Sayfa 172 ve 194 teki degerlendirme çalışmaları

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi 11. Sınıf' bölümünde NAHUTAB tarafından paylaşıldı.

  1. NAHUTAB

    NAHUTAB Üye

    Katılım:
    10 Aralık 2007
    Mesajlar:
    108
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    16

    Arkadaşlar bu soruların cevaplarına ihtiyacım var şimdiden teşşekür ederim...
    Imza:nahutab
  2. ~~Özge~~

    ~~Özge~~ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2008
    Mesajlar:
    1.864
    Beğenileri:
    1.697
    Ödül Puanları:
    36
    yapamadıklarını buraya yazarsan yaparım...

    bende kitap yok çünkü..
    Son düzenleyen: Moderatör: 21 Mart 2009
  3. NAHUTAB

    NAHUTAB Üye

    Katılım:
    10 Aralık 2007
    Mesajlar:
    108
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    16
    Tamam yazarım
    Son düzenleyen: Moderatör: 21 Mart 2009
  4. ~~Özge~~

    ~~Özge~~ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2008
    Mesajlar:
    1.864
    Beğenileri:
    1.697
    Ödül Puanları:
    36
    tamam bekliyorum..
  5. NAHUTAB

    NAHUTAB Üye

    Katılım:
    10 Aralık 2007
    Mesajlar:
    108
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    16
    1-osmanlı iktisat anlayışın özelliklerini açıklayınız.?
    2-osmanlı egemenligindeki topraklar kaç bölüme ayrılmıştır.?Bu bölümleri açıklayınız.
    3-tımar sisteminin yararlarını açıklayınız.
    4-tımar toprakları üzerinde köylünün hak ve görevleri nelerdir açıklayınız.
    5-şer-i ve örf-i vergileri açıklayınız.
    6-arazi kanunnamesi ne zaman çıkarılmıştır.?bu kanunnamenin önemi açıklayınız.
    7-lonca teşkiletın görevlerini ve özelliklerini yazınız.
    8-osmanlı ekonomisi içerisinde yer alan üretim dalları hangileridir.
    9-osmanlı devletinde ticareti geliştirmek için alınan önlemler nelerdir.?
    10-sanayi inkilabının osmanlı üzerindeki etkileri nelerdir.?
    11-yabancı yatırımları osmanlı ülkesine getirilerini açıklayınız?
    12-kapitülasyonların osmanlıya verdigi zararlar neler olmuştur açıklayınız?
    13-mithat paşanın osmanlı bankacılıgına katkılarını açıklayınız?
    14-düyun-ı umumiye idaresi ne demektir?
    15-osmanlı devletinin iç ve dış borçlanmaya gitmesinin nedenleri nelerdir?


    SAĞOL ÖZGE
    Son düzenleyen: Moderatör: 21 Mart 2009
  6. NAHUTAB

    NAHUTAB Üye

    Katılım:
    10 Aralık 2007
    Mesajlar:
    108
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    16
    Bunlar sayfa 172 deki

    şimdi 194 teki leri yazıyorum
  7. ~~Özge~~

    ~~Özge~~ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2008
    Mesajlar:
    1.864
    Beğenileri:
    1.697
    Ödül Puanları:
    36
    tamam cevaplıyorum şimdi
  8. ~~Özge~~

    ~~Özge~~ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2008
    Mesajlar:
    1.864
    Beğenileri:
    1.697
    Ödül Puanları:
    36
    1)
    OSMANLI İKTİSAT ANLAYIŞI

    Genel olarak iktisat çeşitli tüketim mallarının üretilmesi ve bunların dağıtılmasının sağlanmasıdır. Tarım, hayvancılık, iktisadi etkinliklerin çeşitli alanlarıdır. Osmanlı devlet anlayışı, padişahın, halkı rahat ve güven içinde yaşatması temeline dayanıyordu. Bu nedenle tüm iktisadi faaliyetler halkın sıkıntıya düşmeden yaşamasını sağlamak için düzenlenmiştir. Osmanlı iktisat anlayışı klasik dönemde tarıma dayalıydı. Osmanlı klasik iktisat anlayışı toprağın iyi değerlendirilmesi, boş bırakılmaması ve iyi vergilendirilmesi anlayışına dayanıyordu. Tarımın yanında ticari faaliyetlere de önem verilmeye başlandı. Aynı zamanda Osmanlı fetihlerine de yönlendirdi. Amasra, Trabzon ve Kırım fethiyle ipek yolunun, Mısır’ın fethiyle baharat yolunun denetimi ele geçirildi. Osmanlı’nın amacı, ekonomik yönden Avrupa’yı kontrol altına almaktı.
    Osmanlı’nın ekonomideki temel hedefi, kendi kendine yeterli olmaktı. Bu durumu kılmak için yasal önlemleri de almıştı. Örneğin; toprağın üç yıldan fazla boş bırakılmasını yasaklayarak üretimin düşmesini önlediler.
    18.yy Osmanlı’nın Avrupa ile ekonomik ilişkileri giderek artış göstermeye başladı. Ancak bu artış Osmanlı’nın aleyhine bir gelişmeydi. Çünki Avrupa devletlerinin çoğu kapitülasyonlardan yararlanmaya başlamıştı.
    Osmanlı, giderek Avrupa ülkelerinin açık pazarı durumuna geldi. Avrupa mallarıyla rekabet edemeyen yerli üreticilerin tezgahları ve atölyeleri kapanmaya başladı. Bunun sonucu olarak 19.yy’da Osmanlı devletinin iktisadi faaliyetlerinde de önemli değişiklikler ortaya çıktı.
    Osmanlı Ekonomisinin Doğal Kaynakları
    Osmanlı’nın doğal kaynaklarını insan ve toprak oluşturuyordu;
    İNSAN: Osmanlı‘da toplum iki ana grup altında ele alınabilir. Bunlardan birincisi; askeri adı altında toplanan ve görevleri gereği vergiden muaf olan kısım, ikincisi ise;halk. Yani reaya denilen ve vergi ödeyen gruptu. Ama bütün kanun ve nizamlar sınıfların hukuki yapısına uygun olarak ele alınmıştır. Toplumun her kesimi, bağlı bulunduğu kanun ve nizama göre hareket etmek durumunda olup, müslüman yada gayri Müslim, her birey eşit hak ve hukuka sahipti Osmanlı’nın temel ekonomi kaynağı reaya idi.
    Osmanlı’da 1831’e kadar nüfus sayımı yapılmadığından onun yerine önemli belgeler bulunmaktadır. Osmanlı ekonomisinde insan gücü ile ilgili en sağlıklı kaynaklar, tahrir defteri’dir. 17.yy sonlarına kadar siyasi gelişmelere paralel olarak nüfus açısında da hızla büyüme görülmüştür. Böylece yeni fethedilen bölgeler, başka yörelerde yaşayanlar için yeni yaşam alanları oluşmuştur.
    Ekonomik açıdan ise Osmanlı döneminde tarım üreticileri köy ve mezralarda, sanayi ve ticaretle uğraşanlarda kasaba ve kentlerde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. 16.yy sonlarında tüm Akdeniz çevresinde büyük bir nüfus artışının olduğunu görmekteyiz. Bunun nedeni, salgın hastalıkların önlenmesi ile sağlık koşullarının düzelmesidir.
    TOPRAK: Osmanlı’nın ilk yy.larında toprak yönetim ve vergilendirilmesine ilişkin konular, sivil yönetim alanı ile ilgili görülüyordu. Bunun için bütün tarım arazisinin %90 kadarını kapsayan devlet toprakları (miri arazi) sivil bir bürokrasinin hazırladığı kanunnameye göre yönetiliyordu.
    Osmanlı’da toprak yönetim bakımından ÖRSİ, HARACİ ve MİRİ olmak üzere üçe ayrılırdı.
    Örsi Topraklar: Müslümanlara ait topraklardır. Bunlar sahiplerinin mülkü olup sahibi tarafından dilediği şekilde tasarruf edilebilirdi. Buna karşılık bu toprağın sahipleri elde ettikleri ürünün %10 öşür, devlete vergi olarak vermekle yükümlüdürler.
    Haraci Topraklar: Müslüman olmayanlara ait topraklardır. Sahipleri tarafından satılabilir, miras bırakılabilirdi. Toprak sahipleri işledikleri toprağın verimine göre haraç adıyla vergi verirlerdi.
    Miri Arazi: Mülkiyeti devlete ait topraklardır. Bu topraklar işleme koşuluyla köylüye verilirdi. Toprağı işleyen öldüğü zaman, aynı koşullarla oğluna yada kızına bırakılabilirdi. Ancak bu topraklar mülk değildi, alınıp satılamaz, vakıf arazisi olamazdı. Devlet kendi mülkü olan bu topraklarla doğrudan meşgul olmaz, bunlar hizmet karşılığı olarak devlet adamlarına verilirdi. Dirlik adı verilen bu uygulamada topraklar gelirine göre; has, zeamet ve tımar olarak üçe ayrılırdı.17.yy sonlarına kadar siyasi gelişmelere paralel olarak nüfus açısından da hızla büyüme görülmüştür. Böylece yeni fethedile bölgeler, başka yörelerde yaşayanlar için yeni yerleşim alanları olmuştur.
    Ekonomik açıdan Osmanlı döneminde tarım üreticileri köy ve mezralarda sanayi ve ticaretle uğraşanlarda kasaba ve kentlerde yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

    2) OSMANLILARDA TOPRAK SİSTEMİ

    Osmanlılar Anadolu Selçuklu İmparatorluğu'nun bir parçası olarak devraldıkları sistemi başlangıçta pek itina göstermeden sürdürdüler. Daha çok "ganimet" kavramı üzerinde durdular. Padişah Devlet için beşte biri tutup kalanı gaziler arasında paylaştırırdı. Hatırlanacağı üzre, 1. Murad mali sıkıntı çekince, kendisine "halktan mal toplaması" tavsiye edilmiş, ancak kabul etmemişti. Mal toplamayı Yıldırım Bayezid başlatmış, ancak o da yanlış olmuştu.
    2. Murad Şeriat'a uygun olarak İKTA sistemini uygulamaya koymak isteyince, mülk sahibi kumandan ve devlet ricalinin tepkisi ile karşılaşmış, ancak Fatih Sultan Mehmed İKTA sistemini uygulamaya sokabilmişti. Bunun için de YERLİ Türk asıllı devlet adamları yerine, DEVŞİRME kişilere dayanmak zorunda kalmıştı.
    Osmanlılar Selçukluların İKTA uygulamasındaki aksaklığı ta baştan farketmişler, ve HAS, ZEAMET, TİMAR şeklindeki toprak tahsisini Selçuklulara göre çok küçük tutmuşlar, ve sistemi mükemmelleştirmişlerdi. Bu yüzden de sistemin iyi işlediği dönemde, toprak tahsisinden kaynaklanan isyan hiç görülmemiştir.
    Osmanlı toprak rejimi de İslamiyetin "toprak senin benim değil, ALLAH'ındır," anlayışı ile meydana gelmiş, üç ayrı şekilde ele almıştır: ÖŞRİYYE, HARACİYYE, ve ARZ-I MİRİ.
    ÖŞRİYYE MÜSLÜMANLARA ait olan topraklardı. Özelliği işleyenin müslüman olması ve toprağın tam mülkiyetine sahip olmasıydı. Bu topraklar satılabilir, miras olarak bırakılabilir, parçalanabilirdi. Şimdiki uygulamaya benzerdi. Ancak sahibi vergi olarak cift resmi artı mahsulün üzerinden öşür öderdi. Öşür "onda bir" demektir. Ancak bu vergi 19. yüzyıla kadar toprağın niteliğine ve bölgeye göre değişik oranlarda uygulanırdı. Mesela Harput'ta öşür %20 idi. ÖŞRİYYE daha ziyade fethedilmiş, ancak mülkiyeti henüz Devlet'e geçmemiş müslümanlara ait yerler için geçerli idi.
    HARACİYYE, fetihten sonra GAYRIMÜSLİM halka bırakılan topraklardı. Tıpkı Öşriyye gibi sahibi her türlü tasarruf hakkına sahipti. Harac-ı Mukassem adıyla öşür, Harac-ı Muvazzaf adıyla arazi vergisi öderlerdi. Daha ziyade Rumeli'de; Eflak, Boğdan gibi eyaletlerde uygulanırdı.
    Gerek ÖŞRİYYE, gerekse HARACİYYE adıyla köylünün eline bırakılan bu tip topraklar, arazinin verimine göre 80-150 dönüm olarak tahdid edilmişti. 1550'lerde bir çiftlik için kira be**** (Harac-ı Muvazzaf) müslümanlar için 22 akçe, Hıristiyanlar için 24 akçe idi. Harac-ı Mukassem (Öşür) ise arazinin cinsine ve muhite göre değişiyordu.
    ARZ-I MİRİ ise mülkiyetin doğrudan Devlet'e ait olduğu topraklardı. Bu topraklardaki köylülerin ödediği vergi, bazı kişilere görevlerinin karşılığı olarak bırakılırdı. KÖYLÜ ise irsi ve EBEDİ bir KİRACI sayılırdı. Yani bu sistem uygulandığı sürece, kimse köylünün toprağına el süremezdi, sadece ödediği vergiyi toplıyacak ve kullanacak kişi, yani TİMAR SAHİBİ değişirdi. Bu uygulamanın şimdiki sistemden farkı toprağın bölünmemesi, köylü sadece ürüne sahip olduğu için onu arttırmaya çalışması, ve arsa spekülasyonu olmaması idi. En önemlisi de topraktan, vergisinden ve üzerinde yaşıyan halktan DEVLETE KARŞI SORUMLU birinin bulunmasıydı.
    Osmanlı topraklarının çoğu ARZ-I MİRİ idi. Özellikle Orhan Bey zamanında (1324-1362) ele geçen bütün topraklar MİRİ ARAZİ rejimine alınmıştı. İlerde bazı toprakların MİRİ rejimin dışında tutulması, daha çok bölgesel özelliklerden, halkın etnik niteliğinden dolayıdır. Batıda Eflak-Boğdan eyaletleri, doğuda Kürt asıllı beylerin aşiret reisi olarak güçlü olduğu yöreler buna örnek olarak verilebilir.
    Osmanlı'nın fethettiği yerler hemen ölçülüp biçilirdi. Hatta bu konuda bizim şimdiki kadastro çalışmalarından daha etkili oldukları muhakkaktır. Sonra bu toprak, bir eyalet veya sancak olarak kendi içinde bölünürdü.
    MİRİ topraklar üçe ayrılırdı. HAS, yıllık geliri l00.000 akçeden fazla olan ve vezirlere, beylerbeylerine, sancakbeylerine tahsis edilen büyük arazi parçalarıydı. ZEAMET, geliri 20.000-100.000 akçe olan ve sipahi alaybeylerine, büyük memurlara verilen topraklardı. TİMAR ise geliri 1000-20.000 akçe olan topraklardı ki, sipahilere ve yararlık gösteren askerlere tahsis edilirdi. Bütün bu memurların ve bu topraklarında yaşıyan kişilerin hakları ile vazifelerini belirliyen kanunnameler vardı. Mesela Has ve Zeamet sahipleri kendilerine ayrılan topraklarda oturmak mecburiyetinde değİllerdi. Tımar sahibi sipahiler ise, o topraklarda oturmak ve aldıkları her 2-3000 akçe için bir atlı asker donatmak, yetiştirmek ve gerektiğide savaşa getirmek zorunda idiler. Bu askerlere CEBECİ denirdi.


    3) toprağın boş kalmasını engelleyerek üretimin devamlılığını sağlıyor
    devlet hanesinden para çıkmada her an savaşa hazır atlı askeri birlikleri oluşturuluyordu
    vergilerin tam ve zamanında toplanmasını sağlıyor.
    merkezi otorite ülkenin en uç noktalarına kadar ulaşıyordu.
    tımarlı sipahiler bölgede huzur ve güvenliği sağlıyordu.

    4)nedensiz toğrağını terk edemez.
    üç yıl üst üste boş bırakaz.
    öşür vergisini sipahiye ödemek zorunda.

    5)

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...



    6)1858 Arazi Kanunnamesi A. Cevdet Paşa başkanlığında bir komisyon tarafından hazırlanmış, modern anlamda teşekkül etmiş bir kanundur. Kanunnamenin düzenlediği saha miri arazi, yani devlete ait arazidir

    7)
    Loncaların görevlerini belli başlı iki noktada toplamak mümkündür. Bunlardan birincisi, üyelerin mesleki etkinliklerini denetlemek ve düzenlemektir. Burada loncalar üretim sürecini, ürünün kalitesini gözetim altında tutmuşlar, fiyatların saptanmasında rol oynamışlar, üyeleri arasında anlaşmazlıkları çözümlemişler ve müşteri ile olan anlaşmazlıklarla ilgilenmişlerdir. Loncaların bu faaliyetleri içe dönük, kendi üyeleri ile ilgili faaliyetlerdir.
    İkinci tür görevlerinde ise loncalar merkezi idare ile halk arasında aracılık rolü yapmışlar ve merkezi idarenin taşra temsilcilerine yardımcı olmuşlardır.Lonca şeyhleri hükümet emirlerini halka aktarmışlar, bunlara uyulup uyulmadığını izlemişler, önceden saptanan ve tüm loncaların sorumlu tutulduğu toplam vergi miktarını üyeler arasında paylaştırmışlar ve bunları toplamışlardır.


    8) Üretim,ticaret ve tüketim faaliyetlerinin tümü ekonomi kavramı içinde yer alır. Osmanlı Devletinde tarım, ticaret, hayvancılık, zanaat, sanayi ve madencilik ekonominin dayandığı sektörlerdir



    10)Sanayi İnkılabı-nın Osmanlı İmparatorluğu'na Etkileri
    1-Avrupa-dan gelen ucuz mallar karşısında rekabet edemeyen küçük el tezgahları ve atölyeler kapanmaya başlamıştır.
    2-İşsizlik artmıştır.
    3-Dış ticarette denge bozulmuştur. Osmanlı Devleti, XIX. yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa mallarının istilasına uğramıştır.
    4-Ekonomik alanda Avrupa'ya bağlılık artmıştır.
    5-Hammadde ve pazar arayışında olan Avrupa devletleri Osmanlı topraklarını işgal etmeye başlamışlardır.



    12)

    Avrupa'dan ucuz ve kaliteli sanayi ürünlerinin Osmanlı pazarına girmesiyle Osmanlı ülkesinde:

     Küçük sanayi atölyeleri ortadan kalktı.

     İşsizlik arttı.

     Dış ticarette denge bozuldu.

     19. yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı pazarları Avrupa mallarının işgaline uğradı.

     Osmanlı Devleti dışarıya ham madde satan ve dışarıdan sanayi ürünü (mamul madde) alan bir ülke haline geldi. Ekonomide başlayan bu gerileme siyasi çöküşü hızlandırdı.





    14)

    Düyun-u Umumiye (Düyun-u Umumiye-i Osmaniye Varidat-ı Muhassasa İdaresi), 1881 - 1928 yılları arasında Osmanlı Devleti'nin dış borçlarını denetleyen kurum.

    II. Abdülhamit döneminde kurulmuştur. Sözcük, "Genel Borçlar" anl***** gelir. Düyun-u Umumiye kurulduğu yıldan itibaren, Osmanlı Devleti' nin ekonomik ve mali yaşamı üzerinde etkili bir rol oynamıştır.
    Son düzenleyen: Moderatör: 21 Mart 2009
  9. ~~Özge~~

    ~~Özge~~ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2008
    Mesajlar:
    1.864
    Beğenileri:
    1.697
    Ödül Puanları:
    36
    başka sorun var mı ?
  10. NAHUTAB

    NAHUTAB Üye

    Katılım:
    10 Aralık 2007
    Mesajlar:
    108
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    16
    konu actım bi tane daha

Sayfayı Paylaş