Sanatçının Sorumluluğu

Konu 'Kültür-Sanat' bölümünde Toгgαи tarafından paylaşıldı.

  1. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38

    Sanatçının Sorumluluğu
    Sanat - Sanat Yazıları

    Alhert Camus, 1957 Nobel edebiyat armağanını almak üzere İsveç'e gittiği günlerde Upsala Üniversitesi'nde çağımız sanatçısının sorumluluğunu anlatan bir konferans verdi. Aşağıdaki yazı bu uzun konferanstan alınmıştır

    Sanatın değişmez mecburiyeti yüzünden neler yitirdiği görülüyor. Önce rahatlık; ve Mozart'ın eserinde nefes alan o kutsal özgürlük. Böylece sanat eserlerimizin, birdenbire uğradıldarı bozgun, çatılmış çehresi, şaşkın ve öldürülmüş havası daha iyi anlaşılıyor. Bunun açıklamasını, örneğin, yazardan çok gazetecinin, Cezanne'dan çok resmin yamaklarının olması ile yapıyorlar; aşık romanları ile polis romanlarının Harp ve Sulh, ya da Parma Manastırı'nın yerini alması ile. Şüphe yok, bunlara karşı, beşerin, yalvarıp yakaran bir duruma düştüğünü söyliyebiliriz; Ezilenler'de Stephan Trophimoritch'in, bütün kuvveti ile istediğini olabiliriz. Örnek bir ezilen. Onun gibi uygar bir bedbinliğe düştüğümüz olabilir. Ama bu keder, gerçeği değiştiremez. Bence, en iyi yol, çağımıza istediği hakkı tanımaktır ve gene tanımaktır ki; sevgili üstatların, kamelyalı sanatçıların çağı sona ermiştir. Bugün yaratmak, tehlike içinde yaratmaktır. Her yayım, bir harekette bulunmaktır; ve bu hareket hiç bir şeyi affetmiyen çağın ihtirasları önüne çıkmıştır. Sorun, bu hareketin sanata zararlı olup olmadığım bilmekte değildir. Sanatsız, sanattın anlamı olmadan yaşayamayanlar için, bu kadar ideolojinin kaydı içinde, (bu kadar inanış içinde, bu ne yalnızlık!) yaratıcılığın garip özgürlüğünün mümkün olup olmadığını bilmektir.

    Sanatın devlet kuvvetleri ile tehdit edildiğini söylemek yetişmez. Bu du*rumda sorun basittir : sanatçı ya mücadele eder, ya da edemiyecek duruma getirilir. Mücadelenin, sanatçının içinde kendisini gösterdiği farkedildiği andan itibaren, sorun daha ölümlü, daha çapraşıktır. İçinde yaşadığımız toplumun en güzel örneklerini verdiği, sanata karşı olan kin, bu kadar şiddetli ise, sebebi, bu kinin bizzat sanatçılar tarafından beslenmesidir. Bizden önceki sanatçıların bütün endişesi kabiliyetleri üzerinde toplanıyordu. Günümüz sanatçılarımnki ise, sanatlarının gerekliliği üzerine yani doğrudan doğruya varlıkları üzerinedir. 1957 yılında Racine, Edit de Nantes ile mücadele edecek yerde, Berenice'i yazdığı için, özür dileyecektir.

    Sanatçıyı çekimserliğe zorlayan, bir kısmı daha az önemli, başka sebepler de vardır. Bu sebepler ne olursa olsun, amaçlan birdir : Özgür yaratmanın esas ilkesi olan sanatçımn kendi kendine karşı güvenine hücum ederek, cesaretini kırmak. Emerson, olağanüstü bir şekilde, «Bir insanın kendi dehâsına olan güveni, inanışın ta kendisidir.» demişti. XIX. yüzyılın bir başka Amerikalı yazarı da, «Bir insan, kendi kendisine sadık kaldıkça, her şey onun tarafına doğru yol alır: Hükümet, toplum, hattâ güneş, ay ve yıldızlar.» diye eklemişti. Bu büyük iyimserlik, bugün ölmüş gibidir. Sanatçı, çoğunlukla, kendi kendisinden ve varsa, imtiyazlarından utanç duyar gibidir. Her şeyden önce, kendi kendisine sorduğu soruya cevap vermek zorundadır: Sanat sahte bir lüks müdür?

    İlk verilebilecek namuslu cevap, şu olacaktır : sanatın sahte bir lüks durumuna geldiği olur. Kalyonların kıçından, her zaman ve her yerde, aşağıda esirler kürek çeker ve bitkinlikten ölürken, yıldızlara şarkı söylendiği olmuştur; biliyoruz bunu. Sirkin tribünlerinde, kurban, aslanın dişleri arasında iken, «kibar âlemi» konuşmaları geçmiştir. Gene de, geçmişte büyük başarıları olan bu sanatı eleştirmek güçtür. Ancak, denebilir ki, o zamandan beri değişen çok şey oldu; bilhassa yeryüzündeki tutsakların sayısı, kurbanların sayısı akla hayale gelmiyecek şekilde arttı. Bu kadar sefalet içinde, sanat bir lüks olmakta devam etmek istiyorsa, aynı zamanda da yalancı ve sahte olmayı kabul etmelidir.

    Neden söz açacaktır sanat? Toplumun istediği ile yetinse, şümulsüz bir eğlence aracı olur çoğunlukla. Bunu yapmasa; sanatçı, kendi düşlerinin içine çekilme kararını asla, bir reddin ifadesinden başka birşey olmayacak. Böylelikle, eğlendiriciler, ya da gramer kuralcıları edebiyatına düşeceğiz. Her iki halde de, yaşayan gerçekten kesilmiş bir sanat olacak bu.

    Günümüzde en çok hakaret edilen değer, özgürlük değeridir. İyi düşünenler, (her zaman iki çeşit zekâ olduğunu düşünürüm zeki ve ***** zekâ) özgürlüğün ilerleme için bir engelden başka bir şey olmadığını yazmışlardır.

    Sadece para sıkıntılarının yer aldığı ve sadece aşk acılarının yer aldığı bu dünya, Oscar Wilde'nin hapse girmeden önce, kendi kendisine düşünürken söylediği gibi, en büyük kötülüğün sathîlikte olduğu bu dünya, yıllar boyu, zevk düşkünü romancıların yazdıkları ile ve en değersiz bir sanatla tatmin oldu.

Sayfayı Paylaş