sayfa 128-129-130-131 arasındaki cevaplar 10. sınıf

Konu 'Edebiyat 10.Sınıf' bölümünde m.merve tarafından paylaşıldı.

  1. m.merve

    m.merve Üye

    Katılım:
    3 Şubat 2011
    Mesajlar:
    5
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0

    sayfa 128-129-130-131 arasındaki cevaplar 10. sınıf
  2. bahar qüneşi

    bahar qüneşi Üye

    Katılım:
    14 Şubat 2011
    Mesajlar:
    3
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    0
    Sayfa129
    SU KASİDESİ
    1) Ey göz gönlümdeki ateşlere gözyaşından su saçma böylesine tutuşan ateşlere su çare kılmaz.
    Bu beyitte Fuzulî gönlünde aşk ve ıztırabı ateşlere gözyaşını ise suya benzetmiştir. Su ile ateş birbirine zıttır. Su ateşi söndürür. Fakat gönül atşi maddî değil manevîdir. Bundan dolayı gözyaşları insanın içindeki ateşi söndürmez. Bu beyit bize Fuzulî’nin muztarip duygulu bir insan olduğunu gösteriyor. Bu beyitte tekrarlanan (s g d k) konsonantları (ünsüzleri) ile (o ö u) vokalleri (ünlüleri) bir ahenk vücuda getirmektedir.
    2) Dönen günbedin rengi mi mavidir yoksa gözümden akan su mu onu çepçevre çevirmiştir bilmiyorum.
    Bu beyitte geçen “âb-gûn” kelimesi hem suya benzer hem mavi renk mânâsına gelir. Fuzulî gözyaşlarının gök kubbeyi çepçevre kuşattığını söylemekle mübalağa sanatı yapıyor gökyüzünün renginin mavi mi yoksa gözyaşlarından dolayı mı böyle göründüğünü bilmediğini söylemekle “tecahül-i arifane” de bulunuyor. Gökyüzü için “günbed-i devvar” (döner kubbe) tamlamasını kullanmakla da şair gökyüzü ile göz arasında bir münasebet kuruyor. Bu beyitte tekrarlanan (n ve g) konsonlarıyla ince ve kalın yuvarlak vokaller hususî bir âhenk vücuda getiriyor.
    3) Kılıcının zevkinden gönlüm parça parça olsa şaşılmaz zira su zamanla duvarda yarıklar bırakır.
    Fuzulî’nin bu beyitte “zevk-i tîg-kılıcının zevki” tamlamasını kullanması psikolojik bakımdan dikkati çekicidir. Fuzulî sevgilisinin verdiği acıdan şikâyet etmez tam tersine zevk duyar. Burada söz konusu olan kılıç sevgilinin keskin bakışıdır. Şair senin kılıca benzeyen bakışlarının yerdiği acı’ bana zevk” verir fikrini “zevk-i tîg” tamlaması ile özetlemiştir. Divan şairleri bu nevi kısa özet veya yoğun sözlerden hoşlanırlar. Onları okuyucunun çözümlemesi lâzımdır. Şair kılıcın gönlünü çak çak (parça parça) etmesi ile suların duvarda yarıklar hâsıl etmesi arasında bir bağlantı kuruyor. Divan şairleri çok defa kılıç deyince suyu hatırlarlar. Bunun sebebi kılıcın imal edilirken su ile çelikleştirilmesidir. Bir klişe olarak kullanılan “âb-ı tîg” (kılıç suyu kılıcın parlaklık ve keskinliği) tamlaması da onlarda su hayalini uyandırır.
    4.Yaralı gönül senin (peykân)ından korka korka bahseder. Yaralı olan suyu ihtiyatla içer.
    Bu beyitte geçen “peykân” sözü okun ucundaki demir mânâsına gelir. Bu da sevgilinin kirpiklerine tekabül eder. Sevgilinin oka benzeyen kirpikleri âşığı yaralar yaralılar da suyu ihtiyatla içerler.
    5.Bahçıvan boşuna zahmet çekmesin gül bahçesini suya versin bin gül bahçesine su verse senin yüzün gibi bir gül açılmasına imkân yoktur.
    Bu beyitte sevilen varlığın yüzü ile gül arasındaki benzeyiş dolayısıyla ikisi arasında bir mukayese yapılmıştır. Fuzulî su redifi vasıtasiyle hayali genişletiyor. Araya bahçıvanı da katıyor. Sevgili güzellik ve başka vasıfları bakımından gülden üstündür. Şair su vermek ile de oynuyor. Birinci mısrada “suya vermek” sözü mecazî olarak yok etmek mânâsına kullanılmıştır.
    6. Yazı yazan (hattat) kalem gibi gözlerine kara su inse de senin yüzünün hattına benzer bir hat yazamaz.

    Bu beyitte “gubar’ muharrir hat hâme ve kara” kelimeleri arasında tenasüb sanatı vardır. Bu kelimeler birbirleriyle ilgilidir. Hat yazı sanatıdır. Gubar hat sanatında bir yazı çeşididir. Şair kalem kara ve muharrir kelimelerini hat sanatı ile münasebeti bakımından zikrediyor. Divan şairleri sevgilinin yüzündeki ince tüyleri hatta (yazıya) benzetirler. Sevgilinin yüzünün hatları hattatın yazdığı yazılardan çok daha güzeldir. Hattat gözlerine kalem gibi kara su ininceye dek yani kör oluncaya kadar yazı yazsa senin yüzünün hattına benzer bir yazı yazamaz. Şair “okşamak” kelimesini hem benzetmek hem yüz dolayısıyle sevmek mânâsında kullanmıştır. Kalem (hame) gibi gözüne kara su inmek sözü mecazî olarak kör olmak mânâsına gelir.
    7.Yanağını hatırlarken kirpiklerim ıslansa bunda şaşılacak ne var? Gül yetiştirmek isterken dikene verilen su boşa gitmez.
    Fuzulî bu beytinde gözyaşını tatlı bir alayla yumuşatıyor. Beyit birbiriyle ilgili şu benzetmelere dayanıyor: Yanak-gül kirpikler-diken gözyaşı-su. Bu beyitte eskilerin “leff ü’ neşir” (sarma ve açma) dedikleri bir sanat vardır. Bu sanat aralarında münasebet bulunan iki veya üç şey zikrederek karşılıklarını (benzerlerini) söylemek suretiyle yapılır.
    8.Gam günü hasta gönülden kılıcını (kirpiklerini bakışını) esirgemek gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.
    Fuzulî burada da ok (kılıç) -su-yaralanma mazmununa dayanıyor. Karanlık gece ile sevgilinin kara gözleri arasında da münasebet vardır.
    9.Gönül ondan ayrı olduğun zaman onun peykinin (oka benzeyen kirpiklerini) isteyerek hasretini teskin etmeğe çalış. Susuzum git bu çöl de benim için su ara.
    Kılıca olduğu gibi peykâna (ok ucuna) da su verilir. Şairin “git bu çölde benim için su ara” demesi demirin kuruluk bakımından çöle benzemesinden demirde ve çölde gizli olarak su bulunmasından dolayıdır. Şairin asıl özlediği sevgilisinin bakışlarıdır.
    10. Ben dudağına karşı büyük bir arzu duyuyorum. Kuru sofular ise kevser istiyorlar; böylece sarhoşa şarap’ ayık insana da su hoş gelir.
    Bu beyitte dudak kırmızılığı dolayısıyle içkiye benzetilmiştir ve sarhoşa (aşığa) uygun görülmüştür. Kevser Cennet’te bir havuzun adıdır. Dîvan şairleri aşk ile kendinden geçenlerle kuru sofuları karşılaştırmaktan ve aralarındaki tezadı belirtmekten hoşlanırlar. Aynı beyitte birbirine paralel olan dudak-şarap âşık-sarhoş kevser-su zahid-ayık insan benzetmeleriyle Fuzulî bir leff ü neşir sanatı yapmıştır.
    11. Su durmadan senin mahallendeki bahçeye doğru akıyor. Galiba o hoş yürüyüşlü sevgiliye âşık.
    Fuzulî’nin küçük bir tablo teşkil eden bu beyti de birtakım gizli benzetmelere dayanır. “Serv-i hoş-reftar”dan maksat uzun boylu güzel yürüyüşlü sevgilisidir. Sevgilinin bahçesine doğru akan su âşıktır. Dîvan şairleri sevgilinin boyu için “revan” (akıcı) sıfatını da kullanırlar. Servi kelimesişairde su çağrışımı uyandırmıştır.
    12. Toprak (set) olarak sevgilinin köyüne giden suyun yolunu kessem gerek. Zîra o benim rakibimdir. O köye gitmesine engel olmalıyım.
    Şair burada yine servi dolayısıyle rakibini suya benzetiyor. Toprak olmak kelimesi mecazî olarak ölmek mânâsına gelir. Fuzulî bu kelimeyi hem hakikî hem mecazî mânâda kullanıyor.
    13. Ey dostlar eğer onun elini öpme arzusu ile ölürsem toprağımdan bir testi yapın ve sevgiliye onunla su verin.
    Fuzulî ince bir hayale dayanan bu beytinde (s) aliterasyonu ile (u) asonansının doğurduğu âhenkten de istifade ediyor.
    14. Servi kumrunun yalvarmalarına karşı dikbaşlılık ediyor. Su gitsin de onun eteğine sarılıp ayağına düşsün yalvarsın.
    Servi ile kumru çok defa bir arada bulundukları için birbirlerine âşık sayılırlar. Servi güzel boylu sevgiliye kumru yalvaran âşığa benzer. Şair servinin uzun oluşu ile dikbaşlılık arasında bir münasebet bulunuyor. Servi ağaçlarının dibinden akan su da bir arabulucuya benzetiliyor. Şair bu beyitte servi kumru ve suya insana has vasıflar vermek suretiyle “teşhis” ediyor ve âdeta tabiatı masallaştırıyor.
    “Servi” vahdeti (Tanrı) “su” peygamberi “kumru” kulu temsil eder. Beyitte arka planda böyle bir mânâ da vardır.
    15. Gül dalı bir hile ile bülbülün kanını içmek istiyor. Su gül dalının damarına girerek bülbülü kurtarmalıdır.
    Renk kelimesi renkten başka şekil suret ve hile mânâlarına da gelir. Şairin burada onu kullanması gül ve bülbülün kanı dolayısıyledir. Gül kendisine kırmızı renk sağlamak maksadıyle bülbülün kanına girmek istiyor. Divan şiirinde gül ile bülbül arasında bir aşk münasebeti olduğundan bahsedilir. Şair bu beytinde de gül bülbül ve suya insanî vasıflar izafe ediyor.
    16. Su temiz tabiatını âleme aydınlık (berrak) kılmış ve Hazret-i Muhammed’in yoluna girmiştir.
    Şair bu beytinde su ile Hazret-i Muhammed’e uyan onun yolunda giden mümin arasında bir münasebet buluyor. Temizlik dolayısıyle İslâmiyet suya büyük önem verir. Su maddî ve manevî temizliğin sembolüdür. Suyun vasıflarından biri berrak oluşudur. İyi mümin de öyledir. Onun gönlü de su gibi aydınlık herkese açıktır.
    17. Seyyid-i nev’-i beşer (insan ney’inin efendisi Hazret-i Muhammet) seçkinlik incisinin denizidir. Onun mucizeleri kötülerin ateşi üzerine su serper.
    Burada su redifi dolayısıyle Peygamber bir seçkin inciler denizine benzetilmiştir. Onun din denizi seçkin inciler yetiştirir. O kötülük ateşlerini söndüren bir sudur. Su ile ateş arasında tezat vardır. Burada ateş kötülüğün su iyiliğin sembolü olarak kullanılmıştır. Bu beyitte seyyid ıstıfasepmek) (beşer ateş-i eşrar) kelimelerinde aliterasyon vardır.Hz. Muhammed doğduğu zaman ateşperestlerin ateşleri sönmüştür. Beyitte bu mucizeye de telmih vardır.
    18. Peygamberlik gül bahçesinin canlılığını tazelemek için mermer taşı mucizinden (yaratıcılığından) su akıtmış.
    Peygamberlik gül bahçesine su verince gül tazeleniyor. Gül Peygamberimize izafe edilen bir çiçektir. Peygamberlik müessesesi onunla taze kalmış Son peygamber olan Peygamberimizin mucizelerinden biri kara taştan su akıtmak. Bu mucize peygamberliğinin kabulü ve yeni bir gül açılmasıpeygamberlik bahçesinin parlaklığının tazelenmesidir.
    19. Onun mucizi âlemde öyle nihayetsiz bir hidayet denizidir ki binlerce kâfir tapınağına (Mecusî tapınağına) o denizden hidayet ermiştir.
    Peygamber doğduğu zaman vukua gelen harikulade hadiselerden biri de sönmeyen ateşlerin sönmesi (Mecusî ateşlerinin sönmüş olması)dir. Bu hadiseye telmih eden Fuzulî’ye göre peygamberimizin mucizesi öyle sonsuz bir deniz imiş ki binlerce kâfir ateşgedesindeki ateşi söndürmeğe yetmiştir.
    “Yetmiş” kelimesi hem “erişmiş” hem de “kifayet etmiş” mânâlarına gelir. Burada kifayet etmiş mânâsında tevriye!i kullanılmıştır.Ayrıca su-ateş arasında tezat vardır.
    20. Şiddet günü Ensar’a parmağından akıttığı suyu kim işitse hayretle parmağını ısırır.
    Tebuk seferinde (şiddet günü) susuz kaldıkları zaman Peygamberimizin parmakları arasından oluk oluk su akmış. Bunu duyan hayretinden parmağını ısırır. Bu hadise de kullara hayret veren bir mucizedir.
    21. Dostu yılan zehri içse ebedî hayat suyuna döner düşmanı su içse mutlaka yılan zehri olur.
    Peygamberin dostlarından maksat hayatında iken ona uyan sahabelerle onun yolundan giden Müslümanlardır. Aynı imana sahip oluş onlara da manevî bir güç verir ve onlar bu manevî güç ile kötülükleri iyiliğe döndürebilirler. Buna karşılık düşmanları için iyi şeyler böyle kötü bir mahiyet alır. Şair bu fikri yılan zehrinin ebedî hayat suyuna veya tersine ebedî hayat suyunun zehre dönüşmesi sembolü olarak ifade ediyor. Burada tezat sanatı vardır.
    22. Abdest almak için yanağının gülüne su serpince her damla sudan bin rahmet denizi dalgalanmıştır.
    Şair borada “gül-i ruhsar” tamlaması ile Peygamber’in yanağını güle benzetmiştir. Abdest alınırken yüz yıkanır. Peygamber’in yüzüne değen su onun manevî gücü ile çoğalıyor bir damladan bin rahmet denizi doğuyor. Damla ile deniz arasında tezat vardır. Bu tezat ve benzetme tasavvufta birlik (vahdet) ile çokluk (kesret) u belirtmek için kullanılır. Çok birden doğar. Başlangıçta ilk Müslüman olan Hazret-i Muhammed tek idi. Daha sonra Müslümanların sayısı yüzlerce milyonu aştı. Tanrı’nın insanlara acıması mânâsına gelen rahmet Türkçe’de mecazî olarak yağmur mânâsına da gelir. Yağmur milyonlarca damladan oluşur.
    23. Su senin ayağının toprağına erişeyim diye durmadan ömürler boyu başını taştan taşa vurarak âvâre gezer durur.
    Her yıl yüz binlerce Müslüman dünyanın dört bir yanından Hacc’a giderler. Peygamber’in mezarını ziyaret ederler. Şair sulara da böyle kutsal bir duygu yüklüyor. Suların başını taştan taşa vurması hem hakiki hem mecazî mânâda kullanılmıştır. Hayat ile su arasında münasebet olduğu için şair ömür kelimesini kullanmıştır. Muttasıl kelimesi Arapça “vasl” (ulaşan kavuşan) kökünden gelir. Bu beyitte teşhis sanatı vardır.
    24. Su ister ki senin dergâhının toprağına zerre zerre nur salsın. Parça parça olsa bile su o dergâhtan dönmez.
    Toprak su ve ışık zerre zerre parça parça olurlar. Su ışığı yansıtır. Şair su ve ışığın bu özelliklerine manevî bir mânâ da veriyor. Burada su ve ışığın zerre zerre veya pare pare olması sevginin gücünü ifade eder.
    25. Senin na’tını zaman zaman tekrarlamayı hata ehli derman bilir. Tıpkı sarhoşun ayılması için yüzüne su serpmesi gibi.
    Hata kelimesi yanlış ve günah mânâsına gelir. “Ehl-i hata”dan maksat yanlış yola sapanlar günahkârlardır. Onlar günahlarından kurtulmak için sarhoşun ayılmak maksadıyle yüzüne su serpmesi gibi senin na’tını tekrarlarlar. Na’t bir şeyi medhederek anlama mânâsına gelir. Hazret-i Mu-hammed’i övmek için yazılan şiirlere de na’t denilir. Belli zamanlarda okunan Kur’an cüzlerine ve dualara “vird” denilir.
    26. Ey Tanrı’nın sevgilisi ey insanların en iyisi sana dudakları yananların su dilemeleri gibi müştakım.
    27. Şen o keramet denizisin ki Miraç gecesi feyzinin şebnemi duran ve gezen yıldızlara su götürmüştür.
    Burada Hazret-i Muhammed’in Mirac’ına telmih vardır. Şebnem kelimesinin şeb’i (gece) ile Şeb-i Mîrac’ın “şeb”i aynı mânâya gelir. Şairin iki kelime atasında münasebet kurmasının sebebi budur. Feyiz: suyun taşması bereket demektir. Şebnem ile bahar arasında tezat vardır. Peygamber’in manevî gücü o kadar kuvvetlidir ki yeryüzünden götürdüğü şebnemi bütün yıldızlara yetecek su sağlar. Burada sudan maksat Hazret-i Muhammed’in Miraç gecesi bütün kâinata varlığı ile vermiş olduğu feyizdir.
    28. Mezarını yenileyen mimara su gerekirse güneşin çeşmesinden her dem feyzin saf suyu iner.
    Burada güneş dünyaya fe
    Mânâ bakımından bütün kelimeleri birbiriyle ilgili olan bu beyitte tenasüb veya müraat-i nazîr sanatı vardır.
    30. Na’tının uğuru ile Fuzulî’nin sözleri nisan yağmurundan vücuda gelen büyük inci tanelerine benzemiştir.
    Bir efsaneye göre istiridyeler nisan ayında denizin yüzüne çıkar yağmur yağarken kabuğunu açar bir iki damla alır yeniden denizin dibine inerlermiş. Bunlar zamanla inci haline gelirmiş. Fuzulî yukarıdaki beytinde bu efsaneye telmihte bulunuyor kendi sözlerini inciye benzetiyor.
    31. 32. Mahşer günü gaflet uykusundan uyandığımda ve hasret gözyaşlarından uykusuz gözlerim su döktüğünde (ağladığımda) umduğum odur ki mahrum olmayayım vaslının çeşmesi senin yüzüne teşne olan bana su versin.
    Divan şairleri umumiyetle fikirlerini bir beyitte sona erdirirler. Fuzuli burada 31. beyitle 32. beyiti birbirine bağlıyor. İki beyitte de mahşer günü bahis konusudur. O gün insanlar Tanrı’ya -hayatlarında yaptıkları iyi ve kötü işlerin hesabını verecekleri için büyük bir telaş ve heyecan içinde olacaklardır. O gün Hazret-i Muhammed kendisini sevenlere şefaat edecektir.
    SAYFA 129
    1.a.birim değeri:beyit
    birim sayısı:32
    b.şiirin teması:Hz.peygambere övgü
    c.nesib:1-15 methiye:17-29 girizgah:16 fahriye:30 dua:31-32
    ç.her beyit kendi içerisinde bir bütündür.beyitlerde başlayan anlam yine diğer beyitlere sarkmadanaynı beyitin içinde bitmektedir.kasidenin bölümlerindeki her beyit o bölümü ifade etmek amacıyla bir araya getirilmiştir.beyitler bir araya getirilirken her beyitin o bölümde anlatılacakları tek başlarına anlatmaları beyitlerin anlam bakımından birbirinden bağımsız olmalarını sağlamaktadır.beyitlerdeki kafiye ve redif olarak kullanılan su sözcüğü beyitler arasındaki ses ilişkisini göstermektedir.
    d. “Dest busı arzusıyla ger ölsem dostlar
    Kuze eylen topragum sunun anunla yara su” beyiti şairin kişisel duyarlılığını ve hayal gücünü en iyi ifade eden beyittir.şair bu beiytte onun elini öpmek arzusuyla ölürsem toğrağımdan bir testi yaparak onunla yare su verinböylece mezar toğrağım onun eline değecek ve elini öpmüş olacaktır ifadesini kullanmaktadır.bu hayal gücü ve duyarlılık şairin şiir kudretinin ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.
    e. beyit sayısı 31-99 arasındadır.
    din ve devlet büyüklerini övmek için yazılır.
    kaside 5 bölümden oluşur. (nesibgirizgahmethiyefahriyedua)
    2.a. “Dest busı arzusıyla ger ölsem dostlar
    Kuze eylen topragum sunun anunla yara su”
    yukarıdaki beiytte “s” seslerinin tekrar edilmesi ahengi sağlamıştır.
    b.yukarıdan aşağı doğru akan suyun görüntüsü ile kasidedeki su sözcüğü arasında ses bakımından bir ilişki vardır.resimdeki şelaleden çıkan su sesikasidenin redifi olan su sözcüklerinin okunmasıyla çıkan sesle eşdeğerdir.
    Sayfa130
    SAYFA 130:
    ç-her beyitin sonunda su sözcüğünün tekrarlanması ses ve ahenk ahenk yönünden anlamı güçlendirir.
    d-13. beyit
    e-nazım birimi beyittir.
    -en az 33 beyit en çok 99 beyitten oluşur.
    -giriş bölümü nesib asıl konuya giriş bölümü fahriye devrin büyüğünü övdüğü bölüm medhiye son bölümüne ise dua denir.
    -ilk bölümüne matla son bölümüne makta denir.
    -uyaklanışı aa ba ca da…. şeklindedir.
    -ele aldıkları konuya göre isimlendirilir.bunlar:tevhitmünacatnaatmedhiye fahriyehicviyyemersiye
    5.ETKİNLİK
    3-şairin mecaz imge kullanmasının amacı hayal gücünün üstünlüğünü göstermesi ahengi sağlamak anlatılanları etkili kılmaktır.söz sanatlarını kullanmasının amacı az sözle çok şey anlatmaktır.
    4-miraç ahmedi muhtar fuzuli habiballah hayrel-beşer
    5-aruz ölçüsünün kullanılması kaside nazım şeklinin kullanılması mazmun ve söz sanatları kullanılması ağır ve süslü bir dil mahlasların kullanılması beyitlerle yazılması
    .
    sayfa 131
    6. HİSSETTİKLERİM
    samimiyet
    sevgi
    özlem
    arzu
    heyecan
    7.FUZULİ
    divan şiirinin en güçlü şairlerindendir.
    şiir tekniği çok güçlüdür.
    şiirlerinde tasavvufi konuları ele almıştır.
    şiirlerinde azeri türkçesinin özellikleri görülür
    Sayfa 133
    BİRİMLERDE ANLATILANLAR
    Şiirin teması: Aşk
    1.Şair aşıkların ayrılık acısına sabredemeyeceğini anlatıyor.
    Birim Değeri: Dörtlük – Birim Sayısı: Bir
    2.İlahi aşk
    3.Dilek (dua)
    4.Aşk
    ç)1.Rubai: Ayrılık – Aşk
    2.Rubai: Aşk Ateşi – İlahi Aşk
    3.Rubai: Duam – Dilek
    4.Rubai: Sevgili – Aşk
    d)Gerçek hayatla ilişkilendirilebilir. Aşk ve aşkın halleri ile dua insan hayatında yer bulabilen durumlardır.
    e)Rubai nazım şeklinin özellikleri:
    -Nazım birimi dörtlüktür.
    -Tek dörtlükten oluşur.
    -aaxa şeklinde kafiyelenir.
    -Özel bir vezinle yazılırlar.
    -Yoğun bir fikir örgüsü vardır bu da ahengin sağlanmasını zorlaştırır.
    -Tasavvuf felsefe dünya görüşü gibi pek çok konuda yazılırlar.
    -Asıl söylenmek istenen 3. ya da 4. dizede söylenir.
    2)1.Rubai
    söyler imiş: redif
    -an: tam kafiye
    2.Rubai
    ûr: tam kafiye
    3.Rubai
    -dan sakla: redif
    â: yarım kafiye
    4.Rubai
    dime ana: redif
    -z: yarım kafiye
    3)”vâdi” ve “sanem” sözcükleridir.
    Vadi: Ihlara Vadisi’ne düzenlenen geziye katıldık.
    Şiir vadisinde o da kalem oynatmıştı.
    sanem: Puta tapınma ilkel kabilelerde de görülmektedir.
    Put kadar güzel bir insanmış dedi.
    4)1. Rubai: dil (gönül) bir insan gibi düşünülmüştür. Kişileştirme sanatı vardır.
    2.Rubai
    dil-i bi-karar: teşhis
    fevvare-i nur: teşbih
    ateş-i aşk: teşbih
    3.Rubai
    Ya Rab: nida (seslenme)
    reh-i vadi-i rubai: teşbih
    ta’n-ı har-ı nadan-ı dü-pa: teşbih
    4.Rubai
    sanema: nida
    sanem: istiare
    5)Nazım şekli nazım birimi mazmun ve sanatlar divan şiiri geleneğine aittir...
    busra38 bunu beğendi.
  3. sŚÚŚĶÚŃ РĔŔĨ

    sŚÚŚĶÚŃ РĔŔĨ Üye

    Katılım:
    12 Ekim 2010
    Mesajlar:
    9
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    0
    arkadaşlar sayfa 135 i yapan varmı?

Sayfayı Paylaş