Seçmeli Tarih Notları

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi Ders Notları' bölümünde Mert07 tarafından paylaşıldı.

  1. Mert07

    Mert07 Üye

    Katılım:
    29 Ekim 2008
    Mesajlar:
    3
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0

    BLOKLARIN KURULUŞU
    Doğu Blokunun Kuruluşu
    Şubat 1945’te Yatla Konferansı sonunda İngiltere,ABD ve SSCB “Kurtulan Avrupa Hakkında Bildiri”yayınladılar.Bildiride SSCB işgalindeki ülkelerde serbest ve demokratik seçimler gerçekleşinceye kadar bütün siyasi eğilimleri temsil eden geçici hükümetler kurulması istendi.Bu ülkelerde hükümetler genellikle koalisyon kabineleri şeklinde kuruldu.Fakat kabinelerde önemli bakanlıklar ve bunlara bağlı güvenlik kuvvetleri,mahkemeler ve kitle haberleşme araçları,SSCB yanlısı güçlerin kontrolü altına girdi.Bir süre sonra da hükümetler,tamamen Sovyet yanlılarından meydana gelmiş oldu.1947’ye gelindiğinde Macaristan,Bulgaristan,Romanya,Polonya ve Çekoslovakya’daki hükümetlere karşı muhalefetin tamamı tasfiye edildi.
    Savaştan yenik çıkan Almanya,savaş sonunda dört işgal bölgesine ayrılmıştı.Barış antlaşmaları imzalandıktan sonra Batılılar,Almanya’nın işgal statüsünün sona erdirilerek bütünlüğünün tekrar sağlanabileceğini düşünüyordu.Birleşmeye giden yolu açmak için İngiltere,Fransa,ABD,işgalleri altındaki bölgeleri birleştirdiler.Bu gelişme üzerine SSCB’nin Batılıları Berlin’den atmaya çalışması Berlin Buhranı’nı ortaya çıkardı.Berlin,SSCB tarafından ablukaya alındı.Şehre giriş ve çıkışlar kontrol altına alındı.Şehir,elektrikten ve yiyecekten yoksun bırakıldı.Batılı devletler hava köprüsü kurarak şehre aylarca yiyecek taşıdı.Ablukadan istediği sonucu alamayan SSCB,ablukayı kaldırdı.Sonunda 23 Mayıs 1949’da Federal Alman Anayasası ilan edilerek Batı Almanya’da resmi adı ile “Federal Alman Cumhuriyeti” kuruldu.
    Federal Alman Cumhuriyeti’nin kurulmasına karşılık,SSCB de kendi işgal bölgelerinde Ekim 1949’da Demokratik Alman Cumhuriyeti’ni kurdu.

    Doğu Bloku İçindeki Diğer Gelişmeler
    Komünist rejimlerin kurulması Doğu Bloku içinde genellikle SSCB’nin etkisi ile gerçekleşirken Yugoslavya ile Arnavutluk’ta bu rejimler farklı şekillerde iktidara geldi.Her iki ülke savaş sırasında Alman işgaline uğrayınca bu ülkelerin komünist partileri hemen direniş kuvvetleri oluşturmuşlar ve savaş boyunca Almanlara karşı çarpışarak ülkelerinin kontrolünü ellerine almışlardır.Bu gelişmelerde SSCB’nin hiçbir yardımı ve tesiri olmamıştır.Bu nedenle Yugoslavya ve Arnavutluk,Moskova’ya karşı bundan sonra daha bağımsız bir tutum izlemişler ve Moskova’nın etkisinde kalmamışlardır.
    Çin’de komünist yönetimin kurulması iç savaşlar sonucunda gerçekleşmiştir. Savaş sırasında Japon saldırılarına karşı beraber mücadele eden Çinli komünistler ve milliyetçiler savaştan sonra birbiriyle iktidar mücadelesine girdiler.ABD’nin yaptığı geniş ekonomik ve askeri yardımlarla 1946 ve 1947 yıllarında üstün duruma geçen milliyetçiler,başarısız bir yönetim sergileyince Sovyet Rusya’dan yardım alan komünistler,milliyetçileri yenilgiye uğrattılar.Mao Zedong,1 Temmuz 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etti.
    Kore,1945’te Yatla Konferansı’nda alınan kararla iki işgal bölgesine ayrılmıştı. Rusya Kuzey Kore’yi; Amerika da Güney Kore’yi işgal edecekti. Potsdam Konferansı’nda 38.enlem, iki bölgeyi ayıran sınır olarak kabul edildi. Aralık 1945’te Moskova’da buluşan dört büyükler(ABD, SSCB, Çin ve İngiltere)Kore için demokratik bir hükümet tasarısı hazırlama kararı aldılar.Fakat bir taraftan Amerika ile SSCB arasındaki müzakereler,diğer yandan Birleşmiş Milletlerin çabaları iki Kore’nin birleşmesini sağlayamadı.Bunun üzerine ABD,10 Mayıs 1948’de Güney Kore’de seçimler düzenledi ve bunun sonucunda Güney Kore Cumhuriyeti kuruldu.SSCB de Kuzey Kore’de1948 Ağustosunda bir seçim düzenledi ve Kuzey Kore’de komünist yönetim kurulmuş oldu.
    Küba uzun yıllar diktatörler tarafından yönetilmişti.Batista diktatörlüğüne karşı başlattığı mücadeleyi başarıyla sonlandıran Fidel Castro,kendi hükümetini kurarak başbakan olmuştu(1959).Castro,kendine iki kutup arasında bir yer edinmek istiyordu.Fakat ABD’nin Castro’yu iktidardan uzaklaştırmak istemesi ilişkilerin bozulmasına ve Küba ile SSCB’nin yakınlaşmasına neden oldu.Ülkedeki özel işletmeleri kamulaştıran Castro,sosyalist bir yönetim kurdu.

    Sovyet Mo****ne Göre Ekonomik ve Sosyal Düzenin Kurulması
    SSCB’nin Avrupa’da egemenlik kurmaya başlaması,ABD’yi tedbir almaya sevk etti.Amerika bu nedenle 1947 Martında Truman Doktrini’ni ve 1947 Haziranında da Marshall Planı’nı uygulamaya koydu.Truman Doktrini,Amerika’nın Sovyet tehdidine maruz kalan ülkeleri destekleme,Marshall Planı da hür Avrupa’yı ekonomik bakımdan kalkındırma ve güçlendirme amacını taşıyordu.
    Amerika’nın bu yeni tutumu SSCB’yi telaşlandırdı.SSCB,uydu ülkelerle Moskova arasındaki bağları daha da güçlendirmek ve aynı zamanda da uluslar arası ideolojik faaliyetleri bir merkezden idare etmek için yeni tedbirlere başvurmaya karar verdi.Bu amaçla 1947 Eylül ayında Sovyet Rusya,Yugoslavya,Bulgaristan,Romanya,Macaristan,Polonya,Çekoslovakya,Fransa ve İtalya komünist partilerinin liderleri Polonya’da toplandı.Yayınladıkları bildiride 5 Ekim’de “Cominform”un (komin form) kurulduğunu ilan ettiler.
    25 Ocak 1949’da komünist ülkeler arasında ekonomik iş birliği ve dayanışma amacıyla “Comecon”kuruldu.Bu teşkilatta kurucu üye olarak SSCB,Bulgaristan,Romanya,Macaristan,Polonya ve Çekoslovakya gibi ülkeler yer almaktaydı.Kuruluşa daha sonra Arnavutluk,Demokratik Almanya,Moğolistan ve Küba da katıldı.
    1949’da kurulan NATO’nun askeri etkinliklerini artırması üzerine Doğu Blokunda kollektif savunma ve iş birliği amacıyla 14 Mayıs 1955’te Varşova Paktı kuruldu.Paktın kurulmasında ilk imza atan ülkeler Arnavutluk,Romanya,SSCB,Demokratik Almanya,Bulgaristan.Polonya,Çekoslovakya ve Macaristan’dı.

    Sosyalist Blokta Sarsıntılar
    SSCB-Yugoslavya İlişkileri
    SSCB’nin diğer uydu devletlerde olduğu gibi Yugoslavya’yı da tam denetimi altına altına almak istemesi ve Yugoslav lideri Tito’nun buna yanaşmaması,Tito’nun Moskova’yla iyi ilişkileri içinde olmakla beraber Balkanlarda liderliği üstlenmek istemesi ve SSCB’nin buna karşı çıkması ve iki devlet arasındaki ideolojik görüş ayrılıkları gösterilebilir.Bu gelişmeler sonucunda iki devletin arası açıldı ve SSCB’nin direktifleri sonucunda Yugoslavya,28 Haziran 1948’de,Cominform’dan çıkarıldı.

    SSCB-Çin İlişkileri
    Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1949’da kurulması, güçler dengesini etkilemiştir.Yeni yönetim,SSCB ile ilişkilerini güçlendirmeye yönelik politika izlemeye başladı.1950’de imzalanan dostluk anlaşmasından sonra aynı yıl başlayan Kore Savaşı bu yakınlaşmayı daha güçlendirdi.Buna karşılık ABD yeni Çin yönetimini tanımadı ve bu ülkeye ticari ambargo uygulamaya başladı.Daha sonra Pekin Hükümeti,Birleşmiş Milletler(BM) Teşkilatından çıkarılarak yerine Tayvan Hükümeti alındı.Bu gelişmelerin de etkisiyle 1953 yılına gelindiğinde Çin-Rus dostluğu en üst seviyeye ulaştı.
    Zamanla büyük güç haline gelen Çin Halk Cumhuriyeti,SSCB’den bağımsız bir politika gütmeye başladı.SSCB-Batı ilişkilerinde başlayan yumuşama,Çin’in yalnız kalmasına ve dayanışmanın bozulmasına neden oldu.SSCB-Çin arasında 1960’dan itibaren artan anlaşmazlığın nedenleri arasında iki ülke arasındaki liderlik iddiası,tarafsız ülkelerde nüfuz rekabeti,Batılı devletlerle ilişkilerin şekli;Doğu Türkistan,Moğolistan gibi sınır bölgeleri sorunu,SSCB’nin Çin’e yapacağı ekonomik yardımı miktarı ve zamanı gösterilebilir.
    Çin,1965-1966’daki Kültür İhtilali’nden sonra çok yönlü dış politika izleyerek Amerika ile ilişkilerini düzeltmiş, BM’ye tekrar üye olmuştur.Bu gelişmeler Doğu Blokunun güç kaybetmesine yol açmıştır.

    SSCB-Macaristan İlişkileri
    23 Ekim 1956’da Budapeşte’de yapılan gösterilere yaklaşık 200 bin kişi katılmıştı.Polisin kalabalığa ateş açmasıyla barışçı gösteriler bir anda ayaklanmaya dönüştü.Halk,silahlanmaya başladı.Ülkenin hemen her kentinde milli ihtilal komiteleri kurulmuştu.Yeniden iktidara gelen Nagi’nin üst üste verdiği ödünler ayaklanmayı durdurmaya yetmedi.SSCB,30 Ekim’de birliklerinin Macaristan’dan çekileceğini deklare etmesine rağmen 31 Ekim’de Budapeşte’yi kuşattı.Nagi,1 Kasım’da Varşova Paktından ayrılma kararını açıklayarak Birleşmiş Millet’ler aracılığıyla büyük devletlerin korumasını istedi.Bu gelişme üzerine SSCB birlikleri Budapeşte’yi işgal etti.Kısa sürede silahlı direniş bastırıldı.İşçilerin başlattığı genel grevin sona erdirilmesi ise birkaç haftayı aldı.Düzenin sağlanmasından sonra geniş çaplı tutuklamalara girişildi.

    SSCB-Çekoslovakya İlişkileri
    İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Çekoslovakya’da “sosyal demokrasi” anlayışı hâkimdi.Çekoslovak toplumu;liberal,milliyetçi,demokrat vb. farklı düşünceden insanlardan oluşuyordu.
    Çekoslovakya,savaştan sonra SSCB’nin etkisinde kalarak Varşova Paktına girdi.1953 yılı baharında Doğu Blokunda görülen ağır ekonomik şartlar Çekoslovakya’da da kendini gösterdi.Mevcut hükümetin 30 Mayıs 1953’te enflasyonu düşürmeye yönelik yayınladığı kararlar halk tarafından tepkiyle karşılanmış,bazı şehirlerdeki fabrika işçileri “hür seçim” sloganlarıyla ayaklanarak mevcut yönetimi ve SSCB’yi protesto etmişti.SSCB’nin de desteğini alan Çekoslovak Komünist Partisi yönetimi,sert tedbirlerle ayaklanmaları bastırmıştı.
    Çekoslovakya’da 1967’de Aleksander Dubcek liderliğinde “insancıl komünizm” hareketi başladı.Bu hareketin amacı,Çekoslovakya’da insan hürriyetini esas alan bir komünist sistemini uygulamaktı.
    1968’de yayınlanan “harekat programı” sosyalizmin demokrasi ilkeleri ile birleştirilerek yeni bir siyasi sistemin oluşturulması amacındaydı.Tek partili sosyalist devlet yönetimine karşı olan inkılapçı nitelikteki bu hareket ile toplanma ve dernek, düşünce ve ifade,inanç ve kanaat gibi insanın temel hak ve hürriyetlerinin sağlanması gerektiği vurgulandı.Çekoslovakya’nın şartlarına uygun sosyalist demokratik mo****n kurulması ve serbest seçimlerin yapılması da ifade edildi.
    SSCB,Varşova Paktı üyelerinin desteğini de alarak Çekoslovakya’daki “insancıl komünizm” hareketini ikili görüşmeler ve baskı yoluyla engellemeyle çalıştıysa da başarılı olamadı.Gelişmeler üzerine “Varşova Paktı Ordusu” 21 Ağustos 1968’de Çekoslovakya’yı işgale başladı.Çeklerin “insancıl komünizm” hareketi başarısızlıkla sonuçlandı.

    Batı Blokunun Kuruluşu
    İkinci Dünya Savaşı dünyadaki dengelerde büyük bir değişime neden olmuştu.Uluslararası politikada daha önce aktif rol üstlenen devletlerin savaştan yıpranarak çıkması,Avrupa ve dünya siyasetinde boşluk meydana getirmişti.SSCB’nin yayılmacı politika izlemesi,Türkiye’den toprak ve üs istemesi,Yunan iç savaşı,İngiltere’yi endişeye düşürdü.İngiltere’nin ekonomik nedenlerden dolayı bu bölgedeki askerlerini çekeceğini belirtmesi ve SSCB yayılmasını ancak ABD’nin engelleyebileceği yönündeki telkinleri,kabuğuna çekilmeyi düşünen ABD’nin Batı’nın liderliğini üstlenmesi için açık bir davetti.Bu davet ABD’yi aktif politika izlemeye sevk etmişti.
    ABD,1946’dan sonra SSCB yayılmasına karşı Doğu Blokunu kuşatmaya yönelik bir “çevreleme politikası” izlemeye başladı.Bu doğrultuda Truman Doktrini ve Marshall Planı uygulamaya konulmuş,paktlar kurulmuş,askerî anlaşmalar imzalanmıştır.

    Truman Doktrini
    ABD’nin Batı dünyasının liderliğini açık bir şekilde üstlenmek için yaptığı ilk girişim,Truman Doktrini’nin ilanı olmuştur.Truman Doktrini’nin uygulamaya konulmasının nedeni ABD yöneticilerinin dünyanın SSCB tehdidi altında bulunduğuna dair endişeleridir.Truman Doktrini,yeryüzünün iki bloka ayrıldığını ve SSCB-ABD mücadelesinin başladığını ilan etmiştir.Ayrıca Doğu Avrupa ve Balkanlardaki bölünmeyi çok daha kesin çizgilerle ortaya koymuştur.Yunan İç Savaşı’nın seyrini değiştirip merkezî hükümetin komünistleri yenmesini sağlamıştır.
    Doktrinin uygulanması bir başka açıdan İkinci Dünya Savaşı’ndan önce İngiltere’nin etkisi altındaki bir bölgenin kontrolünün ABD tarafından devralındığının göstergesidir.
    ABD,bu doktrini Orta Doğu’ya doğru genişletmek için girişimlerde bulundu.Ancak Moskova’nın o dönemde Orta Doğu’da fazla etkin olmaması nedeniyle kendilerini tehlikede görmeyen Arap devletleri doktrinin genişletilmesine izin vermediler.
    ABD,ekonomik sıkıntılarına yardımcı olmak için Batı Avrupa’ya 15 milyar dolar ekonomik yardım yapmış fakat bu yardım verimli kullanılmamıştı.Marshall Planı’na göre,Avrupa ülkeleri her şeyden önce kendi aralarında bir ekonomik iş birliğine girişmeli,iş birliği sonunda ekonomik açık ortaya çıktığında ABD,bu açığın kapatılması için yardım etmeliydi.Plan,her Avrupa ülkesine Amerikan malı malzeme ve makine yardımını kapsıyordu.16 Avrupa ülkesinin üyeleri Türkiye dâhil,22 Eylül’de Amerika’ya sunulmak üzere bir “Avrupa Ekonomik Kalkınma Programı” hazırladılar.Bu program üzerine ABD, 3 Nisan 1948’de “Dış Yardım Kanunu”nu çıkardı.Bu kanuna dayanarak daha ilk yılında 16’lara (İngiltere,Fransa,Belçika,İtalya,Portekiz,İrlanda,Yunanistan,Türkiye,Hollanda,Lüksemburg,İsviçre,İzlanda,Avusturya,Norveç,Danimarka ve İsveç) 6 milyar dolarlık bir ekonomik yardım yaptı.Bu yardım ileriki yıllar 12 milyar dolara ulaştı.Marshall Planı,SSCB ve onun uydularına da açık olmakla birlikte,Yugoslavya dışındaki Doğu Bloku üyeleri buna katılmak istemediler.Avrupa’da Marshall yardımları sonucunda üç yıllık bir süre içinde tarım ve sanayi üretimi savaş öncesine oranla büyük bir artış gösterdi.Dış Yardım Kanununun çıkması üzerine 16 Avrupa ülkesi,16 Nisan 1948’de “Avrupa Ekonomik İş Birliği Teşkilatı”nı kurdular.

    NATO’nun Kuruluşu
    Marshall Planı ve Truman Doktrini,SSCB’nin Orta Doğu ve Avrupa’daki yayılma faaliyetlerine karşı ABD’nin almış olduğu ilk tedbirlerdir.Çekoslovak darbesinden(Şubat 1948) sonra,İngiltere,Fransa,Belçika,Hollanda ve Lüksemburg arasında “Batı Avrupa Birliği” (Mart 1948) adı verilen bir ittifak sistemi kurulmuştur.Berlin Buhranı(Haziran 1948),Batı savunmasının örgütlenmesine hız vermişti.Ancak Batı Avrupa devletlerinin gücü SSCB’ye karşı gerekli dengeyi kurmaktan yoksundu.Bu nedenle Amerika’nın bu savunma sistemini desteklemesi gerekiyordu.Sonunda SSCB’nin tehditlerine karşılık 4 Nisan 1949’da 12 Batılı ülke (İngiltere,Fransa,Belçika,Hollanda,İtalya,İzlanda,Danimarka,Lüksemburg,Norveç,Portekiz,ABD,Kanada) arasında kısa adı ile NATO(North Atlantik Treaty Organization) olan Kuzey Atlantik İttifakını kurdu.İttifak,savunma amacı yanında siyasi,ekonomik,sosyal alanlarda da iş birliğini amaçlıyordu.NATO’nun kurulmasıyla Sovyet yayılmasına karşı etkili bir set kurulmuş,Doğu Blokuna karşı denge sağlanmış ve Batı Bloku ortaya çıkmıştır.Türkiye ve Yunanistan 1952’de,Batı Almanya 1955’te ve İspanya da 1982 yılında NATO’ya katılmıştır.


    Avrupa Konseyi’nin Kuruluşu
    İngiltere,Fransa,Belçika,Hollanda,İtalya,İrlanda,Danimarka,Lüksemburg,Norveç ve İsveç 5 Mayıs 1949’da Londra’da Avrupa Konseyini kurdular.Konseyin çalışma alanları,insan hakları,medya,hukuki iş birliği,sosyal dayanışma,sağlık,eğitim,kültür,spor,gençlik vb. olarak belirlenmiştir.Türkiye Konseye 8 Ağustos 1949’da üye olmuştur.

    Avrupa Ekonomik Topluluğu(AET)
    Avrupa’nın bütünleşmesi ile ilgili düşünceler çok eskilere dayanmakla beraber bu düşünceyi gerçekleştirecek koşullar ancak XX.yüzyılda oluşmuştur.Bu yüzyılın ilk yarısında iki büyük savaşın acısını yaşayan Avrupa,bir daha bu tür çatışmaların yaşanmaması için çözüm arayışına girmiştir.Çözüm olarak da Avrupa devletleri arasındaki düşmanlığı ortadan kaldıracak bir bütünleşmenin gerçekleştirilmesi düşüncesi benimsenmiştir.
    Avrupa devletleri bu bütünleşmeyle hem kendi ekonomik potansiyellerini birleştirerek bir Avrupa pazarı oluşturmak hem de Sovyetler Birliği’nin Batı’ya doğru yayılmasının engellenmesi yönünde önemli bir adım atmak istemişlerdi.Birliğin asıl temeli ise 9 Mayıs 1950 tarihinde Fransız Dış İşleri Bakanı Schuman’ın yayımladığı bir bildiri ile atılmıştır.
    Bu girişim sonucunda Fransa,Federal Almanya,Belçika,İtalya,Lüksemburg ve Hollanda’nın katılımıyla Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kurulmuştur(18 Nisan 1951).Bu başarılı girişim,Avrupa’da daha geniş kapsamlı bir ekonomik birleşmenin gerçekleştirilmesine yönelik yeni görüşlerin doğmasına yol açmış ve 1957’de Roman Antlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu kurulmuştur.

    SCHUMAN BİLDİRGESİ (9 Mayıs 1950)
    Yaşam standartlarının yükseltilmesine ve barışçı kazanımlarım geliştirilmesine katkı yapmayı amaçlayan bu üretim,herhangi bir ayrım veya istisna olmaksızın tüm dünyanın istifadesine sunulacaktır.

    PAYLAŞILAMAYAN ORTA DOĞU
    DÜNYANIN FIRTINA MERKEZİ
    “Gerçekten Orta Doğu’nun istikrarsız ve karışık durumu;başta bölgenin jeopolitik konumu dünyanın en geniş petrol rezervlerine sahip bulunması,bölge devletlerinin görüşleri ve hedeflerinin birbiri ile çatışması;gelir dağılımının dengesiz olması,din ve mezhep farklılıkları…gibi bir takım köklü faktörlerden kaynaklanmaktadır.Bir Amerikalı profesör bu nedenle,bölgeye “dünyanın 1 numaralı fırtına merkezi” adını yakıştırmıştır.”
    I.Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere ve Fransa’nın kışkırtmaları sonucunda Orta Doğu’da Osmanlı Devleti egemenliğinde yaşayan bazı Arap toplulukları millî devletlerini kurabilmek için ayaklanmışlardı.
    SSCB yönetiminin Çarlık dönemine ait gizli anlaşmaları açıklaması ve ABD’nin de sömürgeci politikalara karşı çıkması,İngiltere ve Fransa’nın planlarını bozmuştu.Bunun üzerine İngiltere ve Fransa manda yönetimleri kurarak bölgedeki egemenliklerini devam ettirmişlerdi.
    I.Dünya Savaşı’ndan yıpranarak çıkan Avrupa devletleri,Orta Doğu ülkelerinin bağımsızlık mücadelelerine karşı koyacak durumda değildi.Ayrıca SSCB ve Nazi Almanyası’ndan gelen tehditler İngiltere ve Fransa’nın hareket alanının kısıtlıyordu.Sömürgeci devletler gittikçe artan muhalefetle karşılaştılar.Muhalefetin öncülüğünü ya halk içinden çıkan geleneksel yöneticiler ya da eğitimli seçkinler yapıyordu.1930’ların ekonomik bunalımıyla ortaya çıkan toplumsal huzursuzluklar,muhalefet liderlerinin halk desteğini arkalarına almalarında önemli bir etkendi.Bu şartlar İngiltere ve Fransa’nın bölgedeki etkinliklerinin azalmasına neden oldu.
    Bu gelişmeler üzerine bölge ülkeleri bağımsızlıklarını kazanmaya başladı ve monarşi yönetimleri kuruldu.Pek çok ülkede asgari ölçülerde de olsa kendi kendini yönetme hakkı kabul edildi.Birçok Müslüman ülkede milliyetçi ve modernleşme yanlıları iktidara geldi.
    II.Dünya Savaşı’ndan sonra Soğuk Savaş Döneminde Batılı devletlerin ABD,Doğu Bloku ülkelerinin ise SSCB önderliğinde iki kutba ayrıldığı dünyada özellikle Müslüman toplumlar kendilerini bu iki kutbun dışında tutmaya çalıştılar.Bununla beraber bağımsızlık sürecinde Batı karşıtlığının artması ve sosyalist bloktan da gelen destek,Mısır,Suriye,Irak gibi bölge ülkelerinin Doğu Bloku ile ilişkilerinin gelişmesini sağladı.Batılı devletler,kültürel ve dini özelliklerini bir tarafa bırakarak bu devletleri gelişmekte olan ülkeler statüsündeki blokların dışında değerlendirdiler.Bölgenin zengin yer altı kaynaklarına sahip olmasına rağmen ekonomik açıdan gelişememiş halk,bu zenginlikten faydalanamamıştır.Manda döneminin mirası olarak toplumlardaki etnik ve dinî parçalanmışlık,Orta Doğu ülkeleri için sorun teşkil etmeye devam etmiştir.Etnik ve dinî kaynaklı sorunlar bölge ülkelerinde günümüze kadar süren iç çatışmalara sebep olmuştur.Bu da ülkenin siyasi,ekonomik ve kültürel gelişmesini de engellemiştir.

    İsrail’in Kuruluşu
    İngiliz mandası altındaki Filistin’de bir Yahudi yurdunun kurulması çalışmaları,XIX.yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmıştı.Bu amaçla toplanan ilk kongre,29 Ağustos 1897’de İsviçre’de Basel’de toplanmış ve bu kongrede Yahudilerin Filistin’de bir “yurt” edinmesi kararı alınmıştı.
    Filistin,Osmanlı Devleti toprakları içerisinde yer almaktaydı.Bu nedenle Siyonist Örgütü Başkanı Theodor Herzl,Yahudilerin Filisten’e göç etmelerine izin verilmesine karşılık II.Abdülhamid’e Osmanlı Devleti’nin dış borçlarını ödemeyi önermiş ancak istediği sonucu alamamıştı.Buna rağmen Filisten’de izinsiz olarak kurulan Yahudi kolonilerinin sayısı 1914’te kırk altıya ulaşmıştı.
    I.Dünya Savaşı sırasında,Başkan Wilson’un da Yahudi sorununu benimsememesi,İngiltere’yi harekete geçirmiş,İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour,2 Kasım 1917’de Siyonist Federasyonu Başkanı’na gönderdiği mektupta,İngiltere’nin Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasını kabul ettiğini resmen bildirmişti. “Balfour Deklarasyonu” adını alan bu belge,Yahudi devleti kurulması sorununun bir dönüm noktası sayılmaktadır.Bu tarihten sonra Yahudiler,büyük kitleler hâlinde Filistin’e göç etmeye başladılar.
    İngiltere’nin 1917’den sonra takındığı tutum ve izlediği politika,Araplar arasında bu devlete karşı sert tepkilere yol açtı.Diğer yandan Araplar ile Yahudiler arasında çarpışmalar başladı.Bu arada Filistin’in iki taraf arasında bölünmesi düşüncesi ortaya atıldıysa da bundan bir sonuç alınamadı.Ancak bu dönemde Filistin’e Yahudi göçü devam etti.Bunun sonucunda da 1882 yılında 35.000’i geçmeyen Yahudi nüfusu 1939 yılı sonlarında 436.535’e ulaştı.
    Yahudiler, II.Dünya Savaşı sırasında da Filistin’de bir İsrail devleti kurmak amacıyla çalışmalarına sürdürdüler.Savaşın sonlarına doğru Filisten’deki Yahudiler de girişimlere başladı.Bu arada Filistin’de bağımsız Arap Devleti kurulması için Arap devletleri de çalışmalarını hızlandırdılar.
    İngiltere’nin Yahudilileri desteklememesine karşılık Almanya ve İtalya,Arapları destekliyordu.İngiltere,ABD’nin de desteğini alarak 1947’de Filistin sorununu Birleşmiş Milletler Teşkilatına götürdü.Burada Filistin’in Araplar ve Yahudiler arasında bölünmesine,Kudüs’e tarafsız bir statü verilmesine karar verildi.
    Birleşmiş Milletlerin bu taksim kararı Arap ülkelerinde tepkiyle karşılandı.Bu ülkelerde ABD ve Birleşmiş Milletler aleyhinde gösteriler yapıldı.1947 yılı Aralık ayı başlarından itibaren,Filistin’de,Arap ve Yahudiler arasında çarpışmalar başladı.Güvenlik Konseyi konuyu ele alarak görüştü fakat bir sonuç alınamadı.Bu sırada da İngiltere,14 Mayıs 1948’de,Filistin’deki manda yönetimini tek taraflı olarak kaldırdı.Aynı gün,İsrail Devleti’nin kurulduğu ilan edildi.Bu tarihten sonra günümüze kadar uzanan Arap-İsrail savaşları ve Filistin sorunu başlamıştır.
    İngiltere ve Fransa’nın Orta Doğu’dan çekilmesinden sonra bölgedeki siyasi boşluğu doldurmak isteyen ABD,Bağdat Paktının kurulmasında,Süveyş krizi esnasında İngilizlerin ve Fransızların Mısır’dan çıkarılmasında etkin ve tarafsız bir rol oynamıştı.Ama Süveyş krizinde SSCB’nin Araplardan yana tavır koyması bu devletin Orta Doğu’da ilgi görerek taraftar bulmasına,Batı karşıtlığının artmasına sebep oldu.
    ABD Başkanı Eisenhower,Orta Doğu’nun SSCB’nin kontrolüne girmesine engellemek ve bölge halkını ABD’nin yanına çekmek için 5 Ocak 1957’de kongreye bir mesaj gönderdi. “Eisenhower Doktrini” adını alan bu mesajın amacı:Orta Doğu ülkelerine ekonomik ve askerî yardım yapmak,bu ülkelere komünist bloktan bir saldırı gelmesi hâlinde Amerikan Silahlı Kuvvetlerinin kullanılması için izin almak ve her yıl 200 milyon dolar harcama yetkisi istemekti.Eisenhower Doktrini ile ABD,Orta Doğu ile ilişkilerini geliştirmiş,SSCB ile ilk defa Orta Doğu’da karşı karşıya gelmeye başlamıştı.Bu doktrini ile Orta Doğu ikiye ayrılmıştı.Lübnan,Pakistan,Irak,Türkiye,Afganistan,Libya,Tunus,Fas ve en sonunda İsrail bu doktrini kabul ettiklerini bildirdiler.Buna karşılık Mısır,Suriye,Ürdün ve Suudi Arabistan’dan olumsuz tepki geldi.Bir kaç hafta sonra Suudi Arabistan,tutumunu değiştirerek Eisenhower doktrinini “iyi ve müspet” bulduğunu bildirdi.
    yigitserifoglu bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş