Sandalyede Namaz Kılmanın Hükmü?

Konu 'Dini Bilgiler' bölümünde Lethe tarafından paylaşıldı.

  1. Lethe

    Lethe Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Nisan 2010
    Mesajlar:
    8.551
    Beğenileri:
    8.201
    Ödül Puanları:
    113

    [​IMG]

    Öncelikle, günümüzde sandalyede namaz kılanların artışını, eskiye göre namaz şuurunun insanımızda daha çok yer ettiğine bağlamak daha isabetli olur kanaatindeyiz.

    Bize öncelikle hüsn-ü zan yakışır ve hüsn-ü zan yeter. Hiç kimsenin eli ayağı tutarken ve namazın rükünlerini tadil-i erkan üzere düzgünce yaparken, sandalyede oturarak daha keyifli bir biçimde namaz kılmayı tercih ettiğini düşünmeyelim. Hiç şüphesiz sandalyede namaza ruhsat veren özür durumlarını yazmakta da fayda vardır.

    Namazın içinde altı rükün vardır. Yani namazın altı ana çatı, namazı namaz yapan altı ana davranış vardır. Bu altı ana davranışın her birisi için de ayrı ayrı tadil-i erkan, yani düzgün yapma kuralları söz konusudur. Bu ana davranışlar, bu kurallarla namaz rüknü olma hüviyeti kazanırlar. Bu açıdan bu kurallara uymak, yani tadil-i erkan, Şafii ve Maliki Mezhepleri ile Hanefi Mezhebinden İmam-ı Ebu Yusuf’a göre farz; İmam-ı Azam ile İmam-ı Muhammed’e göre ise vaciptir. Bu rükünler ve bu rükünlerdeki tadil-i erkan keyfi olarak ihmal edilmez. İhmal edilirse namazın sıhhati zarar görür. Daha açık bir ifadeyle, bu altı rükünden birisi eksik olursa ya da tadil-i erkan üzere olmazsa namaz, namaz olmaz!

    Güç yetirilemeyen rükün veya tadil-i erkan olduğunda ise, acziyet derecesinde, bu rükünlerin yerine getirilme yükümlülüğün veya tadil-i erkan yapma zorunluluğu kalkar. Bu durumda namaz kılan kişi, o rükün adına güç yetirebildiğini, güç yetirebildiği bir tadil-i erkan yaklaşımı ile yapar. Çünkü Kur’an’ın kesin bir düsturudur ki, “Allah hiçbir kimseye güç yetiremediği bir yük yüklemez!” (Bakara, 2/286) Güç yetirilemeyecek teklif dinimizde gelmemiştir.

    Ashab-ı Kiramdan İmran İbn-i Husayn anlatıyor: Bevasir hastalığına tutulmuştum. Peygamber Efendimiz’e (asm) namazı nasıl kılacağımı sordum. Peygamber Efendimiz (asm) buyurdu ki:

    "Namazı ayakta kıl. Buna gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üstüne yatarak kıl". Nesai'de Hadis-i şerife şu ilave vardır: "Buna da gücün yetmezse sırt üstü yatarak kıl. Allah hiçbir kimseye gücünün yereceğinden fazlasını yüklemez" (Buhari, Taksir, 19; Tirmizi, Mevakit, 157; Ebu Davud, Salat, 175; Zeylai, Nasbu'r-Raye, II, 175)

    Namazda nasıl oturulacağına gelince; Hanefi Mezhebine göre, oturabiliyorsa teşehhüdde oturduğu gibi oturur. Bu şekilde oturamıyorsa dilediği gibi oturur. Maliki Mezhebine göre, secdeler ve teşehhüd halleri dışında bağdaş kurarak oturması menduptur. Hanbeli Mezhebine göre, rüku ve secde hali dışında bağdaş kurarak oturması sünnettir. Dilediği gibi oturması da caizdir. Şafii Mezhebine göre ise, oturarak namaz kılan kimsenin secde ve teşehhüt hali dışında ayaklarını altına sererek oturması sünnettir. Bu şartlarla oturmaya gücü yetmeyen kimse ise, dört mezhebe göre de dilediği gibi oturur.

    Oturarak namaz kılan kimse rüku ve secde yapabiliyorsa yapar; yapamıyorsa ima ile yapar. Bu durumda secde için yaptığı ima, rüku için yaptığı imaya göre biraz daha eğimli olur ki bu vaciptir. Ayakta durabildiği halde oturmaya ve rüku ve secde yapmaya gücü yetmeyen kimse ise, rüku ve secde için, ayakta iken ima eder. Bu durumda yine secde için, rüku için eğildiğinden biraz fazlaca eğilir.

    Nafile namazlarda kıyam şart değildir. Ancak gücü yetenin bunları da ayakta kılması gereklidir. Çünkü nafile ibadetler çok olduğu için bunlarda kolaylık ve müsamaha esası vardır. Farz namaz olsun, nafile olsun ayakta duramayan hastalar için de aynı kolaylık söz konusudur.

    İslam hukukçuları farz ve nafile namazlarda, ayakta duramayacak derecede hasta olandan kıyam'ın düştüğü konusunda görüş birliği içindedir. Delil; İmran b. Husayn'dan nakledilen ve mealini verdiğimiz hadistir. Kıraatın bir kısmını, bir ayet bile olsa, ayakta yapabilene, bu kadar ayakta durmak gerekli olur.

    Oturarak namaz kılmada rüku ve secdeler güç yettiği ölçüde yapılır. Eğer belin eğilmesi mümkün değilse veya sakıncalı olacaksa, başıyla ima yapar. İmada baş secde için rükudan biraz daha fazla eğilir. Böylece ikisi birbirinden ayrılmış olur.

    Rüku ve secdelerde tam eğilemeyen veya basıyla ima yaparak namaz kılan kimsenin secde için yüksek bir şey koymasına gerek yoktur. Hatta bu, hadisle yasaklanmıştır. Cabir b. Abdillah (r.a)'tan rivayete göre, Hz. Peygamber bir hasta ziyaretine gitmiş namaz kılarken, önüne koyduğu bir yastık üzerine secde yapmaya çalıştığını görünce, yastığı almış ve şöyle buyurmuştur: "Gücün yeterse toprak üzerinde namaz kıl. Bu mümkün değilse ima ile kıl ve secdeni rükuundan daha fazla eğilerek yap" (Zeylai, a.g.e., 2/175 vd.).

    Hasta oturamazsa sırtı üstüne yaslanarak yatar, ayaklarını kıbleye doğru getirerek rüku ve secdeleri ima ile yapar. Yüzü kıbleye gelecek şekilde yanı üzerine yaslanarak ima yapsa bu da yeterli olur.

    Çoğunluk İslam hukukçularına göre ise, başı ile ima yapamayan kimse gözü ile (taraf) hatta kalbiyle ima yaparak namazını kılar. Aklı başında olduğu sürece namazını kazaya bırakamaz.

    Sonuç olarak hastanın namazında kolaylığın sınırı; Hanefilere göre başıyla ima, Malikilere göre, göz veya sadece niyetle ima, Şafii ve Hanbelilere göre ise, rükünlerin kalble izlenerek ifasıdır.

    Sandalye kullanımı konusuna gelince, özür sahipleri için şu seçenekler gösterilebilir:

    1. Kıyamda ve rükuda tadil-i erkan üzere bulunamayan birisi, secdeyi ve teşehhüt miktarı oturuşu tadil-i erkan üzere yapabiliyorsa, secdesi ve oturuşu için sandalyeye ruhsat verilmez. Bu kişi kıyam ve rükudan yapamadığı herhangi birisi veya her ikisi için sandalye desteği alabilir. Fakat secdeyi ve oturuşu tadil-i erkan üzere yerde yapması farzdır.

    2. Kıyamı ve rükuu ayakta tadil-i erkan üzere yapabilen, ama özrü dolayısıyla secdeyi ve teşehhüt miktarı oturuşu tadil-i erkan üzere yapamayan birisi ise, ayaklarını uzatarak bir şekilde alnını secdeye koyabiliyorsa, secdesini yerde yapar. Oturuşu da kıbleye doğru dilediği gibi oturarak yapar. Eğer alnını secdeye koymasına özrü engel teşkil ediyorsa, bu kişi secdesini ve oturuşunu nasıl kolayına geliyorsa öyle (oturduğu veya yattığı yerden) yapabilir.

    3. Kişi altı rükünden hangisini tadil-i erkan üzere yapamıyor ve hangisinde sandalye desteğine ihtiyaç duyuyorsa, sadece o rüknü sandalye desteğinde yapmasına ruhsat vardır. Yapabildiği diğer rükünler için sandalye kullanmasına ruhsat verilmez, onları tadil-i erkan üzere yapar.

    4. Kişi yaslanmadan namaz kılamayacak derecede hasta veya yaşlı ise yaslanarak namaz kılabilir. Gücü yeten birisinin bunu yapması mekruhtur.

    5. Yerin çamur olması, kafilenin beklememesi, binek hayvanın huysuz olup kaçması.. gibi durumlar yere inmemeye özür olarak gösterilmiştir. Bu noktadan bakılınca yerde oturmakta veya ayakta durmada zorlanan birisinin sandalyede namaz kılmasının bir sakıncası olmadığı söylenebilir.

    6. Namaz kılarken huzurlu olmak da çok önemlidir. Eğer otururken ızdırap çekiyorsa, sandalyede daha rahat edecekse, sandalyede oturarak namaz kılabilir.

    Not: Konuyla ilgili, Diyanet İşleri Başkanlığının Kurul Kararı şöyledir:

    Namaz, kulun Allah'a en çok yakınlık kazandığı bir ibadettir. Bu niteliğinden dolayı Hz. Peygamber (s.a.v) bu ibadeti "en hayırlı amel" (İbn Mace, Taharet, 4) olarak tanımlamış, kıyamet gününde hesabı sorulacak ilk amelin namaz olacağını bildirmiştir. (Tirmizi, Salat, 188) Bu sebeple namazın terk edilmesine izin verilmemiş, ima ile de olsa mutlaka kılınması istenmiştir. Hz. Peygamber "Kim namazı kasten terk ederse Allah'ın himayesi ondan uzak olur." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI. 421) buyurmuştur.

    Namaz ibadetinin rükünlerinin neler olduğu Kur'an ve Sünnette belirtilmiş ve nasıl uygulanacağı da bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından sözlü ve pratik olarak ortaya konulmuştur. Bu rükünler iftitah tekbiri, kıyam, kıraat, rüku, secde ve ka'de-i ahiredir. Allah Teala "Gönülden boyun eğerek Allah için namaza kalkın" (Bakara, 2/238) "Ey iman edenler, rüku edin, secde edin, rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz." (Hac, 22/77) buyurmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.) de; namaz kılmayı öğrettiği bir sahabiye, sonunda nasıl teşehhüd yapacağını gösterdikten sonra "Bunu da yaptığında namazın tamam olur" buyurmuştur. (Tirmizi, Ebvabü's-Salat, 226)

    Bu rükünlerden her hangi birinin mazeretsiz olarak terk edilmesi halinde namaz sahih olmaz. Ancak dinimizde sorumluluklar, kulun gücüne göre belirlenmiş (Bakara, 2/286); gücü aşan durumlar için kolaylaştırma ilkesi getirilmiştir. (Bakara, 2/185) Namazın rükünlerinden herhangi birini yerine getirmeye engel olan rahatsızlıklar da kolaylaştırma sebebi sayılmıştır. Buna göre;

    Namazı normal şekli ile ayakta kılmaya gücü yetmeyen kimse için asıl olan namazını oturarak kılmaktır. Böyle bir kişi namazını kendi durumuna göre diz çökerek veya bağdaş kurarak yahut ayaklarını yana ya da kıbleye doğru uzatarak kılar. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) nasıl namaz kılacağını soran hasta bir sahabiye "Namazını ayakta kıl. Eğer gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzere kıl." (Buhari, Taksiru's-Salat, 19) buyurmuştur.

    Ayakta durabilen ve yere oturabildiği halde secde edemeyen kimse namaza ayakta başlar, rükudan sonra yere oturarak secdeleri ima ile yapar.

    Ayakta durabildiği halde oturduktan sonra ayağa kalkamayan kişi namaza ayakta başlar, secdeden sonra namazını oturarak tamamlar.

    Ayakta durmaya ve rüku yapmaya gücü yettiği halde yere oturamayan kimse namaza ayakta başlar rükudan sonra secdeyi tabure ve benzeri bir şey üzerine oturarak ima ile eda eder.

    Ayakta durmaya gücü yetmeyen, yere de oturamayan kimse namazı tabure, sandalye ve benzeri bir şey üzerine oturarak rüku ve secdeleri ima ile yerine getirir.

    Kul Rabbine ibadet ederken hem özde samimi olmalı hem de dinin belirlediği şekil şartlarını tam olarak yerine getirmeye özen göstermelidir. Özen ve hassasiyet eksikliğinden dolayı Rabbine karşı sorumlu olacağı bilincinde olmalıdır. Bu sebeple namazını tabure, sandalye ve benzeri şeyler üzerinde kılan müminin ileri sürdüğü mazeretleri kendisini vicdanen rahatlatacak boyutta olmalıdır. Namazı asli şekline uygun olarak kılmaya engel olmayacak hafif bedeni rahatsızlıklar bu konuda meşru mazeret olarak görülmemelidir.

    Öte yandan dini açıdan zorunlu ve meşru bir sebep bulunmadıkça camilerde sandalyede namaz kılmak, göze hoş gelmeyen bir görüntü ortaya çıkarmakta ve cemaat arasında tartışmalara sebep olmaktadır. Özellikle üzerinde namaz kılmak amacı ile camilerde sıralar halinde sabit oturakların yapılması, cami doku ve kültürüyle bağdaşmamaktadır. Bu sebeple hastalık ve özürlülük gibi herhangi bir rahatsızlığı bulunan kimselerin, zorunlu olmadıkça namazlarını sandalyede değil, yere oturarak kılmaları uygundur.

Sayfayı Paylaş