaya, tuvale, taşa, kağıda vs. aktarıp sonuçta bir eser vücuda getirmektir.
    Zanaat ise kelime olarak aynı anlama gelmekle birlikte (dilimizde farklı bir sözcük üretilmediği için), el becerisi ile herhangi bir şeyi inşa veya tamir etmek için kullanılmaktadır. Eğitim’le olduğu gibi usta/çırak ilişkisi ile de öğrenilir zanaat. Sanatı andıran estetik unsurlar olsa da, sanatta olduğu gibi özel bir kabiliyet, yeni duygular, değişik tat ve zevkler ve farklı ufuk derinlikleri ortaya koymayı gerektirmez.

    *alıntı.
    є ﮎ є Я ve xxxxxxxxx bunu beğendi.
  7. sumeyra

    sumeyra Üye

    Katılım:
    3 Mart 2009
    Mesajlar:
    1.561
    Beğenileri:
    790
    Ödül Puanları:
    0

    Bakırcılık ZanaatıBakırdan çeşitli alet, avadanlık, silah ve sanat ürünleri yapılması." Ansiklopediler bakırcılığı böyle tanımlıyor. Bakırın bulunması Tarihöncesine uzanıyor ve alet, silah yapımında kullanılan ilk maden olduğu da biliniyor.
    Son yıllarda erkeolojik kazılarda elde edilen somut veriler, dünyada ilk kez madenciliğin günümüzden yaklaşık olarak 10 bin yıl önce Anadolu'da Çayönü'nde başladığını kanıtlıyor. Nitekim ilk üreticiliğe geçiş evresine ait önemli bir kültür merkezi olan Çatalhöyük'te, M.Ö.7. bin yılda ilk arıtılma işleminin gerçekleştirildiği de anlaşılıyor. Tabiatta yaygın olarak bulunan bakır cevheri, arıtılan madenlerin başında geliyor.
    Yapılan kazıların sonuçlarına göre, madencilikte ilk adım olan ''tavlama'' işleminin, yani madeni ısıtarak yumuşatıp işlenir hale getirme usulünün ilk kez Anadolu insanı tarafından gerçekleştirildiğini yazıyor kaynaklar. Örneğin Çayönü, Çatalhöyük ve Suberde kazılarında M.Ö.7.binyılına ait doğal bakırdan dövme tekniği ile yapılmış iğne, bız, kanca gibi küçük aletler ile bazı süs eşyaları ele geçirildi. En eski dövme tekniğini yansıtan bu alet ve süs eşyalarının, taş örsler üzerinde sapsız taş çekiçlerle dövülerek işlenmiş olduğunu görüyoruz. Arıtma ve tavlama işlemlerinin bulunuşunu, yaklaşık M.Ö.5. binyılında maden sanatının ana yapım tekniklerinden ikincisi olan ''döküm''ün bulunuşu izler. Eritilmiş madenlerin istenilen biçimlerde hazırlanmış tahta, balmumu, taş ve çoğunlukla kil kalıplara dökülerek dondurulma işleminin başarılması, dövme tekniğinin gelişiminde tavlama işlemi kadar önemli rol oynar. M.Ö.4. binyılının sonlarında ise, bakıra kalay cevheri kasiterit karıştırılarak ''tunç'' alaşımı elde edilir.



    Anadolu: Metalurji tarihinin başladığı yer
    Metalurji, gerçek anlamda bakırın eritilmesi ile başlamıştır. Bu yüzden bakırın tarihi, metalurjinin tarihi olarak kabul edilebilir. Metalurji tarihinde en eski tekniği oluşturan dövme tekniği, çeşitli eserlerin yapımında kullanılmış, yüzyıllar ilerledikçe hem dövme usulleri, hem de dövme aletleri gelişir. Tunç Çağı'na kadar, taştan yapılmış aletlerin varlığını koruyarak büyük ölçüde işlevini sürdürdüğü anlaşılıyor. Ancak Tunç Çağı'nda taş aletlerin yerini tunç aletler, Demir Çağı'ndan itibaren ise tunç aletlerin yerini çelik aletler alarak bu güne kadar gelişerek gelir.
    Dünyada metalurji tarihinin ilk başladığı Anadolu toprakları, çok zengin maden cevheri yataklarına sahip. Yapılan araştırmalar, Türkiye'de yalnızca 500'e yakın zengin bakır cevheri yatağının bulunduğunu, Anadolu'daki bakır cevheri yataklarının birçoğunun da Eskiçağ'dan beri işletildiğini doğruluyor.


    Olağanüstü işçilik
    Roma ve Bizans döneminde Anadolu'da çeşitli teknikler üzerinde çalışan gelişmiş maden sanatı atölyelerinin bulunduğunu, günümüze kadar varlığını sürdüren çok sayıdaki eserden anlıyoruz. Büyük Selçuklu devriyle birlikte, İslam maden sanatında çok büyük bir gelişmenin başladığına tanık oluyoruz. Selçuklu sanatının hemen her dalında olduğu gibi, maden sanatında da çok gelişmiş kap yapım ve işleme teknikleri başarılı bir şekilde uygulanmıştır bu dönemde. Pirinç alaşımının Selçuklu devrinde geniş ölçüde kullanılması, Selçuklular'ın İslam maden sanatına getirdiği en önemli yenilik olarak kabul edilir.
    Selçuklu devrinde Anadolu'da çeşitli teknikler üzerinde başarılı bir şekilde çalışan gelişmiş maden sanatı atölyelerinin başında Konya, Mardin, Hasankeyf, Diyarbakır, Cizre, Siirt, Harput, Erzincan ve Erzurum gelir. Gerek kitabelerinde verilen bilgilere dayanılarak, gerekse yapım tekniği ve üzerindeki motiflere dayanılarak Anadolu Selçukları'na maledilebilen eserlerin herbiri olağanüstü bir işçilik sergiler; kap cinsleri, formları, malzemeleri, yapım teknikleri ve süslemeleri bakımından büyük bir çeşitlilik karşımıza çıkar.
    14. yüzyılın ortasından itibaren, tüm dünyada rağbet görmeye başlayan mavi-beyaz Çin porselenlerinin Yakın Doğu ülkelerinde geniş pazar bulmaları ve teknolojik gelişmeler -tunç ve pirinç gibi madenlerin top yapımında kullanılması- İslam maden sanatının önce duraklamasına, daha sonra da gerilemesine neden olur. Osmanlı devletinin kurulmasından hemen sonra ise, gerek Anadolu'da gerekse Balkanlar'da bakır madeni yataklarının yoğun olarak işletilir ve bunun sonucunda Osmanlı devri madencilik çalışmaları doruk noktasına erişir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde bakır madeninin öncelikle savaş sanayii, darphane ve sosyal hayattaki ihtiyaçları karşılamak için maden sanatı atölyelerinde yaygın olarak kullanıldığı için, maden yatakları 19. yüzyılın ortalarına kadar hiç kesinti vermeden işletilmesine neden olur.
    Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaygın olarak kullanılan bakır eserlerin hemen hepsi, olağanüstü bir işçiliğin ürünüdür. Kap türlerinin fazlalığı, zengin biçimleri, özgün bezemeleri, kullanılan malzemenin ve yapım tekniklerinin çeşitliliği ile karşımıza çıkan Osmanlı devri maden eserlerinin karakteristik özelliğinin, geniş bir coğrafi bölgedeki farklı kültür etkilerinin biçimlendirdiği çok yönlülük olduğunu söyleyebiliriz.


    [​IMG]

    [​IMG]

    Türkler'in Balkanlar'daki egemenliği sırasında kurulmaya başlanan ve çeşitli teknikler üzerinde başarılı bir şekilde çalışan maden sanatı atölyelerinin bulunduğu yerleşim merkezlerinin başında Ustovo, Petkova, Üsküp, Piriştine, İştip ve Saraybosna gelirdi. Anadolu'da ise, Gaziantep, Kahramanmaraş, Mardin, Diyarbakır, Siirt, Malatya, Elazığ, Erzurum, Trabzon, Giresun, Ordu, Sivas, Tokat, Kayseri, Çankırı, Çorum, Amasya, Kastamonu, Gerede, Konya, Burdur, Denizli, Muğla Kavaklıdere, Afyon, Kütahya, Balıkesir, Bursa, İstanbul ve Edirne. Bu merkezler Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri çeşitli teknikler üzerinde başarılı bir şekilde çalışan geleneksel maden sanatı atölyelerinin bulunduğu yerler arasında.


    Salonları süsleyen bakırlar
    Bakır kap yapım teknikleri, ''dövme'', ''dökme'', sıvama (tornada çekme)'' ve ''preste basma'' olmak üzere dört ana bölüme ayrılıyor. Binlerce yıldan beri uygulanan dövme tekniği, bakır külçeyi çekiçlemek suretiyle şekillendirilen bilinen en eski teknik olarak çıkıyor karşımıza.
    Daha sonra döküm, tornada çekme, preste basma gibi teknikler gelişir ve, yakın dönemlere kadar bakır eşya mutfaklardaki yerini korur. Ancak, 1950'li yıllarda sosya ekonomik yapı hayat tarzını hızla değiştirdiğinden dolayı, alüminyum, plastik gibi ucuz alternatif malzemeler ortaya çıkar. Bu durum da bakırcılığın gerilemesine neden olur. Geleneksel kültürün sürekliliği bu zanaatın tamamen yok olmasını önler. Ancak bakırıcılık sanatı azalarak da olsa devam eder. 1970'lerde ise turistik talebin el sanatlarında yoğunlaşması bakırcılığı da canlandırır ve iç talep de genişler. Bu defa bakır eşya mutfaklarda yemek pişirmek için değil, süs eşyası olarak kullanılmaya başlanır. Yani 50 yıl önce mutfaklardan kovduğumuz bakır eşya şimdi salonlarımızı süsler hale geldi.
    Süs eşyası olarak büyük bir ihracat potansiyaline de sahip oldu bakır eşyalar. Ayrıca yurt içinde bakır eşya koleksiyonları yapanlar çoğaldığı gibi, büyük turistik otellerde yemekler artık bakır kaplarda servis edilmeye başladı. Bütün bunlar bakırcılık sanatını yaşatan unsurlar olarak yeni bir sektör doğmasına yol açtı.
    Günümüzde ise gerek Anadolu'da ve gerekse İstanbul'da yüzlerce bakırcı atölyesi varlığını sürdürüyor hâlâ.


    [​IMG]
    є ﮎ є Я ve xxxxxxxxx bunu beğendi.
  8. sumeyra

    sumeyra Üye

    Katılım:
    3 Mart 2009
    Mesajlar:
    1.561
    Beğenileri:
    790
    Ödül Puanları:
    0

    Zanaat Nedir?
    Zanaat, maddi ihtiyaçlarını karşılamak için eğitim ve tecrübe gerektiren işlere verilen addır. Ayrıca hüner ve marifet anlamlarına da gelmektedir. Bir işle veya meslekle uğraşan ustalığı ve mahareti olan kimselere ise sanaatkar denilmektedir.

    Osmanlılar zanaat anl***** gelen hirfet sözcüğünü kullanmışlardır. Osmanlı döneminde çeşitli zanaat kollarının toplandığı Ahi teşkilatı bulunmaktaydı. XIX. yüzyılda Osmanlı’ya gelen Fransız mozaikçisi Pretextat Le-comte çinicilik, hâkk, mâden işleri, dökmecilik ve bakırcı*lık, camcılık, taş yontuculuğu, nakış, ka*lemkârlık, halıcılık, kumaş ve kadifecilik, saraçlık, kunduracılık, silâh işçiliği, ahşap işleri, telkari, cevahircilik, mühür yapımcı*lığı, minekârlık, tesbihcilik, kayık imâli, lo*kum, helva ve şekerleme yapımı hakkında bilgi vermektedir.
    Sanayi devriminden sonra zanaatlar büyük ölçüde sarsılmıştır. Seri imalat ile birlikte bir çok zanaat ortadan kalktıysa bununla birlikte yeni zanaat alanları da doğmuştur. Saraçlık ve nalbantlık tarihe karışırken bunun yerine otomobil tamirciliği kaportacılık ve boyacılık gibi zanaatler ortaya çıkmıştır.

    Günümüzde zanaat denilince akla ilk gelen küçük sanatlardır. Şiir, müzik, resim, heykel, hat, tezhip gibi zanaatler ise “güzel sanatlar” olarak adlandırılmaktadır.
    є ﮎ є Я ve xxxxxxxxx bunu beğendi.
  9. sumeyra

    sumeyra Üye

    Katılım:
    3 Mart 2009
    Mesajlar:
    1.561
    Beğenileri:
    790
    Ödül Puanları:
    0
    є ﮎ є Я ve xxxxxxxxx bunu beğendi.
  10. sumeyra

    sumeyra Üye

    Katılım:
    3 Mart 2009
    Mesajlar:
    1.561
    Beğenileri:
    790
    Ödül Puanları:
    0
    Sanat nedir. Sanat dalları nelerdir.
    Sanat sözcüğü genelde görsel sanatlar anlamında kullanılır. Sözcüğün bugünkü kullanımı, batı kültürünün etkisiyle, ingilizcedeki 'art' sözcüğüne yakın olsa da halk arasında biraz daha geniş anlamda kullanılır. Gerek İngilizce'deki 'art' ('artificial' = yapay), gerek Almanca'daki 'Kunst' ('künstlich' = yapay) gerekse Türkçe'deki Arapça kökenli 'sanat' ('suni' = yapay) sözcükleri içlerinde yapaylığa dair bir anlam barındırır. Sanat, bu geniş anlamından Rönesans zamanında sıyrılmaya başlamış, ancak yakın zamana kadar zanaat ve sanat sözcükleri dönüşümlü olarak kullanılmaya devam etmiştir. Buna ek olarak Sanayi Devrimi sonrasında tasarım ve sanat arasında da bir ayrım doğmuş, 1950 ve 60'larda popüler kültür ve sanat arasında tartışma kaldıran bir üçüncü çizgi çekilmiştir. vsl

    Biçim verilen malzeme değiştikçe, sanatın değişik adlara ayrılması mümkün olabiliyor. Ancak, sanatı çeşitlendirirken sadece malzeme yönüyle sınıflandırma yapmak mümkün değildir. Malzemenin yanı sıra, ifade ediş biçimi veya daha kapsamlı bir ifadeyle yaratıcılık, bu sınıflandırmada önemli bir etkendir. Sözgelimi, bir heykeltıraş da ağaca biçim verebilir, bir marangoz da... Fakat heykeltıraşın ağaca biçim verişteki ifade tarzı ile, marangozun biçimlendirmesindeki ifade tarzı aynı değildir. Heykeltıraş biçimlendirmesini alışılmışın dışında, yeni ve özgün bir biçimde yaparken, marangoz ise alışılmış, bilinen veya tekrar edilen bir biçimlendirme yapar.

    Bu bakımdan sanat genel olarak önce iki gruba ayrılır

    a) Pratik sanatlar / endüstriyel sanatlar (zanaat),

    b) Güzel sanatlar.


    Güzel sanatlar deyince aklımıza, insan yaratıcılığı, insanın ilk çağlardan bu yana kendini ifade ettiği, tam yetkinleşemediği dönemlerde, çizgi, boya, kil yoluyla içini döktüğü biçimler, desenler, çeşitli oluşumlar geliyor. Yetkinleştiği dönemlerde ise, örnekler çok çeşitli. Sözgelimi, ünlü Rönesans sanatçıları, yapılar, anıtlar, köprüler, müzeleri dolduran resimler, sonra şiirler ya da Mimar Sinan'ın camileri, çeşmeleri, köprüleri .. Derken günümüzün sanat eserleri, insan aklıyla duygularının estetik beğenisiyle yaratıcı gücünün ortaya koyduğu, bilim ve teknolojinin de en üst seviyelerindeki çağımız sanatçılarının sanat ürünleri : Çağdaş resim, heykel, roman, tiyatro, sinema, çelik ve cam yapılar, incecik kullanım eşyaları, sesin, ışığın, rengin, oyun gücünün birleştiği büyük sahne olayları, türlü tasarımlar.
    Acaba güzel sanatları nasıl sınıflandırabiliriz?
    Geleneksel ve çağdaş olmak üzere iki biçimde sınıflamak, bize bazı kolaylıklar getirebilir.
    Geleneksel sınıflama, güzel sanatları, hitap ettiği duyu organlarına göre sınıflar. Sözgelimi "görsel sanatlar" (plâstik sanatlar), göze ve görmeye dayanan sanatları, resim, heykel, mimari gibi dalları bir grupta topluyor. Fonetik sanatlar, müzik ve türleri ile edebiyatı; ritmik sanatlar ise, hem görme ve hem de hareketle ilgili olan sinema, opera gibi sanatları kapsamaktadır.
    Ancak, bu sınıflandırmanın ister istemez dışında kalabilen bazı türler de olabiliyordu. Sözgelimi, karikatür veya seramik gibi. Bu sebeple, daha çağdaş bir sınıflandırmaya gerek duyulmuştur. Bu sınıflama, söz konusu edilen sanat dalının niteliği ve tekniği gözönünde bulundurulmaktadır. Buna göre, şöyle bir sınıflandırma yapılabilir :
    Yüzey Sanatları : Tüm iki boyutlu sanat çalışmaları, yani bir eni ve bir boyu olan kâğıt veya tuval üzerine, bir duvar ya da kumaş üzerine uygulanan sanatlardır: Resim ve türleri ( yağlı boya, sulu boya, baskı sanatları, afiş, grafik çizimler ), duvar resmi, minyatür, karikatür, fotoğraf, batik, süsleme vb.
    Hacim Sanatları : Üç boyutlu sanat çalışmalarıdır. Sözgelimi heykel, seramik, anıtlar gibi.
    Mekân Sanatları : İç ya da dış mekânı içine alan ya da düzenleyen sanat dallarıdır. En başta mimarî olmak üzere (bahçe mimarîsi, peyzaj mimarîsi), çevre düzenlemesi gibi mekâna ilişkin tüm tasarım çalışmaları.
    Dil Sanatları : Edebiyat ve yazı türlerini kapsayan sanatlardır: Roman, hikâye, şiir, deneme, tiyatro metni, film senaryosu vb. gibi.
    Ses Sanatları : Müzik ve bütün türlerini kapsayan sanatlardır : Halk müzikleri, klâsik müzikler gibi.
    Hareket Sanatları : İnsanın, bedeniyle anlatım gücü kazandırdığı sanatlardır: Bale, dans türleri, halk dansları, pandomim vb.
    Dramatik Sanatlar : İnsanın, eyleme dönüşmüş ifadelerle kendini veya bir olayı, bir olguyu anlattığı sanatlardır: Tiyatro, opera, müzikal oyun, kukla gibi sahne sanatları, sinema, gölge oyunu gibi türleri buna örnek olarak gösterebiliriz.
    Böylece, bütün sanat dallarını içine alan bir sınıflandırma yapmış olduğumuzu söyleyebiliriz.
    є ﮎ є Я ve xxxxxxxxx bunu beğendi.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş